Hocam,
En’am Suresi 78. ayet ve Zuhruf Suresi 26. ayet. Her iki surede de İbrahim aleyhisselamın putlara tapmaktan uzak durduğundan bahsediliyor. En’am Suresinde اِنّ۪ي بَريءٌ (innî berî’un) diyor, ama Zuhruf Suresinde اِنَّني بَراءٌ (innenî berâ’un) diyor. İkisi de aynı şekilde tercüme ediliyor ama öğrendiğime göre birisi isim, diğeri ise sıfat. Buradaki kullanılış biçimini anlamadım, farkı açıklayabilir misiniz? Şimdiden teşekkürler.
Birbirine çok benzeyen iki ayet var. Birisi En’am Suresinde, 6. sure, diğeri de Zuhruf Suresinde. Ve burada, iki ayette de İbrahim aleyhisselam hakkında çok benzer iki ifade var. Size Arapçasını verip önce sade bir çevirisini yapayım.
اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ (innî berî’un mimmâ tuşrikûn) (En’am, 78).
“Şirkten, Allah’a ortak koştuklarınızdan ve küfrünüzden tamamen uzağım, hiçbir alakam yok.” Yani, nasıl tamamen uzak olduğundan bahsediyor. Bu arada “uzak olmak” iyi bir tercüme. بَريءٌ (berî’un). Yani “Yaptıklarınızdan, şirkinizden, küfrünüzden uzağım.” Tamam.
Diğer surede geçen ifade ise (Zuhruf, 26):
إِنَّنِى بَرَآءٌۭ مِّمَّا تَعْبُدُونَ (innenî berâ’un mimmâ ta’budûn).
“Şüphe yok ki sizin kulluk ettiklerinizden uzağım! Onlarla alakam yok.”
Ama En’am Suresindeki ayette geçen ve “uzağım” anlamına gelen kelime, بَريء (berî’) kelimesi. بَريء (berî’) bir sıfattır. Uzaklaşmış, alakasını kesmiş kişiye بَريء (berî’) denir. Ancak Zuhruf Suresindeki ayette geçen بَرَآء (berâ’)dır. Ve Arapçada بَرَآء (berâ’), uzaklaşmış bir kişi değil, aslında doğrudan uzaklaşmanın kendisidir.
Sıfat ve Kavram Arasındaki Fark
Bu, bir şeyi nasıl tanımladığınızla ilgili. Burada biraz Arapçadaki kavramlara girelim. Bunu anlamanıza yardımcı olmak için, çocuğuma çizgi film yoluyla açıkladığım bir şeyi alıntılayacağım: Şimşek McQueen çizgi filmi.
McQueen “Ben hızlıyım” demiyor, film başlar ve “Hız, ben hızım” der. Oğlum Velid arabalara uzun zamandır aşırı düşkün. Ve o, “Ben hızım” dediğinde aslında abartıyordu. Asıl söylemek istediği şey “Ben gerçekten hızlıyım” ya da “Hızlıyım”. Sıfat yani, ama “Ben bizzat hızın kendisiyim” dedi. Ve Velid uzun süre “Ben hızlıyım” bu şekilde söyleniyor sandı. “Baba senin araban hız, di mi?” diyordu. “Bak oraya hız gideceğim, ben çok hızım.” Bunu uzun süre fiil ve sıfat olarak kullandı. Şimşek McQueen İngilizcesini bozdu.
Şimdi, gelmek istediğim nokta şu: Bazen birisini en üst düzey sıfatla nitelendirmek istediğinizde sıfat kullanmazsınız, kavramın kendisini kullanırsınız.
“Şu adam çok varlıklı, o resmen para, resmen para.”
Esasen “Onun çok parası var” anlamına geliyor ama öyle demedin, “O resmen para” dedin.
“Dostum şu adam basketbolun kendisi.”
Senin özünde demek istediğin adamın yuvarlak falan olduğu değil, adamın basketbolun anlamını yansıttığı. İnsanların şöyle şeyler söylediğini duymuşsunuzdur: “Sözlükte aptal ya da aptallık kelimesine baktığında onun resmini görürsün.” Yani aptallık kavramının o sonsuz ve kocaman anlamı bu adamda vücut bulmuştur. Anladınız mı?
Size bu saçma şeyi anlatıyorum ki, birisini tanımlamak istediğinizde sıfat kullanabileceğinizi veya kavramın kendisini kullanarak onu abartılı ve vurgulu hale getirebileceğinizi anlayabilesiniz. Abartmak sözcüğünü kullanmayacağım çünkü abartıyı biz yaparız, Kur’an abartmaz değil mi? O abartmaz, vurgular.
İbrahim Aleyhisselam’ın Duruşu
Bir yerde İbrahim (as) “Hiç şüphe yok ki ben uzağım” diyor. Ve başka bir yerde ise diyor ki: “Ben sizin kulluk ettiklerinizden uzak olmanın kendisiyim.” Benim sizin taptıklarınızla, putlarınızla ilişkimi görmedikçe uzaklaşmanın anlamını anlayamayacaksınız. Eğer alakayı kesmenin, uzaklaşmanın anlamını öğrenmek istiyorsanız bana bakın.
Sübhanallah! Bu durumda şu soru ortaya çıkıyor: Niçin bir yerde “Ben uzağım” diyor da —yani sıfat— başka bir yerde kendisini kopuşun, uzaklaşmanın ta kendisi olarak tanımlıyor? “Ben bu kelimenin somutlaşmış hali olacağım.”
Onun, gençlik zamanlarında çevresindeki insanlara şirkin ne kadar saçma olduğunu göstermesi gerçekten inanılmaz. Güneşin doğduğunu görünce:
فَلَمَّا رَاَ الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هٰذَا رَبّ۪ي هٰذَٓا اَكْبَرُۚ (felemmâ ra’â eş-şemse bâzigaten kâle hâzâ rabbî hâzâ ekberu) (En’am, 78).
“Bu benim Rabbim olmalı, bu daha büyük” dedi. Battığını görünce “Hayır, ey halkım ben sizin şirk koştuklarınızdan uzağım” dedi. Bu onun genç bir adamken yalnızca Allah’ı keşfetmesi değil, bunu halkına da göstermesidir. Ve henüz bir peygamber de değildi. Ama şirk ile alakası olamayacağını biliyordu.
Peygamberlik Sonrası Artan Sorumluluk
Peygamber olduktan sonra, babasına ve halkına karşı mücadele etmek zorunda kaldı. Ne dedi?
وَاِذْ قَالَ اِبْرٰه۪يمُ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ٓ (ve iz kâle ibrâhîmu li-ebîhi ve kavmihî).
İbrahim aleyhisselam babasına ve kavmine dedi ki: “اِنَّن۪ي (innenî)”. “اِنّ۪ي (innî)” bile değil. “اِنّ۪ي (innî)” ben kesinlikle anlamına gelir. اِنَّن۪ي (innenî) ise, kesinlikle demenin daha vurgulu biçimi. Kesinlikle, kesinlikle ve kesinlikle ben, sizin taptıklarınızdan uzak olmanın kendisiyim.
اِلَّا الَّذ۪ي فَطَرَن۪ي فَاِنَّهُ سَيَهْد۪ينِ (illellezî fetaranî fe-innehu seyehdîn’) (Zuhruf, 27).
“Yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O kılavuzluk edecektir.”
Peygamber olduktan sonra, sadece “Ben uzağım” demesi yetmez. “Ben uzak olmanın kendisiyim” demesi gerekiyor. Sorumluluğu arttı ve bu tek bir kelimeden anlaşılıyor.
Tekrar, aynı problem! Bunu söylemekten bıkmayacağım; çeviri okuyarak bunu nasıl fark edecektiniz? “Ben uzağım” ve yine “Ben uzağım.” Bir fark göremezsiniz.
Peygamberlerin, bu tür inanışlardan uzak olduklarını ne denli güçlü şekilde ifade etmek zorunda oldukları, omuzlarındaki yükün ne kadar ağır olduğu, En’am Suresindeki بَر۪ٓيء (berî’) kelimesinden Zuhruf Suresindeki بَرَٓاء (berâ’) kelimesine geçişte saklıdır.
Sübhanallah! Sübhanallah!
Allah azze ve celle bu sözlerin gücünü anlamamıza yardım etsin. Ve Allah azze ve celle bize, babamız İbrahim (as)’a karşı tazelenmiş bir sevgi, anlayış ve sadakat bahşetsin.