Hocam, Kur’an’da Hz. İsa Aleyhisselam’ın kıssasını, özellikle de havarileriyle olan konuşmalarını inceliyorum. Âli İmrân Suresi’nin 52. ayetine bakıyorum ve onu Mâide Suresi’nin 111. ayetiyle karşılaştırıyorum. Âli İmrân Suresi’nin sonundaki ifade “وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ (Veşhed biennâ müslimûn)” iken, Mâide Suresi’nde “وَاشْهَدْ بِاَنَّـنَا مُسْلِمُونَ (Veşhed biennenâ müslimûn)” şeklinde. Burada neden fazladan bir “نَا (nâ)” var?

Güzel soru. Her ikisinde de konu oldukça benzer. Ayeti okuyunca bunu göreceksin.

فَلَمَّٓا اَحَسَّ ع۪يسٰى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ اَنْصَار۪ٓي اِلَى اللّٰهِۜ (Felemma ehassa İsa minhumul küfra kale men ensari ilellah) (Ali İmran, 52).

“Nihayet İsa onlardan inkâr sezince, ‘Allah yolunda bana kim yardım edecek?’ diye seslendi.”

قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِۚ (kâle’l-havâriyyûn nahnu ensârullâh)

Havariler, “Biz Allah’ın yardımcılarıyız” dediler.

اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ (âmennâ billâhi veşhed biennâ müslimûn)

“Allah’a iman ettik ve şahit ol ki biz müslümanlarız.”

Bu, Âli İmrân’ın 52. ayetinin kısa bir çevirisidir. Mâide Suresi’nde Allah şöyle buyurur:

وَاِذْ اَوْحَيْتُ اِلَى الْحَوَارِيّ۪نَ اَنْ اٰمِنُوا ب۪ي وَبِرَسُول۪يۚ (Veiz evhaytü ilel havariyyin en aminu bi ve birasuli).

“Havarilere, ‘Bana ve elçime iman edin’ diye vahyettiğimde,

قَالُٓوا اٰمَنَّا وَاشْهَدْ بِاَنَّـنَا مُسْلِمُونَ (kâlû âmennâ veşhed biennenâ müslimûn).

Dediler ki; ‘İman ettik ve şahit ol ki kuşkusuz, biz müslümanlarız.'”


Şimdi her ikisinin sonunda da havariler bir şeyler söylüyorlar ve çok benzer şeyler söylüyorlar: اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ (âmennâ billâhi) “Allah’a iman ettik.” وَاشْهَدْ بِاَنَّا مُسْلِمُونَ (Veşhed bienna müslimun) “Ve şahit ol ki biz Müslümanlarız.”

Ancak bu iki ayet arasındaki ince farkın dikkat çekici yanı, birinde İsa (as)’ın onlarla konuşmasıdır. Diğerinde ise Allah, İsa (as)’ın takipçilerinin imanını kendi katından ilham ettiğini, vahyettiğini söylüyor. Yani Allah, kalbe müdahale ediyor.

يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ (Yahulu beynel mer’i ve kalbihi) (Enfal, 24)

“Allah kişi ile kalbinin arasına girer.”

Fetih Suresi’nde ise Allah şöyle buyurur:

اَنْزَلَ السَّك۪ينَةَ ف۪ي قُلُوبِ الْمُؤْمِن۪ينَ (Enzeles sekinete fi kulubil mü’minin) (Fetih, 4)

“Müminlerin kalplerine sükûnet indiren O’dur.”

Bir yanda İsa (as) çağırıyor ve insanlar imanlarını ilan ederek cevap veriyorlar. Ancak diğerinde ise Allah, onların kalplerine bir şey ilham ediyor ve onlar bundan etkilenerek imanlarını ilan ediyorlar. Yani her ikisi de imanlarını ilan ediyor, ancak biri bir elçinin çağrısına cevap olarak, diğeri ise Allah’ın kalplerine ilham ettiğine bir karşılık olarak.

Belagat İlkesi: Harf Ziyadesi

Şimdi, Arapçada اَنَّا (Enna) dediğinizde, bu, “kuşkusuz ki biz” demektir. اَنَّا (Enna) da diyebilirsiniz, اَنَّـنَا (Ennena) da diyebilirsiniz. Arapça bilmeseniz bile, bir yanda اَنَّا (Enna), diğer yanda اَنَّـنَا (Ennena), ikincisinde iki tane “nâ” olduğunu fark etmişsinizdir. Bu ikisini çevirdiğinizde pek bir fark görmezsiniz, ama aslında birinde diğerinde olmayan fazladan bir harf vardır.

Ve tipik olarak bu hiçbir fark yaratmasa da, belagatta ilke şudur:

إِذَا تَكَثَّرَ اللَّفْظُ تَكَثَّرَ الْمَعْنَى (İza tekesserel lafzu tekesserel ma’na).

Eğer daha fazla kelime kullanırsanız, kelimeniz daha fazla harfle yazılırsa, o zaman diğer duruma göre daha vurgulu olursunuz.

Dikkat çekici bir şekilde, elçinin çağrısına cevap verdiklerinde, “Şahit ol ki, biz müslümanlarız” diyerek vurgulu bir şekilde ilan etmişlerdi. Ancak kalp doğrudan Allah tarafından ilham edildiğinde, daha önce hiç olmamış bir şey oldu ve onların beyanları eskisinden daha da vurgulu hale geldi. Bu yüzden, “بِاَنَّـنَا مُسْلِمُونَ (Biennena müslimun)” dediler. Allah müdahale ettiğinde, normalde olmayacak bir şeyin olduğunu göstermek için ifade birazcık değişti. Ve bu, bu çok ince ayetteki اَنَّا (Enna)‘dan اَنَّـنَا (Ennena)‘ya geçişte yakalanmıştır.

İmanın Boyutları

Diğer dikkat çekici şey ise, İsa onları çağırdığında, “اٰمَنَّا بِاللّٰهِۚ (âmennâ billâhi)” yani “Allah’a inandık” dediler. “Allah’a inandık ve şahit ol ki biz müslümanlarız.”

Fakat Allah onların içine ilham ettiğinde, “Allah’a inandık” demediler, sadece “inandık” dediler. Ve Allah burada şunu vurguluyor: Allah kalbinize ilham ettiğinde, imanınızın her boyutu güçlenir, kuvvetlenir. Allah’a imanları, Elçisine imanları, Ahirete imanları, Allah’ın onları koruyacağına olan imanları…

Hepsi, tamamı, sadece “inandık” dediklerinde özetlenmiş oldu. İmanlarının her boyutundan güçlendirilmişlerdi. Müslümanlıklarını ilan ettiklerinde, bu daha da vurguluydu. Bu yüzden “بِاَنَّـنَا مُسْلِمُونَ (Biennena müslimun)” dediler, Sübhanallah.

Ve işte bu incelik bana göre Kur’an’ı böylesine bir hazine kılan küçük bir örnek. Her ayet yerli yerinde, her kelime yerli yerinde. Allah azze ve celle, bize mükemmel kelamının kıymetini bilmeyi nasip etsin. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.