Hikmetin İlk Tanımları
Şimdi bilgeliğin ilk tanımlarıyla başlayacağız. Bunlar sadece ek bilgiler. İslam’ın ilk zamanlarının, ilk yüzyılının da diyebiliriz, büyük bir kısmında Müslümanların “işte hikmetin tanımı budur” dedikleri bir çalışma bulamazsınız. Zaten herkes ne anlama geldiğini anlıyormuş gibi görünüyor.
Bulabildiğimiz en eski kaynak Mukatil bin Süleyman’a ait. Hicri takvime göre 150 yılında, miladi takvime göre 767 yılında ölmüştür. Yani oldukça erken dönem, ilk yüzyılın hemen sonrası. İkincisi, 211’de ölen Abdurrezzak es-San’âni’dir. Yani hikmetin ne olduğuyla ilgili tartışmalar, en azından kayıtları oluşana kadar bir süre geçtiğini fark ediyoruz.
O zaman bu erken dönem şahsiyetlerin hikmet hakkında ne dediklerine bakalım. Şimdi Mukatil’e ait dört görüş vardır. Sizin için tercüme edeceğim. Diyor ki:
- Bir şeyi anlama becerisi, bir şeyi öğrenme ve bilme becerisi hikmettir. En basit şekilde açıklayacak olursak aslında hikmetin, bir şeyi düşünüp anlama becerisi olduğunu söylüyor. Aklınızı kullanmak, ortak akıl ve bilgiyi edinebilmek. Bunlara hikmet diyor.
- Hikmetin bahsettiği ikinci anlamı nübüvvet, yani peygamberlik. Çünkü Kur’an hikmeti peygamberlik anlamında kullanıyor.
- Sonra diyor ki; Allah Kur’an’da önceki kitapları tanımlamak için hikmet kelimesini kullanıyor. Yani mesela Kur’an’da, İncil’e hikmet deniyor. Ya da mesela Allah, Davud’a (as) Zebur’u verdiğinden bahsederken, O’na hikmeti verdiğini söylüyor.
- Son olarak, hikmetin sünnet olduğundan bahsediyor.
Sünnetin Üç Anlamı
Bu önemli. İzninizle sorayım; arkadaşlar sünnet nedir? Evet, uygulama, peygamberimizin (sav) örnek oluşturan uygulamaları. Peygamberimizin (sav) alışkanlıkları, davranışları, yaşayış tarzı. Konuşma biçimi, ibadet şekli, eve nasıl girdiği, oturuşu, yıkanışı vs. hepsi sünnet olarak değerlendirilir.
Ama İslam’ın ilk yıllarında, ilk birkaç yüzyılında sünnet kelimesi üç anlam taşıyordu:
- Peygamberimizin (sav) uygulamaları: Sünnetin bir anlamı bu.
- İslam’ın kendisi: Tüm kurallarıyla bir bütün olarak din, bunların tamamına ne deniyor? Sünnet. Yani sünnet sadece peygamberimizin davranışlarıyla sınırlı değil. Aslında dinin tamamına da sünnet deniyor. Yani bu anlamda sünnet, kanun yerine geçen başka bir kelime. İslam’ın ilk yüzyılını düşünün, birisi “Hey, sen sünnete inanıyor musun?” diye sorsaydı, “Peygamberin uygulamalarının geçerliliğine inanıyor musun?” değil de “İslam’a inanıyor musun?” diye soruyor olabilirdi. Bu anlama da gelebilirdi.
- Tarih boyunca Allah’ın bir şeyleri yapma şekli ve kültürlerin gelenekleri: Sünnetin üçüncü anlamı var ki cidden ilginç. Allah, Kur’an’da da bu şekilde kullanıyor. Sünnet, tarih boyunca Allah’ın bir şeyleri yapma şeklidir. Aynı zamanda farklı kültürlerin gelenekleridir de. Arapların sünneti, Firavunların sünneti, Antik Yunanlıların sünneti ya da işte bu kavmin sünneti, şu ailenin sünneti ve aynı zamanda Allah’ın sünneti.
Bu ne demek biliyor musunuz? Arapların yemek yapma şekli bu, bu onların pişirmeye dair sünneti. Bu Afganlıların eti ızgaralama sünneti. Değil mi? Bu da Allah’ın farklı kavimlere davranış sünneti. Bu Allah’ın adalete dair sünneti. Yani sünnet sadece peygamberimiz (sav) için, İslam için kullanılmıyor. Tarihin tümünü de kapsıyor.
O yüzden ilk birkaç yüzyıldaki Mukatil “Hikmet, sünnet anlamına gelebilir” derken, Peygamberimizin davranış biçimini kastediyor olabilir. Ama aynı zamanda tarihten dersler çıkarmayı da kastediyor olabilir. Ya da Allah’ın farklı kavimlerin üstesinden nasıl geldiğiyle ilgili ders çıkarmayı, düşünüp bilgeliğe erişmeyi kastediyordur. Yani bilgeliğin anlamıyla ilgili çok kapsamlı tanımları vardı.
Size tanıtmak istediğim diğer bir şahsiyet… Abdurrezzak es-San’âni daha da önceki kişilerden alıntı yapıyor. İlk yüzyıldan çok kısa bir süre sonra ölen Katâde’den mesela. Onun hikmet tanımı, Kur’an ve Kur’an’ı anlamak üzerine.
Başka bir erken dönem düşüncesi de hikmetin akıl olduğuydu. Anlamak hikmettir. Çok ilginç. Peygamberlikten, vahiyden kaynaklanmayan güzel şeyler söylemek. Yani bilgece sözler. İslam ya da vahiy kaynaklı olmayan bilgece sözler. Bunlar da hikmettir. Sonra tabii Katada’nın, hikmetin Kur’an ve sünnet yani Peygamberimizin uygulamaları olduğu konusunda bir görüşü de var. Bu gerçekten ilginç.
Anlatmak istediğim şey, İslam’ın ilk yıllarında, ilk dönemlerde insanlar hikmetin kapsamı konusunda birçok şey düşünüyormuş. Bu birçok şeyin içinde Peygamberimizin (sav) sünneti de var. Yani sadece bu yok, düşünülen birçok şeyden biri. Anlatabildim mi?
Ahzap Suresi ve Ev İçindeki Bilgelik
Şimdi, cidden çok iyi şeylerden biri de Ahzap suresindeki bir ayette oluyor. Ahzap suresine çok hakim değilseniz birazcık bahsedeyim. Ahzap suresinde Peygamberimizin (sav) eşlerinden yani annelerimizden ve O’nun aile yaşamından çokça bahsedilir. Ahzap suresi Allah’ın direkt olarak annelerimize hitap ettiği tek yerdir. Müminlerin anneleriyle direkt olarak konuşuyor. Bu konuşmanın bir kısmında diyor ki; Allah size ayetleriyle ne verdiyse onlara uymalısınız.
مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ (Ahzap, 34)
Bir şey diyeceğim, özellikle Ahzap suresindeki ayette Allah; “Allah’ın ayetlerine ve bilgeliğe uyun” diyor. Katada bunu görüp diyor ki; Peygamberimizin eşleri, Peygamberimizi evde görüyordu. Uyandığını görüyorlardı. Yemek yerken görüyorlardı. Uyurken görüyorlardı. En mahrem, en özel anlarında görüyorlardı. Bu yüzden onlar Peygamberimizdeki, kimsenin göremediği bir bilgeliğe şahit oluyorlardı. Değil mi? Çünkü bunlar umuma açık bilgiler değil ki, ev içindeki özel bilgiler. Kapalı kapılar ardında.
İşte bu yüzden Katada, özellikle bu ayette hikmeti peygamberimizin uygulamaları olarak tefsir ediyor. Çünkü müminlerin annelerinin, bilgeliğin bu yönüne özel bir erişimi vardı. Tabii ki peygamberimizin uygulamaları bilgeliktir.
Toparlayacak olursak, klasik müfessirler hikmetin her şeyi kapsayan bir tanımını yapmaya çalışmadı. Bunun yerine Mukatil gibi, bağlam bilgisini kullandılar. Yani mesela, Allah bu ayette hikmeti nasıl kullanmış? Şu ayette nasıl kullanmış? Buna bağlam bilgisi diyoruz. Bir dizi olasılık arasından ayette en uygun görünen tanımı seçiyorlardı.
Yani şöyle değil; “Aa tamam şimdi hikmetin anlamını biliyorum. Kur’an’da ne zaman hikmet kelimesi geçerse bunu demek istiyor.” Onlar bu şekilde düşünmüyordu. “Bu suredeki, bu ayetteki hikmetin anlamı budur. Şurada da başka bir anlama geliyor. Orada da başka bir anlama geliyor. Burada da anlamı bu.” Ki bu da gayet mantıklı.
İzninizle aklıma gelen en aptalca örneği vereyim. Böylece hatırlaması kolay olur. “Cool” kelimesini kullandığınızda, bir ton farklı şey düşünerek “cool” diyebilirsiniz. Her zaman aynı şeyi kastetmiyor değil mi? Yani takdir etme ifadesidir. Ancak takdir edilen şey farklı şeyler olabilir, değil mi?
el-Bahru’l-Muhît Tefsirinde Hikmet
Şimdi bu muhtemelen en kapsamlı özettir. Sakıp’a bunu makalesine koyduğu için minnetarım. el-Bahru’l-Muhît bir Kur’an tefsiridir. Hikmeti tanımlamaya çalışan âlimlerin bütün farklı görüşlerini bir yerde toplamıştır. Yani bu, İslam’ın erken dönemlerinde insanların hikmet konusunda nasıl düşündüklerine dair var olan tüm farklı fikirlerin bir derlemesi. Sizin için hızlıca çevirisini yapacağım. Sadece görüşlerin çeşitliliğine bakın:
- İslam kanunları.
- Allah’ın kurallarını açıklamak. Peygamberimizin sünneti ve İslam’ın kurallarını açıklayış biçimi de hikmettir.
- Malik ve Ebu Razin diyor ki; Hikmet, din konusunda sağlam bir anlayış geliştirmektir. Bu öyle bir anlayıştır ki dini güzelleştirir. Allah tarafından verilen, ışığında yürüyebileceğiniz bir nurdur.
- Mücahid de, hikmet Kur’an’ı anlamaktır demiş.
- Mukatil diyor ki; hikmet, ilim ve o ilimle amel etmektir. Bunu daha önce konuşmuştuk değil mi? İlim ve o ilme göre yaşamak. Sonra devam ediyor; bir insan bu iki şeyi birleştiremezse bilge olamaz. İlim ve amel.
- Aynı zamanda değerlendirmek anlamına da gelir. Hikmet, doğru yargılarda bulunma yeteneği anlamına gelir.
- Aynı zamanda hikmetin, Peygamberimizin (sav) kendisinden gelmiyorsa bilinemeyeceği de söylenmiştir.
Sonra tanım genişliyor. Şimdiye kadar sanki hikmet özetle Kur’an’dır, Peygamberin uygulamalarıdır (sav). Şimdi daha derin bir tanımlama göreceğiz:
- Duyduklarından sana güzel öğüt olan her şey hikmettir. Anneniz size öğüt verir. “Hey, dinle bak, sadece özür dile.” “Hey, dinle bak, sadece onunla bir konuş.” “Onu yap, bunu yap.” Bunlar iyi öğütlerdir. Size yardımı dokunmuştur. Bunlar da hikmettir. Yani sadece “Anne hangi ayette geçiyor söyle bakalım” değil. “Onu nereden çıkardın? Hangi kitaptan?” Hayır, hayır, sadece faydalı öğüt. Uy gitsin. Hatta dişçinizin diş ipi kullanmalısın öğüdü bile olabilir. Bu da hikmettir çünkü size fayda sağlar.
- Uyduğunuzda sizi onurlu bir şeye götüren herhangi bir şey. Veya seni çirkin bir şey yapmaktan alıkoyan, hayatından çirkinliği uzaklaştıran şeyler. Onlar da hikmettir.
- Bazıları hikmetin tek anlamı Kur’an’dır der. Allah’ın, “Kitabı ve hikmeti öğrettik” dediğini biliyoruz değil mi? Bundan bahsetmiştim. Kitap ve bilgelik. Bazıları “Aa bilgelik de kitap demek. Allah sadece vurguluyor” diyor. Yani şöyle; onlara kitabı ve kitaptaki bilgeliği öğretiyor. Bu şekilde yorumluyorlar.
- Duyduğun ve seni doğruya yönelten her güzel şey hikmettir.
- Hikmet, Allah’ın ordularından bir ordudur. O’nu tanıyanların yüreklerine bu orduları gönderir. Ta ki o yürekler dünyanın ışıltısından etkilenmeyi bırakana kadar. Yani bilgelik, insanların sığ şeylerin peşinden gitmemesidir. Çünkü hikmet, kalbinizi sığlaşmaktan koruyan şeylerden biridir. Değil mi?
- Hikmet bir şeyleri ait olduğu yere koymaktır. Şeyleri hak ettikleri yere koymak. Amel etmeniz gereken herhangi bir şey, bir kelime, bir konuşma, bir tavsiye.
Bilgeliğin tüm bu tanımlarının birbirine çok yakın olduğunu söylüyor. Bunları iki ana ifadede birleştirebilirsiniz: Kur’an ve sünnet. Çünkü sünnet, kuralları açıklar. Allah’ın kanunlarını anlamanıza yardımcı olur.
Sosyal Medya ve Dünyanın Işıltısı
Basit bir örnek; çünkü burada sadece birkaç yüzyıl öncesinden bir şey okumuyoruz. Günümüzü düşünebilirsiniz. Sosyal medyada, ne kadar sabır ve tevekkül dolu bir hayat yaşadığınızla ilgili bir şeyler paylaşıyorsunuz. Çünkü insanlar bugünlerde manevi durumlarını yayınlamayı seviyor. Melekler direkt sizi kontrol etmiyor ya. Sabredip etmediğinizi görmek için Facebook profilinize bakıyorlar. O yüzden kendi fotoğrafınızı çekip… Kendimin dua ederken fotoğrafını nasıl çekebilirim bilmiyorum ama belli ki insanlar biliyor.
“Elinde kalan tek şey, Allah’a tevekkül olduğunda…”
Sonra bunu Instagram’a koyuyorlar. Neden bilmiyorum ama tüm o fotoğraflarda, videolarda ve hikâyelerde şu yavaş, sanırım İslami olması gerekirken daha çok birinin yavaş yavaş öldüğü hissiyatını veren… Bunun gibi… Neden bahsettiğimi anladınız değil mi? Bunu da koyuyorlar. Tabii ki bunları “Allah rızası için” paylaşıyorlar. Tabi tabi.
Bunu paylaştıktan sonra sürekli kaç kişinin beğendiğini kontrol ediyorsunuz. Kaç tane ağlak gözlü yuvarlak sarı yüz aldığınızı. Gönderinin altında kaç tane kalp, kaç tane maşallah olduğunu. Biliyorsunuz işte. Değer algınız artık o kadar sığ bir şeyle ilişkilendiriliyor ki… Kaç yorum aldım? Kaç görüntülenme aldım? Kaç beğeni aldım? Kaç tane “senin için o kadar dua ediyorum ki…” aldım? İnsanlar kalplerinin durumunu dünyaya yayınlamak istiyor.
Ve bu arada, bir yan not olarak, diyor ki; hikmet, dünyanın ışıltısıyla hipnotize olmamanızdır. Günümüz dünyasının en temel ışıltılarından biri de… Özellikle burada genç dinleyicilerimiz var. Arkadaşlar siz öyle bir ortamda büyüdünüz ki sosyal medyanın olmadığı bir dünyanın varlığından haberiniz bile olmadı. Sosyal medya harika bir araç. İnanılmaz bir şey. Aslında, dünyada devrim yarattı.
Ancak birçoğunuz sanal varlığınıza göre kendinize değer biçiyorsunuz. Kendinizle ilgili tüm tanımınız, paylaştığınız filtreli fotoğraflarınızdan ve insanların çevrimiçi varlığınızı nasıl algıladığından ibaret. Eğer bir şey paylaşmazsanız, yediğiniz pizzanın dilimini paylaşmazsanız sanki birileri o pizza dilimine ne olduğunu merak ederek gözyaşlarına boğulacak. Dünyaya katkı sağlamalısınız! Varlığımı belli etmeliyim fikri, bu saplantı sizi kontrol ediyor. İslam hakkındaki düşüncelerinizi bile şekillendiriyor. Şu noktaya geliyorsunuz:
“Ben Allah rızası için İslami influencer olmalıyım. Söyleyecek bir şeyim yok. Hiçbir şey öğrenmedim. Ama Allah’a teslim olmanız gerekiyor gibi hissediyorum. Allah rızası için…”
Hikmet, bir şeyin boş balondan ibaret olduğunu, değersiz ve sadece ışıltı olduğunu görebilmenizdir. Geçici olduğunu görüp ona kapılmazsınız. Sizi cezbetmez. Boşluk hissetmezsiniz, ona çekilmezsiniz. Bence bu, hikmetin çok isabetli bir tanımı. Diyor ki; Hikmet; Allah’ın, O’nu gerçekten tanıyanların kalplerine, kalplerindeki dünyevi şeylerin ışıltısını giderinceye kadar yerleştirdiği ordularından biridir. Çok isabetli.
İçimizdeki Hikmet ve İrade Gücü
Bu bahsi bitirmek üzereyim. Hikmetin tanım kısmını bitiriyoruz. Sonuç olarak, hikmet iki şeydir. İki tür hikmet vardır. Bir, Allah’tan gelen hikmet. İki, içinizde olan hikmet.
Zaten içinizde olan bir hikmet vardır. Sanırım Allah’tan gelen hikmeti hepimiz biliyoruz. Kur’an, vahiy, Peygamberimizin (sav) sünneti. Bunu öğrendik. Birazcık üzerine konuşmak istediğim hikmet ise içinizde olanı. Çünkü siz “Ama ben aptalım” diyorsunuz. “Bende mi hikmet var?” Hatta biri gelip, ben aptalım demedi ama “Hikmete nasıl ulaşabiliriz ki?” dedi.
Kur’an’ın buna cevabı… Aslında… Nasıl güçlenebilirsiniz, nasıl sırt kası yapabilirsiniz? Bacaklarınızı nasıl güçlendirebilirsiniz? Zihninizi nasıl güçlendirebilirsiniz? Kollarınızı nasıl güçlendirebilirsiniz? Nasıl daha dayanıklı olabilirsiniz? Ne yapmanız gerekir? Söyleyin bakalım. Egzersiz yaparak. Dengeli beslenerek. Matematik problemlerini çözmede nasıl daha iyi olabilirsiniz? Pratik ile. Bir spor dalında nasıl daha iyi olabilirsiniz? Daha fazla oynayarak, daha fazla öğrenerek, egzersiz yaparak.
Ama bacaklarınız zaten var sadece yeterince güçlü değiller. Ama oradalar. Bacaklarınızı yoktan yaratıyor değilsiniz. Zaten oradalar. Sadece şimdi kullanmanız ve koşmanız gerekiyor. Ve ne kadar koşarsanız o kadar güçlenirler, o kadar dayanıklılık kazanırsınız. Ciğerleriniz zaten var ama kapasiteleri iyi değil. Koşu bandında 3 dakika durunca… Değil mi? Ama bu, ciğerlerinizin olmadığı anlamına gelmiyor. Var ama yeterince çalıştırmamışsınız. Yani yeterince ne değiller? Güçlü değiller.
Kur’an’ın argümanı da o zaman, içinizde zaten temel düzeyde bilgelik var. Ama yeterince ne yapmamışsınız? Güçlendirmemişsiniz. Etkinleştirmemişsiniz, aktifleştirmemişsiniz. Kullanmamışsınız. Allah’ın size verdiği herhangi bir şeyi kullanmazsanız zayıflar. Allah bana göz vermiş. Gözümün birini altı ay boyunca bantlasam, neredeyse garanti verebilirim ki o gözüm körelir. Kullanmazsanız, kaybedersiniz. Altı ay-bir yıl yatakta komada kalan hastalar uyanınca ayakta duramıyorlar. Çünkü o kaslarını kullanmadıklarından kas kayıpları oluyor.
Allah, içime iyi kararlar verebilme yeteneği koymuştur. Zaten içime bunu koymuştur. Ama ben bir süredir onu kullanmıyordum. Ve ne kadar az kullanırsam bu yetenek o kadar zayıflar. Sonra da kendime “Bende bu yetenek yok ki” demeye başlarım. Bende bu yetenekten yok.
Ve bunun bugünlerde gördüğüm en şaşırtıcı, şok edici örneklerinden biri gençlerin gelip “Hocam beni motive edecek bir şeyler söyle” demesi. Üç koca saatlik konferans yapıyorum, sonunda biri gelip “Hocam lütfen beni motive edecek bir şey söyle” diyor. Tüm o zaman boyunca ben ne yapıyordum?
Ama sonra kendime bu soruyu sordum. “Beni motive edecek bir şey söyle” dediğinizde. “Motivasyona ihtiyacım var, lütfen bir şeyler söyle.” Bu yüzden ortaya tüm o “İslami”… İnsanlar bugünlerde İslam’ı nasıl tüketiyor? İslam’ı nasıl öğreniyoruz? 30 saniyelik TikTok motivasyon videolarından öğreniyoruz. Değil mi? Müftü Menk, ben ya da başka biri bir şey söylüyor, siz de “Ahhh motive oldum” diyorsunuz. Değil mi? Sonra tekrardan demotive oluyorsunuz. “Motivasyona ihtiyacım var. Oooo…”
Bu nedir biliyor musunuz? Aslında bu hikmet eksikliğidir. Neden bunun hikmet eksikliği olduğunu söylüyorum? Bu demek oluyor ki kendimi harekete geçiremiyorum. Sanki güçlü bir iradem yokmuş gibi. Birinin bana irade verip iteklemesi gerekiyor. Eğer birileri bunu yapmazsa ben kendi kendime yapamam. Ben kendime yetemiyorum. Bana ilham verecek birine ihtiyacım var. Başkasının beni iteklemesine ihtiyacım var.
Kendime şu soruyu sordum; Allah, Kur’an’da Ashab-ı Kehf’i, şu mağarada uyuyan gençleri anlatırken onları kim motive etti? Kim yani? Hiçbiri “Kanka şu ara çok güçsüz hissediyorum” dedi mi? “İnterneti olan var mı? Biraz motivasyonel video izleyeyim. Dağa tırmanırken en azından TikTok’a falan gireyim. Çünkü yamaç iyice dikleşiyor.” Değil mi?
Onları ne motive etti? İçlerinde zaten genç yaşta bile tüm topluma meydan okumalarına sebep olan çok güçlü bir şey vardı. Öyle değil mi? Cennetten bir şeyin geldiği, peygamber oldukları falan yok. Sıradan gençlerdi. Onlar sadece buydu ama motive olmuşlardı. Size söylemeye çalıştığım şey, aslında Kur’an’da çok güç veren bir mesaj var; Temel hikmet, temel bilgelik, temel düzeydeki iyi yaratılış ve doğru olanı yapma yeteneği zaten içinizde var. Zaten içinizde.
Liderlik ve Harekete Geçmek
Ayrıca size şunu söyleyeyim, son zamanlarda… Sanırım söylediklerimi daha az filtreliyorum. Eskisi kadar kibar değilim ama bu faydalı oluyor. Kaba değilim ama doğrudan konuşuyorum. Almanya’daydım, programın sonunda genç bir kız geldi ve dedi ki;
“Hocam, neden kadınların liderliğinden konuşmuyoruz? Kadınlarda da liderlik olmalı, onlara da liderlik rolleri verilmeli. Bizim de lider olma hakkımız var ama bundan hiç bahsetmiyoruz.”
Ben de;
“Kızım yaşındasın, o yüzden kızımla konuşur gibi konuşacağım. Buna razı mısın?”
“Evet sorun değil” dedi. “Emin misin?” dedim. “Çünkü seninle benim kızımmışsın gibi konuşacağım.” “Tamam sorun değil” dedi. “Peki” dedim.
Dünyanın her yerinde liderlik pozisyonlarında olan kadınlar tanıyorum. Milyonlarca dolarlık şirketleri yöneten kadınları tanıyorum. 10.000 çalışanı olan kadınları tanıyorum. Dünya çapında on binlerce insanı doyurmaya yardım eden kadınları tanıyorum. Yetimhane işleten kadınları tanıyorum. Hastaneleri yöneten kadınları tanıyorum. Hükümette rol alan kadınları tanıyorum. Tüm dünyada… Ve hepsinin ortak noktası ne biliyor musun? Asla liderlikten konuşmazlar, sadece liderlik yaparlar.
Bu tavsiyem hem kadınlara, hem erkeklere. Bir şey hakkında konuşmak mı yoksa bir şey yapmak mı istiyorsun? Ne biliyor musunuz? “Şu an liderliğin sizin için ne kadar önemli olduğundan bahsediyorsun ya, 10 yıl sonra da bu konuda konuşuyor olacaksın. Ta ki liderlik yapmak istediğin konunun ne olduğunu keşfedip, birinin geçmen için kapıları açmasını beklemeyi bırakana kadar.”
Önünde bir dağ varsa ve yol da yoksa tırmanmayı öğreneceksin. İşte liderlik budur. Engellerin üstesinden gelmek. Önünde bir duvar olup olmadığını umursamazsın. Ya kazmaya ya tırmanmaya başlarsın. Yapacağın şey bu olur. Bu bir mentalite. Hiç kimse sana yardıma gelmeyecek. Senin kendi içinde yeteneğin var zaten. Sende bu var. Bu yüzden yeni bir “güç” algısı geliştirmeliyiz.
Niyet Obsesyonu ve Kararlılık
Bu arada hikmetten bahsetmişken, hikmet, çene bağı anlamındaki hukumdan türemiştir demiştim hatırladınız mı? Hikmete sahip olan birinin aslında irade gücü vardır. Güçlü iradeleri vardır. Bir konuda karar vermişlerse iş bitmiştir.
Hikmet eksikliğinin bizi başarısızlığa uğrattığı durumlardan biri de, insanlar sürekli niyetlerini sorguluyor.
“Hocam ben namaz kılıyorum ama gerçekten Allah rızası için mi kılıyorum emin değilim.”
Neden emin değilsin ki?
“Bilemiyorum ama malum niyetlerimiz değişebilir.”
Niyetleriniz neden bu kadar zayıf ki? Mesela “Buraya neden geldin?”
“Buraya bir şeyler öğrenmeye geldim ama emin değilim çünkü güldüm de. Buraya espriler hoşuma gittiği için mi Allah rızası için mi geldim bilmiyorum. Acaba Allah rızası için mi gülüyordum, yoksa yaptığın soğuk esprilere mi gülüyordum? Bilmiyorum…”
Sus artık! Kendine işkence etmeyi bırak. Güçlü bir irade inşa et. Bir şeyi neden yaptığın konusunda kafan net mi? Bir kere netleştirince artık kendinden şüphe etmeyi bırak.
Bu aslında İslam konusunda geliştirdiğimiz bir obsesiflik. Niyetimiz samimi değilmiş gibi kendimizi sürekli tekrar tekrar sorgulamak. Bu arada, niyetinizin samimi olmadığını anlarsınız. Bunu çok net bilirsiniz. Sürekli, “Benim buradaki niyetim…” diye sorgulamanıza gerek yok. Buna gerek yok. Bilirsiniz. Bir şeylerin ters gittiğini anlarsınız. Bir şakacıyı mı yoksa fikirleri mi istediğinizi bilirsiniz. Övgüyü, dikkat çekmeyi istediğinizi anlarsınız. Makam mevki istediğinizi anlarsınız. Anlarsınız. Kendi kendinize bilirsiniz bunları.
İki peygamber hakkında, daha doğrusu bir peygamber bir de peygamber olmayan biri hakkında konuşacağız. Ama ortak bir noktaları var. Ben de size bunu göstereceğim. Çünkü bu andan itibaren hikmeti teorik olarak ele almayacağız. Kur’an’da hikmetin geçtiği asıl yerlere bakıp meseleyi irdeleyeceğiz.