Sema ve Semavat Kelimelerinin Anlamı

Bu ayette Allah diyor ya:

ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ

(Sümme isteva ila’s-sema-i fesevvahünne seb’a semavatin.)

Burada سَماء (Sema) kelimesiyle alâkalı hayret verici bir şey var. سَّمَٓاء (Sema) gök anlamına geliyor. سَمٰوَات (Semavat) ise gökler anlamına geliyor. سَمَاء (Sema) gök, سَمٰوَات (Semavat) gökler demek. Size hangisi daha fazladır diye sorsam tabii ki سَمٰوَات (Semavat) dersiniz. Gökler, miktar olarak daha fazladır ama teknik olarak bu doğru değil.

Arapçada سَمَاء (Sema) kelimesi sınırsızlık ifade eder. Bu da demek oluyor ki سَمَاء (Sema) dediğimizde yukarıda ne var ise hepsini kapsayan bir şeyden bahsediyoruz. Yukarıda bulunan her şey. Bundan sonra gök kelimesi yerine, ‘yukarıdaki her şey’ diyelim. Böyle dediğinizde herhangi bir sınır koymamış olursunuz. Sınırsız bir şeyden bahsedersiniz.

Fakat السَمٰوَات (Es-semavat) gökler, derseniz; bu sefer Allah’ın Kur’an’da bahsettiği “yedi göğe” atıfta bulunmuş olursunuz. Sayı kullandığınızdan dolayı da bir sınır koymuş olursunuz. Teknik olarak tekil bir kelime olan سَمَاء (Sema) sınırsız iken çoğul bir kelime olan سَمٰوَات (Semavat) sınırlı olmuş oluyor.

Tekrar başa dönecek olursak Kur’an’ın kullandığı dilde “göğün” sınırsız, “göklerin” ise sınırlı olduğu öne sürülüyor. İngilizce düşündüğümüzde bu durum mantığa aykırı geliyor. Fakat Arapçada tam tersi geçerli, tamam mı?

Enbiya ve Furkan Surelerindeki Tutarlılık

Allah bir yerde diyor ki:

قَالَ رَبّ۪ي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۘ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ

(Kale rabbi ya’lemu’l-kavle fi’s-sema-i ve’l-ard ve hüve’s-semi’u’l-alim.)

“Dedi ki: Rabbim, gökte her sözü bilir.”

Rabbim, ‘gökteki’ her sözü bilir. Şimdi dinleyin. Farklı bir surede, Furkan suresinde…

قُلْ اَنْزَلَهُ الَّذ۪ي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ

(Kul enzelehü’llezi ya’lemu’s-sirra fi’s-semavati ve’l-ard.)

“De ki: Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir.”

Çoğul olarak kullanılmış. Şimdi elimizde iki ifade var: “Gökteki söz,” (Enbiya, 4) ve “Göklerdeki sır.” (Furkan, 6). Neden birisinde ‘gök’ diğerinde ‘gökler’ kullanılmış? Söz anlamına gelen قول (Kavl) kelimesine bakalım.

Bir söz; gizli bir şekilde de söylenebilir, açıktan da söylenebilir. Sırlar aslında sözün gizlice söylenen türüdür değil mi? Bu durumda ‘söz’ veya قَوْلَ (Kavle) kelimesi çok daha kapsamlı. Dolayısıyla var olan tüm sözler, söylenmiş her şeyin toplamı, var olan tüm sırların toplamından çok daha büyük bir kümeyi oluşturur.

Allah ‘sözü’ bilir diyen ayette, ‘gökteki sözü’ ifadesini kullanıyor. Çünkü ‘gök’ daha kapsamlı. Bunu birlikte tespit etmiştik. Diğer ayette ise “Onu göklerin ‘sırrını’ bilen indirmiştir” diyor. ‘Sır’ kelimesini ‘gökler’ kelimesi ile birlikte kullanıyor. Çünkü ‘sır’ ‘sözler’in alt kümesidir, aynı ‘gökler’in ‘yukarıdaki her şey’in alt kümesi olması gibi.

Yani kullanılan kelimeler birbiriyle tutarlı. Ayetin başındaki daha kapsamlı olan ‘söz’ kelimesi, ayetin devamındaki ‘yukarıdaki her şey’ ifadesi ile tutarlı. Daha sınırlı olan ‘sır’ kelimesi ise yine uygun bir şekilde daha sınırlı olan ‘gökler’ kelimesi ile birlikte kullanılmış.

Kur’an’ın Sözlü Geleneği ve Dilbilimsel Hassasiyeti

Kur’an çok titiz bir hassasiyete sahip derken işte bundan bahsediyorum. Üstelik bu ayetler art arda da gelmiyor. Bir ayet Enbiya Suresinde, diğeri ise Furkan Suresinde. Birbirlerine yakın surelerde bile değiller. Buna rağmen Kur’an sözlü bir gelenek ile geldiği hâlde, bizim bu kelimelerin kullanımı hakkında metinsel olarak yaptığımız kıyaslamaları hesaba katıyor.

Biz bu ayetlere yan yana koyarak bakıyoruz. Peygamberimiz (sav) bu ayetleri yan yana koyup kıyaslamadı.Böylesi bir metinsel çözümleme ve böylesine titiz bir dilbilimsel kıyaslama bir sürü kaynağı incelemeden ve birçok kelimenin çözümlemesini yapıp “Bekle, burada ve şurada bir tutarlılık var.” demeden mümkün değil. SubhanAllah!

Kur’an bize en başta düzenleme sürecinden geçmeden sözlü bir gelenek olarak gelmiştir. Peygamberimiz (sav) bir şey söylediği zaman, bir ayeti okuduğu zaman, bu ayetler anında ezberlendi ve yayılmaya başladı. Böyle bir durumda istesen de söylediğini geri alamazsın.

Bir söz geri alınamadan bu şekilde yayıldığı hâlde, yüzyıllar sonra, 1400 sene sonra her bir kelimedeki inanılmaz titizlik ve hassasiyeti görüyoruz. Bu Allah’ın Sözü’nden başkası değil. Allah bu gerçeği özümsemeyi hepimize nasip etsin. Allah’ın bereketi ve rahmeti hepimizin üzerine olsun.