Bugün sizinle iki ayeti karşılaştıracağım. İkisi de Allah yolunda savaşmakla ilgili. Her ikisi de aslında İslam’daki ilk savaş olan ve Hz. Peygamber’in (sav) Medine’ye hicretinden kısa süre sonra gerçekleşmiş olan Bedir Savaşı ile alakalı.
Bakara ve Enfal Surelerinde Bedir Savaşı
Bu ayetlerden biri Bakara (2) suresinde, diğeri ise Enfal (8) suresinde yer alıyor.
Diğer şeylerin yanı sıra şunu da söylüyor: وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ (Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitneh). “Fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın.”
Fitne, aynı zamanda yozlaşma anlamına geliyor. Fitne musibettir. Yani insanların sıkıntıya ve musibetlere maruz kalmalarıdır. Ta ki böyle bir şey kalmayana kadar. Ve din de, hayat tarzı da Allah’a ait olana kadar. وَيَكُونَ الدّ۪ينُ لِلّٰهِۜ (Ve yekûne ‘d-dînü lillâh). “Allah’a ait olana kadar.” Bu kadar. Bakara’da söylediği şey buydu.
Enfal’de de benzer bir ifade var. Diyor ki: وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ (Ve kâtilûhum hattâ lâ tekûne fitneh) “Ve hiçbir fitne kalmayıncaya kadar onlarla savaşın.” وَيَكُونَ الدّ۪ينُ كُلُّهُ لِلّٰهِۚ (Ve yekûne ‘d-dînü küllühû lillâh) “Ve dinin tamamı Allah’a ait olana kadar.”
Yani birinde “din Allah’ın olana kadar” dedi, diğerinde ise “din ve dinin tamamı Allah’ın olana kadar” dedi.
Savaşın Bağlamı
Şimdi, her ikisinin de Bedir Savaşı’yla ilgisi var. Ama bunu birkaç nedenden dolayı sizinle paylaşmak istedim. Allah yolunda savaşmanın ne zaman meşru olup olmadığı konusunda size uzun bir ders vermek istemiyorum. Bu uzun bir konu. En azından belirtmek istediğim basit bir nokta var; Müslümanlar haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Ve artık, çıkarıldıkları evleri için karşılık vermek onların hakkı. Çıkarıldıkları evleri için her türlü savaşma hakkına sahipler.
Bu bağlamda, Müslümanlar o sırada aslında çok az sayıdaydılar ve neredeyse hiçbir askerî kaynakları yoktu. Ve altı ay içinde peşlerine düşecek olan düşman aslında çok güçlü, iyi donanımlı ve onlardan üç kat daha büyüktü. Ve o anda Allah müminlere şöyle dedi: “Din Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşmalısınız.”
Bu arada, herhangi biri Arabistan’da dini düşündüğünde, doğrudan Kabe’yi düşünürdü. Dini Mekke’den ayrı düşünemezlerdi. Çünkü herkesin putu, her kabilenin putu nerede bulunuyordu? Mekke’de. O halde din Allah’ın olana kadar dediğinde; o zamanın Arapları için, dinin Allah’a has kılınması ile Mekke’nin Allah’a ait olması tamamen aynı şeydi, farklı değildi.
Şimdi, savaşıyorlar ve Allah diyor ki:
“Evet, evlerinizden atıldığınız için savaşıyorsunuz. Eziyet gördüğünüz için savaşıyorsunuz. Ama ev temizlenene kadar savaşmaya devam etmeniz gerektiğini de anlamalısınız. Kabe, İbrahim’in asıl mirasına dönene kadar savaşacaksınız. Bu yüzden, hiçbir fitne kalmayana kadar onlarla savaşın.”
Buradaki fitne nedir? Sahte dinlerden yayılan yozlaşma. Bu bölgedeki sahte dinlerden kurtulmanız gerekiyor. وَيَكُونَ الدّ۪ينُ كُلُّهُ لِلّٰهِۚ (Ve yekûne ‘d-dînü küllühû lillâh) “Din Allah’a ait olana kadar.”
Ayetlerin Zamanlaması ve Motivasyon
Harika olan şu ki, Bakara’daki bu ayet Bedir Savaşı’ndan önceydi. İşte fark bu. Temel fark, bu ayetin Bedir Savaşı’ndan önce olması. Müslümanlar işlerin nasıl sonuçlanacağını bilmiyorlardı ve onlara, “Din Allah’ın olana kadar savaşmaya devam edeceksiniz” deniliyordu.
Sonra Bedir Savaşı oldu ve Allah onlara zafer nasip etti. Tamamen olasılık dışı bir ihtimaldi ve Müslümanlara zafer nasip oldu. Ve sonra Allah tekrardan diyor ki: “Bakara’da size söylediğimi hatırlıyor musunuz? Şimdi tekrar söyleyeceğim. Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın.”
Şimdi Müslümanlar savaşta zafer kazandıktan sonra ayetin tamamını duyduklarında “Evet, tamamen!” diyorlar.
Enfal Suresi’nde, Müslümanlara güç veren bir motivasyon konuşması var ve anlıyorlar ki… Allah, en başında “din ve dinin tamamı Allah’a ait olmalı” deseydi, bu göz korkutucu olurdu. Ama şimdi sonuçları gördüler, Allah’ın yardımının geldiğini gördüler ve inançları güçlendi. Bir şey başarabileceklerini görüyorlar.
Allah aslında standartları iyice yükseltiyor ve “Sadece din Allah’a ait olana kadar değil. Hepsi Allah’a ait olana kadar. Tüm bölgeyi şirklerden temizleyeceğiz. Yapacağımız şey bu” diyor. Anlıyor musunuz?
Altın Kural: Yakın ve Uzun Vadeli Hedefler
Burada vurgulamak istediğim prensip, yani tüm bunlardan çıkarılan altın kural; insanları motive etmemiz gerekiyor ama onların gözlerini korkutacak kadar motive etmemeliyiz.
“Bu yıl dünyayı değiştireceğiz!” Yavaş ol. Aşamalar olsun, kendinize bir hedef, bir amaç belirleyin, bu konuda gerçekçi olun, insanları bu hedefe ulaşmaları için motive edin. Ve bu hedefe ulaştıklarında, onlara daha büyük ufukları gösterin, sonra bunları gösterin.
İnsanlara bir kerede tüm ufku vermeyin. Onlara bir ara hedef verin: “Bunu yapın. Buna odaklanın. Bunu başarın.” Ve bunu başardıklarında, onlara daha büyük resmi gösterin. Anladınız mı?
Bu gerçekten çok çok önemli çünkü sürekli olarak daha büyük resimden bahsedip, hemen önünüzdeki şeyden bahsetmediğinizde, sadece büyük resim hakkında konuşup hiçbir şey elde edemezsiniz. Boş bir hayal, her şey boş bir hayal olur. Yakın hedeflerinizin ve uzun vadeli hedeflerinizin olması gerekiyor.
İnşallah yakın hedefe ulaştığınızda, bir şeyleri başarabileceğinize ve değişim yaratabileceğinize dair daha motive ve özgüvenli olursunuz. Sonuçta önemli bir ilerleme kaydettiniz. Daha büyük hedefle kıyaslandığında aslında bu hiçbir şey değil. Açıkçası Bedir sadece bir başlangıç, gelecekte çok fazla zorluk sizi bekliyor. Ama şimdi bunun yapılabilir bir şey olduğuna inanıyorsunuz. Yani Allah, “Din bütünüyle Allah’a ait olmalı” diyerek daha fazla motive ediyor.
Allah bizi iyi planlayıcı ve iyi vizyonerler kılsın ki, kendimiz ve çevremizdeki insanlar için bir yandan gerçekçi, diğer yandan da çok yüksek hedefler koyabilelim. Bir hedefin olacaksa yüksek bir şeyi hedefle. Allah bizi o kullardan eylesin.