— Hocam, anlamadığım bir şey var: Cehennemdeki azap düşüncesi… Bir arkadaşımla konuşuyordum ve Kur’an’daki şu ayetten bahsetti: “Cennettekiler cehennemdekilerle alay edecekler.” Ben de nasıl cevap vereceğimi bilemedim. Ona böyle davranacak kişinin ben olacağımı düşünüyor musunuz ve bu ayet ne anlama geliyor?
Sanırım onun bahsettiği ayet A’raf Suresi’nin kırk dördüncü ayeti ve civarındaki ayetler. O kısımda Allah aslında bir bakıma müminlerin, inanmayanlarla aşağılayıcı biçimde konuştuklarını ifade ediyor. Onlar artık sonunda, kendileriyle bu dünyada alay etmiş olan inkarcıları aşağılayacak konumdalar. Ayet şöyle devam ediyor:
وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ
(Ve nada ashabu el-cenneti ashabe en-nari)
(A’raf, 44)
Cennet halkı, cennet ehli cehennem ehline, ateş halkına seslenecekler:
أن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا
(En kad vecedna ma vaadena rabbuna hakkan)
Onlara diyoruz ki: “Rabbimizin bize söz verdiklerinin gerçek olduğunu gördük.”
فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا
(Fe hel vecedtum ma vaade rabbukum hakkan)
“Siz de Rabbinizin söz verdiklerinin gerçek olduğunu gördünüz mü?”
Aşağıdaki gerçek miymiş? Yanıyor mu gerçekten? Aşağısı sıcak mı? Doğru muymuş? Burada “yaraya tuz basmak” gibi bir konuşma yer alıyor ama asıl güzel olan şu, Allah diyor ki: “Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk.” Bize kelimesi burada önemli.
Ayetteki İnce Detay: “Bize” ve “Size”
“Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk.”
“Siz de Allah’ın vadettiğini gerçek buldunuz mu?”
“Siz de Allah’ın size vadettiğini gerçek buldunuz mu?” değil. Size kaldırılmış. Bakın, Allah bize vadetti ve Allah size vadetti ama Allah ikincide size demiyor. Kendileri hakkında konuştuklarında “Allah bize bir şey vadetti ve onu gerçek bulduk.” derler ama sonra “Allah bir şey vadetti, siz onu gerçek buldunuz mu?” derler. Sanki Allah kafirlere bahsetmeye değer bir şey vadetmemiş gibi.
Buradaki diğer şey ise şu: “Bize vadetti” dediğinde; farklı dillerde, özellikle Arapçada “Bana söz verdin” demek aslında “Bana bir şey vereceğine dair söz verdin” demektir. Pozitif bir şey, iyi bir şey… “Söz verdim” ama “Sana söz verdim”, “Bunu yapacağıma söz verdim.” Çocuklar ebeveynlerine şöyle der: “Bize söz verdin!”
Buradaki bize aslında şunu ima eder: Allah ödülden, cennetin ihtişamından bahsediyor. Arkadaşlıktan, keyif aldıkları yiyecek ve içeceklerden bahsediyor. “Rabbimizin bize vadettiği her şey o kadar gerçekmiş ki!” derler. “Aa şu ayetteki içecek أكواب (Ekvab) (İnsan, 15). Bu ağaç da ذَوَاتَا أَفْنَانٍ (Zevata efnan) (Rahman, 48).” Sanki ayetleri okuyor ve ayettekilerle ortamdaki gerçekleşenleri eşleştiriyor gibiler.
Ama inkârcılar hakkında konuşurken derler ki: “Bu size vaadedilen şey değildi.” Çünkü kâfiri yakan şey nedir? Şimdi can alıcı nokta: Kafirleri yakan sadece onlara vaadedilen şey değildir. Kafirleri yakan aynı zamanda inananlara vaadedilen şeydir. Kafirler cennetteki müminlere baktıklarında, ateşleri yeterince sıcaktır ama müminleri bir neşe içerisinde görürler. Alevlerine birkaç derece daha fazla sıcaklık eklenir.
Onlara sadece şu söylenmiştir: “Rabbinizin vadettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?” Sadece size söz vermedi, genel olarak bir söz verdi. Siz, biz ve tüm bu gerçeklik… “Biz yukarıdayken bu size nasıl hissettiriyor?” Bu, sadece size kelimesini kaldırarak yapılan bir iğnelemedir. “Size vadettiği şey…” SubhanAllah! Allah hepimizi cennet halkından olanlardan eylesin.
Ayetin Muhatapları: En Zalim Olanlar
Bu arada, bu konuşmayı sınırlamak istiyorum. Her ne kadar cennet ehli ve cehennem ehli arasında gergin bir konuşma olsa da Müslümanların Müslüman olmayanlardan nefret ettiğine dair veya hepsi için cehennemi dilediğimize dair bir yanlış anlaşılmaya varılmasın. Bu; şimdiye kadar dünya üzerinde yaşamış en sefil, en kötü, en bozulmuş insanlar hakkında bir konuşmadır. Bu peygamberlerin düşmanlarından, katillerden, suçlulardan, yaptıklarından pişman olmayanlardan, hayatını yalnızca Allah’a ve onun yarattıklarına karşı tam bir azgınlık içerisinde geçirenlerden bahsediyor. Bu insanlardan bahsediliyor.
Buradan çıkardığımız, talihsiz bir çarpıtma denilebilecek bir şey: “Bu, Müslüman olmayan tüm insanlar için bir kınamadır” denmesidir. “Allah’ın onlar hakkında ne dediğine bir bak, cehennemde yanacaklar!” Bizim Rabbimiz böyle değil. Rabbimiz insanları cehennem ateşine mahkum etmiyor. Allah hidayet kapılarını herkese açıyor. Dolayısıyla bu sahnenin gerçekleşmesini veya Müslüman olmayan birisine bunu diyebileceğimiz bir anın gelmesini istememeliyiz. Hayır hayır… Bu sadece onların en zalim olanlarıyla alakalı.
Mazlumların İç Rahatlığı
Benim kendi fikrim, doğrusunu Allah bilir, bunu yapacak olan cennet halkının —yine söylüyorum doğrusunu Allah bilir— cennet halkındaki herkes olmayacağı yönünde. Bu kişiler özellikle cennet halkından mazlum olanlardır. Hayatları boyunca bir kâfir tarafından hiçbir zulüm görmemiş insanlar var. Ama hayatlarını mümin olarak yaşamış ve inançlarından dolayı baskı görmüş, öldürülmüş, evinden çıkarılmış, hırsızlığa, yağmaya uğramış, tacize uğramış, eziyet görmüş insanlar da var.
Hesap gününde bu insanlar görüştürülür. Onlara, kendilerine karşı suç işleyenleri görme imkânı tanınır. Kendilerine zulmedenleri, saldıranları görürler ve onlara o kişilerle güçlü bir konumda durarak konuşma hakkı verilir. Cennetteki ödüllerden birisi de budur. Sana bu iç rahatlığı verilir. غِلّ (Gıll) silinmiş olmasına rağmen bu konuşma yine de onların içini rahatlatır.
Bu tüm müminler için geçerli. Tüm Müslümanlar cehennem ateşinde olanlardan nefret edecek demek değildir. Aslına bakarsanız, Kur’an’da arkadaşını cehennem ateşinde bulan ve onun hakkında soru soran kişilerin geçtiği yerler de var. Arkadaşını aşağılamaya merak duymuyor, onun hakkında endişeleniyor. Dolayısıyla bir ayeti ele alıp “herkes bu durumda olacak” sonucunu çıkarmayın. Ne dediğimi anlıyor musunuz?
Bu Kur’an’ın derinliği ve inceliğidir. Bu gözden kaçtığında, inancımızın güzelliğini temsil etmeyen aşırı sonuçlar çıkarmaya başlıyoruz. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.