Hocam, anlamadığım şey şu: Bazen isimler farklı şekilde bitiyor. Örneğin: ‘سَلَامٌ (Selamun)’ ve ‘سَلَامًا (Selamen)’. Aralarındaki bu farkın ne anlama geldiğini merak ediyorum.

İsim ve Fiil Cümleleri Arasındaki Fark

Bu, dil bilgisi ile alâkalı bir konu. Bu konuyu daha kolay anlaman için İbrahim (as) örneğine bakalım. Çünkü ‘سَلَامٌ (Selamun)’ ve ‘سَلَامًا (Selamen)’ kelimelerinin geçtiği gerçekten güzel ve beni çok şaşırtan bir örnek bu.

Eğer bir ismin sonunda ‘un’ var ise… Mesela ‘selam’ esenlik demek, değil mi? Eğer sonuna ‘un’ koyar ve سَلَامٌ (Selamun) dersek bu, o cümlenin bir isim cümlesi olduğunu gösterir. Karmaşık geldi biliyorum. Birazdan açıkladığımda netleşecek.

Eğer سَلَامًا (Selamen) dersem, bu sefer sonunda ‘un’ değil ‘en’ var. Böyle ise, o cümle bir fiil cümlesidir. Kendinden önce bir fiil geldiğini gösterir. Bunun ayrıca söylenmesine gerek yoktur. Cümlenin fiil cümlesi olduğunu kelimenin sonundaki ‘en’den anlıyoruz.

Dolayısıyla bir ‘un’ var, bir de ‘en’ var. Birçok çeviride aralarındaki bu dil bilgisi farkına bakılmadığından… Eğer selam deniyorsa ki bu esenlik demek. O zaman, ‘سَلَامٌ (Selamun)’ çevirisine bakıyoruz: selam. “سَلَامًا (Selamen)” çevirisine bakıyoruz: yine selam. Böyle olunca aralarında bir fark yokmuş gibi duruyor, değil mi?

İbrahim (as) ve Meleklerin Selamlaşması

Melekler Hz. İbrahim (as)’ı ziyarete geldiler. Hz. İbrahim (as) kapıyı açtı. Melekler, سَلَامًا (Selamen) dediler. Yani fiil. Selamın fiil hâlini söylediler.

Burada, önceki bölümde söylediğim bir şeyi hatırlatayım. Fiiller geçicidir, isimler ise o şeyin kalıcılığını gösterir. Yani melekler diyor ki: “Sana selam veriyoruz.” Burada ‘vermek’ bir fiil. “Nusallimuke selamen”. Yani melekler bir fiil cümlesi kullanarak selam verdiler ki bu da güzel.

Hz. İbrahim (as) cevap verdi. Şimdi, hatırlayın, melekler “سَلَامًا (Selamen)” dedi, fiil kullanarak selam verdiler, bir nevi geçici bir selam. Hz. İbrahim (as) “سَلَامٌ (Selamun)” diyerek cevap verdi. Bu da demek oluyor ki, onları cevabında isim cümlesi kullanarak selamladı.

Bununla alâkalı diğer ilginç şeyi söyleyeyim. “سَلَامًا (Selamen)” dediğinizde “Biz sana selam veriyoruz” demiş oluyorsunuz. Yani, kim selam veriyor? Biz. Selam verme eylemini yapan bizleriz. Yani, İbrahim (as)’a selam veren, melekler.

Fakat “سَلَامٌ (Selamun)” dediğinizde, cümle isim cümlesi olur. O zaman “Selam sizin üzerinizedir” demiş olursunuz. Kimin selamı? Kimin selamı olduğunu belirtmediniz. Yani bir fiil söz konusu olduğunda bunu yapan biri olması gerekir. Burada melekler bu eylemi gerçekleştiriyor. Selam verme eylemini gerçekleştirenler, melekler.

Fakat İbrahim (as) selam verdiğinde diyor ki: “Selam sizin üzerinizedir.” Bu da demek oluyor ki, bu selam benden olabilir, ailemden olabilir, dışarıdaki dünyadan olabilir. Allah’tan dilerim ki ailenizin selamı üzerinize olsun. Çevrenizin, arkadaşlarınızın selamı üzerinize olsun. Tüm meleklerin selamı üzerinize olsun. Allah (Azze ve Celle)’nin selamı üzerinize olsun. Dilerim ki selam ve esenlik her tarafınızı, herhangi bir zaman -çünkü bu bir isim cümlesi- ve kişi -özne, fiili yapan yok- sınırı olmaksızın kaplasın. Selamımı sınırlamak istemiyorum. Ucunu açık bırakıyorum. Yani “سَلَامٌ (Selamun)” diyorum.

Bildiğiniz gibi Kur’an bize der ki: فَحَيُّوا بِأَحْسَنَ مِنْهَا أَوْ رُدُّوهَا (Fehayyu bi ahsene minha ev rudduha) (Nisa, 86).

Size bir selam verildiği vakit, siz de ondan daha güzel bir selamla karşılık verin. Ya da (en azından) aynıyla karşılık verin.”

Ama size verilen selamdan daha güzeliyle karşılık vermeye çalışmalısınız. İbrahim (as), işte o sondaki minicik ‘un’ ile meleklerin selamına misliyle karşılık vermiş oldu. Sübhanallah. Kur’an bu detayı yakalıyor. Onlar “سَلَامًا (Selamen)” dedi, o, ‘سَلَامٌ (Selamun)’ dedi.

Peki, çoğu zaman İngilizce çevirisinde ne yazar? Melekler onun yanına gitti ve dedi ki “Selam.” O da dedi ki “Selam.” Aman Allah’ım, tamamen farklı bir şey oldu. İbrahim (as)’ın onları selamlama şekli, onlara gösterdiği sevgi…

İşte şimdi anlıyoruz ki birisi “Esselamu aleyküm” dediğinde ve siz de “Ve aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatüh” diye cevapladığınızda… Bu arada biz esselame aleyküm mü diyoruz yoksa esselamu aleyküm mü diyoruz? Esselamu diyoruz, sondaki ‘un’ harekesi gibi. Sonuna bir ‘un’ koyarak ne yapmış olduk? Selamı evrensel yapmış olduk. Sadece “Ben sana selam veriyorum.” demiyorsunuz. “Ben dâhil her yerden selam senin üzerine olsun.” demiş oluyorsunuz. İşte bu evrensel bir selamlaşma. Fakat bizim de bu selama daha güzeliyle karşılık vermemiz gerekir ve bu başlı başına İbrahim’in (as) mirasıdır.

Kur’an’da Sabır Kavramı: “Sabrun Cemilun” ve “Sabran Cemilen”

Bunu bir adım öteye götürelim. Bahsedeceğimiz konu yine aynı: ‘un’ kalıcılık, ‘en’ ise bulunduğu cümle fiil cümlesi olduğundan geçicilik ifade ediyor.

Kur’an sabırdan bahseder. Hatta iki kere ‘güzel bir sabır’ diye ilginç bir ifade kullanır. Birinde صَبْرٌ جَمِيْلٌ (Sabrun cemilun) der. صَبْرٌ (Sabrun) جَمِيْلٌ (Cemilun). Diğerinde ise صَبْرًا جَمِيْلاً (Sabran cemilen) der.

(Mearic 70:5) فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا (Fasbir sabran cemilen)

(Mearic 70:6) إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا (İnnehum yeravnehu ba’iden).

Yani ‘güzel bir sabır’ bir kere isim durumunda, kalıcı hâlde kullanılıyor. Diğerinde ise geçici hâlde… Çok ilginç! Allah neden kelimeleri bu şekilde kullanmış?

Kelimelerin kullanıldığı bağlama baktığınızda bir şey fark ediyorsunuz. Yusuf (as), kardeşleri tarafından kuyuya götürülüp ortadan kayboluyor. Babalarının eline ise sahte, kanlı bir gömlek veriliyor. O sırada çocuğunu geri getirebilmek için, yapabileceği hiçbir şey yok. Kardeşleri yapacakları şeye çoktan karar vermişler. Babanın önünde ise hiçbir seçenek yok, oğlunun yaşayıp yaşamadığını da bilmiyor. Yaşadığı bu acının ne kadar süreceğini bilmiyor. Önünde ebedi bir ıstırap deryâsı duruyor. Bu durumda, sonsuz sabrın güzelliğini beyan etmesi gerekiyor. Çünkü bu ıstırabın sonunu göremiyor. Bu yüzden (Yusuf 12:18) فَصَبْرٌ جَمِيلٌ (Fesabrun cemilun) diyor. Ucunu açık bıraktı. Güzel bir sabır…

Peygamberimiz (sav) Kureyş kabilesinin ileri gelenleri tarafından aşağılanıyordu. Fiziksel tehditlere bile maruz kalıyordu. Öyle ki, bu kişilerin düşmanlıkları günbegün daha da artıyordu. Allah, Peygamberimize (sav) sabırlı olmasını söylüyor. Ona diyor ki: “فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا (Fasbir sabran cemilen)” (Mearic, 5).

“Sabırlı ol.” Kelimenin ‘en’ ile bitmesi kelimedeki geçiciliği gösterirdi, değil mi? Allah, Peygamberine diyor ki; sabırlı ol, bu, ebediyen sürmeyecek. Bunlar bir son bulacak. Yaşadıkların geçici. Yakında feraha kavuşacaksın.

Feraha kavuşmasının yakın olduğunu nereden anlıyoruz? Sadece صَبْرًا جَمِيلًا (Sabran cemilen) demesinden anlıyoruz. O kadar güzel, o kadar güzel ki!

Hemen sonraki ayette Allah diyor ki: “إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا وَنَرَاهُ قَرِيبًا (İnnehum yeravnehu ba’iden ve nerahu kariben)” (Mearic, 6-7).

Onlar onu uzak görürler. Biz ise, yakın görüyoruz.”

Bunu bize çoktan “صَبْرًا جَمِيلًا (Sabran cemilen)” içerisinde söylemişti. Sonrasında ise Kendi açıkladı. Sübhanallah. İşte bu, Kur’an’ın çeviride kaybolan güzelliği…

Bu güzellik karşısında hayran kalmaktan başka ne yapabiliriz ki… Allah’tan dilerim ki bu ayetler ile imanımız artsın ve ‘güzel bir sabır’ sahibi kimseler olalım. Allah (Azze ve Celle) zor zamanlardan geçenlerin acısını ve sıkıntısını hafifletsin.