Kur’an’da Bilgelik Üzerine
Es selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü. Sizlerle yapmaya çalışacağım şeyi açıklayarak başlamak istiyorum, inşallah akşamı sağ salim atlatırsınız. Öncelikle, Manchester’a geri dönmekten çok mutluyum. İnşallah bu akşamdan sonra da sizleri tekrar ziyaret etme fırsatı bulurum. Söze bu programın içeriğini anlatarak başlayım.
Bir hafta önce veya birkaç hafta önce Almanya’daydım. Cuma suresi üzerine ders serisi yapıyordum. Bu, üzerinde neredeyse bir yıl tam zamanlı çalıştığım Kur’an Haftası projesinin bir parçası. Ben ve ekibim Kur’an’ın kısa bir suresini yaklaşık üç hafta boyunca tam zamanlı inceliyoruz. Sonra ben dünya üzerindeki herhangi bir toplulukta o sure üzerine bir ders serisi yapıyorum. Bu tamamlandığında, bir sonraki sureye geçiyoruz ve bir sonraki sure ve bir sonraki. Bu yıl, Zariyat’tan başlayarak, neredeyse Cuma suresine kadar çalıştık.
Ancak Cuma suresi üzerine ders serisini yaparken, Allah’ın cahil ve tembel insanlar arasına bir elçi gönderdiği, bilgelikten bahsedilen ayete geldim.
هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولًا مِنْهُمْ
يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ
Resul, o ümmi insanlara Allah’ın ayetlerini okuyor.
وَيُزَكِّيهِمْ
Onları arındırıyor.
وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ
Onlara kitabı öğretiyor.
وَالْحِكْمَةَ
Hikmeti öğretiyor.
Bilgelik bölümüne geldiğimizde, daha önce bu konuyu incelemiştim ama öncekinden daha fazla merak ettim. Allah’ın bilgelikle ne demek istediğini araştırdım. Neden böyle diyor? Onlara Kitabı öğretiyor. Bu, Kur’an gibi geliyor. Onlara Kur’an’ı öğretiyor. Sonrasında bilgeliği de öğrettiğinden bahsediyor. Bu yüzden bilgelik kelimesini daha ayrıntılı incelemeye karar verdim.
Çok şanslıydım ki ekibimizden biri, Dr. Sakıp Hüseyin, Oxford Üniversitesi’nde Kur’an’da bilgelik üzerine doktora yapmış. 350 sayfalık yorucu bir doktora tezi. Almanya’dayken okumaya başladım ama sonra bunu burada incelemem mümkün değil diyerek okumayı bıraktım. Cuma suresi üzerine olan o seriyi tamamladım ama bir şey eksikti: Kur’an’da Bilgelik konusuna detaylı bir bakış. O yüzden kafamı toparlamaya çalıştım ve doktora tezi üzerinden geçtim. Bu konuyu onunla da konuştum.
Benim çalışma yöntemimden biraz bahsetmeliyim çünkü biliyorsunuz bir süredir İngiltere’ye gelmiyorum. Bazılarınız YouTube videolarımdan tarzıma aşinadır. Her gece uyuduğunuz için aşina olduğunuzu umuyorum. Ama bu son proje, Müslümanların Kur’an’ı derinlemesine incelemesine yardımcı olmak üzerine. Benim felsefem ya da görüşüm Müslümanların Kur’an’ı derinlemesine çalışmadığı, haşır neşir olmadığı yönünde. Bunun alimlerin işi olduğunu düşünüyorlar. Bize göre bir şey değil. Değil mi?
Ama hakikat şu ki Allah’ın indirdiği her sure dünyadaki tüm insanlara, özellikle de Müslümanlara bir hediyedir. Kur’an sadece alimlere değil, tüm insanlığa indirildi. Allah bizden Kur’an üzerine derinlemesine düşünmemizi isterken bazı insanlar bunu yapsın demiyor. Kalbi olan herkesin yapmasını istiyor, herkes düşünmeli. Problem şu ki, bu zor bir iş ve yeterince bilginiz olmadığını düşünürsünüz. Ya da meali okuduğunuzda kafanız karışıyor olabilir. Ya da mesela tefsir okumaya çalıştığınızda da alakasız gelebilir. Ondan nasıl anlam çıkaracağınızı, nasıl faydalanacağınızı bilmiyor olabilirsiniz. Bu sizin için ne anlam ifade ediyor bilemeyebilirsiniz.
Çünkü bildiğiniz gibi alimlerin kendine özgü tuhaf bir dili var. Kendi anlaşılmaz dillerinde konuşuyorlar. Biz normal insanlar böyle konuşmayız. Burada kendimin normal olduğunu varsayıyorum. Mesele, biz o tür alimlerin tarzında konuşmuyoruz. Evet ben size doktora tezini indirmeniz için bir bağlantı verebilirim. Ama şahsen benim de bir iki cümlede bir sözlüğe bakmamı gerektirecek bir dil kullanmış. Ne zaman İngilizce bildiğimi düşünsem Sakıp Hüseyin’in bir makalesini okuyorum ve İngilizce bilmediğimi anlıyorum. Sizler Oxford’lusunuz dostum.
Benim buradaki görevim o araştırmayı yapmak ve alimlerle, seviyesi şuralarda olan kişilerle o yorucu konuşmaları gerçekleştirmek, sonra da sıkılmış bir 16 yaş çocuğuna bunu anlatsam nasıl anlatırdım diye düşünmek. Mesele, o monoton şeyleri alıp geri kalanımızın da anlayacağı şekle nasıl dönüştüreceğim. Dürüst olmak gerekirse bu konuda kısmen başarılı oldum. Bazı meseleler olacak ki ağır meselelermiş gibi hissettirecek ki gerçekten ağırlar. Bunu yapabilmenin bir yolu yok. Dolayısıyla amacım makalesinin ya da bu konunun hakkını vermek değil.
İnşallah planladığım şey bu konunun, Kur’an’da bilgelik konusunda her Müslümanın bilmesi gerektiğini düşündüğüm birkaç önemli noktasını almak. Mesela bu konunun neden önemli olduğu, neden büyük bir mesele olduğu ya da bunun dinimizde temel bir şey olup olmadığı gibi. Büyürken duyduğunuz ya da öğrendiğiniz şey dinimizin temelinin İslam’ın beş şartı olduğu, değil mi? O yüzden herkes bunların ne kadar önemli olduğunu bilir. Herkes Ramazan’ın ya da haccın ne kadar önemli olduğunu bilir. Bunların öneminin açıklanmasına gerek duymazsınız. Namaz önemlidir.
Hikmet, bilgelik yaşlı alimler için olan teferruat bir mesele midir? Ya da namaz kadar, hac kadar önemli bir mesele midir? Bu kadar temel bir şey midir? Ben de bunun dinimizdeki hayati temellerden en önemlilerinden biri olduğunu açıklamaya çalışacağım. Bu, doktora yapacağınız zaman anlayacağınız bir şey değil. Aslında bu, Allah’ın her insandan üzerine çalışmasını beklediği bir şeydir. Bizim bilgeliğe ulaşmayı istememiz gerekir. Bizim bilgelikle yaşayabilmeyi istememiz gerekir.
Bilgelik Nedir?
Peki nedir bu bilgelik denen şey? Kur’an bilgeliği nasıl tanımlar? İlk Müslümanlar, İslam’ın ilk birkaç yüzyılında Müslüman olanlar Kur’an’da bilgeliği nasıl anlıyordu? Aynı zamanda Kur’an inmeden önce Yahudi ve Hristiyanlar bilgeliği nasıl tahayyül ediyordu gibi ilginç sorular var. Bir dine mensup olmayan filozoflar bilgeliği nasıl anlıyordu? İslam’dan, Kur’an nazil olmadan önce Araplar bilgeliği nasıl anlıyordu?
Kur’an farklı farklı kitlelere hitap eder. Farklı kitlelerin arka planları da farklıdır değil mi? Birçoğunun farklı bilgelik tanımı olduğu insanlara Kur’an bilgeliği nasıl anlattı?
Şöyle düşünün; seyirciler arasında oturuyorsunuz ve seyirciler arasında Hristiyanlar var. Yahudiler ve Hindular var. Ben, “Namaz önemlidir” diyorum. Eğer bunu, “Namaz önemlidir” dersem her birinin aynı şeyi düşündüğünü söyleyebilir misiniz? Hepsinin farklı bir namaz/dua algısı vardır, değil mi? Dolayısıyla bilgelikten bahsettiğimde de felsefe okuyan birinin kafasında farklı bir bilgelik algısı canlanır. Edebiyat okuyanın kafasında başka bir şey canlanır. Hepsinin aynı kelime için farklı tanımları vardır.
Kur’an’ı dinleyen insanlardan bir kısmı Arap müşrikleri gibi pagan dininden, bir kısmı Hristiyan, Yahudi, agnostik olsa da Kur’an ortak bir kelime kullanıyor. Bazıları da sadece filozoflar ve şairlerdi. Ve Allah bunların hepsine, bunun uzantısı olarak hepimize konuşuyor. Ve ortak bir kelime olan bilgeliği kullanıyor. Bu yüzden bu kelime keşfetmemiz gereken önemli bir şey. O yüzden şimdi bunu inceleyeceğiz.
Allah’ın Yoluna Bilgelikle Çağırmak
Göstermek istediğim ilk şey Peygamberimize (sav) verilen görev insanları Allah’a çağırmaktı değil mi? İnsanları Allah’ın yoluna çağırmaktı. Bu kadar basit. Ama Allah bunu, O’na nasıl söyledi? Mesela Allah şöyle dedi:
ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ
Rabbinin yoluna hikmetle, bilgelikle çağır. Bilgelik kelimesini ara sıra kullanacağım. Rabbinin yoluna bilgelikle çağır. Peygamberimizin (sav) görevi, insanları Allah’a çağırmaktı. Allah da diyor ki, bunu güçlü bir silah ile yapmalısın. Nedir bu silah? Bilgelik.
Aslında “ile”, burada “bilgece çağırmalısın” olabilir. İnsanları çağırma yöntemin bilgelik dolu olmalı. İnsanları çağırırken söyleyeceğin şeyler de bilgelik dolu olmalı. Söyleyeceklerin bilgece olmalı ve aynı zamanda onları bilgece söylemelisin.
Ben psikoloji öğrencisi olduğum için biliyorum, burada psikolojiden bir unsur var. Açıklayayım; eğer bir çocuğun beni dinlemesini istiyorsam, bir çocuğa “Buraya gel ya da otur” demenin farklı yolları vardır. Bazılarınız ebeveyn olduğundan ne demek istediğimi bilir. Çocuğunuz yaramazlık yapıyor ya da söz dinlemiyor ve siz de oturmasını istiyorsanız, bunu söylemenin farklı yolları vardır. Eğer dünyanın belirli yerlerindenseniz onlara bakıp şöyle diyebilirsiniz ve bu yeterli olur. Ya da bir anneyseniz sadece, “Babana söyleyeceğim” dersiniz. Bu yeterlidir. Bu, ona ahireti hatırlatmak için yeterlidir. Yerine oturur, değil mi?
Ama ne biliyor musunuz? Çocuk sizi dinler ama aynı zamanda “Sadece tehdit olduğunda söz dinlerim” düşüncesini içselleştirir. O yüzden ortada bir tehdit yoksa ne yapmama gerek yoktur? Söz dinlememe gerek yoktur. Şimdi eğer bende biraz bilgelik varsa, “Bu çocuğun ben olmasam ve ondan bunu istemesem bile oturmasını nasıl sağlayabilirim?” diye düşünürüm. Bu sadece emir vermem değil, belirli bir bilgelik düzeyinde iletişim kurmamdır. Bilgelik budur.
Mesela karı koca bir tartışmaya tutuşur. Sadece Manchester’da değil herhangi bir yerde. Siz buna alışıksınız ama bir tartışma yaşıyorsunuz ve her seferinde aynı şeyler tekrar tekrar konuşuluyor. 100. kez tekrarladıktan sonra onlar bir şey der ve sen de aklından şöyle düşünürsün: “Ah tabii tabii, peki şeye ne demeli…” Bu cümlenin nasıl devam ettiğini bilirsiniz. Bunu daha önce 57.866 kere söylediniz ve tekrardan söylediğinizde tepkinin nasıl olacağını bilirsiniz. Karşıt cevabı bilirsiniz. Tüm süreci bilirsiniz. Bu birkaç bin kere aynı şekilde oynanan aynı maç. Ama ne biliyor musunuz? “Aa bunu tekrar yapacağım” diyorsunuz. Bu konuşmada ne eksik biliyor musunuz? Bilgelik. Bilgelik eksik. Aynı şeyler oluyor, örüntüyü fark etmiyorsunuz, problemi anlamıyorsunuz.
O yüzden Allah, Resulüne, “İletişim kurmalısın” diyor. İnsanlara, Allah’a yönelmelerini söylemek yeterli değil. İnsanların Allah’a yönelmesini bilgeliği kullanarak söylemelisin. Bilgece sözler söylemelisin.
Pratik olarak konuşursak, eğer bir kıdemli ile konuşuyorsam, bir çocukla konuşuyormuşum gibi aynı kelimeleri kullanır mıyım? Bir alim ile, bir öğrenciyle konuştuğum gibi konuşur muyum? Bir yabancıyla, bir aile üyesiyle konuştuğum gibi konuşur muyum? Hayır, öncelikle duruma bakmalıyım. Muhatap olduğum kişiye bakmalıyım. Benim konumuma bakmalıyım. Bağlama bakmalıyım. Bu, doğru zaman mı? Tüm bunlar düşünülmeli, değil mi?
Bu ne demek biliyor musunuz? Eğer Allah’a çağıracaksanız; bilgelik, bir şeyi konuşma kararı vermeden önce durumun bilincinde olmanızı gerekli kılar.
Dünyanın birçok yerinden çok sayıda anne bana geliyor. Bu bilgeliği tüm annelerin öğrenmesini isterdim.
“Oğlum önceden sözümü dinlerdi.”
“Kızım önceden sözümü dinlerdi.”
“Ama ne oldu bilmiyorum.”
“Artık beni dinlemiyorlar.”
“Onlara namaz kılmalarını söyleyip duruyorum ama kılmıyorlar.”
“Bilemiyorum. Siz onlara namaz kılmalarını söyler misiniz?”
Ben şöyle diyorum: “Hmm, peki sizi dinlemeyi ne zaman bıraktılar?”
“Bilmiyorum.”
“Lütfen ne zaman sizi dinlemeyi bıraktıklarını söyler misiniz?”
“Ergenliğe girdiklerinde.”
Ha bu arada, onlara ne zaman telefon aldınız? Sorunun bir parçası olan diğer faktörlere de bakabilir miyiz? Onlara namaz kılmalarını nasıl söylüyorsunuz?
“Namaz vakti!!! Namaz vaktiii!”
Allah’ın yoluna bilgece çağırmanın ne güzel bir yolu! Değil mi?
Namaz, insanoğlunun Allah ile bağ kurmaya çalıştığı çok güzel bir deneyim olması gerekirken, şimdi biri namaz dediğinde önce kulağınızda annenizin dırdırı çınlıyor. Sonrasında Allah’a çağrıyı duyuyorsunuz. Aslında neredeyse hiç Allah’a çağırmayı duymuyorsunuz, kafanızda önce annenizin dırdırını duyuyorsunuz. Şimdi de Allah’a değil annenize sinir olduğunuz için namaz kılmıyorsunuz. Anneniz de “Belki biraz daha bağırırsam işe yarar” diyor.
ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ
Bu çok temel bir çağrı. Söyleyeceğim şeyi yalanlamayacak birçok Arap arkadaşım var. Dostum benim Arap arkadaşlarım nasıl inatçı… Pakistanlıların inatçı olduğunu düşünürdüm. Ben Pakistanlıyım. Ama hayır, Araplar… Arapları önceden oldukları şeyden şimdikine dönüştürmek, tüm kültürlerini, adetlerini bıraktırmak, ailelerine ve büyüklerine karşı çıkmaları, yaşam tarzlarını değiştirmek… Onları sadece değişmelerini söyleyerek değiştiremezsiniz. Allah’a, özel bir formül kullanarak çağrılmışlardı. Bu ayete göre nedir bu gizli tarif? Bilgelik. Çünkü tebliğ, bilgelikle yapılır. Tebliğ hikmetle yapıldığı için dünya değişti denilebilir. Dünya bugünkü gibi, biz de Müslümanız çünkü Peygamberimiz o zaman bu prensiplere göre yaşamış.
ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ
Bilgelik budur. Şu an size sadece bilgeliğin neden önemli olduğu konusunu azıcık göstermeye çalışıyorum.
Mekki Surelerde Bilgelik
Bu, Mekke kronolojisi denen bir şey. Durun normal dilde tercüme edeyim. Kur’an’da iki çeşit sure vardır değil mi? Bunlar nedir söyleyebilir misiniz? İki çeşit sure. Evet, Mekki ve Medeni. Bildiğim ve bilmediğim sureler değil. Bahsettiğim bu değil. Mekki sureler ve Medeni sureler. Şimdi buradaki Mekki surelerle ilgili.
Mekki surelerde hikmetten bahsedilen ilk yer, Davud’dan (as) bahsedilen yerdir. Detaylara sonra gireceğiz. Şimdilik sadece genel bir fikrimiz olsun. Kafanızda bir şeyler belirsin. Allah, Davud’a O’nun krallığını güçlendirdiğini söylüyor. Sonra da Allah, “Biz O’na bilgelik verdik” diyor. Yani Allah özellikle bilgeliği kime verdiğini söylüyor? Davud’a. Bunu hatırlamanızı istiyorum. Allah sonra şöyle diyor:
وَفَصْلَ الْخِطَابِ
Ayrıca O’na gerçekten etkili bir konuşma tarzı verdik. Konuşması çok iyiydi. Yani hikmeti, konuşma tarzında ortaya çıkıyor.
Bilgece düşünmek başka bir şey, ağzınızı açtığınızda aptal gibi konuşabilirsiniz. Ama aklınızdayken daha mantıklı gelir. Size de bu oldu mu hiç? Bana hep oluyor. Kafamdayken çok daha iyi görünüyor. Ama ne zaman şuradan buraya olan yolculuk başlasa yolda çok fazla tümsek var, değil mi? Gelene kadar o şey… “Söylemek istediğim bu değildi.” Bu, bazen insanlar düşüncelerini toparlayıp etkili bir şekilde aktaramadığından olur. Allah, Davud’a (as) sadece hikmeti değil çok etkili, çok yerinde konuşma becerisi verdiğini de söylüyor. Fasle’l-hıtab (وَفَصْلَ الْخِطَابِ) budur. İlki buydu.
İkincisi, İsa (as) meselesinde karşımıza çıkar. Allah, bunu Kur’an’da birçok yerde dile getirir, bunlardan biri, bence en önemlisi:
وَلَمَّا جَاءَ عِيسَىٰ بِالْبَيِّنَاتِ
قَالَ قَدْ جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ
Bu gerçekten çok ilginç. Kur’an’da bu şekilde konuşan tek peygamber O. Allah diyor ki; İsa (as) O’na verilen delilleri, mucizeleri sununca onlara, kavmine dedi ki:
جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ
“Ben size bilgelikle geldim.” Ben size neyle geldim? Bilgelikle. Bu önemli çünkü Kur’an’da İsa’ya daha sonra biraz daha derinden bakacağız ve meseleye bu perspektiften bakacağız. Allah diyor ki; özellikle İsa’ya, bir çeşit ne verildi? Bilgelik. Ve O gidip halkına “Bakın size bilgelik getirdim” diyor.
جِئْتُكُمْ بِالْحِكْمَةِ
Ve son olarak, bu ilerlemede, nihayet Peygamberimize (sav) geliyoruz. Allah diyor ki:
ذَٰلِكَ مِمَّا أَوْحَىٰ إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ
“İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir.” Yani Allah, Peygamberimize (sav) sana da hikmet verildi, diyor. Şimdiye kadar Mekki surelerde üç peygamber gördük:
- Davud (as)
- İsa (as)
- Muhammed (sav)
Sıralama bu şekilde.
Medeni Surelerde Kitap ve Bilgelik
Şimdi Medeni surelere geçiyoruz. Medeni surelerde peygamberlerden konuşmak yerine, Medeni sureler hakkında bilmenizi istediğim şey şu: Kitap’tan bahsedildikçe bilgelikten de bahsediliyor. Allah sürekli “Kitap ve bilgelik” diyor. Kitap ve bilgelik. Farklı yerlerde birçok kez böyle. Sürekli Kitap ve bilgelik diyor. Mekki surelerde hiç böyle yapmıyor. Mekke’de vahyedilen surelerde hiç böyle söylemiyor. Ama Kur’an’ın Medine’de vahyedilen kısmında Allah birçok kez “Kitap ve bilgelik” diyor. Yani bu iki kavram arasında bir bağlantı kuruluyor.
Ve bir kere de Ahzâb suresinde Allah şöyle diyor:
آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ
Allah’ın ayetleri, Allah’ın vahyi ve bilgelik. Bu arada Allah’ın vahyi zaten Allah’ın kitabıdır değil mi? Yani burada Mekke’de kurulmayan bir bağlantı Medine’de kuruluyor. Benim yarınki işim de inşallah sizin Kitap ve bilgelik arasındaki bağlantıyı anlamanıza yardım etmek. Çünkü Kitap’tan kasıt açık ki Kur’an.
Bu arada kitabın Arapçada bilmeniz gereken başka bir anlamı da hukuktur. Helal ve haramın belirlenmesine de kitap deniyor. Bu İngilizcede de kullanılıyor aslında. “Bu işi kitabına göre yapacağım.” Veya hakimin kitabı atması, hakimin anayasanın bir nüshasını alıp davacıya doğru fırlattığı anlamına gelmez. Hakimin kanunun tamamına uygun hareket ettiği anlamına gelir. Anlamı budur. Allah, kitabullahi aleykum yani “Allah’ın kitabı üzerinize zorunluluktur” derken de aynı şey geçerli. O’na göre yaşamak zorundasınız. Allah’ın kitabı burada Allah’ın kanunları demek. Kitap kelimesi aslında Arapça kanun anlamına gelen bir terimdir. Medine’deki bu sözü kanun ve hikmet olarak da düşünebilirsiniz. Hukuk ve bilgelik. Medine’de böyle kullanılıyor. Şimdi devam edelim.
Hikmet ve Hüküm Kavramları
Bu seriye henüz başlamadım. Bu, giriş öncesi girişti. Birden fazla takdim yapmayı Pakistan’dayken öğrendim. En inanılmaz deneyimimdi. Davet edildim, konuştum, on günden fazla kaldım. 23 üniversitede konuştum ve Pakistan’ın yarısını arabayla geçtim. Karaçi’ye uçtum ve sonra Lahor’a geri döndüm. Lahor’dan Peşaver’e kadar sürdüm ve yol üstündeki üniversitelerde durdum. Adını vermeyeceğim bir üniversitedeydim, vermem çünkü utanırlar.
Oturuyordum, dediler ki… Birçoğunuzun Urduca konuştuğunu bilsem de Urducadan tercüme edeceğim:
“Şimdi konuşmacımızı takdim etmek için üniversitemizin rektörünü davet ediyorum.”
Adam geldi ve bir konuşma yaptı, sonra dedi ki: “Ve şimdi bir sonraki takdimciyi takdim etmek için…”
Birbirlerini takdim ettiler. Yaklaşık on kişi birbirini takdim etti.
“Ve şimdi, hepinizin beklediği an… Beş numaralı takdimci…”
Sandalyemde eriyordum. Bu yüzden çoklu takdimi onlardan öğrendim.
Onlardan öğrendiğim bir diğer şey de çiçek vermeleri. İçeri girip size kocaman bir çiçek veriyorlar. Ben bununla ne yapacağım? Çiçekle beraber mi duracağım? Namazı çiçekle beraber kıldırmamı mı bekliyorsunuz? Ne yapmam gerekiyor? Bunu da biliyorlar. Bu çiçeklerle hiçbir şey yapamayacağınızı biliyorlar. O yüzden ne yapıyorlar biliyor musunuz? Elinize veriyorlar, fotoğrafını çekiyorlar, sonra götürüyorlar. Çeyize benziyor. Değil mi? Bu şaka bazıları için çok acı verici.
Çok hızlıca bir şey anlatayım. Kısacık bir yorum. Bu konu üzerinde durmanıza gerek yok. Ama size bu kavram hakkında biraz fikir vermek istiyorum. Arapçadaki hikmet kelimesi, çevirdiğim şekliyle bilgelik demek değil mi? Arapçada buna benzer bir kelime daha var: hüküm. Yani hikmet var, bir de hüküm var.
Şimdi hüküm kelimesinin üç farklı anlamı var. Hükmün anlamlarından biri yargılamak. Hükmullahın, Allah’ın yargılaması olduğu gibi. Ya da:
وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
Davud ve Süleyman (as) hüküm verdiklerinde Allah, “Biz onların hükümlerine şahittik” diyor. Yani hükmün bir anlamı yargılamak.
Diğer bir anlamı, buradaki alt anlamı yönetim veya otoritedir. O yüzden Allah şöyle der:
إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ
Hüküm sadece Allah’a aittir. Yani yönetim, hükümranlık, saltanat ve iktidar yalnızca Allah’a aittir.
ثُمَّ رُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلَاهُمُ الْحَقِّ ۚ أَلَا لَهُ الْحُكْمُ
“Sonra gerçek Mevlaları, koruyucuları ve Rableri olan Allah’a döndürülürler.” Sonra Allah, hüküm yani yönetmek ve iktidar sadece Allah’a aittir, diyor:
أَلَا لَهُ الْحُكْمُ
Ama benim ilgilendiğim ortadaki anlamı. Hüküm aynı zamanda iyi kararlar verme yeteneği anlamına da gelir. Bu bir nevi bilgelik gibi, değil mi? Aptal bir genç ile akıllı bir genç arasındaki fark nedir? İyi karar verme, değil mi? “Bu partiye gitmeli miyim yoksa evde mi kalmalıyım?”, “Bu mesaja cevap vermeli miyim yoksa numarayı engellemeli miyim?” Aptallıkla bilgelik arasındaki fark bu, değil mi?
Aslında ilginçtir ki, küçük yaşlarda gençler çok zekidir. Çok zekilerdir. Çoğu “aptal deha” dediğim türden, değil mi? İlim sahibidirler. Gerçekten zekilerdir. Teknolojiden anlarlar. Derslerinde bile anlamaları ve ezberlemeleri çok keskindir ama doğru karar verme yetenekleri çok ilkeldir. Aptal dahi dediğim şey bu. Bilgi çok ama bilgelik yok. Daha doğrusu bu, hüküm eksikliği demek. Hikmet değil de hüküm. Hüküm, akıllıca ve iyi kararlar verebilme becerisidir.
Hüküm aynı zamanda kararının arkasında durma becerisidir.
“Hey hadi, gidelim. Hadi gidelim.”
“Hayır, ben gelmiyorum.”
“Hadi. Sadece bir kere. Sadece bir kere.”
“Hayır, ben gelmiyorum.”
“Hadiiiiii!”
“Tamam o zaman böyle söyleyince kabul. Gizli silahı kullandın, geliyorum.”
Hüküm, arkadaşınız ne şekle bürünürse bürünsün, hangi emojileri gönderirse göndersin, kaç tane kırık kalp yollarsa yollasın kararının değişmemesidir. Bu, neye sahip olduğun anlamına gelir? Hüküme.
Şimdi, Hamiduddin Farahi bu iddiayı ortaya attı ve ben de beğendim. Kesinlikle doğru demiyorum ama hoşuma gitti. Buna daha çok ikna oldum. Hükmün Kur’an’da gençlikle birlikte kullanıldığını savunur. Hüküm, gençlikle kullanılıyor. Diyor ki mesela, Allah Yahya’dan bahseder ki gençtir:
وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا
Allah, O’na henüz çocukken hükmü verdi. Yani küçük bir çocuğun yine de iyi kararlar verme yeteneği vardı.
Allah, Yusuf (as) hakkında şöyle der:
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا
Yusuf ergenlik çağına erişince Allah, O’na hüküm ve ilim verdi. O genç bir adamdı. Gençliğindeydi. Ve Allah O’na hüküm verdi.
Musa (as) konusunda Allah (cc) diyor ki:
وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَاسْتَوَىٰ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Aynı şekilde Allah, O’na hüküm verdi.
Benzer şekilde, İbrahim (as), babası tarafından evden atıldığında gençti değil mi? Gençken bir dua etti:
رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا
“Rabbim bana hüküm ver.”
Yani hüküm genç yaş ile beraber kullanılıyor gibi. Hamiduddin Farahi bunun hikmete giden ilk adım olduğunu iddia ediyor. Hüküm, hikmetin ilk basamağı. Hikmet olgunlaşınca da hikmetun baliğa oluyor. Bu, yaşlı adamın oğluna verdiği öğüdünde var:
وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ
Lokman’a hikmet verilmiş. Davud (as) yargıçtı. Hükümdardı. O’na da hikmet verildi. Bunlar daha ileri yaşlar. Genç yaşlarda verilen ise hükümdür. Bu iki kavram ve nasıl kullanıldıkları konusunda Kur’an’da çok ince bir farklılık var.
Tevrat ve Hikmet İlişkisi
Dipnot, bu söyleyeceğim ileride daha anlamlı gelecek. Heyecanlanıp erken davranıyorum çünkü. Mesele şu: Bahsettiğim hangi üç peygambere hikmet verilmişti? Davud (as), İsa (as) ve Peygamberimiz (sav).
Şimdi Davud ve İsa hakkında bilmeniz gereken bir şey, ortak bir noktaları var. Ortak noktaları, her ikisinin de İsrailoğullarının peygamberi olmalarıdır. İsrailoğullarına gönderilmişler değil mi? Ve ikisi de Musa’dan (as) sonra gelmiştir. İkisi de Tevrat’a inanır. İkisi de Tevrat’a iman ederler. Peki Tevrat kime verilmişti? Musa’ya (as). Yani Davud (as) Musa’ya (as) verilen Tevrat’ın takipçisiydi. İsa da (as) Musa’ya (as) verilen Tevrat’ın takipçisiydi.
Ama Kur’an’da eşsiz olan şey, Davud (as) hikmet ile bağdaştırılsa da İsa da (as) hikmet ile bağdaştırılsa da Tevrat hiçbir zaman hikmet ile birlikte anılmaz. Musa’nın (as) vahyi hiçbir zaman hikmet ile ilişkilendirilmemiştir. Bu biraz tuhaf bir şey. O peygamberin takipçileri hikmet ile ilişkilendirilmiştir. Ama Kur’an’da Tevrat’ın kendisi hiç hikmet ile ilişkilendirilmemiştir. İlerledikçe bunun sebebini anlamaya çalışacağız. Bu ilginç bir soru. Bilgeliği anlamaya çalışırken bu soruya da cevap arayacağız.