Selam hocam, geçen gün Kıssa Gecesi’nde tanışmıştık. Ama Arapça sorumu sormaya fırsatım olmadı. Yardımcı olabilir misiniz? Kaf Suresi 2. ayette Allah ‘عجيب (acîb)’ kelimesini, Sad Suresi’nde ise ‘عُجَاب (ucâb)’ kelimesini kullanıyor. Kıssa aynı olmasına rağmen neden bir ayette ‘garip’, diğerinde ise ‘tamamen garip’ deniyor? Bu, putperestlerin söylediklerini değiştirmiyor mu?
Bu, Kur’an’ın edebi bir özelliğidir ve bana kalırsa oldukça şaşırtıcıdır aslında. Çünkü bilirsiniz, Kur’an’ın farklı zamanlarda nazil olmuş sureleri vardır. Konum olarak bile birbirinden çok uzaktırlar. Sizinle karşılaştırmak istediğim iki sure, 30’lu surelerden olan Sad ve 50. sure olan Kaf. Yani aralarında epey bir mesafe var. Bazen bu surelerde birbirine çok benzeyen ayetler bulursunuz, ancak bazı metinsel farklılıklar vardır. Yani söylediği şey aynı olacak. Ama neredeyse.
Kaf Suresi’nde şöyle buyuruluyor:
بَلْ عَجِبُوا أَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا شَيْءٌ عَجِيب
(bel acibû en câehum munzirun minhum fe kâle’l-kâfirûne hâzâ şey’un acîb).
“Onlara, kendi içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. ‘Bu garip bir şey.’ dediler.”
Bu ifadeyi biraz açalım: Kendi içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar, çünkü onlar uyarıcı denildiği zaman, dışarıdan gelip, uzakta olan bir düşman ile ilgili haber getiren birilerini düşünüyorlardı. Uyarıcılar, “Düşmanı gördüm, geliyorlar” diyerek gelirler ve onları yaklaşan bir tehlike konusunda bilgilendirirdi. Ancak Rasulullah (sav), onların içindendi ve Allah’ın uyarısına kulak verip dinlemedikleri takdirde onları bekleyen uzak tehlikeden, onları haberdar ediyordu. Bu yüzden “Bizim içimizden nasıl bir uyarıcı olabilir ki?” dediler.
فَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ (fe kâle’l-kâfirûne hâzâ şey’un acîb) Yani ifade şöyle: İnkar edenler dedi ki: “Bu garip bir şey.”
Sad Suresi’ndeki Farklılıklar
Şimdi bunu biraz karşılaştıralım.
(Sad, 4) وَعَجِبُوا أَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ (ve acibû en câehum munzirun minhum) “Ve kendi içlerinden bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar.” Tanıdık geldi mi? Kaf Suresi’nde neredeyse tamamen aynıydı.
قَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ (kâle’l-kâfirûne hâzâ sâhirun kezzâb) “İnkar edenler dedi ki: Bu bir sihirbaz ve daimi yalancı.” (Sad, 4). İşte bu yeni, bu Kaf’ta yoktu, değil mi?
(Sad, 5) أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا (e ce’ale’l-âlihete ilâhen vâhiden) “Bütün ilahlarımızı tek bir ilah mı yaptı?” Bu yine öncekinde görmediğimiz bir şey.
إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ (inne hâzâ le şey’un ucâb) “Şüphesiz bu gerçekten çok garip bir şeydir”. Bunu daha önce de görmüştük.
Yani başlangıç ve bitiş unsurları mevcut. “Kendilerine bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar.” ifadesi her ikisinde de var. Ve inkarcıların bunun “garip bir şey” olduğunu söylemesi de her ikisinde de bulunuyor, değil mi? İlk durumda, bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar, tamam. İkinci durumda da bir uyarıcı gelmesine şaşırdılar ama ek olarak onun bir sihirbaz olduğunu söylediler.
Şimdi sihirbazın Peygamber (sav)’e bir hakaret olduğunu düşünebilirsiniz, ama aslında analiz ederseniz bu bir iltifattır. Söylediklerinin sağduyu ile açıklanamayacağının bir kabulüdür. Burada gizemli, izah edilemez, çıplak gözle görülemeyen bir şeyler oluyor. Aklınızın almadığı bir şeyden bahsettiğinizde, sağduyu ile açıklayamadığınızda ona ne dersiniz? Sihir. Ve düşünün, şapkadan tavşan mı çıkarıyor? Kelimeler sarfediliyor. Kelimelerin sarfedilmesine nasıl oldu da sihir dediler? Çünkü insanlar üzerindeki etkisini ancak sihir olarak tanımlayabildiler. O hakaretin içinde, aslında Kur’an’ın arkasındaki ilahi gücün, daha yüksek bir gücün kabulü saklıdır. En azından doğaüstü olduğunu kabul ediyorlar.
İkinci söyledikleri ise daimi yalancı. كَذَّاب (kezzâb), tekrar tekrar yalan söyleyen kişi demektir. Tıpkı خبّاز (habbâz) ın tekrar tekrar ekmek yapan biri olması gibi. Veya وَهَّابُ (vehhâb), tekrar tekrar hediye veren biridir. Yani sürekli yalan uyduruyor. Bunu çok garip buldular. Neden?
O hakaretin içinde de bir iltifat saklıdır. Neden? Çünkü bir yalancı size bir yalan yutturmaya çalışır. Yemezsiniz. Artık onun yalancı olduğunu anlarsınız. O da onu size bir daha yutturamayacağını anlar. Bu yüzden gider yeni bir müşteri bulur. Ve ona yalan söyler. Orada da yakalanırsa, ikinize de bir daha dönmez. Gidip üçüncü bir enayi bulur. Bir yalancı böyle yapar.
Fakat bu adamı yalancılıkla suçluyoruz ama geri geliyor ve bize aynı şeyi tekrar söylüyor. Ve ona yalancı diyoruz. Ve geri geliyor ve bize aynı şeyi tekrar söylüyor.
Hiç böyle bir yalancı görmediniz. Yalancılar, onları ifşa ettiğinizde sizi rahat bırakırlar. Nasıl olur da o sürekli, daimi bir yalancı olur?
Yalanı yakalandığında, bir yalancı ne yapar? Yeni bir yalana geçer. O yakalandığında yine yeni bir yalana geçer. Ama bu yalancıyı anlamıyoruz! Tırnak içinde aynı “yalanına” sadık kalıyor. Hikayesini hiç değiştirmiyor. Hz. Peygamber’in (sav) bağlılığı, mesajının tutarlılığı, azmi ve bu insanlardan vazgeçmemesi, hakaretleri olan كَذَّاب (kezzâb) kelimesinde yerini bulur. Evet, onların bakış açısına göre bu bir hakarettir. Ama derinlerde aslında Peygamberimizi tanımamızı sağlayan bir şeydir.
Pekala, devamı nasıl? Yani ona sihirbaz diyorlar. Ona daimi yalancı ya da tekrar eden yalancı diyorlar. Üçüncüsü, أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا (e ce’ale’l-âlihete ilâhen vâhiden) “Bütün ilahlarımızı tek bir ilah mı yaptı?”. Bütün bu mitoloji mi geçersiz? Bütün bunları nasıl kaldırıp atarsın? Sadece bir mi? Bu şekilde nasıl yaparız? Bunu şaşırtıcı buldular.
Üç Ek Vurgu Katmanı
Şimdi karşılaştırırsanız, önceki metne kıyasla garip buldukları üç ek şey var. Çünkü önceki metinde bir uyarıcının geldiğini düşündüler ve bu garipti. Bu metinde ise bir uyarıcının geldiğini düşündüler, bu garipti. Ama ek olarak:
- O bir sihirbaz.
- Bir yalancı.
- Bütün ilahlarımızı alıp tek bir ilah yaptı.
Şimdi aklınızda tutun: 3.
Tamam, geri dönelim. İnkar edenler dedi ki: هَذَا شَيْءٌ عَجِيب (hâzâ şey’un acîb) “Bu garip bir şeydir.” Söyledikleri buydu. Bu ayette ise şöyle buyuruluyor: إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ (inne hâzâ le şey’un ucâb). Şimdi buna dikkat edin. Öncelikle bu ayet, “hiç şüphe yok ki” diyor. İlk ayet diyordu ki: “Bu garip bir şeydir.” Bu ayet diyor ki: “Hiç şüphe yok ki bu garip bir şeydir.” Bir ek vurgu katmanı daha var. Hangi kelimelerde? إِنَّ (inne) “Şüphe yok ki”.
Tamam. إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ (inne hâzâ le şey’un) “Hiç şüphe yok ki, gerçekten de bu garip bir şeydir.” إِن لَشَيْءٌ (in le şey’un) ifadesindeki لَ (le) “gerçekten”, ilk ayette bulunmuyor. Yani kaç ek vurgu katmanı oldu? İki.
Orada “garip” dediler. عَجِيبٌ (acîb). Burada ise عُجَابٌ (ucâb), “son derece garip” diyorlar. عُجَاب (ucâb); عَجِيب (acîb) kelimesinin mübalağalı, güçlendirilmiş bir biçimidir. Üçüncü vurgu katmanı.
Bu ifade, önceki ifadeden üç kat daha vurguludur. Ve bu ifadede, ilkine kıyasla garip buldukları üç şey daha var! Bunun takibini nasıl yapabilirsiniz ki? Bu ifade ile bu ifadenin çok benzer olduğunu, ancak bu ifadede üç ek şeyin bulunduğunu nasıl söylersiniz? Yani sondaki vurgulayıcılar birbirine karşılık gelmeli. Ve nasıl olur da bir şey söylersiniz ve aklınızda tutarsınız, “Birkaç ay önce şunu söylemiştim ve bu nedenle burada üç kat daha fazla vurgu yapmalıyım”.
Ve bütün bunlar konuşma sırasında! Diğer ayete atıfta bile bulunmuyor! Bu tamamen başka bir sure! Ve bütün bunlar Kur’an’da oluyor. Bir şeyler söyleniyor ve bu şeyler biraz farklı söyleniyor. Ve dili analiz ederseniz, hayrete düşersiniz. Kur’an bu doğruluk seviyesini nasıl koruyor? Bu dikkate alma seviyesini.
Kur’an’ın Tutarlılığı
Kur’an’daki karşılaştırmalı metin analizleri sizi sadece şu sonuca götürüyor: Bu ancak ilahi olabilir. Bu konuları her çalıştığımda beni bu sonuca götürüyor. SubhanAllah! Bu yüzden diyor ki: “Neden Kur’an üzerinde derinlemesine düşünmüyorlar?” Kelimelerin ardına bakın. Çünkü eğer öyle yapsalardı, وَلَوْ كَانَ مِنْ عِنْدِ غَيْرِ اللَّهِ لَوَجَدُوا فِيهِ اخْتِلَافًا كَثِيرًا (ve lev kâne min indi gayri’llâhi le vecedû fîhi ihtilâfen kesîran) (Nisa, 82). “Eğer Allah’tan başkasından olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.”
Sürekli tutarlılık üzerine tutarlılık buluyorsunuz, öyle ki dilbilimsel açıdan hiç böyle bir şey görmedim. Hatta yakın bir şey bile. Allah Azze ve Celle, bizi bu inanılmaz kitaba hayran bırakmaya devam etsin.