Bu derste sizlerle aynı sureye ait iki ayeti paylaşacağım, bunlar Tevbe Suresi’nin ayetleri. Bu iki ayeti karşılaştırdığımızda, Allah’ın cennetin gücünü, hangi mükafatının daha büyük olduğunu çok ince ve güzel bir şekilde vurguladığını göreceğiz. O halde ilk ayetle başlayayım, bu 100. ayettir.
وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ (Ves sâbikûnel evvelûne minel muhâcirîne vel ensâr.) “Hicret” edenler ve yardım edenler arasında ilk ve önde gelenler.
Yani Mekke ve Medine halkı.
وَالَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ (Vellezîne ittebeûhum bi ihsânin) “Ve onlara güzellikle uyanların hepsi.”
Allah bizi de onlardan eylesin.
رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ (Radıyallâhu anhum ve radû anh.) “Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldular.”
وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ (Ve eadde lehum cennâtin tecrî tahtehâl enhâr.) “Ve onlara, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırlanmıştır.”
خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ (Hâlidîne fîhâ ebedâ.) “Orada sonsuza kadar kalacaklar.”
ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ (Zâlikel fevzul azîm.) “İşte büyük başarı budur.” (Tevbe, 100)
Aynı surenin başka bir ayetindeyse Allah diyor ki:
وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ (Veade Allahul-mu’minîne vel-mu’minâti cennâtin tecrî min tahtihal-enhâr) “Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, tam altlarından ırmaklar akan cennetler vadetti.”
Önceki ayette, altlarından akıyordu. Ama bu kez tam altlarından, yani nehir tam ayaklarının dibinden başlıyor.
خَالِد۪ينَ ف۪يهَا (Hâlidîne fîhâ.) “Onların içinde kalıcıdırlar.”
وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً (Ve mesâkine tayyibeten) “Ve huzur bulacakları güzel, temiz evler”
ف۪ي جَنَّاتِ عَدْنٍۜ (Fî cennâti adn.) “Adn cennetlerinde.”
Daha önce cennetler deniyordu, şimdi “Adn Cennetleri” deniyor. Yani bir “Adn” manası ilave ediliyor.
وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ اَكْبَرُۜ (Ve rıdvânun minallâhi ekber.) “Ve Allah’tan büyük bir hoşnutluk,”
Yani, Allah onlardan fazlasıyla razıdır ve bu, daha önce anlatılan bütün mükafatlardan çok daha büyüktür.
ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ (Zâlike huvel fevzul azîm.) “İşte gerçekten büyük başarı budur.” (Tevbe, 72)
İki Ayetin Karşılaştırması
Arada çok küçük bir değişiklik bulabilirsiniz. “ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ (Zâlikel fevzul azîm.)” (Tevbe, 100) buradaki ifade “İşte büyük başarı budur” anlamındadır. Buna karşıt, “ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ (Zâlike huvel-fevzul-azîm)”in (Tevbe, 72) anlamı ise, “İşte, gerçekten, büyük başarı budur”. Ek bir huve zamiri var. Ve bu zamir, diğer ayete kıyasla bu ayete vurgulu bir ton katıyor. İkisi de aynı sureye ait.
Şimdi, cennetin iki mükafatını karşılaştırırsanız, birisinde, mükafatı daha yoğun olan bahçeler sunulmuştur. Çünkü nehirler ayaklarınızın altından akmakla kalmıyor, aynı zamanda tam ayaklarınızın altından başlıyorlar. Bu aslında ibtida meselesi. Bir şelalenin başladığı ve fışkırdığı yerde, tepesinde duruyorsunuz.
Bir diğer husus ise güzel evlerle ilgili. Diğer ayette Allah’ın bahçeler vadettiğini gördünüz, ancak daha fazla açıklama yoktu.
Bir ayette Allah, “Allah onlardan razı oldu ve onlar da Allah’tan razı oldular” dedi. Diğerinde ise “büyük bir memnuniyet” yani Rıdvan dedi. İsim kullanılmış. Bu bir tür kalıcılık ve üstünlüktür.
Allah’tan alacakları büyük hoşnutluk daha büyüktür. Ekberdir; “daha büyük”tür. Hatta Allah, “Allah’ın onlardan razı olması, onların şimdiye kadar tattıkları her türlü mükafattan daha büyük olacaktır.” diyor.
Ve oraya gelince, “ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ۟ (Zâlike huvel-fevzul-azîm)” der. “İşte gerçekten büyük başarı budur.”
Burada bir huve ekler.
Bu iki ayette beni hayrete düşüren incelikli nokta, ayetlerin birbirinden 28 ayet uzaklıkta olması. Yani Allah bir konuşma yapıyor, bir şeyler söylüyor, ardından 28 ayet sonra da benzer bir şey söylüyor. Ve öncesinde cenneti tarif ederken bunu daha vurgulu bir dille yaptı, çok daha güçlü olan bağlamın içinde çok daha güçlü bir şeyi anlattı. Şimdi ise o kadar güçlü olmayan bir şeyi tarif ediyor, yani bu yüzden sadece bir zamir kadar tonu düşürüyor.
Kuran’ın Eşsiz Hassasiyeti
Konuşmada böyle bir farkındalık imkansızdır. Bu imkansız. Ne söylediğimi ve neyi ne kadar vurguladığımı takip edemem. Mesela şöyle düşünün, insanlar ne söylediklerini hatırlarlar ama neyi ne kadar vurgulu söylediklerini hatırlamak zordur. Belki “Yorgunum” dediğimi hatırlıyorum. Belki de “Dostum, gerçekten yorgunum” dediğimi hatırlamıyorum. Eklenen vurguyu hatırlamıyorum. Bunun bilincinde değilim. Belki bana hatırlatabilirsin, “Sanırım yorgunum gibi bir şey söylemiştin.” Tam olarak kelimelerimi hatırlamam imkansız, 20 dakika öncesi olsa bile.
İnsanlar, “Benim söylediğim kelimeler tam olarak şunlardı…” diyorlar ve videoyu oynatıyorsunuz, ama aynı kelimeler değil. Bu onların kendi konuşması. Bu yıllar, aylar, günler önce bile değildi, dakikalar önceydi. Dakikalar önce ne dediklerini tam hatırlayamıyorlar.
Kuran, tam olarak nasıl konuştuğunu dikkate alır. Daha sonra, en ince nüansı bile eklediğinde, konuşmayı buna göre ayarlar ve daha önce söylenenleri de dikkate alır, böylece sonradan söylenenlerle karşılaştırılabilir.
Allah Kuran’da benzer şeyler söylüyor. İngilizce çevirileri okursanız, çoğu şeyin çok benzer olduğunu göreceksiniz. Birçok şey tekrarlanıyor. Ama Arapçayı incelediğinizde, bu benzer şeylerin aslında biraz değişmiş ve farklı olduğunu göreceksiniz. İşte o küçük fark, Allah’ın kelamının kemalini takdir etmenin hazinesinin yattığı yerdir.
Allah (Azze ve Celle) bize kelamının mükemmelliğini anlayabilmeyi nasip etsin.