Kur’an’da birbirine çok benzeyen iki ayet var: Birisi Kur’an’ın 3. suresi olan Ali-İmran suresinde, diğeri ise 57. suresi olan Hadid suresinde geçiyor.

Şimdi size bu ayetin Arapçasını okuyacağım ve mealini de vereceğim:

وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ

(ve sâriû ilâ mağfiratin min rabbikum ve cennetin arduhâs semâvâtu ve’l-arz u’iddet lil-muttakîn) (Ali-İmran 133)

“Koşun! Rabbinizin mağfiretine koşun! Rabb’inizin affına mazhar olmak için koşun! Ve genişliği göklerle yer arası kadar olan o bahçeye, cennete koşun!”

Şimdi bu kısmı aklınızda tutmanızı istiyorum. Cennetin genişliği ne ile kıyaslanmış? Gökler (çoğul) ve yer. Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ (u’iddet lil-muttakîn) için hazırlanmıştır.

Pekâlâ, bu ayette cennetin genişliği ne ile kıyaslanmış? Gökler ve yer arası. Size tekrar hatırlatıyorum; gökler sınırlıdır, göklerin belli bir sınırı vardır. Peki ne sınırsızdır? سَمَاء (semâ) yani “gökyüzü”. Tekil hali sınırsızdır çünkü yukarıda olan her neyse onu kapsar. Yedi kat gök ile sınırlandırılmamıştır.

Hadid Suresi ve Cennetin Genişliği

Şimdi Hadid suresinde bulunan diğer ayete geçelim:

سَابِقُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ

(Sâbikû ilâ mağfiretin min Rabbikum) (Hadid 21)

“Yarışın!”

Bir önceki ayette “koşun” denilmişti, bu ayette ise yarışın deniyor. Rabbinizin affına mazhar olmak için.

وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۙ

(ve cennetin arduhâ ke ardis semâi ve’l-arzı)

“Ve genişliği gökle yerin genişliği gibi olan bahçeye (cennete) doğru yarışın.”

Bekle. Bir ayette çabalamanız gereken cennetin genişliği göklere eşdeğerdi. Gökler çoğul. Bu ayette ise cennetin genişliği hemen hemen gökte olan her ne varsa hepsini kapsıyor. Burada gök daha büyük, daha geniş, uçsuz bucaksız her ne varsa.

Peki nasıl oluyor da bir cennet daha küçük bir alan ile kıyaslanırken diğer cennet daha geniş bir alan ile kıyaslanmış? Mantığı nedir? Diğerinde eşitlik vardı. Diğer bir deyişle, genişliği göklerle yer arası kadardı. Bu ayette ise, genişliği hemen hemen gökte olan her şeyle eşit. Ama tam olarak değil. Eşit değiller, tamam mı?

Ali-İmran Suresindeki Cennetin Şartları

Bu ayetin muazzamlığı, öncelikle, bir cennetin muttakîler için hazırlanmış olması. Yani Allah’a karşı gelmekten sakınan takva sahipleri için hazırlanmıştır ve tek meziyetleri bu değil:

  • اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ (ellezîne yunfikûne fîs serrâi ved-darrâi): O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar.
  • وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ (vel kâzımîne’l-ğayza): Öfkelerini yutarlar.
  • وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ (vel âfine anin nâsi): Ve insanları severek affederler.
  • وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ (vallâhu yuhıbbu’l-muhsinîn): Allah da güzel davranışta bulunanları sever. (Ali-İmran 134)

Bekle, bekle, bekle. Yani bu cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için, bollukta da darlıkta da harcayanlar, öfkelerini yutanlar ve aynı zamanda insanları affedenler için ve muhsinler için hazırlanmış.

Bu vasıflara herkes sahip mi? Bu insanların sayısı tek tük aslında. Yani takva sahibi biri olup Allah için harcama yapmayanlardan olabilirsin. Ancak hem takva sahibi olup hem Allah için harcama yapan veya gizliden ve açıktan Allah için harcama yapanların sayısı, vay be, daha azdır. Bununla da yetinmeyip öfkeni yenmen… Daha da küçük bir insan grubu böyle. Bunun da üstüne insanları hoşgörü ile kendi rızanla affetmen… Vay be! Daha da küçük bir insan grubu! Bir de üstüne üstlük her işini en güzel şekilde yapıyorsun, oo! Bir elin parmağını geçmeyen insanlar böyle! Anlaşıldı mı?

Şimdi o ayetteki cennetten bahsederken Allah ne dedi biliyor musunuz? O cennet aslında genişlik bakımından daha küçüktür. Çünkü sayısı az olan insanlar için büyük bir alana ihtiyaç duymazsın. Ayrıca bu aslında ilk ayetteki cennete girecek nüfusu da kısıtlamış oluyor. Yani السَّمٰوَات (es-semâvât), “gökler” (çoğul). Fakat ikinci cennet; Allah oranın daha geniş bir gökyüzü ile kıyaslanabileceğini söylüyor, gökyüzünde yatan her ne varsa… Çok daha büyük.

Hadid Suresindeki Cennetin Şartları

Bu yüzden ben de kendime sordum; “Bekle. Yani ikinci cennet çok daha büyük bir alan ile kıyaslanıyor. Eğer alan fazlaysa demek ki içinde de daha fazla insan olmalı. Öyleyse bu cennet kimler için hazırlanmış?”

Şimdi burayı pür dikkat dinleyin. Allah diyor ki:

أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ

(U’iddet lillezîne âmenû billâhi ve Rusûlihi) (Hadid 21)

“Orası, Allah’a ve Elçilerine iman edenler için hazırlanmıştır.”

Başka bir şartı yok. Başka bir koşulu yok.

İlk cennetin koşullarıyla kıyaslayın, karşınıza ne çıkıyor? Muttakîlerden oldukları için zaten muhteşem olan insanlar. Bunun üstüne Allah için harcamaları, bollukta ve darlıkta eli açık olmaları, gizliden veya açıktan vermeleriyle daha da mükemmelleşiyorlar. Bunun da üstüne bağışlıyorlar ve öfkelerini… Aman Allah’ım ne harika insanlar onlar öyle. Onlara ait özel bir yer var.

Fakat cennetin çok daha geniş kapıları açıldı ve oraya girmek için Allah’ın tek koyduğu koşul, bu insanların “Allah’a ve Elçilerine iman etmeleri”. “Elçiler” kelimesine bir bakın çünkü bunun ne demek olduğunu anlıyor musunuz? Bu kelime, Adem (a.s)’dan günümüze, gelmiş geçmiş herhangi bir elçiye inanan herkesi kapsayarak o kapıyı açıyor.

Allah’ın Büyük Lütfu

Şimdi, bunu kavradığınız zaman bir sonraki ayette aslında Allah’ın cennetin kapılarını oldukça geniş açtığını fark etmeye başlıyorsunuz. Ali-İmran suresindeki ayeti incelerken sanki cennetin kapıları sınırlı sayıdaki bir grup için açılıyormuş izlenimi veriyordu. Ama bu ayette kapılar uzun uzadıya açılmış, genişçe açılmış. Bu Allah’ın büyük bir lütfu değil midir?

Yani demem o ki, Allah Ali-İmran suresindeki ayette bize cennete girmenin gerekliliklerini vermiş ama Hadid suresindeki ayette, Allah bizlere hiçbir yerde olmayan bir lütufta bulunuyor. Çok daha büyük bir lütuf.

Allah’ın sözlerindeki mükemmeliyete bir bakın; Hadid suresinde söylediği şeyi Ali-İmran’da söylemiyor. Allah diyor ki:

ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ

(Zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâ’u vallâhu zû fadlin azîmin) (Hadid 21)

“Bu, Allah’ın lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.”

Allah, cennet için zorlayıcı sınırlamalar koymayarak insanlığa büyük bir lütufta bulunduğu o ayeti şöyle bitiriyor: “İşte bu benim lütfumdur ki onu dilediğime veririm. Ben büyük lütuf sahibiyim.”

İnsanlar bu ayeti duyunca; “Hayır, hayır, hayır ama sen insanlara daha fazla şart koşmalısın! Daha fazla sınırlandırmaların olmalı. Öyle hiç yoktan vermemelisin! Bu kısmı onlara öylece bildirmemelisin. Söylenecek daha çok şey olmalı, namaz kılarlar, şunu şunu yaparlar…”

Ben size bunların hiçbirini yapmamalısınız demiyorum, zira Allah bu kapıyı açıyor çünkü insanlara umut vermek istiyor.

İki Vakit Namaz İçin Biat Eden Adam

Bu bana neyi hatırlattı biliyor musunuz? Peygamberimizin (s.a.v) meşhur bir sözünü, başından geçen meşhur bir olayı hatırlattı.

Bir adam gelir ve Peygamber (s.a.v)’e der ki:

أُبَايِعُكَ عَلَى صَلَاتَيْنِ

(übeyyiuke alâ salâteyn)

Ne harika bir şey! “Sana biat etmeye hazırım” diyor. Peygamber’e biat etmek demek İslam’ı kabul etmek demek. “Sana iki vakit namaz için biat etmeye hazırım.”

Kaç vakit namaz kılmam gerekiyor? Beş.

Sahabeler onun huzurunda otururken bir birader birden gelip, “Müslüman olmaya hazırım ama iki vakit namazdan fazlasını kılmam” diyor. Peygamber (s.a.v) “Tamam, biat et” diye cevap veriyor.

Sahabeler şaşkınlık içinde. “Ahh… Beş vakit namaz çok önemli bir husus, yapmaman… Nasıl izin verdin?” Adam da gayet mutlu bir şekilde ayrılıyor.

Resulullah (s.a.v) sahabelere, “Namazın tadını aldıktan sonra kendisi beşe çıkarır” diyor.

İnsanların nasıl gelişeceğini kontrol etme konusunda endişelenmeyin. Allah’ın insanların nasıl gelişeceği hakkında bir planı var. Allah bu ayette sadece, “Allah’a ve Elçisine iman edin” diyor. Ve bu iman bir kere kalbinize girdiğinde, bunun salih amellere dönüşmesi kendiliğinden olacaktır. Bunu kısıtlamak zorunda değilsin.

Bu yüzden insanları daha baştan ümitsizliğe itme. Daha her şeyin başındayken onlara haddinden fazla şart koşma. Bu mesajın güzelliği bu işte. Allah insanlara umut verecek kadar veriyor ve umutlandıklarında kendilerini geliştirebilirler ve kendilerini daha sorumlu tutarlar. Böylece daha da büyürler ve gitgide sorumluluk sahibi bireyler haline gelirler.

Allah daha en başında her şeyi insanlara yüklemek yerine, onların büyüyüp olgunlaşmasına izin verir ki yüklerini kendileri taşıyabilsinler. Dinimizin güzelliği bu işte.

Sadece bu iki ayet arasında, Allah’ın cennetin kapılarını nasıl açtığını görüyoruz. Allah azze ve celle, bizleri cennetin en yüksek makamlarına eriştirsin ve o muhteşem kapılardan içeri girmemizi nasip etsin. Allah’ın rahmeti ve bereketi hepimizin üzerine olsun.