Hocam, bir süredir Peygamber (sav)’in hayatını inceliyorum ve onun yaşadığı zorlukları hem boğucu hem de oldukça ilham verici buluyorum. Merak ediyorum, Allah bu zorlukları Kur’an’ın neresinde açıkça ele alıyor?

Allah farklı durumlarda yaşanan bu zorlukları kabul etmekle kalmaz; her bir duruma uygun olarak Peygamber (sav)’e çok özel bir rehberlikte bulunur ki, bu zorlukların hangisini yaşarsa onda yolunu bulsun. Saffat suresinin son kısmını sizinle beraber inceleyeceğim.

Saffat Suresi’nin Son Kısmı

Allah diyor ki: (37:171) وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ (Ve lekad sebekat kelimetuna li ibadina el murselin). “Sözümüz, emrimiz, kararımız kullarımızdan peygamber olarak gönderdiklerimiz için çoktan gerçekleşti.”

(37:172) إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنصُورُونَ (İnnehum lehumu el mensurun). Hiç şüphe yok ki onlara yardım edilecektir.

Nusrah düşmana karşı yardım aldığında kullanılır.

(37:173) وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ (Ve inne cundena lehumu el galibun). “Ve hakikaten hakimiyet kuracak olan bizim ordumuz olacak.”

Allah peygamberlerin hakimiyet kurmasından, onların galibiyetinden; kimsenin onların görevlerine mani olamayacağından bahsediyor.

(37:174) فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ (Fe tevelle anhum hatta hîn “O halde belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir.”

Endişelenme, görevin meyvesini verecek.

(37:175) وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ (Ve absırhum fe sevfe yubsırun). “Ve onları izle, yakında onlar da kendilerini izleyecekler.”

Yani “onlara şöyle bir bak, yakında onlar da kendilerine bakacaklar.” Bunu aklınızda tutun.

(37:176) أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ (Efebiazabina yesta’cilun). Onlar azabımız için acele mi ediyorlar? Azabımızın acele gelmesini mi bekliyorlar?

(37:177) فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنذَرِينَ (Feiza nezele bisahatihim fesae sabahul munzerin) O azap; kapılarının tam önüne, سَاحَة (Saha)larına indiğinde, o uyarılanlar için ne korkunç bir sabah olur!

(37:178) وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ (Ve tevelle anhum hatta hin). “O halde belirli bir süreye kadar onlardan yüz çevir.”

Şimdi ikinci kez geçti…

(37:179) وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ (Ve absır fe sevfe yubsırune). “Ve bir bak, yakında onlar da görecek, onlar da bakacak.”

İki Ayet Arasındaki İnce Fark

“Bir bak, yakında onlar da bakacaklar” iki kez geçiyor. İlk seferinde şöyleydi: وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ (37:175) (Ve ebsirhum. Fesevfe yubsirun). “Onlara bir bak, yakında onlar da kendilerine bakacaklar.” İkinci sefer ise: (37:179) أَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ (Ebsır fe sevfe yubsırune). “Bir bak.” “Onlara bir bak” değil, sadece “bir bak”.

Şimdi, bu farkı açıklamadan önce, neyi karşılaştırmaya çalıştığımı tekrar edeyim. Bir seferinde Allah inananlara “Onlara bir bakın, yakında onlar görecekler” diyor. Diğer sefer sadece “bak, ve yakında onlar görecekler” diyor. Neden iki seferde de “onlara bak” demiyor?

İlk durumda, takip ettiyseniz eğer, Allah elçilerine yardım edildiğinden ve sonrasında elçilerinin egemen olduklarından bahsediyordu. Yani bir düşman üzerinde egemen olma anlamında. Kur’an’da tasvir edilen bu sahne; bir peygamberi öldürmeye çalışanlar -örneğin Lut (as)- veya geçmişte peygambere saldırmaya yeltenenler -Salih (as) gibi- ve bunun gibi şeyler. Onların tamamı yok edildi…

Tüm bunların sonunda, sanki size bir şeyi görmemiz söyleniyor gibi: “Onlara bir bak!” Onların zaten neredeyse ölmüş olduklarını görebilirsin. Yani henüz ölü değiller, ama davranışlarına bakılırsa sonlarının nereye varacağını görebilirsin. أَبْصِرْهُمْ (Ebsirhum) “Yakında onlar da kendilerini görecekler.” فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ (Fesevfe yubsirun) bu, “Onlara bir bak” demektir, daha sonra onlar da kendilerine bakacaklar.

Ama bir sonraki bölümde Allah konuyu şuna çeviriyor: “Allah’ın azabı indiğinde ve sabahın kendisi korkunç olduğunda…” Artık konu düşmanla alakalı değil, daha çok sabahın kendisiyle alakalı. Yeni bir dönem; yeni bir dönemin doğuşu fikri… Ve o yeni dönemde Allah diyor ki: أَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ (Ebsir. Fesevfe yubsirun) “Sadece bir bak.” “Onlara bir bak” bile değil. Çünkü yeni bir sabah geldi, düşmanlar için çok kötü bir sabah. Ama biliyor musun, artık düşmanların hususunda endişelenmene gerek yok. Allah’ın bahşettiği yeni başlangıca şöyle bir bak. Onlar kendileri de bunu görecekler… SubhanAllah…

Allah surenin sonunda, odağı düşmanların üzerinden çekiyor. Şimdi, peygamberlerin (Aleyhissalâtü vesselâm) mücadelesinde; özellikle Peygamberimiz (sav)’in mücadelesinde, mücadele şiddetlendiğinde, düşüneceğiniz tek şey düşman güçleridir. Tek düşüneceğiniz peşinizdeki kişidir. Ancak Allah düşman ile işini kendi yöntemiyle bitirdiğinde, kapılarının hemen önüne azap indiğinde, artık yapman gereken tek şey bu sabaha bakmak, onlara bakmak bile değil. Onlar hakkında endişeye kapılma. Onlar denklemden silindi, artık etkisizler. SubhanAllah!

Bu yüzden bu güzel surenin sonunda şunu buluyorsunuz:

(37:180) سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ (Subhane rabbike rabbil izzeti amma yasifun) Rabbin ne kadar da yücedir! O mutlak otorite sahibidir, O’na yakıştırdıkları her şeyden yücedir.

(37:181) وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ (Ve selamun alel murselin) Ve selam, gönderilen elçilerin üzerine olsun. Selam, esenlik o gönderilenlerin üzerine olsun.

Dolayısıyla huzur içerisinde olmalılar. Esasen bu onlar için sadece bir dua değil. Aynı zamanda “rahatlamalılar, artık düşmanları hususunda endişelenmelerine gerek yok” demektir. SubhanAllah!

Bu, “Onları gör”den sadece “gör”e geçişteki bir incelik. Allah Kur’an’ın güzelliğini görmemize yardım etsin.

بَارَكَ اللَّهُ لِي وَلَكُمْ (Barekellahu li ve leküm) Allah beni de sizi de hayırla bereketlendirsin. Esselamu aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.