İşte şimdi tam olarak başlıyoruz. Bilmenizi istediğim ilk şey; Allah, tüm peygamberlere bilgelik verdiğini söylüyor. Aslında şöyle diyor:

وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّينَ لَمَا آتَيْتُكُم مِّن كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ (Al’i İmran, 83)

Allah, tüm peygamberlerden şöyle söz almış; size kitap ve bilgelik verdiğimde… Yani önce bütün peygamberler için bilgelikten bahsetmiştir. Tamam, bu birincisi.

Sonra özellikle İbrahim’in (as) ailesi için diyor. Şöyle diyor;

فَقَدْ آتَيْنَا آلَ إِبْرَاهِيمَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ (Nisa, 54)

İbrahim ailesine kitap ve bilgelik verdik. Demek ki kitap ve bilgelik İbrahim (as) ailesinin bir parçası. Bu arada, Davud (as), İsa (as) ve Resulullah (sav) hepsi kimin ailesinden? İbrahim’in (as). Yani burada bir bağlantı var zaten. Peki. Tabi zaten önceden Davud’a (as) bilgelik verildiğinden bahsetmiştim. İsa’ya da (as) bilgelik verilmişti. Sonra da Peygamberimize (sav) açıkladığım gibi birçok yönden bilgelik verilmişti.

Peygamber Olmayanlara Verilen Bilgelik

Ama Kur’an’da peygamber olmayanlara da bilgeliğin verildiği iki durum var. İşlerin gerçekten ilginçleştiği yer burası. Bilgelik, peygamber olmayan kişilere veriliyor. İlki aslında herhangi biri olabilir. Allah diyor ki;

يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ (Bakara, 269)

Allah, dilediğine bilgeliği verir. Bilgeliği istediği kişiye verir.

وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا (Bakara, 269)

Ve her kime bilgelik verilmişse ona çok büyük iyilik yapılmıştır. Bu ayete Allah, bilgeliği kime verebileceğini söylüyor? Herhangi birine. Yani bana verebilir, size verebilir, herkese verebilir. Herhangi birinde bilgelik olabilir.

Bu ortaya bir problem çıkarıyor. Sorun şu ki, peygamberlere verdiği bir tür bilgelik var. Bir de herkese verdiği başka bir bilgelik var. Aralarındaki fark nedir? Aralarındaki ilişki nedir? İkisi de aynı kelime. Peki bu ikisi arasındaki bağlantıyı nasıl anlayabiliriz?

Tabi son bir kişi var; O da Lokman (ra). Lokman suresinde çok ünlü bir şahsiyet olan Lokman’dan bahsedilmektedir. İslam’dan önce, ünlü bir şahsiyet. Bazıları O’nun Arap bile olmadığını savunur. Yani Arap olmayan bir kişilik. Ama bilgeliğiyle, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmesiyle ve nazik, bilge sözleriyle ünlüydü. Kur’an aslında bilgeliğiyle tanınan bu kişinin gerçekten bilge olduğunu onaylar. Kendi oğluna öğüt verirken de bu bilgeliği çokça kullanıyor. Allah, Lokman suresinde Lokman’ın oğluna verdiği öğüdü içeren bir kesit sunar. Ama Allah, biz Lokman’a bilgelik verdik derken, aslında peygamber olmayan birine bilgelik verilmiş demektir. O, peygamber değildi.

Ve böylece bu da ilginç bir çalışma olacak. Peygamber olmayana verilen bilgelik ne anlama gelir? Ve bir peygambere verildiğinde bilgelik ne anlama gelir? Aralarındaki fark nedir?

Şimdi bilgeliğin tanımına geçeceğiz Aslında bunun birçok bölümü var. Yani bu eğlenceli olacak. Söz veriyorum, sıkıcı kısım buydu.

Hikmet Kelimesinin Leksikal (Sözlük) Anlamı

Önce bunun ne anlama geldiğine, yani hikmet kelimesinin Arapçadaki anlamına değinelim. Buna leksikal anlamı denir. Leksikal büyük bir kelimedir. Bunu sizi aptal gibi hissettirmek için kullanıyorum. Umarım işe yaramıştır. Umarım iyi bir eğitim almadığınızı hissediyorsunuzdur. Kendinizi kötü hissedip şu anda kelimeyi telefonunuzla Google’da aratıyorsunuzdur. Size leksikalin ne olduğunu hemen açıklayayım. Sadece sözlük anlamı demek. Leksikal basitçe sözlük demek. Şimdi zeki hissedersiniz. Eve gidip “Bu arada, hikmetin leksikal anlamı…” Aileniz şöyle…

Arapça’daki olay şu, bir kelime var ama o kelime birçok farklı kelimeden türemiştir. Alakaları yokmuş gibi görünür ama aynı harflerden oluşmuşlar. Bazılarınız Arapça’daki kök harfler fikrine aşina olabilir. Hikmet kelimesi de; ح ك م harflerinden oluşur. Bu üç harfin arkasında koca bir hikâye var. Bunlardan gelen birçok kelime var ve o farklı kelimeler, Arapların zihnindeki hikmet kavramını anlamamıza yardımcı olur. Neden o iki düşünceyi birbirine bağladılar?

Leksikal anlamına geçmeden önce bunu sizin için basitleştirelim. عَقْل kelimesi… Urduca konuşanlar da bunu bilir. Nedir عَقْل? Zihin gücü, عَقْل zihin gücü demek. عَقْل Arapça’da bir şeyi bağlamak demek. Bir şeyi bağlamak demek. Ve deveyi bağlamada kullanılan bir ip için kullanılırdı. Arapların develerinde bloke önleyici frenler yoktu, bu yüzden başlarına bir ip dolarlardı. Bir yere gittiklerinde kafalarındaki o ipi çözüp deveyi onunla bağlarlardı. Bu ipe de “igal” denirdi. Yani bu ip nerelerinde dururdu? Kafalarında. Bunu kontrol için de kullanırlardı. Bir hayvanın kontrolü veya kısıtlanması, ya da tasma için. Buradan عَقْل yani akıl kelimesi çıkmış. İlk olarak o ip kafada durduğu için. İkinci olarak, sizi kontrol altına alan bir şey olduğu için.

  • Aklınızla öfkenizi kontrol edebiliyorsunuz.
  • Aklınız sayesinde aptallığınızı kontrol edebiliyorsunuz.
  • Aklınız sayesinde dilinizi kontrol edebiliyorsunuz.
  • Aklınız sayesinde ellerinizi kontrol edebiliyorsunuz.

Bu yüzden onlar için akıl, duygularınızı veya kendinizi kontrol etme yeteneği anlamına gelir. Yani ne yaptıklarını görüyorsunuz. Bu olayı alıp akıl kelimesiyle ilişkilendirmişler. İngilizce’de bunu yapmıyoruz, değil mi? Yani İngilizce’deki akıl kelimesinin ilginç bir etimolojisi olabilir, ama böyle bir bağlantı kurmuyoruz. Ama Kuran’daki kelimelerin arkasında bu tür bağlantılar var.

Hikmet kelimesi için bu bağlantının ne olduğunu bulmaya çalışacağız. Aslında hikmet kelimesi hakamatul licamdan gelir. Bildiğiniz gibi atların yüzlerine böyle bir ağızlık takarlar ve yüzdeki ağızlığa bağlı ipleri çekerler. Atın yüzünü bu şekilde kontrol ederler. Buna hakama denir. Hakama aynı zamanda bir insanın çenesidir. Bu ağzın alt kısmına ve çeneye hakama deniyor. Koyun, at ya da insan; hepsinin çenesine hakama deniyor.

Peki bu neden önemli? Bu kısım yüzünüzü bir arada tutacak şekilde ayarlanmıştır. Bu kısmın, yüzünüzü bir arada tutması gerekiyor. Bu yüzden birinin çenesi yaralanır veya bir araba kazasında çenesine ciddi bir şey olursa kasları, çene hattını vs. tutamazlar. Dağılmaya başlar. Çene aslında bir şeyleri bir arada tutar ve güvenceye alır. Peki. Ve sonra atın o çektiğiniz dizgini de atı tutar, atı dizginler. Tıpkı çenenin yüzü tutması gibi. Her şeyi bütün halinde tutar. Anlatabildim mi? İçerdeki hassas kasların dağılmasını engeller.

Şimdi bu düşünceden şu türemiştir; Buraya Arapça yazdım ki kendinizi kötü hissedin. Ve Arapça okuyabildiğim için hava atayım diye. Tabii ki hayır, bunu kendim için yazdım ve çeviremeyecek kadar tembeldim. O yüzden bizzat tercüme edeceğim. Ne anlama geldiğini açıklayacağım. Diyor ki; hakam kelimesi bir şeyin dağılmasını önlemektir. Bir şeyin parçalanmasını engellemek. Bir şeyin fiziksel olarak da, akli olarak da dağılmasını engellemek.

Mesela, konunun dağılmayacağı bir şekilde konuştuğunuzda, bu konuşmada hikmeti kullanıyorsunuz demektir. Makale yazarken fikirleriniz birbiriyle bağlantılı olduğunda, teziniz dağılmadığında, o zaman konuşmanızda hakam veya hikmet vardır. Bir avukat bir davayı kazanmaya çalışırken davasını gerçekten sağlamlaştırdığında, dağılmadığında sunumunda hakam var demektir.

Bazen okulda bir sunumunuz olur. Burada birçok üniversiteli var. Şeyden başka hayat amacı olmayan… Neyse. Okulda sunum yaparken bazen sunumun tam ortasında her şeyi unutursunuz. Laptopun da şarjı biter. Evet, bazı insanların kötü anıları var.

“Ahh o günü hatırlıyorum.”

“Evet, ozmoz… ozmozda moz vardır…”

Bu, konuşma dağıldı demektir. Neyse, bu leksikal anlamıydı.

Erken Dönem İslami Sözlüklerde Hikmet

Şimdi gelin diğer ilginç, çok çok erken dönem İslami sözlüklere bakalım. İslam’ın ilk yüzyıl, ikinci yüzyıl alimleri Kur’an’daki kelimeleri içeren sözlükler hazırlıyordu. Onlar hikmeti nasıl tanımlıyordu? Bilgeliği nasıl tanımlıyorlardı? Bu arada, bir şeyi bir arada tutma fikrini unutmayın. Dolayısıyla hikmet, bir şeyi güvence altına almakla ilgilidir. Bu kavramları daha sonra birleştireceğiz.

Garibul Kur’an tefsirinde… Hikmet, güvenilirliktir diyor. Bu onun tanımlarından biri. Hikmet, güvenilirlik demektir. Konuşmada açıklıktır. Anlamaktır, akıldır. Ve temelde “anlamak” için kullanılan başka bir kelime söylüyor. Yani anlayış, akıl, güvenilirlik ve konuşmada netlik. Bu şeyler varsa sizde ne vardır? Hikmet. Bu, onun tanımı.

Kelimenin başka bir tanımı: güzel öğüt. Güzel öğüt hikmettir. Sonra, anlayış ve ilim hikmettir diyor. Sonra da peygamberlik de hikmettir diyor ki mantıklı. Çünkü Allah Kuran’da İbrahim’e hikmet verdiğinden bahsetmiştir. Yani İbrahim’e Peygamberlik vermiştir değil mi? Yani bu aslında hikmetin bir örneği. Aynı zamanda diyor ki, tefsirul Kur’an yani Kur’an’ı anlamak ya da açıklamak da hikmettir. Yani hikmet tanımlarından biri Kur’an’ın kendisidir.

İlginç bir tanım. Diyor ki, hikmet bir şeyi bilmek ve ona göre hareket etmektir. Bu çok basitmiş gibi görünüyor. Bir şeyi bilmek ve? Ona göre yaşamak.

“Hey, babana olanları anlatmalısın.”

“Biliyorum, biliyorum. Üzerine çalışıyorum.”

İnsanlar “üzerine çalışıyorum” dediğinde aslında ne demek istiyorlar biliyor musunuz? Bunu hiç yapasım yok ama bir şeyler yapıyormuş gibi görünmek istiyorum. O yüzden “üzerine çalışıyorum” diyorum. Tam olarak nasıl üzerinde çalışıyorsun?

“Bu bir süreç.”

“Süreç ne peki?”

“Bu bir mücadele.”

“Peki bu mücadeleyi benim için tanımlar mısın?”

“Evet, şey, o, beni yalnız bırak ya!”

Üzerine çalışıyorum… Bu benim favorim. “Bunu yapmam gerektiğini biliyorum ama bu bir süreç. Mücadele gerektiriyor, ben de üzerine çalışıyorum.” Bu ne demek peki? Bu bir şeyi bilmek ama ne yapmamak? Ona göre yaşamamak. İşte bu hikmet eksikliğidir. Bilgelik eksikliğidir.

Sonra Garibul Kur’an’da diyor ki, ki bu en ilk sözlüklerden biri, belki de en eski Arapça sözlük. O da hikmeti, adalet olarak çevirmiş. Onun bilgelik tanımı aslında adalet. Gerçekten çok iyi. Çünkü adaletin ne olduğunu biliyoruz değil mi? Her şeyi ait olduğu yere koymak. Her şeyi nereye ait ise oraya koymak. Bir şeyi yanlış konumlandırmazsınız. Bu yüzden İslam tarihinde sonraki hikmet tanımları “bir şeyi ait olduğu yere koymak” şeklinde yapılmış.

  • Öfkeni ait olduğu yere koymak.
  • Eleştirilerini ait olduğu yere koymak.
  • Yüceltmelerini ait olduğu yere koymak.
  • Çabalarını ait olduğu yere koymak.
  • Paranı ait olduğu yere koymak.
  • Gayretini ait olduğu yere koymak.

Her şeyi ait olduğu yere koymak. İşte hikmet budur. Yani böylece hikmetin tanımı adalet oluyor.

Bilgeliğin Felsefi ve Hristiyanlık’taki Tanımı

Şimdiye kadar leksikal anlamına baktık. İlk sözlüklerin yazarlarına ve bilgelik hakkında ne söylediklerine baktık. Şimdi felsefi tanımına bakacağız. Bu sadece İslam edebiyatından değil, aynı zamanda Hristiyan edebiyatından da geliyor. İslam çağındaki Hristiyanlar ya da İslam’dan birkaç asır öncekiler, bilgelik konusuna kafayı takmışlardı. Bunu bilmiyor olabilirsiniz ama artık öğrendiniz. Hristiyanlığın ana odaklarından biri neydi? Bilgelik konusu.

Şu sırrı açığa vurayım; bilgelik konusuna o kadar takıntılılardı ki, ve tabii ki hepiniz biliyorsunuz, hepsi İsa’ya da çok takıntılıydı. İsa (as) ve bilgeliği birleştirip aynı konu haline getirdiler. Özellikle Deyişler ve diğer yerlerde İsa’nın ‘ortalıkta dolaşan bilgelik’ olduğunu içeren bir edebiyat oluşturdular. Bu yüzden birçok eserlerinde, bilgelik hakkında konuştuklarında, aslında İsa hakkında konuşuyorlar. O’na bilgeliğin kendisi diyorlardı. Bilgeliğin tezahürü. Yani bilgelik onlar için önemli bir konudur. Ama bu konu hakkında birçok farklı şekilde konuşmuşlar. Ve elbette filozoflar bundan farklı şekillerde bahsetmişlerdir.

Size onların yaptığı ve aslında Kuran’a uyan bir bilgelik tanımını açıklayacağım. Kur’an da aynı tanımı yapıyor. Şimdi söyleyeceğim tanımda, İsa bilgeliğin kendisidir dedikleri tanımda değil. Kuran bunu değiştirir ve “hayır, İsa bilgelik değildir” der. “İsa’ya bilgelik verilmiştir.” Kur’an diyor ki, “bunu biraz düzeltelim.” Ve Kuran’ın her zaman yaptığı da budur. Hristiyan literatüründen bir açıklamayı alır, Yahudi literatüründen bir açıklamayı alır ve bu ifadeler neredeyse doğrudur, sadece birkaç düzeltme gerekir. Kur’an’da bu birkaç düzeltmeyi yapar. Tamam, işte o zaman doğru olur. Kur’an bu durumda da böyle yapıyor.

Neyse, onların tanımı… Tanımları şöyle; her insanın içinde onlara doğruyu yanlıştan ayıran bir şey vardır. Herkeste. Hangi dine mensup olduklarının önemi yok, nerede yetiştikleri, hangi yüzyılda yetiştikleri önemli değil. İçlerinde, başka birini incitmenin yanlış olduğunu söyleyen bir şey var. Başkasını dolandırmak yanlıştır diyen bir şey. Yalan söylemek yanlıştır, aldatmak yanlıştır, başkasının hakkını almak yanlıştır diyen bir şey var, değil mi? Birine zorbalık etmek yanlıştır. Yanlış olduğunu bilmek için Müslüman olmanıza gerek olmayan şeyler var.

Herhangi birileri yürürken çocukların başka bir çocuğa bağırdıklarını ya da zorbalık yaptığını görünce bunun yanlış olduğunu bilir. “Aaa dur bakalım fıkıh alimleri bu konuda ne demiş, müftüye bir sorayım” demezsiniz. “Hocam bir grup çocuk başka bir çocuğu döverse bu haram olur mu yani?” Kimse böyle kontrol etmez. İçinizde “hey, bu yanlış” diyen bir ölçü var. Yanlış olduğunu öylece bilirsiniz. Kuyruğa girip sıranızı beklerken biri gelip kaynak yaparsa kuyruktaki herkes bunun yanlış olduğunu söyler, tabi bir Arap ülkesinde değilseniz. Ama Pakistan’da da öyle… Ama bu yanlış bir şey. Bilirsiniz bunu. Herkes bilir. İnsanların sırasına dair bir anlayış var değil mi? Hristiyan argümanına göre; aslında bir duygumuz var, içimizde temel bir doğru ve yanlış duygusu var.

Kur’an’ın Bakış Açısı: Fıtrat ve Nefs-i Levvame

Şimdi bu konuyu Kur’an’ın bakış açısından konuşalım. Bu fıtrattır.

فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فِطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا (Rum, 30)

Allah’ın bizi, yaratmış olduğu fıtrattır. Ve Allah’ın bizi üzerine yarattığı bu fıtrat, bu doğa o kadar güçlü ki Allah o fıtrat ile yemin ediyor.

وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ (Kıyame, 2)

“Kendini kınayan nefse yemin ederim.”

Yani mesela etrafta kimse yok, kimse yok ve kimse ne yaptığını kontrol edemez ve sen de yanlış bir şey yapmak üzeresin, anlatabildim mi? İçinden bir ses, bunu yapma diyor. İçindeki bir şey rahatsız oluyor ve senin onu sessize alman gerekiyor, uçak moduna alman gerekiyor, onu susturman gerekiyor ki yapmak istediğin şeye devam edebilesin. Ama o içinde. O ses içinde.

Allah; benim, senin, herkesin içinde olan bu sesi Nur suresinde şöyle tanımlıyor: Okyanusta boğulan bir kişiyi anlatıyor. Gittikçe daha derine batıyor. Dalga üstüne dalga var. Bulutlu, yağmurun yağdığı bir gün. Yani ay ışığı yok, yıldızların ışığı yok. Okyanusta ne kadar derine inersen, o kadar karanlık oluyor. Ve o kişi neredeyse okyanusun dibine iniyor.

إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا (Nur, 40)

Allah diyor ki; Elini gözünün önüne uzattığı zaman nerdeyse onu bile göremez. Göremez demiyor. Ne diyor? Neredeyse göremez. Bu ne demek biliyor musunuz? Ne kadar koyu karanlığa dalsan da içinde hâlâ bir şeyler var.

Birisi gece kulübüne gider, alkole başlar, uyuşturucuya başlar. Bazısı yıllardır içki içiyordur. Kadehi bininci kere yerinden kaldırıyordur, ama dudağına dayamadan önce içinde bir şey “bunu yapmamalıyım” der. İçinden güçsüz de olsa bir şey çıkar. Alarm çok sessiz, şarjı az ama tamamen bitmiş değil. Hâlâ içinizde olduğunu görebilirsiniz. Yani sahip olduğumuz bilinç… buna bilinç de diyebilirsiniz, ahlaki bir pusula da diyebilirsiniz, değil mi? Urduca’da şey deriz: İç benliğiniz, değil mi? Kur’an’da da النَّفْسُ اللَّوَّامَةُ diye geçer. Hristiyan literatüründe bunlara bilgelik denir. İçimizde bir adalet duygusu var.

Şimdi bu gerçekten ilginç bir şey. Şimdi Allah’ın hikmeti nasıl öğrettiğini öğreniyoruz. İbrahim’e (as) hikmeti öğretiyor. Davud’a (as) hikmeti öğretiyor. İsa’ya (as) hikmeti öğretiyor. Resullullah’a (sav) hikmeti öğretiyor. Ama şimdi Allah, her insanın içinde bir dereceye kadar ne olduğunu söylüyor? Bir dereceye kadar hikmet zaten içimizde var. İçimizdeki hikmet var bir de dışımızdaki. İki çeşidi var. Biz de bu ikisi arasında nasıl bir ilişki olduğunu anlamaya çalışacağız.

Yahudi Literatüründe Bilgelik

Şimdi, Yahudi kısmına geçiyoruz. Önceki Hristiyan tarafıydı. Şimdi size olayın Yahudi tarafından bir şey göstereceğim. İsa’dan birkaç yüz yıl önce ve sonrasında Yahudiler de bilgelik konusuyla çok ilgilenmeye başlamıştı. Ama onların bilgelik tanımı cidden çok farklıydı. Gerçekten farklı. Bilgeliğin aslında bazı özel insanların, bazı seçkin kişilerin Kıyamet günü hakkında gizli bilgilere sahip olması anlamına geldiğini düşünüyorlardı. Kıyamet gününün ne zaman geleceğini biliyorlar. Kıyamet günü ve dünyanın sonu konusundaki detayları biliyorlar. Ancak bu bilgiler herkeste olmaz. Çok seçkin özel insanlar bu bilgilere sahiptir. O zaman bu seçkin insanlarda ne vardır? Hikmet. Yani aslında… Bilgelik, dünyanın sonu geldiğinde ne olacağına dair gizli bilgilerdir. Gizli, seçkin, özel bilgiler.

Peki Kur’an bu fikre nasıl cevap veriyor? Çünkü hatırlayın, Kur’an hikmetten bahsettiğinde Yahudiler de dinliyor. Onlar da izleyiciler arasındaydı değil mi? Onlar da bu kültürün bir parçası olduğundan hikmet kelimesini duyduklarında kafalarında ne canlanıyor peki? Hikmet, dünyanın sonuna dair gizli bilgiler anlamına gelir diye düşünüyorlar. Allah da Kamer suresinde diyor ki;

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ (Kamer, 1)

Saat yaklaşıp Ay yarıldığında.

وَإِنْ يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ (Kamer, 2)

وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُسْتَقِرٌّ (Kamer, 3)

Bu kısma dikkat, buranın çevirisini yapacağım.

وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنَ الْأَنْبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ (Kamer, 4)

Uyarılarla dolu haberler kendilerine gelmiştir.

حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ (Kamer, 5)

Bu herkese ulaşan bir hikmettir; ancak uyarılar yarar sağlamıyor.

Allah burada ne yapıyor? Allah, “Kıyamet gününü de içeren uyarılar var ancak bunlar; bu gizli bilgilere erişimi olan bazı özel ve seçkin insan grupları için değil” diyor. Öyle herkesin ulaşamayacağı gizli belgeler değil. Allah buna; حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ diyor. Bu; herkese açık, ulaşılabilir bir bilgeliktir. Bu bilgelik herkese ulaşsa da insanlar bu uyarılara kulak vermiyorlar. Yani Allah, Yahudilerdeki bilgelik konseptini alıyor ve elit, özel bilgiler değil de herkese açık bir şey şeklinde yeniden tanımlıyor. Aslında herkes içindir. Değil mi?

Yani kısaca toparlayacak olursak, Hristiyanlardaki bilgelik konsepti içimizdeki bilgelik şeklindeyken Yahudilerdeki bilgelik konsepti Kıyamet gününe dair gizli bilgiler şeklinde. Aslında Kur’an bu konuda iki tarafa da cevap veriyor. Çünkü unutmayın, biz Müslümanlar Kur’an’ın sadece bize hitap ettiğini düşünüyoruz. Ama aslında Kur’an Hristiyanlara da konuşur, Yahudilere de konuşur, müşriklere de konuşur. Aslında herkese hitap ediyor. Allah herkesin arka planını biliyor. Allah herkesin kültürünü, herkesin dini terbiyesini bilir. Bunları bilerek konuşuyor ve konuşurken de, herkesi farklı şekilde etkiliyor.

Biz o şekilde anlamayız çünkü o arka plandan gelmiyoruz. Bu yüzden bizi etkilemez. Yine bu sebeple bazen Allah ayete bir şey der, dinleyen sahabelerden biri anlar ama yahudi kökenli olan başka biri “oooo” der. “Allah az evvel cumartesi günü eğitiminde öğrendiğim bir şeye yorum yaptı.” Haham bana bunu öğretmişti ama az önce Allah, yanlışını düzeltti. Bu detayları biz bilemeyiz ama onlar bilir. O yüzden bunlar Kur’an’da bilgeliği anlamak açısından ilginç çalışmalar oluyor.

Eski Ahit’te Bilgelik ve Hayatın Zorlukları

Bilgelik yasa ile çelişir. Bunu biraz açalım. İncil’de… Şimdi Yahudiler ve Hristiyanlar arasındaki ortak payda olan Eski Ahit’ten bahsediyoruz. Yani İncil her iki din için de ortaktır. İncil’de, özellikle Deyişlerde bilgelikten bir hanımefendiymiş gibi bahsediyorlar. Saygı göstermek zorunda olduğunuz bir hanımefendi. Bilgelikten bir kavram olarak bahsetmezler, bilge hanımefendi şeklinde konuşurlar.

Peki nedir bu bilge hanımefendi? Temel olarak, iyi bir hayat yaşamak için yapmanız gereken şeyler, yaşadıklarınıza dikkat etmenizdir. Yaşananları okumak, hayatınızdaki trajedilerden ders çıkarmaktır. Nasıl aldatıldığınızdan veya sevdiğiniz birinin ölümünü nasıl deneyimlediğinizden, hastalıkları nasıl deneyimlediğinizden dersler çıkarmaktır. Hayata hangi imtihandan geçerseniz geçin size bilgeliği öğretir. Büyüklerinize kulak vermek, anne-babanızı dinlemek, bunların tümüne ne deniyor? Bilgelik.

Bu tanıma göre bilgeliğin Kitap ile bir alakası yok. Hayatınızda olanlarla ilgili. Değil mi? Sadece hayat üzerine tefekkür et, çevrendeki dünyaya dikkat et, bu şekilde bilgelik elde edersin. Eğer bu bilgeliğe ulaşırsan, ki herkes ulaşabilir, iyi bir yaşam sürersin. İncil’de olan bu.

Sonra Job gelip “bu çok saçma” diyor. Yani Job aslında buna karşı çıkıyor ve şöyle diyor:

“Bilgelikle yaşarsam iyi bir hayatım olacağını söylüyorsunuz. Ama ben cidden zor bir hayatı olan birçok bilge insan tanıyorum.”

Bunun iyi bir hayat olduğunu nasıl söyleyebilirsiniz? Sonra İncil, Job ile bir tartışmaya girer. Tartışmanın geldiği son noktada İncil, Job’a:

“Hayır hayır. Bu, önünde sonunda iyi bir yaşam sürer demek. Belki de ahiret hayatı güzel olur.”

diyor.

Şimdi Kuran bu sorunu çözüyor. Müslümanların burada devreye girdiği yeri size söyleyeyim. İnsanlar gelip diyor ki;

“Hocam ben namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, haramlardan uzak duruyorum, helal yemek yiyorum, paramı da helalinden kazanıyorum ama hayatım neden böyle sorunlu? Teheccüt namazlarını bile kılıyorum. Pazartesi-perşembe oruçlarını tutuyorum. O kadar dua ediyorum ki… Ama sorunlarım bir türlü çözülmüyor. O zaman tüm bu ibadetlerin ne anlamı var?”

Tüm doğru şeyleri yaparken, hayatımda her şey ters gidiyor. Hatta sanki ne kadar ibadet etsem, ne kadar İslami yaşasam, aksine hayatım o kadar kötüleşiyor.

Bu tür yakınmalar aslında çok yaygın. Hatta bir kere biri bana: “biliyor musun İslam’ı ne kadar az yaşarsam, hayatım o kadar kolaylaşıyor” demişti.

“Ama biliyor musun, namaz kılmaya başladığımda işler zorlaşıyor. Namazı bıraktığımda ise kolaylaşıyor. Sadece söylüyorum yani, olan bu.”

Tamam, dedim.

“Kim sana, Allah’a itaat edersen hayatının kolaylaşacağını söyledi? Çünkü Kur’an böyle bir şey söylemiyor.”

İncil’deki deyişler hayatını bilgeliğe göre yaşarsan, hayat güzel olacak diyor. Kur’an böyle bir şey demiyor. Kur’an hiçbir yerde “eğer iyi biri olursan, ahlaki bir şekilde yaşarsan, Allah’ın emirlerine uyarsan başarılı bir hayat sürersin, her şey muhteşem olur” diye vaat etmiyor. Var mı böyle bir şey? Aslında yok.

Allah; لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي كَبَدٍ diyor. (Beled, 4)

İnsanoğlu zorluklar içinde yaratılmıştır.

Sonra örnek veriyor. Allah’a en çok itaat eden insanlara bakalım. İbrahim (as), kesinlikle Allah’a itaat etti. Hayatı çok kolaydı değil mi? Aa bir saniye, Yusuf (as) bilgece yaşadı. Hiçbir itaatsizlik yapmadı. İyi şeyler yaptı. O zaman O’nun hayatı bayağı ko… hayır bir dakika… Kur’an’da tekrarlanan bir tema var. Bilgelikle yaşayan gerçekten büyük şahsiyetlerin hayatı gerçekten çok zordu, değil mi?

Sonra biri… Ben bunu o “telefon çekmeyen yer” arayan kişiye anlattığımda:

“O zaman bunların anlamı ne?? Hayat zaten zor olacaksa anlamı ne?”

Ben:

“İşteee, şimdi gerçek soruları sormaya başladın.”

Anlamı ne? Allah beni bu dünyaya kolay bir hayat yaşayayım diye göndermedi. Hayır. Allah beni bu dünyaya imtihanı geçmem için gönderdi. Dünyaya geliş amacım buydu. Bir tarafta bunu anlayacak bilgeliğe sahip olan insanlar var. Diğer tarafta bunu anlamak istemeyip ne isteyenler var? Kolay bir hayat. Kolay bir hayat isteyen bu insanlar, bilgelik yolunu reddedenlerdir.

Allah kolaylık verir mi? Tabii ki. Nasıl verir, ne zaman verir? Bu, size önceden e-posta göndereceği bir program değil. Telefonunuza “kolaylık üç gün içinde gelecek” şeklinde bildirim gelmez. Allah bunu yapmaz. Bu çok anlamsız. İnananların en hayırlıları مَتَى نَصْرُ اللَّهِ demişti. (Bakara, 214)

“Allah’ın yardımı ne zaman gelecek??”

Ne zaman? Allah, “yakında” diyor. Birine yakında desen “ne kadar yakında, biraz detay versen” der. “Bir ön görün var mı? Aylar, yıllar, saatler…? Birazcık detay…”

“Hayır, detay yok.”

وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ (Al’i İmran, 179)

Allah size geleceği bildirmek zorunda değil. Böyle bir zorunluluğu yok.

Aslında olgunluk bu değil mi? Hayata olgun bir bakış açısı. İmtihanlar olacak, Allah size bu imtihanları aşmanız için güç ve hikmet vermiştir. Hidayetin amacı hayatı kolaylaştırmak değildir. Hidayet, fırtınaların durması değildir. Amaç fırtınalarla başa çıkmaktır. Artık fırtınayı güçlü bir şekilde nasıl aşacağınızı biliyorsunuz. Fırtına yok olmuş değil, değil mi?

Böylece, Hristiyanların bilgelik anlayışından bahsettik. Yahudilerin bilgelik algısından bahsettik. Sözlük tanımlarından bahsettik. Sonraki derste Müslüman alimlerin erken dönem İslami ilimlerde hikmet konusunda ne dediklerine bakacağız.