Kur’an’da Hikmet ve Davud (as) Kıssası

Bakacağımız ilk yer Davud (as) kıssası. 38. sure, Sad suresi. Ayet numarası da 17.

اصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا الْأَيْدِ ۖ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Peygamberimize (sav) onların söylediklerine sabret deniyor. “Ve kulumuz Davud’u hatırla ki O’nun gücü vardı.” Çok gücü olan biriydi. Sürekli Allah’a yönelirdi.

إِنَّهُ أَوَّابٌ

إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ (Sad, 18)

Dağları onun emrine vermiştik;

يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ

O’nunla birlikte Allah’ı yüceltirlerdi. Dağlar O’nunla beraber, akşam ve sabah Allah’ı yüceltirlerdi.

وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ (Sad, 19)

Kuşlar da etrafında toplanırdı.

كُلٌّ لَّهُ أَوَّابٌ

Her seferinde O’na doğru geliyorlardı.

وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ (Sad, 20)

Bu meselede ilgilendiğimiz yer burası. O’nun krallığını güçlendirdik.

وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ

Ve O’na bilgelik verdik. Konumuz bilgelik, değil mi? Allah diyor ki; Biz O’nun krallığını güçlendirdik ve O’na bilgelik verdik.

وَفَصْلَ الْخِطَابِ

O’na güçlü, kararlı bir konuşma şekli verdik.

Allah O’na bilgelik verdik dediğine göre şimdi O’nun hakkında bir kıssa gelecek. Kıssanın ayrıntılarına girmeyeceğim ama ana fikrinden bahsedeceğim. Davud (as) karargâhındaydı.

وَهَلْ أَتَاكَ نَبَأُ الْخَصْمِ (Sad, 21)

Allah diyor ki; Kavgaya tutuşan grubun haberleri sana geldi mi?

إِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ

Davud (as) bir kraldı. Krallar da kalelerinde yaşar. Kralların karargâhları da genelde kalenin yüksek yerlerinde olur. Daha güvenli bir alanda. O da karargâhında namaz kılıyormuş. Mihrap, evin namaz kılınan özel bir köşesidir. Namazdan dönüyor ve bir grup insan görüyor, yatak odasında diyebilirsiniz. Adamlar iç karargâha girmişler.

Mesela Amerika’da Beyaz Saray var. Beyaz Saray’da ekstra güvenlik katmanları var. Çatıda keskin nişancılar var. Güvenlik görevlileri ve köpekleri her şey var değil mi? İç kısımda da başkanlık konutu var. Başkan banyodan çıkıyor ve altı adam içeride oturuyor: “Hey başkan bizim bir sorumuz var.” Birinin tüm o güvenlik katmanlarını geçmesi ne anlama gelir? Seni öldürecekler demektir. Tüm o güvenlik katmanlarını geçip nasıl senin başkanlık yatak odanda olabilirler ki? Dönüyor ve o kişileri görüyor.

إِذْ دَخَلُوا عَلَىٰ دَاوُودَ (Sad, 22)

Mihraptaki Davud’un yanına gelmişlerdi.

فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ

Onlardan çok korkmuştu. Şok olmuştu. Neler oluyor burada?! Değil mi?

Bu arada Davud (as) sadece bir kral değildi. Askeri bir liderdi de. Askeri liderlerin düşmanları vardır. Ve birilerini içteki özel karargâhlarında görürlerse bunun bir suikast girişimi olduğunu anlarlar. Bu yüzden adamlar; لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ diyor. Hayır hayır, korkma! Bizim bir meselemiz var. Sadece bu konuda tavsiyelerini almak istiyoruz.

Kur’an kıssalarını düşünme yollarımdan birinde de, kendimi o durumda hayal ediyorum. Mesela buradaki işim bitmiş kaldığım otele gitmişim. Otelin banyosuna giriyorum yıkanıp çıkıyorum. Bir bakıyorum aranızdan 8 kişi yatağımda oturuyor. “Hocam, seninle orada konuşma fırsatı bulamadım ama kuzenim bu otelde çalışıyor. Bir sorumuz var; videolarının birinde dedin ki…” Ben: Kanka?? Pardon, “kardeşim”. Bunun ne kadar şok edici olduğunu görüyorsunuz değil mi? O an size doğru cevap verip vermemeyi umursamam. Sizi odadan atıp polisi mi çağırayım yoksa ben mi kaçayım diye düşünürüm. Şöyle olmaz; “Dostlar rahat edin, yo yo sorun değil. Evet evet oraya oturabilirsin, ayaklarını şuraya koymanda da sakınca yok. Zaten bu bavulu hiç sevmiyordum.”

Adamlar diyor ki;

وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَا إِلَىٰ سَوَاءِ الصِّرَاطِ (Sad, 22)

“Aramızda hüküm verebilir misin? Ama yanlış cevap verme!” Böyle söylediler. تُشْطِطْ, bize saçma bir cevap verme. Sonra da, “bizi doğru yola yönlendir” diyorlar.

“Bu benim kardeşim. Onun 99 koyunu var, benimse sadece bir tane.”

وَعَزَّنِي فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا (Sad, 23)

O elindekini de bana ver, diyor.

وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ

Bana bağırıp duruyor. Sürekli beni korkutuyor. Benimle zorbaca konuşuyor. عَزَّ birinin üzerinde güce sahip olmaktır. Gücünü kullanıyor. 99 koyun kardeşinin daha zengin olduğu, daha fazla hizmetkârı olduğu anlamına gelir. Onun daha fazla nüfuzu var ve bunu kullanarak “koyunu bana ver lan” diyip aşağılıyor. “Hadi ama sen onunla ne yapacaksın ki? Ver gitsin. Koyun ticaretinde başarılı olsaydın tek bir koyunun olmazdı tamam mı? Onu bana ver. Bu senin için daha iyi olur.” Yani bana zorbalık yapıp duruyor.

Bu arada, size bunun yeni versiyonunu anlatayım. Kısa süre önce Pakistan’dan geldiğim için gördüm. İnsanlar konut komplekslerini, konut sitelerini, güvenlikli siteleri inşa ediyor. Askeri lojmanlar gibi. 5000 ev inşa ediyorlar. Siz de kapıların, makineli tüfekleri olan güvenlik görevlilerinin olduğu bu toplulukların dışındasınız. Ve Pakistan’dasınız. Bu ne demek biliyor musunuz? Otoyolda bu yöne doğru gidiyorsunuz. Bisikletli biri de şu yöne gidiyor. Fayton kullanan adam da diğer yöne gidiyor. Kamyon da şu tarafa. Ve burası otoyol. Tam anlamıyla bir “freeway (otoyol)”. (Free; serbest, kısıtlamasız demektir) Şimdi kelimenin anlamını kavradım. Serbest bir yol.

Bu kapıların oradan geçerken birden kendinizi California’da buluyorsunuz. Sokaklar temiz, her şey resmi ve düzenli. Yollar asfalt, insanlar trafik kurallarına uyuyor. Alışveriş merkezleri var, İngilizce konuştuğunu sanan insanlar var. Tüm o şeyler var.

Olan şu; o evleri yapıyorlar ama ortadaki eski çirkin evin sahibi bir adam var. Evini satmak istemiyor. Mülkünü satmıyor. Ne yapıyorlar peki biliyor musunuz? Evleri onunkinin etrafına inşa ediyorlar. Adam evine bile giremiyor. Yol hiçbir şey yok, evine gidemiyor. “Seçim senin, evini satabilirsin. Çünkü oraya alışveriş merkezi yapacağız.” Bu ne demek biliyor musunuz? Çok güçlü, çok parası olan kişiler var, bir de bir şeye sahip olsa da gücü olmayan biri var. Bir tarafın 99 tane var diğer tarafın ise sadece bir tane. Ve 99’u olan, 1’i olana zorbalık yapabilir.

Bunlar Pakistan’da oluyor. Amerika’da da oluyor, Avustralya’da da, Kanada’da da, İngiltere’de de, Almanya’da da. Dünyanın her yerinde var bu. Değil mi? Bazen hükümetler bunu vatandaşlarına yapıyor. Bazen iş ortakları bunu diğer iş ortaklarına yapıyor. Bazen büyük işletmeler bunu küçük işletmelere yapıyor, değil mi? Ve bu, iş dünyasında her zaman olan bir senaryo.

Hayat Tecrübesi ve Bilgelik

Şimdi Davud’un (as) cevabını dinleyin, sonuca bağlayacağım. Davud (as) diyor ki; Sadece konumuzla bağlantısı olan kısmını alıntılayacağım.

وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ (Sad, 24)

Esasında ortak iş yapanların birçoğu sonunda birbirlerine yanlış yaparlar. Bağlamdan, kimin kime yanlış yaptığını çıkarabilirsiniz. Daha çok şeye sahip olan, daha az şeye sahip olana yanlış yapıyor. Gözdağı verme gücüne sahip olan, sonunda diğerine zorbalık yapıyor. “Bunlar olur.”

Aslında الْخُلَطَاءُ aynı zamanda aile gibi birbirine bağlı hayatları olan anlamına da gelir. Mesela ailede bir baba ve altı oğlu var. Bu oğullardan biri daha zengin, daha güçlü ya da politik bağlantıları var. Diğer oğullarda bunlar yok. Ya da ikisi böyle, diğer dördü değil. Mirasın bölüşülmesi vakti gelince kimin hak ettiği payı alamayacağını tahmin edebilirsiniz bile. Çünkü güçlü bağlantıları olanlar, olmayanların paylarından alırlar ya da güçsüzler hiçbir şey alamaz. Bu tür şeyler oluyor ve Davud (as) diyor ki; Çoğu zaman aralarında ilişki olan insanlar birbirlerine yanlış yaparlar. Bu tespiti yapıyor.

Sonra;

إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ

Ancak inanıp yararlı iş yapanlar hariç. Onlar da çok azdır. Gerçekten inanıp iyi amel işlediklerinin göstergesi iş ilişkilerinde dürüst olmalarıdır. Ve, onlar ne kadar da azdır, diyor.

Davud’un (as) bu ifadesini bir düşünün. Bu, Allah’ın hikmete verdiği örnektir. Biraz öncesinde Allah, Davud’a (as) hikmeti verdiğini söylüyor. Sonra insanlar gelip bizim meselemiz bu, diyor. Onların meselesinde hükmetmeden önce, bakın bu çok fazla oluyor, diyor. Peki bunun çok yaygın olduğu fikrini Davud (as) nereden almıştır? Sizce vahiyle mi bildirilmiştir? Yoksa çok fazla dava ile uğraştığı için mi biliyor? Çok çok fazla dava ile uğraştı. O bir yönetici. İsrailoğullarının lideri. Her zaman onlarla uğraşıyor. Çok çok dava görmüş. Hakim.

Tecrübeli yargıçlarla konuşursanız pek çok şey görmüşlerdir. Hayatımda yaptığım en aydınlatıcı sohbetlerden bazıları generaller, hakimler ve avukatlarla oldu. Onlardan çok şey öğreniyorsunuz. Mesela sordum “50 yıl yargıçlık yaptın, sonuç olarak ne öğrendin?” “Bu 30 dakikalık konuşmaya sığmaz” dedi. Her zaman bir başlangıcı vardır, dedim. Hadi başlayalım. Bir şeyler söyle. Bu tür tecrübeleri olan insanlardan çok şey öğrendim.

Peki Kur’an tam olarak burada ne yapıyor? İnanılmaz bir şey. Kur’an’a göre, hayat tecrübesi size ne öğretir? Bilgeliği. Allah, Davud’a (as) bilgelik verdiğini söylediğinde de böyle diyor, değil mi? Bize diyor ki “Allah Davud’a (as) öyle bir hayat tecrübesi verdi ki bu, O’na insanların nasıl çalıştığı, toplumun, iş ortaklarının, aile ilişkilerinin nasıl işlediği konularında çok şey öğretmiştir.” Ve bu da aslında Davud’un (as) davaları, insan davranışlarını anlamada kullandığı bilgeliğin bir parçasıdır.

Bu aslında bilgelik konusundaki muhteşem bir örnek. Bundan önce bilgeliğin Allah tarafından gelen bir şey olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bilgeliğin manevi bir şey, çok namaz kılınca elde edeceğiniz bir şey olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Bu, bilgeliğin manevi boyutu, Kur’an’da bu da geçiyor. Ama bu bölümde, bilgeliğin neredeyse dünyevi olduğunu düşündüğümüz başka bir boyutu daha var. Dini değil bile, dünyevi. Nedir bu? Hakimlik rolü, insanların bir şeyleri yanlış yapması O’na çok şey öğretmiştir.

Benim gibi Kur’an öğrencileri buradan ne edinebilir? Ne faydası olur biliyor musunuz, Kur’an’dan bir şey çalıştığımda mesela boşanma ile ilgili ayetleri inceliyorum, yarın da birazcık boşanma ayetlerinden bahsedeceğiz. Çünkü onlarda da bilgelikten bahsediliyor. Bunu söylememin sebebi, boşanma ayetlerini ya da boşanma davalarını incelerseniz boşanma yargıçlarına ve onların ne yaşadıklarına baksanız, aslında gerçek hayattaki durumları inceleyip onlardan öğrenmek zorundalar. Boşanma ayetlerini incelerken aslında boşanma avukatlarıyla konuştum. Evlilik danışmanlarıyla konuştum. Psikologlarla konuştum. Boşanan insanlarla konuştum. Çünkü onlarda bu ayetleri anlamamda gerekli olan bilgelik var. Onlarda ne tür bir bilgelik var? Hayat tecrübesi.

Bu, Davud’un (as) örnekliğiyle Kur’an’ın bizzat aktardığı, bilgeliğin edinilmiş halidir. Esasında Davud’un (as) bilgeliği yaşam tecrübesinden kaynaklanıyordu. Demek istediğim Kur’an’ın çok geniş bir bilgelik tanımı var. Biz de bu bilgelik örneklerinin her birini göreceğiz. Bilgeliğin çerçevesine yeni bir bakış getireceğiz. Büyükanne ve büyükbabanızın yaşam deneyimlerinden size öğretecekleri çok şey var. Toplumdaki yaşlılarımız, kimsenin kullanmadığı bilgelik bankalarıdır. Onlar “hayattan öğrendiğin nedir?” sorusunun cevaplarıdır, değil mi? Ama biz bu avantajı kullanmıyoruz. Farklı mesleklerden, pek çok şey öğrenmiş, pek çok şey görmüş insanlar onlar.

Mesela, asla kendi başıma öğrenemeyeceğim bir bilgelik örneğini vereyim. Deniz kuvvetlerinden bir generalle tanıştım. Hangi filo olduğunu söyleyemem ama onunla tanıştık konuştuk. O sıralar Rahman suresini çalışıyordum. Rahman suresinde Allah diyor ki;

مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ (Rahman, 19)

بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَّا يَبْغِيَانِ (Rahman, 20)

Yan yana gelen iki denizden bahsediyor. İncilerden ve mercanlardan bahsediyor. Değil mi? Yüzen gemilerden bahsediyor.

وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنشَآتُ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ (Rahman, 24)

Bunlardan hemen sonra da;

كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ (Rahman, 26)

Herkes ölecek. Her insan ölecek.

Okyanuslardan bahsetti, sonra da ölmekten. Her zaman, okyanusu ölüm ile bağlayan bir şey olmalı diye düşünüyordum. Hayatını okyanuslarda geçiren birinden daha iyi kim bilir ki? Bu sebeple o generale sordum; hayatını denizlerde geçirdin. Bana bu ayeti açıkla. Bu ayeti düşününce aklına ne geliyor? Dinle, dedi. Bir gemici limandan ayrıldığında, gemi limandan ayrıldığında, gemici de güvertedeyken gün geçmez ki gemici ölüm düşüncesiyle uyanıp ölüm düşüncesiyle uyumasın. Çünkü siz denize bakarken gemici sürekli ölüme bakar. Her an tsunami gelip gemi batabilir. Herhangi bir şey gemiye zarar verebilir. Herhangi bir şey gemide delik açabilir. Her şey olabilir. Değil mi? O yüzden aslında her an ölüme bakarlar.

Ben kendim asla okyanus ve ölüm arasında böylesine derin bir bağlantı kuramazdım. O kadar derin ki hayatını denizde geçiren biriyle konuşmasaydım bilemezdim. Onlar size bu ayetlerin birbiriyle nasıl yakın ilişkili olduğunu anlatabilir. Aslında bu, bugün size söylemek istediğim en önemli şeylerden biriydi. Bilgelik ve yaşam tecrübesi arasındaki ilişki, Kur’an’da doğrulanmıştır.

Lokman (as) ve Manevi Bilgelik

İkinci kıssa… Bunu daha kısa ve öz şekilde anlatacağım. İkincisi manevi bilgelik ile ilgili. Hayat tecrübesi değil de ne ile ilgili? Manevi bilgelik ama Kur’an kaynaklı değil. Vahiy ya da peygamberlik kaynaklı değil. Bu da Lokman örneği.

Allah, Lokman’a bilgelik verdiğini söylüyor. Ama nasıl bir bilgelik? Dünyayı gözlemledikten, hayat üzerine düşündükten, çocuk sahibi olduktan sonra Lokman’ın ulaştığı bilgelik, şükreden biri olman gerekir idi.

أَنِ اشْكُرْ (Lokman, 12)

Şükreden biri olmalısın.

Çocuğu olan herkes bilir, hayat kolay mı zor mu? Hayat, zordur. Hayatın her aşaması kendine özgü zorluklarla geliyor. Ebeveynliğin de kendi zorlukları var. Çocuklar büyüdükçe, hayatlarının her yaşı kendine has zorluklarla birlikte gelir. Bu en zor dönemdi diye düşünürsünüz, sonraki dönem gelir ve siz, hayır hayır bu en zoru dersiniz. Çocuğun bezini değiştirirken “Ya Allah” dersiniz. “Bu çocuk daha kaç tane bez kirletecek? Artık son bulsun istiyorum.” Çocuğu her iki saate bir uyandığı için tükenen aynı ebeveyn… Gazını çıkartman, kakasını temizlemen gerekiyor. 19 yıl sonra “Bezini değiştirdiğim o günleri mumla arıyorum şimdi. O kadar sakindin ki… Şimdi ise… Neyse.” Yeni bir imtihan.

Lokman’ın kolay bir yaşamı yoktu. O’nun yaşam tecrübesi de, O’nu manevi bir sonuca çıkardı. Bu manevi sonuç neydi? Allah’a şükret. Ve diyor ki; “kim şükredebilirse…” Nasıl muhteşem bir bilgelik örneği. Şükreden aslında kim için şükrediyor? Ne diyor?

وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ (Lokman, 12)

Kim şükrederse aslında kendi için şükretmiş olur. İnanılmaz.

Eğer şükreden biri olabilirsem, hayatın zorluklarına takılıp kalmam, ilerlerim. Zorluklara takılıp kalmam. Başıma kötü bir şey gelir ama her gün tekrar tekrar onu yaşamam. Orada sıkışıp kalmam. Neden peki? Çünkü bunun yerine neyi seçmişimdir? Şükretmeyi. O kötü şeyin geçtiğine şükrederim. Bu kadar ilerleyebildiğime şükrederim. O aşamayı geçtiğim için şükrederim. Şükrün anlamı; geçmişte ne olursa olsun meseleye olumlu tarafından bakmaktır. Olumlu tarafından bakmazsan şükreden biri olamazsın. İmkânsız.

Olumlu tarafından bakınca… Kötü şeyler olsa bile olumlu tarafına bakmayı seçersen, gelecek ile ilgili görülerin de nasıl olur? Olumlu. Geçmişte olan kötü olaylara bakıp bakıp ne kadar kötü olduklarını düşünürsen, ne kadar korkunç olduklarını düşünürsen ki gerçekten korkunçlardır. Ancak o olayın üzerinde durmaya devam edersen nasıl bir zihniyet geliştirirsin? O kadar korkunç bir şey oldu ki, bundan sonra başıma iyi bir şeyin gelmesi mümkün değil. Başıma hep kötü şeyler gelir. Hayatımda sürekli kötü şeyler olur. Ne olduğunu bile bilmiyorum. Sorun senin tavrın. Çünkü şükretmiyorsun. Çünkü eğer şükredersen, şükür ilk ve en çok sana fayda sağlar.

وَمَنْ يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ

Bu muhteşem bir bilgelik değil mi? Ama bu manevi bir bilgelik. Hatta bunun psikolojik bilgelik olduğunu bile iddia ederim. Bildiğiniz gibi Amerika’da insanlar, “pozitif bir psikolojiye ihtiyacın var” diyen bir psikologa gitmek için saatlik 350 dolar veriyor. Kanka sana sadece Lokman suresini okuyabilirdim. Sen paradan tasarruf ederdin ben de ecrini alırdım. Değil mi?

Küçük Görünen Amellerin Büyüklüğü

Bilgeliğin bu ilk bölümü, hayatımdaki olaylara ve Allah’a bakış açımla ilgili. Şimdi bilgeliğin ikinci kısmından bahsedip bu kısmı bitireyim. Lokman (ra) oğluna diyor ki, en küçük bir şey bile olsa Allah ortaya çıkarır. Hiçbir kötü amel çok küçük değildir. Sonucu aktarıyorum. Dilbilimsel açıdan kelime kelime incelemeyeceğim. Hiçbir kötü amel ne değildir? Küçük değildir. Kayanın, aşınan mikroskopik parçası da olsa;

يَأْتِ بِهَا اللَّهُ (Lokman, 16)

Allah ortaya çıkarır. Allah çok hassastır, çok titizdir. Kötü amellerinin gücünü asla küçümseme.

Bu arada, uzantısı olarak, neyin gücünü küçümseme? Güzel amellerinin. “Bunun ne faydası olacak ki” deme. “Ben bir şey yapamıyorum ki, influencer değilim yani. Beni takip eden milyonlar yok.” Bu bölümü, buradaki ayetleri kendi kendinize de çalışın. Bir şey fark edeceksiniz. Oğluna şu tavsiyelerde bulunuyor:

  • İnsanlara yüzünü buruşturma.
  • Alçakgönüllülükle yürü.
  • Bir yere giderken amacın olsun. (وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ – Lokman, 19)
  • Sesini alçalt.

Oğluna; öfkesini, davranışlarını kontrol etmesini söylüyor. Değil mi? Amaçlı hareket etmesini, evden çıkarken gerçekten bir amacı olmasını söylüyor. Anlamlı, amaçlı bir hayat yaşamasını söylüyor. Yüz ifadesini kontrol etmesini söylüyor.

وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ (Lokman, 18)

İnsanlara yüzünü buruşturma, şöyle bakma. Böyle yapma. İnsanlara böyle yüz ifadeleri yapma.

Birçoğumuz bunların büyük şeyler mi küçük şeyler mi olduğunu düşünürüz? Bunlar küçük şeyler. Hac büyük bir mesele. Haramlar büyük mesele. Bazı büyük ibadetler büyük bir meseledir. “Birine yüzünü buruşturmak küçük bir şey ya, hadi ama.” Ama bilgeliğin bu boyutunda en ufak şeyleri bile hafife almamasını öğretiyor. Sonrasında da insanların küçük mesele sandıkları ama aslında büyük olan şeyleri sıralıyor. Allah katında büyük meselelerdir. Yürüyüş biçiminiz, insanlarla konuşma tarzınız, yüz ifadeleriniz, sesinizi kullanma biçiminiz, insanlarla konuşurkenki ses tonunuz…

إِنَّ أَنْكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ (Lokman, 19)

Ne muhteşem bir bilgelik! Bu manevi olsa da vahiysiz elde ettiği bir bilgelik. Bu arada müslüman olmadığı halde Lokman’ın öğütlerine göre yaşayan kişilere denk gelirsiniz. İnsanlara karşı kibarlardır, naziklerdir, amaçları vardır, değil mi? Başkalarını küçümsemezler, seslerini yükseltmezler. Böyle nitelikleri vardır. Bu nitelikleri nereden edinmişlerdir? Bazen “Müslüman bile değiller” dersiniz. “Nasıl olur da İslami değerlere sahip olabilirler ki?” Çünkü bilgelik evrenseldir ve Allah kime isterse ona verir. Hikmet, evrenseldir.