Finansal Temizlik
لَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُم بَيْنَكُم بِالْبَاطِلِ
(Lâ te’kulû emvâlekum beynekum bi’l-bâtıl)
Birbirinizi para meselelerinde aldatmayın.
(Bakara, 188)
وَتُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ
(Ve tudlû bihâ ile’l-hukkâm)
(Bakara, 188)
İnsanları kandırmak ve paralarını almak için politikacıların ekmeğine yağ sürmeyin. Politikada yolsuzluğa ve rüşvete başvurmayın. Finansal konularda yolsuzluğu kullanmayın. Birbirinizi aldatmayın. Birbirinize paranızı geri ödeyin. Net sözleşmeler yapın. Anlaşmalarınızı yerine getirin. Bunun toplumda ne faydası var? Toplumdaki finansal ilişkileri temizliyor, değil mi? Bu da bir arınmadır.
Ailesel Temizlik
Ailesel temizlik de var. Bu toplum, Avrupa toplumu, Batı toplumu, Amerika ve Avustralya, Kanada, hepsi farklıdır ama orada fark edeceğiniz ve bugün Müslüman dünyasında pek görmediğiniz bir şey var, o da kanun ve düzen değil mi? Keşke Müslüman dünyasında daha fazla görsek dediğim bazı şeyler var. Danimarka’da bir yerde yürüyüş yapıyordum, bir adam çilek satıyordu ve çileklerini içine para koymak için bir kova ve ne kadar olduğunu gösteren bir işaretle birlikte suyun yanına bıraktı; kendiniz tartabilir, kendiniz para koyabilirdiniz. Ve insanlar parayı koyup gittiler ve ben de “Oh hadi bunu Pakistan’da deneyelim!” dedim. Çilekleri unutun. Tartı, para kutusu…
Bazı Müslümanlara bakıyorsunuz, Müslüman dünyasındaki tüm bu yolsuzlukları görüyorlar ve sonra bunu görmek için Batı ülkelerine geliyorlar. Çok fazla dürüstlük ve doğruluk var ve çok fazla iyilik var, evet. Bazı konularda, aslında kültürel olarak Müslümanlardan bu tezkiye (arınmaya) çok daha yakınlar. Bu doğru. Daha dürüstler. Ama diğer konularda, örneğin ebeveynlerimize nasıl davrandığımız gibi. İslam, ebeveynlerimize, özellikle de onlar yaşlandıkça, nasıl davranmamız gerektiğini şart koşuyor. Bu toplumlarda insanlara nasıl davranıldığını, bu toplumlarda yaşlılara nasıl davranıldığını, gençlerin ebeveynlerine nasıl davrandığını görüyor musunuz? Bazı çocuklar mesela babasının adı Frank ve ona baba demiyor, “Hey Frank. Geç saate kadar dışarıda olacağım.” Anlıyor musunuz? “Bizim moruk, aptal bir adam. Bizim moruk!” Ona “babam” bile demiyorlar, değil mi? “Annem çok sinir bozucu. Ailemden nefret ediyorum.”
Özgür kalma kanunlarınız olabilir. Amerika’da özgür kalma yasalarımız var, yani “Kendimi ailemden bağımsız ilan ediyorum.” براءة من الأبوين (Berâe min el-ebeveyn) (Anne ve babadan beri olmak, özgürlüğü ilan etmek.) “Seninle hiçbir alakam yok.” Bunu yapabilirler.
Bizim dinimizden esinlenen güzel bir geleneğimiz var. Ebeveynlerimize nezaketle, saygıyla ve iyilikle davranıyor ve onlarla ilgili her şeyi “ihsan”la yapmaya çalışıyoruz. Bu kardeşlerimiz ve gençlerimiz için de geçerli, değil mi? Onlara karşı bir merhamet duygumuz var. Onlara karşı sevgi dolu bir ilgi vardır.
Alkolün yasaklanması bile, değil mi? Bunun sadece yemek içmekle alakalı olduğunu düşünürsünüz. Alkol yüzünden kaç ailenin yıkıldığını biliyor musunuz? Ya da kumar yüzünden. Allah kumar oynamayın diyor. Kumar yüzünden kaç ailenin yıkıldığını biliyor musunuz? Zina yapmayın dediğinde, zina yüzünden kaç ailenin yok olduğunu biliyorsunuz, değil mi? Yani yasalar aslında bir ailenin hayatını temizliyor. Hatta ayrılıkların gerçekleşme biçimi bile.
Peki, evlilik bir gerçek, boşanma da öyle. Ve boşanmalar çirkindir. Bilirsiniz, işler çirkinleşir. “Önceden seni severdim. Artık sevmiyorum. Uzaklaşmak istiyorum.” Allah diyor ki: Evet, işler çirkinleşebilir. İşte Kur’an’da boşanmanın çirkinleşmediğinden nasıl emin olacağınıza dair birçok kapsamlı tavsiye mevcut. Allah evlilikten çok bahsetmemiş ama boşanmadan bahsetmiş. Boşanmayla ilgili Bakara suresinde birçok sayfa ve Talak suresi adında koca bir sure var. “Evlilikte nasıl mutlu olunur?” Bu sadece YouTube’da var. Bu Kur’an’da yok. Neden biliyor musunuz? Çünkü bir evliliği nasıl yürüteceğinizi anlayabilirsiniz ama nasıl temiz bir çıkış yapacağınızı bilemezsiniz. Bunları bilmiyorsunuz. Bu yüzden Allah size öğretiyor. İlişkileri temizlediği gibi ilişkilerin sonlarını da temizledi. Ailenin mal varlığının nasıl dağıtılacağı gibi ölümden sonra gerçekleşecek meseleleri bile arındırmıştır.
Toplumsal Arınma
Tabii bir de toplumsal arınma var. Toplumsal arınma, Allah’ın bizi kültürün ağır yüklerinden kurtardığı anlamına gelir. Allah bizi kurtardı çünkü kültürler çok zor standartlar oluşturuyorlar biliyorsunuz. Örneğin pek çok kültürde şu kadar diplomanız, şu kadar paranız olmadan evlenemezsiniz. Bunu, bunu, bunu, bunu, bunu yapmış olmanız gerekir. Belki o zaman seni evlendirebiliriz. Ve evlenmeye hazır olduğunuzda, mehrin şu kadar, şu kadar ve şu kadar olması gerekir. Ve eğer evlenecekseniz, bu tür bir salonumuz olmalı. Ve şu tür ikramlar. Şu kadar da hediye ve faturalar gittikçe yükseliyor, yükseliyor ve yükseliyor.
İslam’da Allah’ın yaptığı şey helale giden yolu kolaylaştırmak, harama giden yolu ise zorlaştırmaktır. Birçok kültürün yaptığı şey ise helale giden yolu fazlasıyla zorlaştırmaktır. Ve helal yolunu zorlaştırdığınızda, otomatik olarak ne çok daha kolay hale gelir? Harama giden yol çok daha kolay hale gelir. Çok daha kolaylaşır, anlıyor musunuz? Yani aslında toplumsal düzeyde bile dinimizin yaptığı şey, aslında Allah’ın razı olduğu şeyi kolaylaştırarak kötülüğü önlemiş oluyor. O, bunu kolaylaştırırken kültürler bunu zorlaştırıyor. Ve bence ironik olan şey, Müslüman kültürlerin helali gayrimüslim kültürlerden bile daha zor hale getirmesi. İslam kültürleri helali daha da zorlaştırıyor ve sonra da gençlerimizin harama yöneldiğinden dolayı şikâyet ediyoruz, değil mi? Ve bunun asıl nedenlerine bile değinmiyoruz.
Tüm bu arındırma süreçleri aslında birbiriyle ilişkilidir. Size kısa bir örnek vereyim, çünkü bu üzerinde gerçekten düşünmeniz gereken bir konu. Finansal temizlik. Toplumdaki mali yolsuzluktan kurtulursanız, bunun ne anlama geldiğini biliyorsunuz. İnsanlar dürüst bir yaşam sürebilir. Politikacılara istediğinizi yapmaları için para vermeyin diyor. Bunu söylemedi mi?
Şimdi birçok Müslüman toplumda ne oluyor, mesela amcanızın bağlantısı varsa iş bulursunuz. Babanızın bağlantısı varsa, arkadaşınızın babasının kardeşi bağlantılıysa, öyle değil mi? Ve sınavda başarılı olmasanız bile, okul müdürüne ya da her kimse ona biraz ödeme yapabilir ve diplomayı alabilirsiniz. Diplomayı satın alabilirsiniz. Puanınız için ödeme yapabilirsiniz.
Diplomasını hak etmemiş insanlar diplomalarını ve lisanslarını aldıklarında, diplomalarını almak için gerçekten çok çalışan insanlara ne oluyor? Artık işe giremezler. Artık eğitimlerinin hiçbir anlamı yok, çünkü şu anda hak etmeyen insanlar yükseltiliyor. Artık hak edebilecek insanlar artık hak edebilecek durumda değiller. Ve artık kazanacak durumda değiller, bu da artık evlenecek durumda olmadıkları anlamına geliyor.
Ve sonra para işlerinde harama giren insanlar genellikle sadece para işlerinde harama girmezler, her şeyde harama girerler. Bu yüzden cennetteymiş gibi bir hayat yaşıyorlar. Böylece haramı gerçekten iyi gösteriyorlar. Çünkü ne kadar çok harama girerseniz, hayatta o kadar çok şey elde edersiniz. Ve diğer herkes onlara bakıp şöyle diyor:
يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا أُوتِيَ قَارُونُ
(Yâ leyte lenâ misle mâ ûtiye Kârûn)
Keşke Karun’un sahip olduğu şeye ben de sahip olsaydım
(Kasas, 79)
Keşke benim de böyle büyük bir düğünüm olsaydı. Keşke benim de böyle bir evim olsaydı. Keşke benim de böyle bir ailem olsaydı. Keşke benim de öyle param olsaydı. Keşke benim de böyle kıyafetlerim olsaydı. Keşke öyle bir arabam olsaydı. Keşke öyle bir işim olsaydı.
O zaman diyorsunuz ki, bunu elde etmenin tek yolu oyunu onlar gibi oynamaktan geçiyor. Özgeçmişinizde biraz yalan söylemeniz gerekir. Bazı bağlantılar kurmalısın. Kirli işlere bulaşmalısın. Bu oyunu kazanmak mı istiyorsun? Politikada kazanmak mı istiyorsun? Hayat kirlidir.
Tezkiye (Arınma) Süreci
Kirlinin zıttı nedir? Saflık.
وَيُزَكِّيهِمْ
(Ve yuzekkîhim)
Onları arındırır
Değil mi? Bu çok geniş kapsamlı bir ifade ve bu yüzden sizinle en baştan konuşmak istedim. Tezkiye, içsel bir şeyle başlar. Başlangıçta, düşüncelerim temiz hale geliyor, fikirlerim daha temiz hale geliyor, dünya görüşüm daha temiz hale geliyor. Kültürel etkilerden, önceki dini etkilerden detoksa tabi tutuyor, bunlar artık uzaklaşıyor, vahiy sayesinde düşüncelerim temizleniyor ama derin tezkiye var.
Size bir örnek vereyim; eğer cildinizde bir kirlilik varsa, toprak gibi bir şey. Bunun yıkanması kolay mı, değil mi? Evet temizlemesi kolay ama ya içinizde bir enfeksiyon varsa, ondan kurtulmak kolay mıdır? Hayır, kolay değildir. Kirlilik ne kadar derindeyse, çıkarılması da o kadar acı vericidir. Bir mermi vücuda girmişse onu çıkarmak için acı verici bir ameliyat yapılması gerekir. Toplumda derin bir kirlilik olduğunda, bir ailede derin bir kirlilik olduğunda, derin bir kirlilik içinde yaşadığınızda ve sonra kendinizi temizlemeye başladığınızda, acı verici bir ameliyattan geçmelisiniz.
Bu da kendilerini arındırmaya çalışan insanların çok acı verici bir süreçten geçtikleri anlamına gelir. Bu kolay değildir. Başlarda süreç sadece entelektüeldir veya manevidir. Bu tamam. Ama kendinizi arındırmak için gerçekten adım atmaya başladığınızda, bu acı verici bir hal alır.
Bu konuda basit bir örnek, sadece soyut konuşmak istemediğim için, size bunun somut bir örneğini vereceğim. Benden biraz daha küçük olan genç biriyle tanıştığımı hatırlıyorum. Onunla akşam namazı sonrası bir camide tanıştım. Arka tarafta oturmuş bekliyordu. Kendisiyle bir sohbet etmeye karar verdim. “Hayatımda daha önce hiç caminin içini görmedim” dedi. İslam’ı daha yeni mi kabul ettiniz, diye sordum. “Hayır, Müslüman bir ailede doğdum” dedi. “Ama biz namaz kılmayız.” Neden kılmıyorsunuz, dedim.
“Sözde Müslüman olsak da ailemiz inançlı değil. Aslında ailem İslam’dan nefret eder. Bizim New York’ta bir sürü barımız var, ailemin 20 barı var, çok başarılı bir bar işletmesi. Bu arada hepsi Müslüman. Ve biz sudan çok alkol içeriz. Bizim ailemiz bu. Yaptığımız iş bu. Tüm hayatım boyunca bunu yaptım. Birden aklıma artık içmemem gerektiği düşüncesi geldi. İçki içtiğimde kendimden hoşlanmadığım hareketler yapıyorum.”
Ve içmeyi bırakınca Kur’an’ı merak etmeye başlamış. Bir şeyler okumaya başlamış ve bazı YouTube videolarını bulmuş. Bu camide olduğumu öğrenmiş ve gelip oraya oturmuş. “İçkiyi bıraktığımdan beri, daha namaz bile kılmadım, daha namaz bile kılmadım.” dedi. “Sadece içmeyi bıraktım ve bütün ailem benimle ilişkisini kesti. Beni mahkemeye vermekle tehdit ettiler. Eve geri gidemiyorum; evin kilitlerini değiştirmişler. Nereye gideceğimi ya da ne yapacağımı bilemiyorum.”
Ne yapıyor? Kendisini arındırmak için bir adım attı ve yaşamak zorunda kaldığı acıya bir bakın. Anlayabiliyor musunuz? Bu yüzden يُزَكِّيهِمْ (Yuzekkîhim) dediğinde aslında ilk adım acısızdır. O Kur’an okur; ayetleri dinlersiniz, Allah’ın ne dediğini duyarsınız, yürüyüp gidebilirsiniz. Birisi çarşıda bir ayet işitir ve yürüyüp gider, bir sorun yok. Bir başkası beklemeye karar verir, “Az önce ne duydum? Bunu daha fazla dinlemem lâzım. Gidip dinlemeliyim.” Ve kendinizi arındırmaya çalıştığınızda, acı başlar dostum.
Hatta bazılarınız İslami derslere katıldığınızı ailelerinize bile söylemediniz. Bunu gizlice yapıyorsunuz çünkü aileleriniz öğrenmenize tahammül edemiyor. Camide olmanıza tahammül edemiyorlar. “Nereye gittin? Mescide mi? Neden? Neden mescide gittin ki? Seni bu yüzden mi Almanya’ya getirdik? Bu yüzden mi burada yaşıyoruz? Bir radikal mi olmak istiyorsun? Seni polise mi ihbar etmeliyiz?” Yavaşça sıvışırsınız, “Ben kütüphaneye gidiyorum.” Böylece geldiniz. Tezkiye acı vericidir.
Sahabe bu tezkiyeden geçmeye başlamıştı ve bazı insanlar onu duydu ve dinlemeye başladı. Aralarındaki farkı anlamanızı istediğim şey bu ya da aslında iki şey, يُزَكِّيهِمْ (Yuzekkîhim) ve يُزَكِّيهِمْ بِهِ (Yuzekkîhim bihi). Onları arındırıyor ve Kur’an’ı kullanarak onları arındırıyor. Allah aslında orada bir تَوَسُّع (Tevessü’) (genişletme) manası olduğunu vurguluyor. Basitleştireyim: Allah, Peygamber’in (sav) kendisine yaklaşan bu insanları sadece Kur’an’la değil, aynı zamanda ona yakın olmakla da arındırdığını söylüyor. Eğer o يُزَكِّي بِهِ (Yuzekkî bih) olsaydı o zaman bu sadece Kur’an’la ilgili olurdu. Ama artık يُزَكِّيهِمْ (Yuzekkîhim) Kur’an’ı da içeriyor, Peygamber’e (sav) yakın olmayı da içine katıyor. Yani bu ifadede bir تَوَسُّع (Tevessü’) (genişletme) mevcut.
Öğrenme Aşamaları
Bunu kolay pazarlama terimleriyle de anlamanızı istiyorum. Funnel pazarlama terimini biliyor musunuz? Birini önce ürünle tanıştırırsınız, sonra web sitenize tıklamasını sağlarsınız ve daha fazla bilgi alırlar, değil mi?
يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ
(Yetlû aleyhim âyâtih)
İnsanları vahiyle tanıştırmak demektir. Ne olduğunu duymalarına izin verin. Kimileri “Daha fazlasını bilmek istiyorum” diyecektir. Daha fazlasını öğrenmek isteyenler daha derinlere dalacaktır. Düşüncelerinde, fikirlerinde, dünyaya bakışlarında, kalplerinde, duygularında ve hatta sonunda eylemlerinde neler olmaya başlayacak? Bu يُزَكِّيهِمْ (Yuzekkîhim) olacak. Bu da ikinci adım.
Ayeti duyan herkes ikinci adıma geçecek mi? Hayır. Bazıları başaracak. Bazıları da biraz anlayıp “Bu benim için yeterli” diyecek. Diğerleri ise, “Hayır, bu yeterli değil. Daha derinlemesine bakmam gerek.” Acı vermeye başladığı anda, bazıları “Biliyor musun, ben geri dönüyorum. Bu çok acı verici.” Diğerleri ise, “Hayır, acı çekmeden gerçekten detoks yapamazsınız. Cerrahi bir süreç olmalı.” Dolayısıyla bu ileri adımları atmaya devam ediyorlar. Bu şekilde وَيُزَكِّيهِمْ (Ve yuzekkîhim) oluyor. Peki, şimdi ilerlemeyi anlayabiliyoruz.
Okumak ve Öğretmek Arasındaki Fark
Yeni bir fiil. O ayetleri okuyor. Onları arındırıyor ama sonra onlara öğrettiğini söylüyor. Onlara öğretiyor. Birine bir şey okumakla birine bir şey öğretmek arasındaki fark nedir? Büyük bir farklılık var, değil mi?
Bir şey okuduğunuzda, ben size bir şey okuduğumda… Haberlerde izleyicilere bir şey okunur, değil mi? Bir saat boyunca haber dinleyebilirsiniz ve sonrasında, “Tamam, şimdi bana tam bir özet ver. Ukrayna’da neler oluyor? Körfez ülkelerinde neler oluyor? Burada ve orada neler oluyor? Kaç tane şu, kaç tane bu?” BBC ya da her ne dinliyorsanız bir saat sonra sizi soru yağmuruna tutmaya başlarsam, tüm bu sorulara cevap verebilir misiniz?
Bir şeyi dinlemeniz, bir şeyin size okunması, bunu gerçekten öğrendiğiniz anlamına gelmez. Sadece ona maruz kalırsınız. Bu sıradan bir şey, araba kullanırken, başka işler yaparken yaptığımız bir şey. Ama size bir şey öğretiyorsam, bu ne demek biliyor musunuz? Bu, kendinizi tamamen öğrenmeye adadığınız anlamına gelir. Birine alışveriş merkezinde bir şey öğretemezsiniz; öğrenci olmaya karar veren birine bir sınıfta öğretirsiniz.
Burada fark etmenizi istediğim şey يُعَلِّمُ (Yu’allim) (öğretir) kelimesi kullanıldığında dinleyici kitlesi daha sınırlı demektir. يَتْلُو (Yetlû) en geniş kitledir, يُزَكِّيهِمْ (Yuzekkîhim) daha az kitledir ve bunun içinde de bir alt küme يُعَلِّمُهُمْ (Yuallimuhum) kısmıdır. “O onlara öğretir.”
Şimdi, bu öğretim; Peygamber’in (sav) aslında en iyi öğrencileri olacak bir avuç insanı eğitmesiyle ilgilidir. Öğrenmek için ekstra özveri göstermeleri gerekir. Ve bu, dünya çapındaki Müslüman topluluklara tam olarak tanıtmamız gereken süreçtir. “Neden gençler camiye gelmiyor?” diyorlar. “Nasıl gelmezler?” Bu kadar çok program yapılmasına rağmen neden sadece yaşlı insanları görüyoruz? Gençler gelmiyor. Gençler gelmiyor çünkü ne için gelmeleri gerektiğini bilmiyorlar. Neden ilgilenmeleri gerektiğini öğrenmediler.
En azından hangi adım onların ilgisini çeker? Bu neden çok güçlü, neden olağanüstü? Neden öğrenmem gerekiyor? Bu adım “يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ (Yetlû aleyhim âyâtih)”, birinci adım. Bir kişi merak ederse, bir şey onu beslemeli, kendini yavaş yavaş temizlemesine izin vermeli ki bu kaçıncı adım? İkinci adım yani يُزَكِّيهِمْ (Yuzekkîhim). Haydi daha fazla öğrenebilmen için birileri sana eşlik etsin ya da seni destekleyen ve düşüncelerini temizlemene yardımcı olacak birileri ile birlikte olabilirsin; fikirlerini, görüşlerini, eski bilgilerini paylaşabilirsin ki biraz düzeltilebilsin. Bu tezkiye, yani entelektüel hataların düzeltiliyor, alışkanlıkların düzeltiliyor.
Çevre ve Arkadaşlığın Etkisi
Bilirsiniz bazıları kötü kelimeler kullanır. Ağızlarından çıkan iki kelimeden birisi küfürdür. Örneğin ben Texas’a taşındım. Texaslılar iyi insanlardır. Mağazada, “Merhaba, efendim. Nasılsınız efendim? Nasıl gidiyor hanımefendi? Durun şu kapıyı size açayım.” Almanya’daki gibi değil. Size söyleyeyim.
Texas’taki insanlar iyi insanlar ama New York’ta yaşarken bunu fark edememiştim. New Yorklular her zaman çok kötü bir dil kullanıyor. “Otobüs durağındayım” gibi bir şey söyleyemiyorlar. “Ohh ben otobüs durağındayım” demek zorundalar. Bunu duymuş muydunuz? Sanki bu bir fiil, zarf, sıfat, edatmış gibi. Konuşmanın her yerinde var. Aralara eklenmesi gereken bir şey.
Bazı insanlar ekstra dindardırlar. Her şeye garip bir şekilde sübhanallah demeyi severler. Öylece söyleyiverirler. Bazen o insanların yanında garip hissediyorum, bazı insanlar aşırı ‘subhanallah’. Mesela restorandayız, “Şeyhim ne sipariş vereceksin subhanallah?” Ben de… Ben şeyh değilim, sadece sipariş vereceğim. “Evet, subhanallah, ne istersiniz?” Tavuk döner alacağım. “Ohh, tavuk, subhanallah.” Tamam, bu New York’tan daha iyi. Yoo, biraz tavuk ister misin? İki aşırı uç. “Evet, biraz subhanallah tavuğu alacağım.”
Ama demek istediğim, New York’tan çıkan bazı genç insanlar, işte Berlin’den, ne bileyim, böyle bir yerden geliyorlar ve bu onlar için normal. Bunu her zaman kullanıyorlar. Bazılarınız mescitte oturuyor, burada belli bir yol izliyorsunuz, ama okuldayken arkadaşlarınızlayken, o farklı bir Almanca değil mi? Bu edepsiz… Sonra onun yerine ‘subhanallah’ diyorsunuz. Öyle yapmanız gerekiyor, değil mi?
Peki uzun süre iyi bir ortamda bulunduğunuzda o genç adama ne oluyor? Bu kelimeleri daha az kullanmaya başlar. Çünkü bu arkadaşlık o kelimeleri yavaş yavaş arındırır.
بِئْسَ الِاسْمُ الْفُسُوقُ بَعْدَ الْإِيمَانِ
(Bi’se el-ismu el-fusûk ba’de el-îmân)
İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür
(Hucurat, 11)
Bu da bir arındırmadır değil mi?
Peki ya okulda erkek arkadaşlarınızla ya da kız arkadaşlarınızla birlikteyken? Ne tür konular hakkında konuşuyorsunuz? Biliyorsunuz. Sonra daha iyi bir arkadaş ortamındasınız ve ne tür şeylerden bahsediyorsunuz? Kur’an hakkında bir şeyler öğrenen bir toplulukta ne tür şeyler tartışıyorsunuz?
Bu konudaki kişisel deneyimlerimden yola çıkarak size bir şey anlatayım. Ben lisedeyken İslam’la hiç ilgilenmiyordum. Bütün arkadaşlarım gayrimüslimdi, hepsi. Ve benim acımasız, zalim bir mizah anlayışım vardı. İnsanları aşağılamayı severdim. Bu benim şeytanlarımdan biriydi. İnsanlar bir şey söylediğinde, onları paramparça edebilirdim. Lisedeyken tam anlamıyla böyleydim. Lisede çok aşağılayıcıydım. Aşağılamaların kralıydım.
Sonra İslam dünyasına giriyorsun. Ve yapamıyorsun? Bu çok kolay. Birisini paramparça etmek istiyorsun ve hayır… Sübhanallah… Eski arkadaşlarımla konuştuğumuz şeylerden biri de spor, arabalar ve adını veremeyeceğim diğer şeylerdi. Sonra Müslüman Öğrenciler Derneği’ndeki yeni arkadaşlarımla takılıyorum. Ben fakirler okulu olan Baruch Üniversitesine gittim, dönemlik ücreti 1600 dolardı. Fakirler üniversitesiydi. Bir keresinde Columbia Üniversitesi’ndeki Müslüman Öğrenci Derneği’ne gittik, orası da yıllık 40.000 dolardı. 17-18 yaşındakiler için bunlar zengin insanların okulları.
Şöyle dedim: ‘Dostum, Columbia’da zengin Müslümanlar olacak. Gidip zengin Müslümanların ne yaptığını görelim.’ Oraya gittik, bir daire şeklinde oturuyorduk ve benden belki bir ya da iki yaş büyük bir grup üniversite öğrencisi vardı. Yaşları 18-19, en fazla 20. Bangladeş’te meydana gelen sel felaketi nedeniyle yerlerinden edilen yetimlere sponsor olmak için nasıl para toplamaya çalıştıklarını konuşuyorlardı ve ellerinde sponsor olmaya çalıştıkları çocuklardan birinin pankartı vardı. Ve bu öğrenciler bu tek çocuğa yardım ederek bir fark yaratacaklar.
Ben de “Bu hafta sonu ne yapacağız?” diye düşünen bir topluluktan geliyordum. “Ne yapacağız? Nereye gitmeliyiz?” Bunlar konuşmalarımızdı. Alt seviye muhabbetler. Şimdi benden bir ya da iki yaş büyük insanlarla beraberim. Benden çok daha varlıklılar, gözümde çok daha itibarlılar. Yani daha fazla paraları, daha fazla itibarları varsa, çok daha sıkı partiler yaptıklarını düşünürsünüz. Yine de, gerçekten çok üst düzey şeyler hakkında konuşuyorlar. İçten içe kendimi kirli hissettim. Bu genç insanları böyle düşündüren şey ne? Nasıl oluyor da ben böyle düşünmüyorum? Nasıl oluyor da benim aklım aşağıdayken onların aklı yukarıda oluyor?
Allah’ın dininin yaptığı şey, onun kitabının yaptığı şey insanları arındırmak. Yani evet, “يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ (Yetlû aleyhim âyâtihi ve yuzekkîhim)” (Onlara ayetlerini okur ve onları arındırır.) Bu arınmadan sonra يُعَلِّمُهُمْ (Yuallimuhum)’a gelirsiniz, size bir şey daha söyleyeceğim.
Öğrenenlerin Sorumluluğu
Eğer tefsir öğretmeye başlarsanız, yüksek seviyeden bir tefsir ya da fıkıh öğretmeye başlarsanız ya da akide öğretmeye başlarsanız. Her neyse. Bu sınıflara ve eğitimlere başlarsanız kaç kişi gelir? Beş kişi. Bu üç kişi olur. Sadece imam ve en iyi arkadaşı. Sonra bir sonraki hafta sonu düğün var ve sonra, bilirsiniz,
وَتَرَكُوكَ قَائِمًا
(Ve terakûke kâimâ)
Sizi yalnız bırakırlar
Bu insanlar eğitilmek bile istemiyor. Hiçbir şey öğrenmek istemiyorlar. Hiçbir şey öğrenmek istemiyorlar çünkü ilk iki adım ortada yok. Bu adımlar yerine getirildiğinde, bu arada ciddi olarak öğrenecek insanlar hiç geniş bir popülasyon olmamıştır. Her zaman daha küçük bir popülasyon olmuştur, değil mi? Çünkü herkesten bu kadar yüksek düzeyde bağlılık bekleyemezsiniz.
Aslında bu tüm sahabilerden bile beklenmemiştir. Tüm sahabiler her zaman öğrenmiyorlardı. İçinde insanlar vardı, bilirsiniz, Ehl-i Suffe vardı, bir alt küme vardı. Onlar herkes değildi. Herkes başka sorumluluklara sahipti. Bu yüzden daha özel olarak gerçekleşen ve meydana gelen bazı öğrenmeler olacaktır. Bu nedenle kendinizi suçlamamalısınız. Yüksek öğrenimle meşgul olmadınız diye kendinizi suçlamamalısınız ve yüksek öğrenim görüp kendi başınıza şeyh olana kadar ya da toplumdan ayrılıp klasik bir metin öğrenmek için bir ağacın altına oturuncaya kadar iyi bir Müslüman değilsiniz diye bir şey yok. Hayır konu bu değil.
Asıl mesele, öğrenen az sayıda kişinin sorumluluğunun diğer herkese öğretmek haline gelmesidir. Ve Kur’an da bundan bahsediyor. Allah da bundan bahseder. Bir sonraki dersimizde, zamanımızı özellikle el-Kitab hakkında konuşmaya ayıracağım. Allah bizi hakîm olan Kur’an ile bereketlendirsin ve ayetlerinden faydalanmayı bizlere nasip eylesin.