سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَ ٱلْأَرْضِ

(Sebbeha lillahi ma fis-semavati vel-ardı)

Bu ayette olağanüstü bir şey var. Ne kadar müthiş bir şey arkadaşlar. Allah gökler ve yer hakkında böyle konuşuyor. 57. sure olan Hadid suresi. Bu sureden sonra, Allah’ın mükemmelliğini beyan ederek başlayan bir sureler zinciri gelir.

سَبَّحَ لِلّٰهِ (Sebbeha Lillahi) veya يُسَبِّحُ لِلّٰهِ (Yusebbihu Lillahi)

“Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder.” Bu ifade birden fazla surede tekrarlar. Tüm bunlardan farklı olan sadece iki yer var ve ben de onları vurgulayacağım. Şimdi, farklılık nedir öncelikle bunu anlayalım.

İki Farklı İfade

Bazen Allah der ki: “Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder.” Oldukça basit. Bazen ise şöyle der: “Göklerde olan her şey ve yerde olan her şey.” Tekrarlıyor, “göklerde her ne varsa ve yerde her ne varsa”. Yani “her ne varsa” iki kez geçiyor. “Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder.”

Tekrar edelim, karşılaştırma şu: Bir taraftaki ifade, “Göklerde ve yerde her ne varsa Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder.” Diğer, nadir olan ifade ise şu: “Göklerde her ne varsa ve yerde her ne varsa Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder.”

Hadid suresi şöyle başlar:

سَبَّحَ لِلَّهِ مَافِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

(Sebbeha Lillahi ma fi’s-Semavati ve’l-Ardı)

“Göklerde ve yerde her ne varsa.” Yani “her ne varsa” sözü tekrar edilmiyor. Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder.

Peki, Hadid suresini geçelim. Kendisinde tesbihten bahsedilmeyen Mücadele suresini atlayıp şöyle başlayan Haşr suresine geçelim (59:1):

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

(Sebbeha lillahi ma fis-semavati ve ma fil-ardı)

“Göklerde her ne varsa ve yerde her ne varsa Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder.” Burada iki kez “her ne varsa” geçiyor değil mi?

Aynı surenin sonunda (59:24):

يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ

(Yusebbihu lehu ma fi’s-Semavati ve’l-Ardı)

“Göklerde ve yerde her ne varsa.” “Her ne varsa” iki kez kullanılmıyor. “O’nun kusursuzluğunu beyan eder.”

Sonra yine, Mümtehine suresinden sonraki sure olan Saff suresine gelince (61:1):

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

(Sebbeha lillahi ma fis-semavati ve ma fil-ardı)

“Göklerde her ne varsa ve yerde her ne varsa O’nun kusursuzluğunu beyan eder.”

Bazen iki tane “her ne varsa” var, bazen bir tane var. Cuma suresine gelelim (62:1):

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

(Yüsebbihu lillahi ma fis-semavati ve ma fil-ardı)

“Göklerde her ne varsa, yerde her ne varsa.”

Sonra Münafikun suresini atlayıp Teğabun suresine gelince (64:1):

يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

(Yüsebbihu lillahi ma fis-semavati ve ma fil-ardı)

“Göklerde her ne varsa ve yerde her ne varsa.”

Dünyevi Meseleler ve “Her Ne Varsa” Vurgusu

Dolayısıyla çoğu zaman “her ne varsa”nın iki kez kullanıldığını ve daha nadiren tek sefer, birbirine bağlayarak kullanıldığını fark ederiz. Bu ayetten yola çıkarak “Allah neden bunu yapıyor?” diye merak ederiz. Neden مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ (Ma fis-semavati ve ma fil-ardı) veya مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Ma fi’s-Semavati ve’l-Ardı) diyor?

Kur’an’da şunun farkına varıyorsunuz: Kur’an bir ifadeyi bağlama öyle uyumlu yapıyor ki bu akıllara durgunluk veriyor. Her ne zaman Allah’ın kusursuzluğunu beyan eden bir ayetin peşinden dünyevi herhangi bir mesele gelirse, “Dünyada her ne varsa” ifadesi özel olarak vurgulanır. Allah’ın kusursuzluğunu beyan ederken “Göklerde her ne varsa ve yerde her ne varsa” deniliyor.

“Her ne varsa”yı iki kez söyleyerek “yer” vurgulanıyor. Çünkü iki kez söylemek zorunda değildi. “Göklerde ve yerde her ne varsa” diyebilirdi, bu kolay olandır. Dolayısıyla ikinci kez مَا (Ma) yani “her ne varsa”nın kullanılmasının, aslında fazladan bir şey eklediğini anlamamız gerekir. Bu standart bir şey değil, istisnadır.

Bu surelerin hepsinde, hemen sonraki ayetlerde, iki kez geçtiğinde:

لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ

(Lime tekulune ma la tef’alune) (61:2)

“Yapmayacağınız şeyi neden söylüyorsunuz?” Dünyevi bir şey değil mi?

“Sizi o yarattı, içinizde inkarcılar da var inananlar da.” Yine dünyevi bir mesele.

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

هُوَ الَّذِي أَخْرَجَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ

(Sebbeha lillahi ma fis-semavati ve ma fil-ardı. Hüvellezi ahrecellezine keferu min ehli’l-kitab.) (59:1-2)

“O inkârcıları evinden çıkardı.” Yine dünyevi bir mesele. Her seferinde!

Allah’ın Sıfatları ve Tek “Ma” Kullanımı

Ama tüm bunlardan sadece iki seferinde “göklerde ve yerde ne varsa” deniliyor. “Her ne varsa” buralarda ikinci kez söylenmiyor. İlki Hadid suresindedir. Hadid suresini okuyup ne dendiğine bakalım:

سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

(Sebbeha lillahi ma fis-semavati vel-ardı ve huvel-azizül-hakim. Lehu mülküs-semavati vel-ardı yuhyi ve yümitü ve hüve ala külli şey’in kadir. Hüvel-evvelü vel-ahiru vez-zahiru vel-batınu ve hüve bi külli şey’in alim.) (57:1-3)

SubhanAllah… “Göklerde ve yerde her ne varsa Allah’ın kusursuzluğunu beyan eder” diyor. Sonrasındaki altı ayette kendisinden söz ediyor. Dünyevi bir şeyden bahsetmiyor, sadece kendisi hakkında konuşuyor.

Bu sureler zincirinde مَا (Ma)‘nın geçmediği diğer tek yer ise, yani sadece “göklerde ve yerde her ne varsa” şeklinde kullanılan diğer yer ise Haşr suresinin sonudur. Bu arada Haşr suresinin başlangıcında “Göklerde her ne varsa ve yerde her ne varsa” geçiyordu. Ve hemen peşinden ne geliyordu? Dünyevi bir mesele…

İşte surenin sonu:

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ ٱلْمُؤْمِنُ ٱلْمُهَيْمِنُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْجَبَّارُ ٱلْمُتَكَبِّرُ

سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

هُوَ ٱللَّهُ ٱلْخَـٰلِقُ ٱلْبَارِئُ ٱلْمُصَوِّرُ ۖ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ

يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

(Huve’llahu’llezi la ilahe illa Huve Alimu’l-Gaybi ve’ş-Şehadeti Huve’r-Rahmanu’r-Rahim. Huve’llahu’llezi la ilahe illa Huve’l-Meliku’l-Kuddusu’s-Selamu’l-Mu’minu’l-Muheyminu’l-Azizu’l-Cebbaru’l-Mutekebbiru. Subhanallahi amma yuşrikun. Huve’llahu’l-Haliku’l-Bari’u’l-Musavviru lehu’l-Esma’u’l-Husna. Yusebbihu lehu ma fi’s-Semavati ve’l-Ardı ve Huve’l-Azizu’l-Hakim.) (59:22-24)

Eğer hiç Arapça bilmiyorsanız, bunları gelişigüzel duyuyor olsanız bile… Allah’ın isimleri… Allah’ın isimlerinden oluşan bu muazzam bahçe… Biri, sonra diğeri, sonra diğeri, sonra diğeri… Bu dünyaya ait endişelerini bir kenara atıyor ve sadece Allah’ın inanılmaz sıfatlarıyla ilgileneceğin görünmez bir dünyaya giriyor gibisin.

Sonrasında Allah “gökler ve yer beraber” diyor. Çünkü bu dünyevi bir kaygı değildir. SubhanAllah… Gökler ve yer hakkındaki konuşması bile aşırı mükemmel.

Allah Kur’an okumakla imanımızı artırsın. Allah Kur’an çalışmalarımızda bize samimiyet versin ve anladığımızla amel edebilmemiz için bize güç ve kabiliyet bahşetsin.

بَارَكَ اللَّهُ لِي وَلَكُمْ

(Barekellahu li ve leküm)

Allah bizi hayırla bereketlendirsin. Esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü.