Her dilin kendi kalıpları var ve her dilde bazı kelimeler birbirinin yerine kullanılabiliyor. Mesela, mutluluk ve neşe gibi, ya da öfke ve kızgınlık. Aralarında bazı küçük farklar olsa da, çoğu zaman aynı anlamda birbirinin yerine kullanılırlar, değil mi? Bazen de kelimelerin tam hali ve kısaltılmış hali olur, mesela demo ve demonstrasyon gibi. Bunları da günlük dilde birbiri yerine kullanabilirsiniz.

Şunu unutmayalım ki, Kur’an tamamı sözlü bir gelenek olarak gelmiştir. Vahiy olarak indirildi ve ezberlendi. Bir kitap gibi yazılmış halde değildi. Öncelikle sözlü bir gelenek olarak aktarıldı, daha sonra yazılı hale getirildi.

Nasihat: Vassâ ve Evsâ

Şununla başlayalım: Arapçada “nasihat vermek” anlamına gelen iki kelime var. Bunlardan birisi وَصَّى (vassâ) ve diğeri ise أَوْصَى (Evsâ). Kelimeleri hatırlamasanız da sorun değil.

  • وَصَّى (vassâ) Arapçada manevi nasihatler için veya sürekli tekrarlanan nasihatler için kullanılır. Yani, aslında Arapçada “وَصَّى (vassâ)” kelimesinin tek nüansı, tekrar tekrar verilen nasihat olmasıdır.
  • أَوْصَى (Evsâ) ise tek seferlik verilen bir nasihat içindir.

Tekrar edeyim, وَصَّى (vassâ) tekrar tekrar, أَوْصَى (Evsâ) tek seferlik.

Dikkat çekici bir şekilde, Kur’an’da nasihatten birçok kez bahsedilir ve eğer tüm bu yerlere bakarsanız, Bakara, Şûrâ, Nisâ, Meryem… Bu dilin kullanıldığı, nasihatten bahsedilen bu farklı yerlerde, Allah manevi öğütlerden her bahsettiğinde; iyilik yapma nasihati, Allah’a ibadet etme nasihati, namaz kılma nasihati… Bu tür nasihatlerde “وَصَّى (vassâ)” kelimesini kullanır, ki bu kelime de tekrar tekrar verilen nasihat için kullanılır.

Ve ne zaman nasihat finansal bir meseleyle ilgili olsa, örneğin miras gibi veya ölmüş kişinin vasiyeti gibi, o zaman da أَوْصَى (Evsâ) kullanır. Yani finansal konularda, mirasla ilgili veya bırakılan vasiyetle ilgili konularda: أَوْصَى (Evsâ).

Manevi konularda ise وَصَّى (vassâ) ki bu çok güzeldir. Çünkü bir düşünün, miras kaç defa dağıtılır? Bir defa, tek seferlik bir şeydir. Yani أَوْصَى (Evsâ), bir defaya mahsus bir vasiyetin doğasını ifade etmek için daha uygun bir kelimedir. Ancak manevi nasihat—Allah’ı an, dürüst ol, nazik ol, namaz kıl—birine sadece bir kez verilen nasihat değildir. Bu nasihatleri tekrar tekrar vermek gerekir. Manevi nasihatlerin doğası budur; tekrarlanması gerekir. Bu yüzden, وَصَّى (vassâ)’yı her seferinde mükemmel bir şekilde kullanıyor.

Şimdi bunu bir düşünün. Arapçada “وَصَّى (vassâ)” ve “أَوْصَى (Evsâ)” birbirinin yerine kullanılabilir, aralarında ufak bir fark vardır. Biri tekrarlanır, diğeri tekrarlanmaz. Fakat Kur’an, her birini nerede kullanacağı konusunda çok hassastır, tek bir olağanüstü istisna hariç.

İsa Aleyhisselam doğduğunda, Kur’an’da İncil’de bulunmayan bir anlatı vardır: Doğduğu gün konuşmuştur. Ve konuşmasının bir kısmı şöyledir:

وَأَوْصَىٰنِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا (Ve evsânî bis-Salâti vez-Zekâti mâ dumtu hayyen).

O bana hayatta olduğum sürece, namaz kılmayı ve zekat vermeyi tavsiye etti.”

Yani Allah, İsa’ya (a.s.) nasihatte bulundu. İsa Aleyhisselam, “Allah bana namaz kılmayı ve zekat vermeyi tavsiye etti” diyor. Ancak burada nasihat için kullanılan kelime, genellikle Kur’an’da mali konular için kullanılan kelimedir.

Peki neden? Bu manevi bir nasihat. Namaz kılmak ve zekat vermek.

Bazıları bu kelimenin kullanılmasının sebebinin, zekatın mali bir konu olmasından kaynaklandığını öne sürmüştür. Ama burada daha fazlası var. Bu detaylı açıklamanın başında size أَوْصَى (Evsâ)’nın tek seferlik, وَصَّى (vassâ)’nın ise tekrar tekrar olduğunu söylemiştim.

İsa (a.s.) kaç yaşındaydı? Bir günlüktü! Ona tekrar tekrar nasihat verilmiş olamazdı. Namaz kılmak ve zekat vermek ona sadece bir kez öğütlenmişti. Bu yüzden أَوْصَى بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ (Evsâ bis-Salâti vez-Zekâti) diyor. 23 yıllık sözlü vahiy boyunca bu kalıbın tek bozulduğu an, tek seferlik bir nasihatin verildiği andır. İşte buna gerçekten muazzam denir.

Gözler ve Su Kaynakları: A’yun ve Uyûn

Şimdi size iki kısa örnek daha vermek istiyorum.

İki kelimeyi karşılaştıracağız. Birisi أَعْيُن (a’yun), diğeri ise عُيُون (uyûn). Şimdi size biraz daha kelime bilgisi. Her iki kelime de iki anlama gelir.

  • أَعْيُن (a’yun) gözler anlamına gelebilir ve ayrıca su kaynakları anlamına da gelebilir.
  • عُيُون (uyûn) da aynı şekilde her iki anlama da gelebilir. Hem gözler hem de su kaynakları anlamına gelebilir.

Araplar için aynı kelime her ikisini de ifade ediyordu, çünkü gözlerine hoş gelen her şey için “göz” kelimesini kullanırlardı. Bu yüzden şelalelere de “göz” derlerdi çünkü gözlerine hoş gelirdi. Ama her hâlükârda, أَعْيُن (a’yun) kelimesi ‘gözler’ anlamına gelebileceği gibi ‘su kaynakları’ anlamına da gelebilir.

Ama Kur’an’ın kendine has bir imzası vardır. 23 yıl süren bu sözlü gelenek boyunca, أَعْيُن (a’yun) kelimesi her zaman gözleri ifade etmek için kullanılmıştır. Ve عُيُون (uyûn) kelimesi de her zaman su kaynaklarını ifade etmek için kullanılmıştır.

Oysa Arapçada her iki kelime de her iki anlama da gelebilir. Ancak Kur’an, kendine özgü bir düzen oluşturmuş ve أَعْيُن (a’yun) kelimesini sürekli olarak gözler için, عُيُون (uyûn) kelimesini ise sürekli olarak su kaynakları için kullanmıştır. Bu tür bir tutarlılığı sözlü bir anlatımda sürdürmek imkânsızdır. Gerçekten imkansızdır.

İki Farklı Yağmur: Matar ve Ğays

Ve son olarak, aynı mantık çerçevesinde, iki farklı yağmur türü arasındaki ayrımı ele alalım.

Araplar yağmur için مطر (matar) kelimesini kullanırlardı. Ayrıca غَيْث (ğays) kelimesini de yağmur için kullanırlardı. Ve ilginç bir şekilde, Kur’an’da مطر (matar) kelimesi her zaman bir sel ya da gökten bir azap yağdığı zaman kullanılmıştır. Ve her ne zaman yağmurun getirdiği bereket anlatılsa, yağmurun hayatı canlandırdığı ve bitki örtüsünü yeşerttiği anlatılsa kullanılan kelime: غَيْث (ğays).

Yani Kur’an, Arapların kendilerinin bile ayırt etmediği iki yağmur türü arasında bir ayrım yapmıştır. مطر (matar) ve غَيْث (ğays) kelimelerini birbirinin yerine kullanırlardı. Yağmur sadece yağmurdur. Ama iki farklı senaryo için iki farklı kelime:

  • Bereketli yağmur için: غَيْث (ğays)
  • Felaket yağmuru için: مطر (matar)

Tekrar ve tekrar, yine 23 yıl boyunca.

Bu kısa bölümde anlatmaya çalıştığım şey, Kur’an’ın bir kelimeyi seçtiğinde ona bağlı kalışı ve o kelimeyi kullanarak bir örüntü oluşturmasıdır. Bu örüntü, o kelimeye edebi bir kimlik kazandırır.

İnşallah bu serinin ilerleyen bölümlerinde bu tür konular üzerinde daha fazla durmayı umuyorum. Allah bize O’nun güzel kelamına karşı derin bir takdir duygusu nasip etsin.

بارك الله لي ولكم السلام عليكم ورحمة الله وبركاته (Bârakallahu lî ve lekum, es-Selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekatühü).