Salat ve selam Allah Resulü’nün ve ashabının üzerine olsun.

Hz. İbrahim (as) ile silsilenin nasıl değiştiği hakkında konuşmadan önce sizinle kitap ve hikmet üzerine daha önceki bölümde konuşmadığım iki şey hakkında konuşmak istiyorum. Şimdi kısaca onlardan bahsedeceğim.

Kitap ve Hikmet

Hikmete bakmanın bir yolu da; Allah’ın hikmeti, Kur’an’ın farklı yerlerinde tarif ediş şeklidir. Ona bakarsanız, yasa olarak adlandırdığımız şeylerle ahlak arasında bir fark olduğunu görürsünüz. Yasalar ve ahlak ya da ahlaki olmak, hatta etik -buna etik de denebilir- arasındaki farkı anlamak önemlidir. Yasa çok kesin bir şeydir, tamam mı? Yani oruç bu zamanda başlar, şu zamanda biter. Bu yasadır. Namaz, كِتَابًا مَوْقُوتًا (Kitâben mevkûtâ) belirli vakitlerdedir, bu yasadır. Kesinlik var. Mirasta kimin, hangi aile üyesinin ne kadar aldığı bir yasadır. Yani yasalar çok net olur.

Bazı yasaların bir başka ayırt edici özelliği, uyulmadığı zaman cezalandırılabilir olmalarıdır. Yani ceza içeren yasalar da vardır. Her yasanın cezası yoktur fakat bazılarının cezası olabilir. Yasalar hakkında bilmeniz gereken bir başka şey de yasaların aşırılıklarla ilgilenmesidir. Bu her toplum için geçerlidir: Yasalar aşırılıklarla ilgilenir. Kitaplarda yazan çoğu yasa normal insanlar için değil de suçlular için yazılmıştır, değil mi? Çünkü otoyolda hız kontrolü üzerine olan yasa ya da hırsızlığa karşı olan yasa ya da cinayete karşı ya da birini kaçırmak ve benzerlerine karşı olan yasalar; bu yasalar normal insanlara değil toplumun en aşırı suçluları için yazılmıştır.

Tabii ki Kur’an’da bulunan yasalar bunların hepsiyle ilgilenir. Ayrıntılı durumlarla ilgilenir, aynı zamanda bazı durumlarda cezalandırmayla ilgilenir ayrıca çok uç durumlarla da ilgilenir. Yani sırf Kur’an’da bir yasa gördünüz diye bu o yasanın herkes için olduğu anlamına gelmez; çok uç durumlar için yazılmış bir yasa da olabilir. Toplumun en çılgın üyeleri için kitapta bazı kuralların olması gerekir çünkü insanların ne yapabileceklerini asla bilemezsiniz, anlıyor musunuz?

Örneğin Allah çok açık bir şey der: -basit ama önemli bir örnek-

‌حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَاتُكُمْ وَعَمَّاتُكُمْ

​Hurrimet aleyküm ümmehâtüküm ve benâtüküm ve ehavâtüküm ve ammâtüküm

‍(Nisa Suresi, 23)

Anneleriniz, teyzeleriniz, kızlarınız vs. ile evlenmeniz haramdır. Allah bunu söyler ama zaten bu insanlığın büyük bir kısmı için açıktır ama dışarıda böyle rahatsızlıkları olan bazı sapıklar var ve onların cezalandırılması gerekir, anlıyor musunuz? Yani yasalar bu çeşit uç olayları önlemek ve gerçekleşirlerse cezalandırmak için vardır.

Yasalarla ilgili biraz konuştuk, biraz da hikmet hakkında konuşalım. Bu sefer hikmet diyorum ama buna ahlak olarak da bakabilirsiniz. Kur’an’da hikmetin bir örneği:

‌وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا

​Ve lâ temşi fîl-ardı merahâ

​”Yeryüzünde tevazuyla yürü, yeryüzünde kibirle yürüme.”

‍(İsra, 37)

Birinin yeryüzünde kibirle mi yoksa tevazuyla mı dolaştığını nereden anlarsınız? Ortada dolaşıp insanlara “Hey, yürüyüşünü düzelt. Tevazuyla yürü!” diyen İslami polisleriniz olamaz. “Hayır hayır, şekilli yürümüyorum yalnızca bir ayağım şiş, o yüzden böyle yürüyorum. Bu benim gangster yürüyüşüm değil, sadece yaralandım.” diyebilirler. İnsanların kibirle yürüyüp yürümediğini denetleyemezsiniz. Ahlak ile ilgili bilinmesi gereken birinci şey şu, bir insanın hemen ahlaklı davranıp davranmadığını fark edemezsiniz. Ya da neredeyse hiçbir zaman cezalandırılamaz. Yasalara uyan ancak yine de ahlaksız ya da etik dışı davranan biri olabilirsiniz.

Örneğin Allah, Lokman suresinde, hikmet üzerine olan bir bölümde; “Sesinizi yükseltmeyin.” der.

‌وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ إِنَّ أَنْكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ

​Vagdud min savtike inne enkeral-asvâti le savtul-hamîr

​”Sesinizi alçaltın çünkü en iğrenç ses eşeğin anırmasıdır, eşeğin veya katırın çıkardığı sestir.”

‍(Lokman, 19)

der, değil mi? Bu, sesinizi yükseltirseniz haram bir iş yaptığınız anlamına mı gelir? Hayır. Etik olmayan ve cahilce bir şey yapmış olursunuz ama kesinlikle bir haram işlemiş olmazsınız. Yani şimdi öğreniyoruz ki konu davranışlarımız olduğunda, Allah bizim yasalar çerçevesinde ve bilgece hareket etmemizi istiyor.

Sorun, insanlar İslam’ın yalnızca haramlar ve helallerden ibaret olduğunu düşününce ortaya çıkıyor. Helal ve haram yasalarla ilgilidir ama neyle ilgili değildir? Hikmetle. Tek soru şu oluyor: “Bu helal mi? Bu haram mı? Şu helal mi? Şu haram mı?” Bu haram değilse tamam, diye düşünüyorlar ama hayır hayır, helal olabilir fakat aynı zamanda ne olmayabilir? Hikmetli olmayabilir. Ahlaki bile olmayabilir. Bu, kontrol etmeniz gereken başka bir tarafı, başka bir boyutu. Biraz saçma bir örnek olacak ama mesela fıstık yemek helal midir? Evet. Ama fıstığa alerjiniz varsa fıstık yemek akıllıca bir şey midir? Muhtemelen hayır. Anlıyor musunuz? Yani ahlak ile yasa arasında bir ayrım var. Bunu kısaca söylemiş olayım.

Hadisi Anlamakta Tevazunun Rolü

Kısa bir şey daha var, bu da hadis hakkında. Biliyorsunuz, İmam Şafii hikmet, Peygamberin (sav) sünnetiyle alakalıdır, der. Yani söyleyeceğim kısa şey, tevazunun hadisi anlamaktaki rolü ile alakalı. Şöyle bir şey var, bu benzetme size yardımcı olacak. Bir kapının anahtar deliğinden içeri bakarsanız, kapıdaki küçük bir delikten bakarak odanın ne kadarını görebilirsiniz? Çok azını. Ama biri odaya bakıp şu kadarını görüp; şimdi size bütün odayı tarif edeceğim, derse bu doğru, hakkaniyetli bir tasvir olur mu? Yoksa çok fazla hayal gücü mü kullanmanız gerekir? Çok fazla hayal gücü…

Şimdi size başka bir soru sorayım. İki kişi konuşuyor olsa… Ben ve bir genç adam diyelim. Diyor ki: “Benim kardeşimle bir sorunum var. O şöyle, o böyle, beni dövüyor…” ve ben de ona diyorum ki “Bazen sen de ona karşılık verip onu dövmelisin.” Siz de oradan geçiyorsunuz ve bu konuşmanın üç saniyesini duyuyorsunuz. Başını bilmiyorsunuz, sonunu bilmiyorsunuz, ortadaki üç saniyelik bir kesiti biliyorsunuz sadece. O üç saniyelik konuşmayı alıp şunu demek doğru olur mu? “Biliyor musun? Kardeşini her gördüğünde onu dövmelisin. Numan hoca öyle dedi. Bende ‘sen de kardeşine karşılık ver, ona bir iki tane vur’ dediği orijinal kayıt var.” Bunu yapman adil olur mu? Hayır, çünkü sen bazı konuşmaların bir bağlam içinde gerçekleştiğini ve o bağlam dışında o konuşmaları kullanamayacağını kabul etmiyorsun.

Bir doktor ve bir hasta konuşuyor ve doktor şöyle diyor: “Bunu, bunu yemelisin. Bundan, bundan uzak durmalısın.” Bu hastaya özel midir? Evet. Ama hasta bir influencer ise? O zaman hasta, doktor randevusundan çıkıp “Arkadaşlar, şunları şunları yemeyi bırakıyorsunuz ve bu ilaçları her sabah aldığınızdan emin oluyorsunuz. Bu güvenilir bir araştırmaya dayanıyor.” derse? Durun bir saniye. Herkese bunu yapmasını söyleyemezsin çünkü o kime özel bir reçeteydi? Sana. Anladınız mı?

Şimdi, Peygamberimizle (sav) ilgili birçok hadiste ne olduğunu anlamaya çalışalım. Bazen Peygamberimiz (sav) tüm Müslümanlara hitap eder. Bu da herkesin muhatap alındığı anlamına gelir. Bazen ise belli bir kişi Peygambere (sav) gelir. “Yardıma ihtiyacım var, bu, şu konularda bana yardım edin.” der. Birçok hadiste bir kişinin Peygambere (sav) gelip onunla konuştuğunu ve Peygamberin (sav) ona cevap verdiğini görürsün.

Ayrıca ilginç bir nokta şudur ki farklı kişiler gelip -hadisin bir şekli de böyledir- birisi gelir ve “Yapabileceğim en iyi şey nedir?” diye sorar. Başka birisi gelip aynı soruyu sorar: “Benim yapabileceğim en iyi şey nedir?” Başka birisi gelip “Benim yapabileceğim en iyi şey nedir?” diye sorar ve farklı hadis rivayetlerinde şunu görürsün, cevaplar farklıdır. Aynı cevap değildir. Bir kişi; yapabileceğin en iyi şey budur, şeklinde bir cevap aldıktan sonra çıkıp “Bu arada herkesin yapabileceği en iyi şey budur!” derse, diğer adam da der ki: “Hayır hayır, yapabileceğin en iyi şey, Peygamberin (sav) bana söylediğidir.” Diğer adam da gelir: “Hayır hayır, beyler ikiniz de yanılıyorsunuz. Yapabileceğiniz en iyi şey Peygamberin (sav) bana söylediğidir.” der.

Peygambere (sav) birisi geldiği zaman, herkese hitap ettiği zamanların aksine, ne olduğunu düşünüyorsunuz? Bir farklılık var mıdır? Çünkü Peygamber (sav) kendisine gelen birisiyle konuşurken, hikmetin ve insanlığın kaynağı olduğu için; önce konuştuğu kim, durumu nedir, geçmişi nedir, neye ihtiyacı var diye bakar ve onlara uygun bir reçete verir. Onların buna ihtiyacı vardır. Önce şunu anlamamız önemlidir: Peygamber (sav) bir şey söylediğinde herkese mi söylemiş yoksa bu bir kişiye özel mi? Bu önemli değil mi?

Yapbozun bir parçası daha var. Size verdiğim misal bu kadardı, değil mi? Bir konuşma oluyor, Peygamber (sav) bir şey söylüyor ve siz “Bir hadis var, o böyle demiş.” diyorsunuz. Bu daha büyük bir konuşmanın bir parçası mı? Bu konuşma kiminle yapıldı? Bunu başkalarına da söyledi mi? Bütün resmi görebiliyor muyuz yoksa sadece bu kadarını mı biliyoruz? Eğer Peygamberin (sav) hadislerini okursanız, hadisin tamamını okumak üç saniyenizi alır. Konuşmanın sadece üç saniye sürdüğünü mü düşünüyorsunuz? Bu konuşma beş dakikalık bir konuşma olamaz mı? On dakika olamaz mıydı? Birkaç gün boyunca gerçekleşemez miydi? Bu mümkün değil mi? Bilmediğimiz çok şey yok mu? Evet.

Bazıları sadece Google’a yazarak “Hadisi, Buhari ve Müslim’de buldum ya da Ebu Davud’da, İbn Mace’de. O yüzden hepimiz bunu yapmalıyız.” diyor. Bir saniye dur. Sen yazıyı bulduğun an, o yazıyı bulduğun an her şeyi çözdüğünü düşünüyorsun. Müslümanlar tarihte hiçbir zaman bunu yapmadılar. Bu son yüzyılın alışkanlığı. Bu din çok uzun zamandır var ve hiç kimse basitçe bir tane hadisi alıp şimdi bunu yapacağız, demedi. Kimse bunu yapmıyordu ama biz bilgi çağında yaşadığımız için Peygamberin (sav) konuşmasının bir kısmına erişimimiz var.

Hadis rivayetiyle fıkıh arasındaki fark budur. Fakih ne yapar? Fakih der ki: “Peygamber bunu söyledi ama bunu kime söylediğini bulalım, ne zaman söylediğini bulalım, nerede söylediğini bulalım. Bağlamı anlayalım çünkü bağlam olmadan yanlış bir sonuca varabiliriz.” Bu mümkün mü? Evet, hem de çok mümkün. Yanlış bir sonuca varmanız çok mümkün. Peygamber (sav) çok kendine has bir olayla ilgilenirken sizin bunu herkes için söylediğini varsaymanız da çok mümkün.

Bütün bunları size anlatmamın nedeni, bugünlerde çok fazla insanın “sünneti ve Kur’an’ı takip etmelisiniz” deyip de sünnetten kasıtlarının yalnızca Google’a bu konuda bir hadis var mı diye sormak olması. Bu sünnet değil. Bu bir hadis ve bu hadisin nasıl uygulandığını yani sünneti anlamak ise bir sonraki adım. Sadece bir hadise bakarak şimdi tam olarak ne yapacağımı biliyorum, diyemezsiniz.

Ve tabii ki başka meseleler de var. Peygamber (sav) bir şey söylediği zaman onu dinleyen sahabiler ve… Size basit bir örnek vereyim. Ben fıkıhçı olmasam da hocalarla, iş arkadaşlarımla vs. fıkhi konuları tartıştığım olur. Rasulullah der ki: أَعْفُوا اللِّحَى (A’fû el-Lihâ) Sakalınızı uzatın. Sakalınızı uzatın, der ve أَحْفُوا الشَّوَارِبَ (Ahfûş-şevârib) Bıyığı kısaltın. Tamam sakalı uzatalım, Peygamber (sav) böyle söyledi. Ne kadar uzatmalıyım? Ne zaman kesmeliyim? Bıyığı ne kadar kesmeliyim? Ne kadar uzun olmalı? Bunlar teknik sorular, değil mi?

Yani bunu yapmanın bir yolu olarak şunu diyebilirsiniz: “Şu kadar sakalı olan bir sahabi buldum.” Ya da İmam Malik’in yaklaşımını kabul edip “Medine’deki insanların sakalları nasılmış bakalım çünkü Peygamberden (sav) ilhamla yaşamış olan birinci nesil onlar.” diyebilirsiniz. Ya da Ebu Hanife şunu diyebilir: “Kufe’de yaşamış yüzlerce sahabi var çünkü Ali (ra) burayı İslam’ın başkenti yapmıştı. Kufe ve Bağdat, değil mi? Yüzlerce sahabi var buralarda yaşamış. Sakalın ne kadar uzun olacağıyla ilgili bir kural koymadan önce onların sakalına bakalım.” Bu oldukça mantıklı çünkü sahabe Peygamberin (sav) sözüne itaatsizlik edecek değildi ama eğer bu arka planı bilmiyorsanız… Çünkü bu fıkıhçıların tartıştığı bir şey. Sen bu arka planı bilmezsen, sadece “Bir hadis var, uzatın diyor, uzatmayı bırakın demiyor; o yüzden uzatmaya devam et dostum, sadece uzatmaya devam et ve kes, ne zaman kesmeyi bırakacağını da söylemedi o yüzden kesmeye devam et.” dersin. Değil mi?

Bana göre bu bir sorun. Bana göre bu bir mesele çünkü bu sadece kaynak göstermekle alakalı değil. “Sen bunu nereden duydun kardeşim, delilin nerede kardeşim?” Delil, kardeşlerim, delille ilgili mesele bizim oradaki bağlama bakmayışımız. هَذَا يُخَالِفُ الْحِكْمَةَ (Hâzâ yuhâlifü el-Hikmeh) Bu hikmete aykırı. Bu ilk Müslümanların sahip olduğu hikmet ve bu, hakkında daha mütevazı olmanız gereken bir konu. Birisi bana bir hadisi kaynak gösterdiğinde, Peygamberin (sav) bir hadisini söylediğinde benim ilk tepkim “Henüz bilmiyorum.” olur. Gerçekten bu benim ilk tepkim. Daha fazla şey bilmeye ihtiyacım var: Nereden geldi? Nasıl anlaşıldı? Bununla ilgili başka rivayetler neler? Bunun arka planı nedir? Kimleri kapsar? İzin ver de biliyorum demeden önce şundan daha fazlasını bileyim. Çünkü şu kadarını bilmek ve bu kadarı adına iddiada bulunmak benim fikrimce küstahlıktır. Bu benim hikmete aykırı şeylerle ilgili şahsi anlayışım. Rasulullah’a (sav) yasalar öğretildi ve O’na hikmet öğretildi.

Hz. İbrahim’in Duası ve Peygamberlerin Silsilesi

Şimdi İbrahim (as) ile ilgili şu soruyu cevaplayalım. Binlerce yıl önce İbrahim (as) bir soru sordu; Allah’a bir dua etti, hikmetli bir dua: “Çocuklarım içinden, İsmail’in soyundan bir peygamber gönder.” Bir peygamber ve binlerce yıl sonra İsmail’in (as) soyundan Rasulullah (sav) geldi.

Diğer tarafta ise İshak var. İshak (as) da peygamber. İshak’ın ailesinde Yakup (as) var. O da peygamber. Yakup’un da Yusuf isminde bir çocuğu var. O da peygamber. Rasulullah (sav) diyor ki: كُلَّمَا هَلَكَ نَبِيٌّ خَلَفَهُ نَبِيٌّ (Küllemâ heleke nebiyyün halefehû nebiyy) “Ne zaman bir peygamber ölse, onun yerine başka bir peygamber geçerdi.” İsrailoğulları arasında, onların tarafında, İbrahim’in İshak soyundan devam eden ailesinde peygamber, peygamber… Her seferinde. İsa’ya kadar. Hatta İsa varken bile onunla beraber başka bir peygamber daha var, Yahya. Beraberler. Aynı anda ikisi. Musa bile, yalnız değildi, kiminle beraberdi? Harun (as) ve diğerleri… Eğer İsrailoğullarındanlarsa…

Yasin suresinde aynı anda gelmiş üç peygamber var. فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ (Fe azzeznâ bi sâlis) Üç tane peygamber aynı anda. Yani bunlar olmuş. Şimdi…

İsmail’in tarafında, Allah diyor ki, İbrahim (as) kaç peygamber istedi?

‌رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا

​Rabbenâ veb’as fîhim resûlâ

‍(Bakara, 129)

Bir peygamber. Yani İsmail (as), binlerce yıl…. ve sonra Rasulullah (sav).

Ama İshak’ın soyundan, Musa’ya kitap verildiğinde ki Araf suresinde o kısmı gördük. Allah Musa’ya (as) ve 70 lidere dedi ki: “O ümmi peygambere dikkat edin” النَّبِيَّ الْأُمِّيَّ (En-nebiyyel-ummiyye)

Ve onlar… Bu önemli, Bakara suresinde Allah diyor ki: “Yakup (as) tüm çocuklarını topladı.” Bu arada Yakup’un diğer adı İsrail. Bu çok önemli. Yakup’un diğer adı neymiş? İsrail. Yani, O çocuklarını topladığında, bu çocuklar, gerçek anlamda İsrail’in çocukları. بَنِي إِسْرَائِيلَ (Benî İsrâîl) İsrail’in çocukları.

Ölüyorken dedi ki:

‌مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي

​Mâ ta’budûne min ba’dî

​”Kime kulluk edeceksiniz, ben gittikten sonra neye kulluk edeceksiniz?”

‍(Bakara, 133)

Onlar da şöyle dedi:

‌نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ آبَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ

​Na’büdü ilâheke ve ilâhe âbâike İbrâhîme ve İsmâîle ve İshâk

​”Biz senin ilahına ve senin ataların İbrahim’in ve İsmail’in ve İshak’ın ilahına kulluk edeceğiz.”

‍(Bakara, 133)

Kimi atalarından biri olarak saydılar? İsmail’i. Daha sonra İsrailoğulları İsmail’i dışlayarak onun soyunun lanetli olduğunu, onun gerçek bir oğul olmadığını vs. söylediler. Ama İsrail’in kendisi (as), ölürken onlara “Ben gittikten sonra neye kulluk edeceksiniz?” diye sorduğunda; onlar, İshak’tan bahsetmeden önce İsmail’den bahsettiler. Çünkü o onların büyük amcası, babalarından daha büyük. Yani yaş sıralamasında gittiler. İbrahim, İsmail ve sonra İshak ve İsmail’in soyundan da en sonunda Rasulullah (sav) geliyor. Bu yüzden Kur’an diyor ki: “Onlar onu, kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar.” (En’am, 20)

Onlar Kabe’yi de kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Nasıl olur da İbrahim’i bilip de Kabe’yi bilmezsin? Bu hiç mantıklı geliyor mu? İsmail ve İbrahim (as) Kabe’yi inşa etti ve ondan sonra İshak (as) doğdu. İshak daha küçük, o bunlardan sonra doğdu. Nasıl olur da İshak, İbrahim tarafından yetiştirilir de Kabe hakkında hiçbir şey bilmez? Bu hiç mantıklı geliyor mu? Tüm testleri geçmelerinin ardından Allah’ın onlara inşa ettirdiği ev ve İshak, Kabe hakkında bir şey bilmiyor, öyle mi? Bu mantıklı geliyor mu? Yani onlar biliyor.

Onun yaptığı bu dua, Allah’a dedi ki: “Ey Allah’ım, benim çocuğum bir peygamber. Öbür tarafta, diğer çocuğuma da Allah, peygamberlik sözü verdi.” Yani çocuklarının pak olacağını varsayıyor. Tek ihtiyaç duydukları şey, Allah’ın ayetlerini duyduklarında harekete geçmeye hazır olmaları. Allah’ın ayetlerine maruz kaldıkları anda… Çünkü… İbrahim (as) kimdir?

‌إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ ۖ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ

​İz kâle lehû rabbuhû eslim kâle eslemtu li Rabbil-âlemîn

‍(Bakara, 131)

Allah ondan teslim olmasını istediğinde o ne yaptı? Anında teslim oldu ve çocuğundan ne öğrendi? Çocuğuna demişti ki:

‌إِنِّي أَرَىٰ فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ

​İnnî erâ fîl-menâmi ennî ezbehuk

​”Ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum.”

‍(Saffat, 102)

Oğlu ne dedi? “Bir dakika baba!” mı dedi? Oğlu ne dedi?

‌افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ

​İf’al mâ tü’mer

​”Baba, sana ne söylendiyse onu yap!”

‍(Saffat, 102)

O tam olarak babası gibi. Allah’ın kelamını duyduğu anda ne yapıyor? Ona itaat ediyor. Yani onun aklında, Allah’ın ayetlerini duyduğunda Allah’ın sana ne yapmanı söylediğini öğrenmeye hazırsın demektir ve de bunu yaparsın.

‌يُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

​Yuallimuhumul-kitâbe vel-hikme

​”O kitabı ve hikmeti öğretendir.”

‍(Cuma, 2)

Ve evet zaman içinde temiz kaldığımızdan emin olmalıyız. Onun deneyiminde temizlenmek, itaatin ön koşulu değildi. Çünkü o bu tertemiz çocuklara sahipti. Kendisi de tertemiz bir kalbe sahip ve onun çocuğu da tertemiz kalpli. O da bir insanın bakış açısından, yapabileceği en iyi şekilde dua etti. Allah onun duasına icabet etti. Ama Allah onun duasına, onun duasını mükemmelleştirerek icabet etti. İnsanoğlu kendi kabiliyetinin en iyisiyle dua ediyor ve Allah da onun duasını tüm unsurlarıyla alıp mükemmelleştirerek icabet ediyor. Diyor ki: “Sen doğru şeyler için dua ettin ama ben sana her şeyi doğru sırayla vereceğim ki bunu da yalnızca Allah bilir.”

‌كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

​Kemâ erselnâ fîküm resûlen minküm yetlû aleyküm âyâtinâ ve yüzekkîküm ve yuallimukumu el-Kitâbe vel-Hikmeh

‍(Bakara, 151)

Tüm bu ayetler, bizim çalıştığımız ayetle bağlantılı. Mesela, Bakara suresindeki الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (El-Azîz el-Hakîm) Cuma suresiyle bağlantılı, değil mi? Ve sonra diğer ayette Allah diyor ki: وَيُعَلِّمُكُمُ (Ve yuallimukum) ikinci ayette, 151. ayette. Şöyle diyerek ayeti bitiriyor:

‌وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ

​Ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn

​”O size asla bilemeyeceklerinizi öğretir.”

‍(Bakara, 151)

Evet, asla bilemezdiniz çünkü siz ümmilerdensiniz. Ümmilerden nerede bahsedilmişti? Cuma suresinde. Bu da oraya bağlanıyor ve sonra, sonuncusunda da:

‌لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ

​Lekad menne Allahu alel mü’minîn

​”Allah, onlara içlerinden bir peygamber atadığında müminlere çok büyük bir iyilik yapmış oldu.”

‍(Al-i İmran, 164)

Bu dört adımı anlatmadan önce Allah’ın onlara çok büyük bir iyilik yaptığını belirtiyor. Ve sonraki ayette ne geliyor tahmin edin bakalım, Cuma Suresinde 2 ayet sonra:

‌ذَٰلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ

​Zâlike fadlullâhi yu’tîhi men yeşâ’

​”Bu Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir.”

‍(Cuma, 4)

Yani Al-i İmran, Bakara 151, Bakara 129 hepsi bir şekilde Cuma suresine, öğrendiğimiz o ayete bağlanıyor. Şununla kapatalım:

‌وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ

​Ve in kânû min kablü le fî dalâlin mübîn

​”Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı.”

‍(Al-i İmran, 164)

Allah bir sonraki ayette ümmetin gelecek planını açacak. Bu da benim bir sonraki derste sizinle paylaşmak için çok heyecanlandığım bir konu. İnşallah sadece surenin ilk kısmını bitirmeyeceğiz, aynı zamanda ikinci kısma da başlayacağız. İlk kısımla ilgili bir özet geçeceğim, ilk dört ayeti kapsayan bir özet. İkisini yaptık, ikisini de sonraki derste yapacağız inşallah. Sonra bir özet geçeceğiz ve surenin mesel kısmına başlayacağız.

Allah, bizleri Kur’an-ı Kerim’in hikmetiyle bereketlendirsin. Ayetlerin ve hikmetli zikirlerin sayesinde bizleri yüceltsin.