فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
(Fe izâ kudıyetis salâtu fenteşirû fil-ardı vebteğû min fadlillâhi vezkurullâhe kesîran leallekum tüflihûn)
(Cuma Suresi, 10)
رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي
(Rabbişrah lî sadrî ve yessir lî emrî vahlul ukdeten min lisânî yefkahû kavlî)
(Taha Suresi, 25-28)
الْحَمْدُ لِلَّهِ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ أَمَّا بَعْدُ (El-hamdu lillâh, ves-salâtu ves-selâmu alâ rasûlillâh, ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn. Emmâ ba’d.)
Tekrardan herkese selamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.
Laiklik Anlayışları: Avrupa ve Amerika
Laiklik, farklı toplumlarda farklı şekillerde anlaşılır. Avrupa laikliği, Amerikan laikliğinden çok farklıdır. Hatta Amerikan laikliği, Kanada laikliğinden de farklıdır. Bazı toplumlarda laiklik şu anlama gelir: Dini, evinizin dışında hiçbir yerde görmek istemiyoruz. Ofiste görmek istemiyoruz. Okullarda görmek istemiyoruz. Kamusal alanın hiçbir yerinde görmek istemiyoruz. Bir kadının belirli bir kıyafet giymesinden veya bir erkeğin sakal bırakmasından bile rahatsız olup “Bu kadarı fazla, bunu sokakta bile görmek istemiyoruz” diyebilirler. Dinin hiçbir tezahürünü… Onların laiklik tanımı işte budur. Avrupa’daki bazı ülkelerin laiklik tanımları böyledir. Din kamusal alanda görünür olursa, eninde sonunda toplumu kontrol etmeye başlayacak ve özgürlüklerimiz elimizden alınacak diye adeta bir korku vardır. Yani Avrupa’daki bazı ülkelerde böyle bir laiklik anlayışı var ve bunun tarihi bir kökeni var. Geçmişte dinin halka zulmettiği ve o dine uymayan herkesin baskı ve zulüm gördüğü bir tarih söz konusu. Avrupa, özgürlüğünü kazanmak için dini baskıya karşı çetin bir mücadele verdi. Bu da bu kıtanın kimliğinin, tarihi kimliğinin bir parçasıdır.
Amerikan laikliği ise çok farklıdır. Amerikan laikliği şöyledir: Kilise mi açmak istiyorsun? Aç. Ateist kilisesi mi açmak istiyorsun? Aç. Şeytana tapanlar için bir alışveriş merkezi mi açmak istiyorsun? Aç. Cami mi açmak istiyorsun? Aç. Dışarıda mikrofonla ezan mı okumak istiyorsun? Oku. Hiç sorun değil. Ne istersen… Hangi dini yaşamak istersen yaşa, istersen hiçbir dine inanma, istersen sekiz farklı dine inan, hepsi kabul. Yeni bir kilise mi kurmak istiyorsun? Kur. Yeni bir İslam mı uydurmak istiyorsun? Uydur. Her din serbest ve açıktır. Tam ve mutlak bir din özgürlüğü vardır. Mutlak din özgürlüğü. Sadece tek bir şart var. Onların tanımı şudur: Bir dinin, diğer insanların nasıl yaşayacağını dikte etmesine izin verme. Dinler kendilerini ifade etme özgürlüğüne sahiptir. Kendilerini ilan etme özgürlükleri vardır. Herhangi bir dini inancı ifade etmekte özgürsünüz… İstediğiniz gibi giyinebilirsiniz. İstediğiniz gibi görünebilirsiniz. Asgari giyim konusunda bazı kurallar vardır, ancak azami giyim konusunda bir kural yoktur. Kimseye, “Çok fazla giyinmişsin” denilemez. Elbette ayrımcılık yaşanıyor ama bu yasal düzeyde olmuyor. Kültürel düzeyde yaşanıyor.
Kur’an’ın Din ve Hayat Anlayışı
Şimdi, bu konuyu açmamın sebebi şu ki: Dinin sadece kişisel hayatınıza indirgendiği laiklik kavramı var ya hani? Kur’an bu duruma ne der? Kur’an temelde şunu söyler: Evet, namazın bir vakti vardır. Mesela laik tanım der ki; ibadetin yeri kilisedir, ibadetin yeri camidir veya ibadetin yeri evinizin içidir. Aslında bazı ülkelerde namazı evinizde bile kılamıyorsunuz. Evinizde namaz kıldığınızı öğrenirsek, tutuklanırsınız. Dünyada bu da var, değil mi? Bazıları Müslümanlardan o kadar korkuyor ki… “Namaz kıldığını öğrenirsek, seninle sorun yaşarız” diyorlar. İşte bu denli bir baskı, bu denli bir kısıtlama var.
Ancak… bu ayetten öğrendiğimiz şeylerden biri de şudur: Kıldığımız namaz, dışarıdaki halimize yön verir. Tüm davranışlarımızı, ticari, ailevi ve şahsi ilişkilerimizi etkiler. Çünkü namaz, Allah’ı zikretmektir. Burada namaz, فَاسْعَوْا إِلَىٰ ذِكْرِ اللَّهِ (Fes’av ilâ zikrillâh) olarak tanımlanıyor. (Cuma Suresi, 9)
Namazdan çıkıp dünyevi hayatta Allah’ın lütfunu ararken; eğitimde, ticarette, aile hayatında, iş yerinde, kamusal alanda, devlet dairelerinde vesaire… size yön veren şey, o ahlak ve manevi değerler bütünü olur. Bu değerler, namazı kılarken içinizde hala canlı olan Allah’ın zikrinden beslenir. وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا (Ve’zkurullâhe kesîrâ) Allah’ı çokça zikredin. لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Leallekum tüflihûn) Umulur ki kurtuluşa erersiniz.
Biz bunları birbirinden ayırmıyoruz. Tabii bu, ofise gittiğimde millete vaaz vereceğim anlamına gelmiyor. Ancak şu anlama geliyor: İnandığım o değerler, Allah’ın bana bahşettiği o zikir, benim ofisteki hal ve hareketlerimi etkiler. Bir iş anlaşmasına girip girmeyeceğimi veya o işten uzak durup durmayacağımı da etkiler. Aynı zamanda, Noel partisine katılıp katılmayacağımı, eğlencelere veya şu ya da bu davete gidip gitmeyeceğimi de belirler. Tüm bu davranışlarımı etkiler, öyle değil mi?
Allah’tan ilham alan biri olarak, يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِه۪ وَيُزَكّ۪يهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ (Yetlû aleyhim âyâtihî ve yüzekkîhim ve yüallimuhumul-kitâbe vel-hikmeh) mekanizması sayesinde bu hakkımı sonuna kadar kullanırım. Kim olduğumu asla gizlemem. Bu benim kimliğimin bir parçası.
Dini Kimlik ve Etnik Kimlik
Hatta Kur’an, manevi kimliğimizi, etnik kimliğimizden bile daha güçlü kılmıştır. Çünkü ümmetin tüm fertleri gelip aynı cemaatte bir araya geldiğinde, etnik kimliğin hiçbir önemi kalmaz. Etnik kimlik ikinci plana düşer. Sen her şeyden önce Müslümansın. Burada oturuyorsun; Pakistanlı olman ikinci plandadır. Alman olman, Arnavut olman, Türk olman, Hintli olman… Bunların hepsi ikinci plandadır. Asli kimliğin Müslümanlıktır. Bu senin özündür.
Ancak çoğunlukla idrak edemediğimiz bir husus var: Dini kimliğiniz, etnik kimliğinizle çelişmez; milli kimliğinizle de çelişmez. Müslüman olmam, Amerikalılığımdan veya Pakistanlılığımdan hiçbir şey eksiltmez. Ben her ikisiyim. Hem sonuna kadar Amerikalı hem de sonuna kadar Pakistanlıyım. Etnik kökenim Pakistan. Vatandaşı olduğum ülke ise Amerika Birleşik Devletleri. Amerika’yı seviyorum. Bu benim ülkem. O ülke için her şeyin en iyisini istiyorum. Ülkeme sadakatle bağlıyım.
Birileri çıkıp, “Estağfurullah, sen nasıl oraya sadık olursun…” diyebilir. Evet, sadığım. Yusuf (as) da Mısır’a sadıktı. Mısır halkı için her şeyin en iyisini istemişti. Üstelik o dönemde Mısır tamamen putperestti. Resûlullah (sav) Mekke’ye sadıktı. Mekke’ye sonuna kadar sadıktı. Peki o dönemde orada ne vardı? Putlar… Harem’in etrafı putlarla doluydu, yine de sadıktı. Nuh (as) kendi kavmine sadıktı. Kavminin büyük bir çoğunluğu neydi peki? Müşrikti. Bu durum onun sadakatini değiştirdi mi? Hayır.
Geldiğiniz yer, kendi insanınız, milletiniz ya da size kucak açan o insanlar, size eğitim imkanı sunan o yer, rızkınızı kazanma imkanı sunan o yer, Allah onları sizin için bir vesile kılmıştır; tıpkı anne babanızın sizi besleyip büyütmeye vesile olması gibi. Bir ülke de size bir yuva, bir iş, bir eğitim, fırsatlar, emniyet ve güvenlik sağlar, öyle değil mi? Bizler tüm bu nimetlerden faydalanmıyor muyuz? O halde yaşadığımız bu yerler için en iyisini istememiz gerekmez mi? Elbette gerekir.
Peki bu, o ülkelerin yaptığı her şeyi onayladığımız anlamına mı gelir? Hayır. Kesinlikle hayır. Hatta, örneğin en sadık Amerikan… Ben Amerika adına konuşuyorum. Almanya adına konuşamam. Amerika Birleşik Devletleri’nin en sadık vatandaşları bazen ABD politikalarını, ülkedeki eğilimleri veya toplumun gidişatını en sert şekilde eleştirenler oluyor. Ama bu ülkenin güzelliklerinden biri de bu konularda konuşabilmenizdir. Fikirleri tartışabilirsiniz. Onları fikir meydanına taşıyabilirsiniz.
Toplumsal Meselelerde İyilikte Yardımlaşmak
Ve Allah’ın zikri her alana girmelidir. وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Ve’zkurullâhe kesîran leallekum tüflihûn) (Enfal Suresi, 45)
Bunun bir örneği, biraz tartışmalı bir konu ama yine de bilmeniz gerektiğini düşünüyorum. Mesela, Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşanan ama Avrupa’da o kadar da yaygın olmayan bir durum var. Soru-cevap kısmında bu konuyla ilgili tek bir soru bile duymak istemiyorum. Hiç. O da şu ki, örneğin, yeni cinsiyet kimliği politikaları, LGBT ve eşcinsellik, hatta eşcinselliğin de ötesinde bizzat cinsiyet kimliği meselesi çocukların okullarında ve kitaplarında öğretiliyor, böyle bir gündem dayatılıyor.
Allah bize Kur’an’da şöyle buyuruyor:
وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوٰى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِ
(Ve teâvenû alel-birri vet-takvâ ve lâ teâvenû alel-ismi vel-udvân)
(Maide Suresi, 2)
İyilikte yardımlaşın. Takvada yardımlaşın. Bu yüzden, boş vaktinizde araştırmanızı istiyorum; Michigan’daki okul sistemlerinde, devlet okullarında, yani Michigan eyaletinde, Detroit’te veya Amerika’nın o çevre bölgelerinde neler olup bittiğine bir bakın. Michigan’da çok köklü, çok tecrübeli bir Müslüman topluluğu var; muhtemelen 50’lerden beri oradalar. Bazıları çok uzun zamandır orada yaşıyor. Tabii ki çok dindar bir Hristiyan ve Yahudi topluluğu da var. Hepsi yan yana yaşıyor. Bu konuda Müslüman toplumu, Yahudi toplumu ve Hristiyan toplumu aynı duruşu sergiliyor. Bu meselede, çocukları için, bu dava uğruna okul bölgelerinde hep birlikte canla başla mücadele ediyorlar. Anlıyor musunuz? Bizim bir görüşümüz var, inandığımız şey bu, ve bunun arkasında duracağız. Başkaları da… Allah, Ehl-i Kitap’la iyilikte, güzel işlerde ve takva konularında yardımlaşmamızı emreder. İşte bu da o konulardan biridir. Yani yardımlaşıyorlar ve dimdik ayakta duruyorlar.
Size şunu söyleyebilirim ki, Allah’ın zikri girebildiği her yere girmelidir. Girmelidir… Bu ayetin temel ilkesi şudur: Din, ibadethanelere hapsedilemez. Din artık dışarıdaki hayata da ilham veriyor, anlıyor musunuz? “Biz dini işin içine hiç katmak istemiyoruz” veya “Sizin kişisel dini değerlerinizi hiç istemiyoruz” denildiğinde o kadar aşırı olan bu dini değerler nelerdir ki? Dinin ne anlama geldiği konusunda bizim bile yanlış algılarımız var.
Biz Müslümanların temel değeri insan onurudur. Onur, temel bir insani değerdir. Her insan saygıyı hak eder. Hiç kimseye ten renginden veya geldiği ülkeden dolayı ikinci sınıf muamele yapılamaz; çünkü hepsi Âdem’in (as) çocuklarıdır. Tüm insanlığın Âdem’den (as) geldiğine inanmıyor muyuz? Bunun bir sonucu olarak, tüm insanların genetik olarak eşit olması mantıklı değil mi? Bu da hiçbir ırkın diğerinden üstün olmadığı anlamına gelir. Yani bize, başka bir millete, başka bir gruba veya başka bir dine karşı herhangi bir ırkçılık yapılırsa, biz bunun karşısında dururuz. İşte o alandaki Allah’ın zikri bizim için budur.
Zikrin Hayatın Her Alanına Yansıması
Yani وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا (Vezkurullâhe kesîran) sadece bizimle ve kişisel… Bazen şaka yollu derim ki, diyelim… Eğer bir öğrenciyseniz ve öğleden sonra 4’te final sınavınız varsa, Cuma namazı da 1’deyse, o zaman tabii ki Cuma namazından sonra bol bol Allah’ı zikredersiniz, değil mi? Çünkü sınava hazır değilsinizdir. İşte وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Vezkurullâhe kesîran leallekum tüflihûn) yani başarıya ulaşasınız diye.
Fakat Allah aslında burada bize bir ilke sunuyor. Hiçbir toplum; eylemleri, ticari işlemleri, iş hayatı, muameleleri, aile içi ilişkileri… Eğer tüm bu ilişkiler Allah’ın zikrinden soyutlanmışsa, eğer Allah bu konuşmaların, bu ahlak ve değer sistemlerinin bir parçası değilse, o toplumların iflah olması, başarıya ulaşması asla ama asla mümkün değildir. Firavunların yükselişi gibi bir yükseliş yaşayabilirler ama sonunda yere çakılırlar. Bunu sürdüremezler.
Allah, “لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Lealleküm tüflihûn)” yani “umulur ki kurtuluşa erersiniz” diyor, gerçek bir hasat elde edersiniz; ki bu da gerçekten muazzam bir şey. Çünkü daha önce bize لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ (Lemmâ yelhakû bihim) denmişti. لحق (Lehak) hakkında ne dediğimi hatırlıyor musunuz? Gelecek sezonun meyvesi demekti. Hatırladınız mı? Yani her ümmet, bir sonraki sezonun meyvesidir. Şimdi de gelecek sezonun hasadını yapmak anlamına gelen تُفْلِحُونَ (Tüflihûn) kelimesi kullanılıyor. Yani kurtuluşa, başarıya, bir başka deyişle emeğinizin meyvesine kavuşasınız diye. Bu aslında… gerçekten çok güzel bir din. Hayatınızın her alanına, dininizin her bir parçasına güzellik katıyor.
Ticarette ve Günlük Hayatta Zikir
Biliyorsunuz, Şeyh Jamal Zarabozo… Bazılarınız onun kim olduğunu bilir. Kendisi aslında çok çarpıcı bir hikaye anlatır… Gerçi, sadece o değil, Colorado’da bir diyakoz, Hristiyan bir vaiz olan Gerald Dirks’ün başından geçen bir olaydı bu. Vaazlarını binlerce insan dinlerdi, binlerce, on binlerce kişi… Bir gün alışveriş yapmak için Arap marketine gidiyor. Hani terazinin bir kefesine ağırlığı, diğer kefesine de eti koyarlar ya? Eti koyuyorlar ama bakkal sahibi yüzde beş fazladan et koyuyor. Dirks, “Bunu neden yapıyorsun?” diyor. Yani, fazladan koymana gerek yok ki. Adam, “Yok, hayır, hayır.” diyor. “Terazi yanlış tartıyor olabilir, yüzde beşlik bir sapma olabilir, o yüzden sana… Belki en fazla yüzde iki sapma vardır ama benim sana yüzde beş fazlasını vermem lazım.” Dirks de, “İyi de, eyalet…” diyor, çünkü bazı yönetmelikleri biliyormuş. Adama diyor ki, “Colorado eyaletinde zaten yüzde iki, üçlük bir hata payı hakkın var.” Adam, “Evet ama ben Rabbime böyle hesap veremem. Kıyamet Günü’nde Allah’a hesap vermek zorundayım.” Dirks de içinden, “Bu da neyin nesi?” diyor. Bir dükkanda neden böyle davranıyor ki? Din kilisede kalır. Din camide kalır. Neden dükkanın içine giriyor?
İşte bu, وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Ve’zkurullâhe kesîran leallekum tüflihûn) ayetinin ta kendisidir.
وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا
(Vezinû bil-kıstâsıl-müstakîm zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ)
(İsra Suresi, 35)
İnsanlara tartarken doğru teraziyle tartın. Bu daha hayırlıdır ve sonuç itibarıyla daha güzeldir.
Biliyor musunuz, hayatınızda zikir olduğunda, “kıst” ehli olursunuz. Adalet ehli olursunuz. İş yerindeki projenizi tamamlarsınız. Sırf yapmanıza izin verildiği için fazla mesai yazmazsınız. Yönetime, “Projeyi bitirdim. Yapmadığım bir işin parasını almamalıyım.” dersiniz. Onlara dürüstçe haber verirsiniz, çünkü وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً (Ve’zkurullâhe kesîrâ). Aileniz üniversite eğitiminizi ya da başka bir masrafınızı karşılarken siz gidip dersleri asmazsınız. Sadece ailenizi kandırmakla kalmazsınız. Bir ilkeyi çiğnemiş olursunuz. Akitleri bozmuş olursunuz. Bunu yapmazsınız, çünkü وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً (Ve’zkurullâhe kesîrâ). Hani, kırmızı ışıkta durduğunuzda, etrafta kamera veya başka bir araç olmasa bile geçip gitmezsiniz; çünkü bir anlaşma yapmışsınızdır. Ehliyetinizi alırken trafik kurallarına uyacağınızı kabul ettiniz. Allah tüm sözleşmelere uymayı emrettiği için, kırmızı ışıkta geçmezsiniz, çünkü وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً (Ve’zkurullâhe kesîrâ).
Bu durum nasıl bir vatandaş olduğumu, nasıl bir çalışan, nasıl bir aile babası, nasıl bir kadın, nasıl bir koca, nasıl bir evlat, nasıl bir kardeş olduğumu etkilemeye başlar. Hepsi… وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً (Ve’zkurullâhe kesîrâ).
Müslümanların Kendi Laikliği
Sonra ne oluyor biliyor musunuz? İnsanlar, “Avrupa tarzı laikliği sevmiyoruz. Laiklikten hoşlanmıyoruz. Dinin hayattan koparılmasını sevmiyoruz ve bunu bize dayatıyorlar” diyor. Evet, ben de sevmiyorum ama biliyor musunuz? Bizim de kendimize has bir laikliğimiz var. Bizdeki laiklik nasıl bir şey biliyor musunuz? İslam sadece Ramazan’a aittir. İslam sadece camiye, sadece sohbet halkalarına aittir. Ama eşinizle bir konuşma yapacağınız zaman, ya da anne babanızla konuşurken, yahut konu paraya geldiğinde; İslam’ın tüm edebi, tüm ahlakı, gıybet etmemek üzerine aldığımız tüm o dersler, arkadan konuşmamak, هُمَزَةٍ لُّمَزَةٍ (Hümezeh lümezeh) veya الَّذِي جَمَعَ مَالًا وَعَدَّدَهُ (Ellezî cemea mâlâ ve addedeh) ayetleri… (Hümeze Suresi, 1-2) hepsi uçup gidiyor. Hepsi kayboluyor.
Şunun, bunun veya bir başkası hakkında bu kadar rahat konuşabilmeniz üzerine Allah şöyle buyuruyor:
وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًا وَهُوَ عِندَ اللَّهِ عَظِيمٌ
(Ve tahsebûnehu heyyinâ ve huve indallâhi azîm)
(Nur Suresi, 15)
Birisi hakkında konuşmanın basit bir şey olduğunu mu sanıyorsunuz? Bu Allah katında çok büyüktür. Çok büyük. Ya ne olacak? “Yok canım, ben sadece lafın gelişi söylüyorum” diyorsunuz. Ne demek lafın gelişi söylüyorum? Bu laik değil mi? Laiklik, dini hayatın belli alanlarına hapsedip diğer alanlarından dışlamak değil midir? اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ (Efe tü’minûne bi ba’dıl-kitâbi ve tekfürûne bi ba’d) Öyle değil mi? (Bakara Suresi, 85)
Cuma Namazı ve Yeryüzüne Dağılmak
Bu ayet o kadar sarsıcı ki; çünkü haftanın en güçlü, en büyük toplu ibadetini, cemaatle yapılan en büyük ibadeti ele alıyor. Herkesin hacca gitme imkânı olmayabilir. Bu normal. Ama herkes Cuma’ya katılır. Bu bizim cemaatle yapılan bir ibadetimiz ve şimdi bu birlikteliğin ardından yeryüzüne dağılıyoruz ve Allah’ın zikrini yanımızda taşıyoruz; yaptığımız her işe, gittiğimiz her yere… İşte Allah’ın dininin yayılması için kurduğu düzen budur.
Dünyanın pek çok yerinde dinin nasıl yayıldığını biliyor musunuz? Tebliğ yoluyla bile yayılmadı. Müslümanların ticaret ahlakı sayesinde yayıldı. Bunu biliyor muydunuz? Milyonlarca milyonlarca insan, Müslümanların hal ve hareketleri, insanlara olan muameleleri ve ticaretteki dürüstlükleri sayesinde Müslüman oldu. İşte bu فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ وَابْتَغُوا مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً (Fenteşirû fîl-ardı vebteğû min fadlillâhi vezkurûllâhe kesîrâ).
İşte bu, surenin başlarında ne anlatıldığını şimdi daha iyi anlıyorsunuz. Hani Allah, “Henüz onlara katılmamış olan başkaları da var” buyurmuştu, hatırladınız mı? Şimdi o başkalarının nasıl katılacağını öğreniyoruz: Çünkü siz geleceksiniz, Allah’ın ayetlerini alacaksınız, yeryüzüne dağılacaksınız, insanlar sizdeki bu güzelliği görecek ve: “Ben de bundan istiyorum. Neden bende de bundan yok?” diyecekler.
Yaşayan Bir Zikir Örneği
Biliyor musunuz, tanıdığım bir adam vardı, kendisi Alman’dı. Önce eşi ve kendisi hakkındaki bir videoyu izledim, sonra da onunla iletişime geçtim. Kendisi bir spor salonunda antrenördü. Fitness antrenörüydü. Müşterileri arasında hem erkekler hem de kadınlar varmış. Spor salonunda ne kadar çok kadın olduğunu bilirsiniz. O salonda çalışan bir kadın varmış. Adam ona dönüp bir kez bile bakmamış. Aslında hiçbir kadına bakmıyormuş. Bakmazmış işte. Kadın ona, “Bunu nasıl başarıyorsun? Neden hiç bakmıyorsun?” diye sormuş. Adam da “Bakmam için bir sebep yok” demiş. Ona dönüp, “Bakmam için bir sebep yok” demiş. Orada çalışıyor ama haramdan sakınıyor, ki bu… Bu da ne demek? Çünkü bazı kadınlar, hepsi değil, bazı kadınlar kendilerine bakılmamasından rahatsız olurlar. Ben bir adama bakmazsam, bana dönüp de “Hey, bana neden bakmıyorsun?” demez. Alınmaz yani. Hatta ona bakarsam rahatsız bile olabilir. “Ne bakıyorsun birader?” der. Durum tam tersidir. Ama kadın alınmış. “Neden bana bakmıyorsun?” demiş. Neden bana bakmıyorsun? Adam bakmıyor işte.
Kadın da dini araştırmaya başlamış, adam ona bakmadan din hakkında bazı şeyler öğretmiş. Kadın İslam’ı kabul etmiş ve evlenmişler. Şuna bakın. Ama buradaki asıl güzel olan şey ne, biliyor musunuz? Adam vaaz mı verdi? Dini mi tebliğ etti? Ondan İslam’ı kabul etmesini mi istedi? Bunların hiçbirini yaptı mı? Hayır, o sadece Allah’ın zikrini yaşıyordu. Bu kadar. Tek yaptığı buydu. Bu yetti de arttı. Bu kadarı yetti.
Aile İçinde Yaşayan Zikir
İnşallah bitirmeden önce, bunun nasıl başarıya ulaştırdığına dair çok kısa bir hikaye daha anlatacağım. Bu hem bizi hem de başkalarını başarıya ulaştırır ve başkalarının bizim vesilemizle dini bulması sadaka-i cariyemize katkı sağlar, öyle değil mi? Bugün genç bir kardeşimiz bana bir hikayeyi hatırlattı, konuyla alakalı olduğu için onu da sizinle paylaşacağım.
New York’ta tanıştığım biriydi, bu adam pek dindar biri değildi, tamam mı? Kendisi Guyanalıydı; Guyanalıların bazıları çok dindardır. Bazıları ise sadece ismen Müslümandır, ama dini hiç yaşamazlar. İşte bu adam da onlardan biriydi. İçki, gece kulüpleri, ne ararsanız vardı. Kız arkadaşıyla uzun süre beraber yaşadılar. Sonra evlenmeye karar verdiler ve evlendiler. Daha sonra adam… Bu arada kadın Hristiyan. Kız arkadaşı Hristiyandı. Hristiyan bir hanımla evlendi. Sonra adam bir nevi dindarlaşmaya başladı. İslam’ı buldu. Yeniden namaz kılmaya falan başladı. Hristiyan olan karısı ise paniğe kapıldı. “Ne yapıyorsun sen? Aşırıcı biri oluyorsun. IŞİD’e mi katılıyorsun? Şunu mu yapıyorsun, bunu mu yapıyorsun?” diyordu. Adamın dini yüzünden kafayı yiyordu.
Adam da imama gelip “Ona nasıl tebliğ yapabilirim?” diye sordu. “Ona sürekli üçün bir olmadığını, birin de üç olmadığını kanıtlamaya çalışıyorum. Sürekli Teslis inancından bahsediyorum ama beni dinlemiyor ve daha da sinirleniyor.” Sonra birinden çok iyi bir tavsiye aldı. O kişi ona dedi ki: “Vaaz vermeyi bırak. Sadece Peygamber’in (sav) olduğu gibi bir eş ol. Sadece bunu yap. Onun gibi bir baba ol. Nasıl bir eş olduğunu araştır. Nasıl bir baba olduğunu araştır. Hepsi bu.”
Peki adam ne yapmaya başladı? Çok sinirlendiğinde sesini yükseltmek yerine sessiz kalmaya başladı. Çünkü Peygamber (sav) çok sinirlendiğinde ne yapardı? Sessiz kalırdı. Çocuklarına karşı çok daha şefkatli olurdu, öfkesini kontrol ederdi ve asla kötü söz söylemezdi. Adamın davranışları değişmeye başladı. “Hayrukum hayrukum li-ehlih” hadisini yaşamaya başladı. Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Karısına durduk yere hediyeler almaya başladı, çünkü onun yaptığı her şeye minnettardı. Onun için bir şeyler yapıyor, ev işlerine yardım ediyor ve Peygamber’in, (sav) bulduğu her hadisini hayatına geçirmeye başlıyordu, ev işlerine yardım etmeye, şunu bunu yapmaya, ya da bazı şeyleri takdir etmeye bütün bunları yapmaya başlıyor.
Kadın bir gün, ona hiçbir şey söylemeden, haber vermeden, adam evde akşam namazı kılarken gelip yanına duruyor. Onunla birlikte akşam namazı kılmaya başlıyor. Adam hiçbir şey demiyor. Namaza katıldığı için havalara uçuyor ama sesini çıkarmıyor. Sadece namazını kılıyor, kadın da ona uyuyor. Sonra adam biraz daha kılıyor, kadın da ona eşlik ediyor. Bu konu hakkında pek konuşmuyorlar bile. Kadın kendiliğinden İslam’a ısınıyor. Öylece ısınıveriyor. Hiçbir tartışma yaşanmıyor. “İncil mi, Kur’an mı” kavgası olmuyor. Hiçbir şey olmuyor. “Peki ya İsa ne olacak?” sorusu sorulmuyor. Hiçbir şey. Sadece kendiliğinden İslam’a ısınıyor.
Peki ne sayesinde? Ne sayesinde? Yaşayan bir zikir sayesinde. İşte yaşayan zikir budur. Dünyayı asıl dönüştüren şey de buydu zaten: “Bu insanlarda olup da benim de sahip olmak istediğim şey ne?” düşüncesi. Bizde başka hiç kimsede görmedikleri bir şey gördüler ve bu da onların Müslüman olmayı istemesini sağladı.
Sonuç: Dinden İlham Almak
Şimdi ise denklemi tersine çevirdik. İşleri tam tersine döndürdük. Artık gayrimüslim bir ülkeye gittiğimizde; tertemiz sokaklar, birbirine saygıyla davranan insanlar görüyoruz. Dürüstlük, haysiyet ve güzel ahlak görüyoruz. Sonra da; “İslam topraklarına gitmek istiyorum, çünkü imanımı korumak istiyorum” diyorsunuz. Kalkıp oraya gidiyorsunuz. Orada biraz zaman geçirdiğinizde bazı şeyler görüyorsunuz. İslam dünyasındaki bazı yerler gerçekten çok ilham verici. Size karşı dürüst olacağım. Ama bazı yerler var ki… Eyvah eyvah. “Bu, o din nasıl olabilir?” diyorsunuz. Biri bunu görüp de neden, “Evet, ben de bunun bir parçası olmak istiyorum.” desin ki? “İşte benim de dâhil olmak istediğim şey bu. Gerçekten güzel hayat bu” der mi hiç?
İşte Allah bu talimatı bize tam da bu yüzden verdi. Dininizden ilham alın. Kitabınızdan ilham alın ve bunu dışarıdaki hayatınıza yansıtın. وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Ve’zkurullâhe kesîran leallekum tüflihûn). Surede tek bir ayetimiz kaldı.