Bir Öğrencinin Sorusu
-“Esselamu aleyküm, Hocam. Aklıma 131. ayetteki bir kelime takıldı. Diyor ki: ‘Rabbin, halkı gerçeklerden habersizken memleketleri helak eden değildir.’ Aynı şey Hud Suresi 117. ayette de geçiyor. Ancak arada bir fark var. Hud Suresi’nde Allah مَا كَانَ (Ma kane) diyorken, En’am Suresi’nde Allah لَمْ يَكُنْ (Lem yekün) kelimesini kullanıyor. Bu iki kelime de ‘değildi’ manasına geliyor. Peki, Allah’ın bu ayetlerde farklı kelimeler kullanmasının ardındaki hikmet nedir?”
Arapçada “Değildi” Demenin İki Yolu
Arapçada “değildi” demenin iki yolu vardır:
- İlk olarak, “لَمْ يَكُنْ (Lem yekün)” diyebilirsiniz. “Değildi” manasına gelir.
- Veya “مَا كَانَ (Ma kane)” de “değildi” manasına gelir.
Fark şudur: مَا كَانَ (Ma kane) dediğiniz zaman, bu aslında bir şeyi reddetmektir. Örneğin “O bir öğretmen değildi.” Biri “O öğretmen miydi?” diye sorduğunda, “لَمْ يَكُنْ (Lem yekün) hocam, o bir öğretmen değildi” derim. Birinin sorusunu cevaplamış olurum. Fakat biri asılsız bir iddia ile “O bir öğretmendi” derse… Ben de “Hayır, asla! O kesinlikle öğretmen değildi, bu konuda haksızsınız bayım!” diyeceksem, لَمْ يَكُنْ (Lem yekün) kelimesini kullanmam. “مَا كَانَ (Ma kane) Hocam!” derim.
Basitçe ele alacak olursak: “مَا (Ma)” kelimesi, bir şeyi reddetmek ve yanlış bir zannı düzeltmek için kullanılır.
Önümüzde iki ayet var; biri 6. sure olan En’am Suresi’ne ait, diğeri de on birinci sure olan Hud Suresi’ne ait. Birbirlerine çok benzer bu iki ayetten birisi şöyle:
- “اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى (En lem yekün rabbüke mühlikel kura)” (En’am, 131).
Diğer ayette ise şöyle buyruluyor:
- “مَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ الْقُرٰى (Ma kane Rabbüke li yühlikel kura)” (Hud, 117). “Allah memleketleri helak eden değildi.”
Her iki çeviride de aynı şey söylenmiş. “Senin Rabbin, memleketleri helak eden değildi.” Peki, ama birinde “لَمْ يَكُنْ (Lem yekün)” diyor. Yani, “değildi”. Diğerinde “مَا كَانَ (Ma kane)” diyor. “Rabbin asla memleketleri helak eden değildi.” Yani birinde sadece gerçeği açıklıyor: “O, memleketleri helak eden değildi.” Diğerindeyse bir iddiayı reddediyor ve onun asla memleketleri helak eden olmadığını söylüyor.
Peki buradaki reddediş neden? Sonuçta ifade aynı. Neden burada bir reddediş var? Ve neden diğer ayette amaç yalnızca bir gerçeği belirtmek?
Dikkat ederseniz En’am Suresi’nde bu ifadeyi bir gerçeği belirtmek için kullanıyor. Biriyle tartışma değil, birini düzeltme değil. Aslında Hesap Günü’nü tasvir eden bir sahne. Hesap Günü’nde tüm tartışmalar bitmiştir. Reddedecek bir şey kalmamıştır. Artık her şey gerçektir. Artık kimse hiçbir şeye itiraz etmez. O da bunu bir gerçek olarak ifade eder. Gerçekten, Rabbiniz asla memleketleri zulmederek helak eden değildi. Asla olmadı.
Öte yandan Hud Suresi’nde, iman edenle inkar eden arasında bir tartışmadan bahsettiğini görürsünüz. Bu dünyada, inkar edenler “Senin Tanrın memleketlere zulmedip onları helak ediyor” diye iddia ettiğinde, orada düzeltiliyor ve “Hayır” deniyor. “O memleketleri zulmederek helak etmez, asla!”, “مَا كَانَ (Ma kane)”.
İsim ve Fiil Kullanımındaki İncelik
Çevirilerde birebir aynı gördüğümüz ifadeler bile, Arapçasında aslında birbirlerinden bir hayli farklılar. Görüyorsunuz. Burada gerçekten çok güzel bir ayrıntı daha var. “Memleketleri helak eden”, “eden” deniyor. “Memleketleri, helak ‘eden’” “مُهْلِكَ الْقُرٰى (Mühlikel kura)”. Yani “Memleketleri helak ‘eder’” değil.
Şimdi, çevirisini bir düşünelim: “Helak eden”, bir isimdir. “Memleketleri helak eden değildir” ifadesinde iki isim var: “memleketler” ve “helak eden”. Ama eğer “Rabbin memleketleri helak etmez” dersek, yani fiil kullanırsak, farklı bir mana olur!
Allah Hesap Günü’ndeki sahneyi anlatırken “helak” için isim kullanıyor. Kendisi için memleketleri “helak eden” tabirini kullanıyor: “مُهْلِكَ الْقُرٰى (Mühlikel kura)”. Ama bu dünyadaki bir sahneyi anlatırken “O, memleketleri helak eder” يُهْلِكَ الْقُرٰى (yühlikel kura) diyor. Yani fiil kullanıyor.
Peki, isimle fiil arasındaki fark nedir?
- İsim, kalıcıdır, sabittir. Değişmez, hareketsizdir.
- Öte yandan fiil ise geçicidir. Fiil, olan veya olması muhtemel bir eylemdir. Ancak bir sürekliliği yoktur.

Hesap Günü’nde isim halini kullanması olağanüstüdür. Çünkü isim nasıl sabitse, değişmezse, Hesap Günü’nde verilen hükümler de sabittir ve değişmezdir.
Ama bu dünyada, belki Allah’a karşı gelen toplumlar var, fakat yolu bulabilirler! Allah onlar için henüz kesin hüküm vermemiştir. Onun affını kazanmak için hala şansları vardır. Birilerini mahkum etmiş veya bir milleti terk etmiş değildir. Fiil kullanılıyor, çünkü bu dünyada insanların değişmek için şansı vardır. Toplumların tamamının değişim şansı vardır. Allah bir toplumu asla zulümle helak etmez. Fiil kullanılmıştır çünkü henüz onları “helak eden” olmamıştır. “Helak eden” deseydi, kaderleri mühürlenmiş olurdu.
Böylelikle, “Allah bunu daha önce yaptı” diyenlerin ve “Yine yapacak” imasında bulunanların her iki iddiası da, sadece ayetin dilinde saklı olan bu incelikle çürütülür. Bana göre bu, yalnızca Kuran’ın edebi güzelliğinin bir parçası değil, o edebi güzelliğin içinde barındırdığı Allah’ın sevgiyle bezediği merhameti ve adaletidir.
Bir kez daha, Allah bize Kuran üzerine layıkıyla düşünme kabiliyeti versin. بارك الله لي ولكم، (Barekallahü li ve leküm,) السلام عليكم ورحمة الله وبركاته (Es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü).