—Selam, arkadaşlar. Aileniz nasıl? İşler nasıl gidiyor?

—Dürüst olmak gerekirse hocam… zor zamanlar geçiriyorum.

—Neler oldu?

—Hani size yeni bir şirket kurmak istediğimden bahsetmiştim ya?

—Evet?

—Meğerse iş ortaklarım arkamdan iş çeviriyormuş. Ben de inanamadım. Birinin kalbinden ne geçtiğini asla bilemiyorsun. Ve ben cidden birlikte iyi iş çıkardığımızı düşünmüştüm.

—Evet, Subhanallah. Bu Allah’ın Kur’an’da da bahsettiği bir konu. Galiba bununla ilgili uzun zaman önce bir konuşma yapmıştım. Yani Kur’an’ın, iş ahlakından bahsetmesi hakkında.

Kur’an’da İş Ahlakı ve Şahitliği Gizlememek

Birçok yerinde bahsediliyor ama Bakara’nın sonlarına doğru, Kur’an’ın en uzun ayeti, işten ve borç anlaşmalarından bahseder. Allah iş ahlakını oldukça kapsamlı bir şekilde açıklıyor. Bu uzun ayetten hemen sonra Allah diyor ki;

“وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ وَمَن يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ (Ve lâ tektumû eş-şehâdete ve men yektumhâ fe innehû âsimun kalbuhû)”.”

“Şahitliği gizlemeyin,” وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ (Ve lâ tektumû eş-şehâdeh) “Ve her kim onu gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkardır.”

Şimdi, şahitliği gizleme meselesi; dilinin söylemesi gereken bir şeyi saklamaktır. Ve şahitliği gizlemek, dilin işlediği bir günahtır. Ama dikkat çekici olan şu ki, Allah “dili, yapması gerekeni yapmadığı için günahkârdır” demiyor. Peki günahkâr olan ne diyor? Kalbi günahkârdır.

İstersen sadece “o günahkârdır” dersin, bu basittir. “O günahkârdır.” Fakat Allah bir uzvu alıp günahı ona nispet ettiğinde, buradaki belagatı anlamamız lazım. Mesela “bunu kendi ellerinle yaptın” dediğinde, o kişinin ellerini sorumlu tutmuş olursun. Neredeyse, onun yanlış bir işi yapma tasvirini özellikle vurgulamış olursun.

Ağzınla bunu mu söyledin? O sözler senin ağzından mı çıktı?”

Aslında sadece “o sözleri söyledin” diyebilirdin. Ama “o sözler ağzından mı çıktı?” dediğinde, ağzını kullanarak iğrenç ve çirkin bir söz söyleyen birisi aklınıza gelir. İşte “bir uzvu işaret etmenin” meselesi budur.

Şimdi, “kalbi günahkârdır” denildiğinde, burada içinde günah olan bir kalp tasvir edilmiştir, dil değil. Kendisi değil kalbi. Kalbinin derinliklerinde bir şey vardır. Neden? Çünkü bu ayet ticari anlaşmalarla ilgilidir. Ve ticari anlaşmalarda insanlar, açgözlülükleri sebebiyle şahitliği gizlerler. Açgözlülük ise kalbin derinliklerinde yer alır. İşte o açgözlülük virüsü, dile baskı yapar ve onu susturur.

Yani aslında Allah onun dilini suçlamıyor. Gerçek suçluyu suçluyor: Kalbi. Subhanallah.

Ne kadar etkileyici; Allah sadece suçu anlatmakla kalmıyor. O suçun kökünü ve kimin sorumlu tutulacağını da açıklıyor. Peki bu neden bu kadar korkutucu? Çünkü bu suç sadece sıradan bir günah değil. Eğer sıradan bir günah olsaydı; dilin yaptı, ellerin yaptı, ayakların yaptı, gözlerin yaptı derdik. Ama bu sefer günahı işleyen kalbin ta kendisi. Peki bu neden bu kadar büyük bir mesele?

Çünkü Allah buyuruyor ki, kıyamet gününde hiç kimseye fayda verecek bir şey olmayacak;

‎“إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ (İllâ men etâ Allâhe bi kalbin selîmin)” Ancak Allah’ın huzuruna sağlam bir kalple gelenler hariç.

Yani kalp günahkâr olduğunda, bütün varlığın tehlikeye girmiş olur. Âlemlerin Rabbi, bu ayette ticarette dürüstlüğe ne kadar büyük bir vurgu yapıyor. İslam, insanlarla ticaret yaparken dürüst davranmak hakkında ne söylüyor? Çalışanlara, işverenlere, iş ortaklarına, müşterilere, taşeronlara veya sözleşme yaptığın insanlara karşı dürüst davranmak hakkında ne söylüyor?

““فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ (Fe innehû âsimun kalbuhû)”.”

Bilirsiniz insanlar mahkemeye gider.

Bana bütçenin bu kadar olacağını söylemiştin, ama sonra dört katı bir fiyatla geldin. Bu kağıtta yazılı.”

Sonra karşı taraf alternatif bir sözleşme ortaya koyar:

Hayır, ben buna hiç razı olmadım. Bak, burada senin imzan var. Photoshop’ta yaptım.”

Burada suçlu Photoshop veya bunu yapan grafik tasarımcı değil. Günahkâr olan yazıcı da değil. “Ctrl+P’ye basan parmak da değil. ‎“فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ (Fe innehû âsimun kalbuhû)” Günahkâr olan kalptir.” Subhanallah.

Allah burada son derece güçlü bir noktaya dikkat çekiyor. Bunu anlarsan, dünya hakkında çok büyük bir gerçeği de anlamış olursun.

Sınırsız Açgözlülük

Kendi kanaatime göre, ki buna katılmak zorunda değilsin, ama bana göre, bugün dünyanın en büyük sorunlarından biri, sınırsız açgözlülüktür. Hatta muhtemelen dünyanın en büyük sorunu, benim fikrime göre, sınırsız açgözlülüktür.

Şirketler daha fazlasını ister, sadece sonuca bakarlar. Devletler daha fazlasını ister, bireyler daha fazlasını ister; kocalar daha fazlasını ister, eşler daha fazlasını ister, çocuklar daha fazlasını ister. Herkes daha fazlasını istiyor. Bu açgözlülük yüzünden dünyayı parçalıyoruz, birbirimizi parçalıyoruz.

Allah da buna vurgu yapıyor: Bu açgözlülük, kalbinin derinlerinde bir yerde durur ve işte günah olan da budur. Bunu düzeltmemiz gerekiyor. Bunu düzeltmedikçe açgözlülük dizginlenmez. Açgözlülük asla tamamen yok olmaz, ama dizginlenebilir. Kontrol altına alınabilir; böylece kalbin günahkâr olmaz. Yapmamız gereken budur. O hastalığı teşhis edip kökünden yok etmeye çalışmalıyız.