Kur’an’da birçok şeyin sürekli tekrar ettiğini fark ediyorum. Şu sıralar daha fazla ezber yapıyorum. Elhamdülillah. Ve bu tekrarları fark ediyorum. Nedenini biliyor musunuz?

Evet, Kur’an’daki tekrarlardan dolayı birçok kişinin kafası karışıyor. Bazen aynı ifadeler kullanılıyor ve bazen de bir ifade ile diğeri arasında çok az fark oluyor. Özellikle hafızlar bu konuda zorluk çekiyorlar. Ama bu bana göre aslında Kur’an’ın en büyük edebi harikalarından birisi. Tamamen farklı bağlamlara yerleştirilmiş olan bu küçük ayrımlar… Birbirine benzeyen ve sadece çok ince bir ayrımla farklılaşan bu ayetler… Asıl tatlılık, işte bu inceliğin içinde. Hadi bugün bunu keşfedelim.

Fussilet ve A’raf Surelerindeki İnce Fark

Fussilet Suresi, 41 numaralı sure. Ve biz bu sureden bir ayeti, 7. sure olan A’raf Suresinden bir ayet ile karşılaştıracağız. İkisi de aynı şekilde başlıyor:

وَاِمَّا يَنْزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ (Ve immâ yenzaganneke mineş-şeytâni nezğun feste’iz billâh)

Bu her iki ayette de aynı. Şimdi anlamını söyleyeyim: “Eğer şeytandan gelen kötü bir dürtü seni dürterse…” Şeytan seni dürterse, sana fısıldarsa, seni kışkırtırsa, seni bir şey yapmaya zorlarsa, sana herhangi bir şekilde ve biçimde bir şey önerirse; فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِۜ (Feste’iz billâh) “Allah’a sığının.” İkisinde de bu aynı. Eğer şeytan sizinle uğraşırsa Allah’a sığının. Pekâlâ.

Sonunu tekrar karşılaştırayım:

  • Fussilet Suresi: اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ (İnnehû hüves-Semîu el-Alîm) “Şüphesiz ki O; hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” Burada vurgulu bir yapı var.
  • A’raf Suresi: اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ (İnnehû semî’un ‘alîm) “Şüphesiz, O duyar, O bilir.”

Başka bir deyişle, bir durumda, sanki Allah; O’nun duyduğunu ve bildiğini daha çok hatırlamam gerektiğini söylüyor. Bunu daha da çok vurguluyor. Bu ayetlerden birinde O’nun işittiğini ve bildiğini unutmamam gerektiğini öğreniyorum. Bunun farkında olmalıyım ama diğerindeki kadar yoğun değil. Yani bunları farklı kılan nedir? Fussilet Suresi’nde, yani daha vurgulu olanda… Aslında, hayır. Daha az vurgusu olan A’raf Suresi ile başlayacağım.

A’raf Suresi: Cahilleri Görmezden Gelmek

خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ (Huzil ‘afve ve’mur bil-‘urfi ve a’rıd anil câhilîn)

Hemen öncesinde “Affedin, insanlara iyiliği emredin” diyor. “Affedin” yani, insanlar size karşı kaba davranıyorsa, siz nazik davranıp affederek karşılık verin. Ve sonra insanlara iyiliği emredin ve sonra وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ (Ve a’rıd anil-câhilîn) “Ve duygusal davrananları görmezden gelin.” Yani temel olarak, çirkin şeyleri görmezden gelin. “Cahil” duygularına hakim olamayan kişiye denir.

Ve o bağlamda, birisi sizinle tartışıp sizi aşağıladığında ve affetmeniz beklendiğinde, vücudunuzdaki her hücre “Ben karşılık vermeliyim” derken, Allah “Affedin” diyor. Sonra da, “Sen sadece edepli konuş” diyor. Yani “Eğer onlar sakinliğini kaybedip terbiyesizce konuşuyorlarsa, sen yine de edepli olmaya davet edersin.” Ve eğer bunların hiçbiri işe yaramazsa, sakinliğini kaybeden insanları görmezden gelmeniz gerekir: وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ (Ve a’rıd anil-câhilîn).

Ve bu bağlamda Allah şöyle diyor: “Şeytan seni dürttüğü zaman.” Şeytanın buradaki dürtmesi ne? Ona aynı şekilde öfkeyle ve sizinle konuştuğu tonla karşılık vermek istersiniz. Ve bu şekilde cevap verirseniz, şeytan sizi dürtmesi ile kazanmış olur. İşte o noktada şunu bilmelisiniz ki Allah söylediklerinizi duymaktadır. اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ (İnnehû semî’un ‘alîm) “O duyar, O bilir.”

Fussilet Suresi: Düşmana Dost Gibi Davranmak

Bu bir bağlamdı. Diğer bağlam ise, Allah diyor ki:

وَلَا تَسْتَوِي الْحَسَنَةُ وَلَا السَّيِّئَةُۜ (Ve lâ testevî el-hasenetu ve lâ es-seyyieh) “İyilikle kötülük bir olmaz.”

اِدْفَعْ بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ (İdfa’ billetî hiye ahsen) “Daha iyi olanla yanıt ver!”

Benziyorlar değil mi? Bu da karşılık vermekle alakalı. Ama dinleyin:

فَاِذَا الَّذ۪ي بَيْنَكَ وَبَيْنَهُ عَدَاوَةٌ (Fe izâllezî beyneke ve beynehû adâvet) “Konuştuğunuz kişiyle aranızda bir düşmanlık olsa bile.”

Yani o adamla aranızda bir düşmanlık var. Bu adam sana karşı sadece cahil değil, sana karşı sadece kaba değil, sana düşman da kesilmiş.

كَاَنَّهُ وَلِيٌّ حَم۪يمٌ (Ke ennehû veliyyün hamîm) “Sanki o, sizin koruyucu, yakın bir samimi dostunuzmuşçasına.”

Bu sefer sadece onu görmezden gelmeyip aynı zamanda yakın bir arkadaş gibi davranmalısınız. Sakinliğinizi yitirmeden. Sonra diyor ki:

وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا الَّذ۪ينَ صَبَرُواۚ (Ve mâ yulakkâhâ illâllezîne saberû) “O kademeye ancak en yüksek sabra sahip olanlar ulaşabilir.”

وَمَا يُلَقّٰيهَٓا اِلَّا ذُو حَظٍّ عَظ۪يمٍ (Ve mâ yulakkâhâ illâ zû hazzın azîm) “Çok şanslı olanlar dışında hiç kimse bu kademeye ulaşamayacak.”

Bu küçük bir şey değil. Buradaki kıyası anlamanızı istiyorum. Agresif biriyle konuşuyorsunuz, ancak o kişi bir durumda çok daha saldırgan. Sizin için bir düşman gibi.

  • Birinci durumda sana şöyle deniliyor: “Sadece söylediklerini affet, sakin kal. Edepli kal ve iş gerçekten kontrolden çıkarsa, sadece oradan uzaklaş. وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ (Ve a’rıd anil-câhilîn).”
  • İkinci durumda sana, “Oradan uzaklaşma, hatta ona yakın bir dostunmuş gibi davran.” deniliyor.

Bu neredeyse imkânsız. Bu yüzden diyor ki, “Evet biliyorum, bu neredeyse imkânsız. Bu, inanılmaz derecede sabırlı, inanılmaz derecede şanslı olan ve bayağı sağlam insanlar içindir.” Ondan sonra diyor ki, “Eğer şeytan sizinle uğraşırsa, Allah’a sığının. Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir.” O gerçekten dinliyor. “O hakkıyla bilendir.” Burada diğerinin aksine duyma ve bilmeyi, vurgulayarak söyledi.

Allah’ın dinlediğini hatırlamak ve sana düşman birine dostça davranmak… Ne kadar zor bir şey değil mi! Allah’ın her zaman işittiğini ve bildiğini aklında tutsan iyi olur! Bu küçük vurgulama her şeyi değiştiriyor. Allah, bir şeyin senin için ne kadar zor olduğunu bilir. اِنَّهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ (İnnehû semî’un ‘alîm) ve اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ (İnnehû hüves-Semîu el-Alîm) arasındaki fark işte budur.

Allah Kur’an’daki hikmeti, kudreti ve hatta Allah’ın bizi ne kadar anladığını anlayabilmeyi bizlere nasip etsin. Allah, O’na itaat ederken hissettiklerimizi, bizim duygularımızı, katlanmak zorunda kaldığımız zorlukları anlar. Allah her geçen gün kelamını daha çok sevmemizi nasip etsin.