Mef’ul-u Mutlak Kavramı

Bu, Arap diline mahsus şaşırtıcı bir kavram. İngilizcede tam bir karşılığı yok. Özellikle de günümüz İngilizcesinde yok. Araplar; yemek yedim, uyudum, vurdum, araba sürdüm gibi belli bir davranış hakkında konuşurlarken, gerçekten vurgulamak istediklerinde aslında cümlenin sonunda o davranışın isim halini de kullanarak kelimeyi yineliyorlar. Buna ‘مفعول مطلق’ (Mef’ul-u Mutlak) diyorlar.

Ama İngilizcede kulağa şöyle geliyor, “bir ısırık ısırdım ya da bir ısırık ondan ısırdım” demek gibi. Yani bu onlar için ne anlama geliyor? Aslında bu onlar için “yemeği yalayıp yuttum, dostum” demek. “Mideye indirdim.” Uyku uyudum. نِمتُ نَومًا (nimtu nevmen). Sadece uyudum demek yeterli ama onlar uyku uyudum diyorlar ve uyku uyudum derken “var ya resmen bayılmışım” demek istiyorlar. “Derin uyumuşum.”

İşte bu yüzden yaptıkları davranışı, bir de o davranışın isim halini cümlelerine katarak tekrarlıyorlar. Uyku onların dilinde bir isimdir. نِمتُ (Nimtu) نَومًا (Nevmen). Bu yüzden yaptıkları davranışı vurgulamak adına bunu yapıyorlar; kelimeyi tekrarlıyorlar. ضَرَبتُهُ ضَربًا (Darabtuhu darban) derler. “Ona vuruş vurdum”. Yani onu bir güzel dövdüm; adamı ezip geçtim, demek. Bu anlama geliyor yani, tamam mı?

İlk olarak bir davranışın isim halini tekrarlayarak o davranışa vurgu yapılması kavramına aşina olmanızı istiyorum. Bu Arap üslubunun bir parçası ki Kur’an’da da mutlaka ‘مفعول مطلق’ (Mef’ul-u Mutlak) kavramına rastlıyoruz.

Geçişli ve Geçişsiz Fiiller

Ama size Kur’an’dan örnekler vermeden önce iki kavramı açıklamak istiyorum. Birinci kavram vurgulamak ile ilgili iken diğer kavram aslında her dilde bulunabilen geçişli ve geçişsiz fiillerin farkı hakkında. Bunlar zor kelimeler bu yüzden size ne olduklarını izah edeyim.

“Oturdum” dediğim zaman buradaki fiilimiz “oturmak”. Bu kimi etkiliyor? Etkilenen benim. “Oturttum” dediğimde aslında bu fiil beni etkilemiyor, oturttuğum kişiyi etkiliyor. “Uyudum” dersem bu beni etkiler. “Uyuttum” dersem başka birine etki eder. Anlaşıldı mı? Ya da ayağa kalktım dediğimde kendi yaptığımdan bahsetmiş oluyorum. Ama başka birini ayağa kaldırmış veya yerleştirmiş olsan başka bir şey hakkında konuşmuş oluyorsun.

Yani bir şey seni etkiliyorsa bunlar geçişsiz fiillerdir ama bu davranışlar başkasını etkilerse geçişli fiildir. Tamam mıyız? Gayet basit.

Şimdi mesele şu ki, cümlenizde “uyudum” gibi geçişsiz bir fiil kullanıyorsanız, o zaman bu fiili vurgulamak için kullanacağınız isim hali de geçişsiz olmalıdır. “Uyutuş uyudum” diyemezsiniz. “Uyku uyudum” derler. Veya “vuruş vurdum” derler.

Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi? Yani, fiil ile isim uyumlu olmalı. Yani birincisi başkasını etkiliyorsa, ikincisi de başkasını etkilemeli. Eğer ki fiil seni etkiliyorsa o zaman isim hali de seni etkilemeli. Mantıklı olan bu. Ancak Kur’an birçok kez bu kurala uymamış. Bugün bununla ilgili üç örnek vereceğim.

Birinci Örnek: Gecenin Ortasında Namaz

Kur’an’da Peygamberimiz’e (s.a.v) gecenin ortasında -yarısı veya üçte biri boyunca- namaz kılması emredilmiş. Neden Peygamberimiz’e (s.a.v) gecenin ortasında namaz kılma yükümlülüğü verilmiş? Bir açıklama şu şekilde: Her şey sakin, dikkat dağıtan bir şey yok. Allah, “وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلًاۜ (Ve tebettel ileyhi tebtîlen)” der.

Arapçada بَتَلْ (Betel) “ilişiğini kesmek” anlamına geliyor. Ayrıca تَبَتَّلْ (Tebettel) aslında “kendi ilişiğini kesmek” demek. Peki, ilişiğini kesmek geçişli fiil mi geçişsiz mi? Geçişsiz fiil çünkü seni etkiliyor. “İlişiğimi kestim.” Tüm endişelerinden kurtul. Bugün olan her şeyden kurtul. Kureyş’in sana söylediği tüm kötü sözlerden kurtul. İşini yapamayacağına dair olan tüm endişe ve korkularından kurtul. Kendini her şeyden çekerek yalnızca Allah’a yönel.

Bu yüzden تَبَتَّلْ (Tebettel) kelimesini إِلَيْه (İleyh) ile kullandığınızda bir yandan dikkat dağıtıcı unsurlardan, her türlü düşüncelerden ve endişelerden kurtulmak varken, diğer tarafta yalnızca Allah’a yönelmekten bahsediliyor. تَبَتَّلْ إِلَيْهِ (Tebettel ileyhi), evet. Ama Allah “O’na yönel” demiyor sadece. “Kendini bütün benliğinle ve her şeyinle çek ve yalnızca O’na yönel” diyor.

Şimdi ilişiğini kesmek geçişsiz fiil olduğu için, ifadenin تَبَتَّلْ إِلَيْهِ تَبَتُّلاً (Tebettel ileyhi tebettülen) olması beklenir. Aynı kelimenin isim hali gelmeliydi. “Kendini çek ve O’na bir yöneliş ile yönel” gibi. Bunlar size verdiğim örneklerdi ama Kur’an’da kullanılan kelime تَبَتُّلاً (tebettülen) değil “وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلا (Ve tebettel ileyhi tebtîlâ)”dır. Birbirinden tamamen farklı kelimeler.

Bu kelime aslında geçişli fiildir; yönelmek değil başkasının yönelmesini sağlamak; yani “yöneltmek” demek. Ayrıca “mükemmel yöneliş” anlamı da var. İki anlamı var. Peki sizce Allah ne yaptı? “O’na, bir yönelişle yönel” demek yerine “O’na, bir yöneltişle yönel” dedi.

Bu muazzam bir şey. Çünkü Peygamber’e (s.a.v) has olmak şartıyla, Allah’a yönelmesi öyle bir söyleniyor ki, bu sayısız kimseye ilham kaynağı olacak ve onların da yönelmesini sağlayacaksın. Çünkü “قِيَامُ اللَّيْلِ (Kıyâmul-leyl)” eylemi, senin için. Gecenin bir yarısı kalkıp namaz kılman sadece kendin için, başka kimse için değil. Ancak Peygamber için durum bu değil. Ona has olarak gecenin bir yarısında Allah’a yönelişi milyonlarca ama milyonlarca kişiye emsal teşkil edecek. “Allah’a öyle bir yönel ki bu başkalarını da O’na yöneltsin.”

Yani aslında onun yönelişindeki mükemmeliyeti yakalamış oluyor; yönelmeye olan vurguyu yakalıyor, hem de Peygamberin ardında bir miras bırakma görevini. SubhanAllah.

İkinci Örnek: Şeytanın Saptırması

İki örnek daha. Biraz uzun oldu, evet, bu iki kavramın anlaşılması için beyninizin suyunu çıkardığımı biliyorum. Ama bu konuda mümkün olduğunca çok örnek vermek istiyorum. Bu yüzden iki örnek daha.

Şimdi şeytan hakkında… Allah diyor ki, وَيُر۪يدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُضِلَّهُمْ ضَلَالًا بَع۪يدًا (Ve yurîduş-şeytânu en yudillehum dalâlen ba’îden). Genelde şöyle çevriliyor: “Şeytan onları uzak bir sapkınlığa düşürmek ister”. Bu arada Arapçada ضلال (Dalâl) sadece sapkınlığa düşme anlamına gelmiyor; kaybolma, doğru yoldan çok uzaklaşma anlamı da var. Şeytan sadece yoldan çıkmanızı değil, olmanız gereken yoldan çok çok uzaklara gitmenizi istiyor.

Şimdi tekrar çevireyim. “Şeytan onları büyük bir sapkınlığa saptırmak istiyor”. Vurguyu görüyor musunuz? Yani onları büsbütün bir sapıklığa düşürmek istiyor. Siz söyleyin. Saptırma eylemi, “şeytan onları saptırdı” gibi veya “onları saptırmak istiyor” gibi, bu onu mu yoksa diğerlerini mi etkiler? Diğerlerini etkiliyor. Bu geçişli bir fiil ama vurgusu geçişsiz. Kaybolmak… kaybolmuş olmak… Yolundan saptırılmak değil, yolunu kaybetmek.

“Onları bir saptırışla saptırmak istiyor” demedi, bu kendi fiilini pekiştirmiş olurdu. Ama vurgu şöyle: “Şeytan onları, onlar kendilerini tamamen kaybetmiş olacak halde saptırmak istiyor”.

Eğer Allah, اِضلالًا بَعِيدًا (İdlâlen ba’îden) deseydi; o zaman “şeytanın onları tamamen sapıklığa düşürmek istediği” anlamı olurdu ve tüm suç şeytana atılırdı. Çünkü tamamı geçişli. Yani, başkalarını etkiliyor. Ancak vurgu geçişsiz; kendisini etkilemiş. Bu ikisini birleştirdiğimizde fiilimiz geçişli, vurgumuz ise geçişsiz oluyor.

Allah aslında bu iki fiil arasında bir ortaklık yaratmıştır. Evet şeytan onları sapıklığa düşürmek istiyor ama tam olarak kimlerin yolundan sapmasını sağlamış? Kendi kendilerine sapıklığa düşenleri. O, insanların suçunu ortadan kaldırmak istemedi. Bu yüzden buraya bunu koydu. “Dalâlen ba’îden” muazzam bir şey. Böylece kimse çıkıp da “Hepsi şeytan yüzünden, benim suçum yok” diyemez.

Üçüncü Örnek: Hz. Meryem’in Yetiştirilmesi

Şimdi son örnekteyiz. Favorimdir kendisi. Cidden favorim.

Zekeriya (a.s) Meryem’in amcasıydı ve onun yetiştirilmesinden sorumluydu. Allah onu büyüttüğünü çok güzel bir dil ile tarif ediyor. Çünkü onu yetiştirmesinden bahsederken “اَنبَتَ (Enbete)” (Âl-i İmrân, 37) kelimesini kullanıyor. Arapçada اَنبَتَ (Enbete) kelimesi bitki yetiştirmek için kullanılır. Bir ağaç yetiştiriyorsanız ya da çiftliğinizle ilgileniyorsanız buna اِنبَاتَ (İnbât) deniyor. “Bir şeyin filizlenmesine yardımcı olmak, bir şeyin büyümesine yardımcı olmak” demek. Yani o onun büyümesine yardımcı oldu, onun gelişmesine yardımcı oldu. Bu اَنبَتَ (Enbete)’dir.

Bu açık şekilde geçişli fiildir. Çünkü Hz. Zekeriya Hz. Meryem’i yetiştiriyor, onu büyütüyor. Anlaşıldı mı? Yani Hz. Zekeriya onu büyüttü. Şimdi, “O, Meryem’i tek başına ve eksiksiz bir şekilde güzelce yetiştirdi” olsaydı eğer, buradaki ifade اَنبَتَهَا اِنبَاتًا حَسَنً (Enbetehâ inbâten hasenen) olurdu. Yani, “O, Meryem’in eksiksiz olarak ve kesinlikle en güzel şekilde yetişmesini sağladı” demektir. Bunun Arapça ifadesi “O, onu bir yetiştirişle yetiştirdi” gibidir. Tamam…

Fakat böyle demiyor. İlk kısım geçişli fiil çünkü Hz. Zekeriya Hz. Meryem’e etki ediyor. Vurgulanan ise geçişsiz fiil çünkü bu kısım tamamen Hz. Meryem hakkında. Hz. Zekeriya ile hiçbir ilgisi yok.

Ayet diyor ki: اَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًاۙ (Enbetehâ nebâten hasenen). O, Meryem’i güzel bir büyüme ile yetiştirdi. Yetiştirme yerine büyüme… Bir bitki büyüyor dediğinizde büyüme fiilini ona mâl ediyorsunuz demektir. Ben bir bitki büyüttüm dediğinizde büyütme fiilini kendinize mâl ediyorsunuz demektir. Ayetin ilk kısmı “Onu yetiştirdi” ile yetiştirme fiilini Hz. Zekeriya’ya mâl ediyor. Ayetin ikinci kısmı güzel bir yetiştirme yerine “güzel bir büyüme” ile bu işi Hz. Meryem’e mal ediyor.

Yani Allah diyor ki: Birisine harika bir çevre hazırlamanız, büyütmeniz, ilgilenmeniz, birisi ile ilgilenip doğru eğitim aldırmanız yeterli değildir. Örneğin bir çiftçinin şöyle demesi gibi:

“Toprağa bol su vermeliyim, toprakla ilgilenmeliyim, onun yumuşak olduğundan emin olmalıyım, bol güneş aldığından emin olmalıyım. Bütün böcek ve yabani ot gibi şeyleri temizlemeliyim, yapabileceğim her şeyi yapmalıyım.”

Çiftçi yapabileceği her şeyi yapar… Eğer tohumun kendisi bozuksa, tümüyle uygun çevreniz olsa bile o iş olmaz.

Nuh ve Lut (a.s)’ın hanımlarını düşünelim. Olabilecek en güzel çevredeydiler. Bir peygamberin hanımısınız, bundan daha iyi bir çevreniz olamaz. Burada sizin içinizde bir şeyler yanlış ki siz bu çevreden faydalanamıyorsunuz. Peygamberimizin (s.a.v.) kapı komşusu olan amcası Ebu Leheb’e bakın. Bundan daha iyi bir çevreniz olamaz. Peygambere kapı komşusu olmak için neler verir neler yapardık. Bu kadar yakın olup da bundan faydalanmazsanız sizin içinizde bir şeyler bozuk demektir.

Buradan insanlar için iki etkinin olduğunu anlıyoruz: iç etkiler ve dış etkiler. Meryem’in durumunda ona en güzel ortamı hazırlasanız bile bu yeterli olmayacaktır. Bu işin olması için onun kendi içerisinde de gelişme isteği ve iyiliğin olması gerekiyor.

Böylece Allah Hz. Meryem’in harikalığını ve Hz. Zekeriya’nın harikalığını birlikte vurguluyor. En iyi çevre ve en iyi çocuk aynı zamanda bir arada… SubhanAllah… İkisi bir araya geliyor.

Kur’an Arapçasının Hazineleri

Bunları sizinle paylaşıyorum çünkü bunları mealde yakalamanız neredeyse imkânsız, değil mi? “Şeytan onları büsbütün sapkınlığa düşürmek istiyor”, “Tamamen O’na yönel” veya “Onu güzelce yetiştirdi.” Söyleyeceklerim bu kadar olurdu. Sadece bunu anlardınız.

Kur’an’ın bu muhteşem hikmetini bir tek “lazım”dan “müteaddi”ye geçişi ve vurgunun önemini anlayarak kavrayabilirsiniz. Yoksa ki neler kaçıracaksınız… Allah’ım bu çok harika bir şey.

Buradaki tek zorluk bu işin çok teknik ve dil bilgisi ile alakalı olması. Bu çok teknik oldu diyebilirsiniz. Bilemiyorum. Umarım anlaması kolay bir dille izah etmişimdir. Birkaç kere okuyun anlayacaksınız, tamam mı?

Ancak işin zor tarafı, bu tatlılıkları tartışmak için yıllarca dil bilgisi çalışmanızın gerekmesi. Bu yüzden size bu bilgileri aktararak birkaç yıl kazandırmak istiyorum. Benim niyetim bu tatlı kısımları göstererek sizi “Kur’an Arapçasının altında gömülü başka hangi hazineler var acaba” diye meraklandırıp Arapça öğrenmeyi istemenizi sağlamak. Böylece bunları kendiniz keşfedebilirsiniz. Böylece bu kitaba doğrudan kendiniz hayran kalabilirsiniz.

Allah bizleri devamlı Kur’an’a hayranlık duyanlardan eylesin. Allah beni ve sizi bereketlendirsin. Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.