İlk ve en önemli öğreti; Allah’a karşı yanlış yapma. Allah’a karşı dürüst ol.

وَقَضَىٰ رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ (İsra, 23)

Allah, kendisinden başka kimseye kulluk etmemenizi emrediyor. İlki bu.

İzninizle muhtemelen hiç düşünmediğiniz bir şey söyleyeyim. Birinin Allah’a kulluk ettiğinin delili nedir? Somut delili. Manevi deliller vardır ki bunlar kalbinizdedir. Aleni delili nedir? Namaz kılması. Elbette. Namaz, sadece Allah’a kulluk ettiğinizin kanıtıdır. Kelime-i Şehadet getirirsin. Bu da sadece Allah’a kulluk ettiğinin delilidir. Tesettürlüsün. Bu tek tanrıya inandığını kanıtlar. Açık bir delildir. Hac yapan insanlar tek bir İlaha kulluk ettiklerini kanıtlar.

Bu bölümde, Allah, sadece bana kulluk etmenizi istiyorum, diyor. Sonrasında bize o emirleri veriyor. O zaman bu emirler neye dönüşür? Sadece Allah’a kulluk ettiğimizin delillerine dönüşür. Eğer bu emirlere uymazsak da… Boşluğu kendiniz doldurun. Ortada kulluk edilen başka biri ya da başka bir şey vardır. O zaman bu emirlerin neler olduğuna bakalım.

İlki, anne babanıza en iyi şekilde davranın. Yaşlansalar bile.

إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ (İsra, 23)

Biri ya da ikisi de, çok yaşlansalar bile onlardan şikayetlenme, onlarla kaba konuşma. Öfkelenip sesini yükseltme. “ANNEEEE! YETER ARTIK TAMAM MI, YETERRR! HEP AYNI ŞEY!”

Bazılarınız baba, değil mi? Babaların dört beş olayı vardır. Her davette onları anlatırlar. Gittikleri her yerde aynı olayı anlatırlar. Tamamıyla aynılarını. Her zaman da aynı şekilde başlar. Orada oturup sıradan bir şekilde sohbet ediyorsunuzdur. Babanız gelip der ki; “Biliyor musunuz, Bahawalpur’da…”

Siz:

Anneniz:

Telefonunuza dönersiniz. Huzursuzlanırsınız.

Ebeveynlerimiz sinirlerimizi bozar. Sinir bozucu olurlar. “Neden her seferinde bunu yapıyor??” “Neden annem bunu yapıyor, babam ne yapıyor öyle??” Anne babamız yaşlandıkça daha… Burada değil. Manchester’da anne babalar harika. Bu Bradford için geçerli. Her şey… “Off bu anne babalar…” Kabalaşıyorlar. Kolayca sinirleniyorlar. Sebepsiz yere bağırıp çağırıyorlar. İnatçılardır. Hiçbir şey duymak istemezler. “Ya benim dediğim olur ya da hiç.” Sürekli suçlarlar vs. vs. vs. O kadar sıkıntılı yanları vardır ki.

Sonra da TikTok’taki danışmanlıkları izleyip anne babanızın toksik olduğunu anlarsınız. Narsist. Nükleer… Radyoaktif. “Ay Allah’ım, bakayım narsistlik belirtileri neler.” “Birinin toksik olduğunun belirtilerine bakayım.” “Tüm sülalem toksikmiş.”

Sonra bildiğiniz gibi TikTok dünyasının Lokman Hekimleri toksik insanlardan uzaklaşmanız gerektiğini söyler. “Toksik insanlara karşı sınırınızı belirtmelisiniz.” Siz de: “Hadi bakalım, hazırım.” Sonra geri gelip: “Anne ben artık sınır koyuyorum.” Sonra bir hocaya ulaşmaya çalışırsınız, Müftü Menk’e falan DM’den ulaşmaya çalışırsınız: “Hocam bir sorum var, anne babam cidden çok toksik. Ne yapmam gerekir?”

Şaka bir yana bazı ebeveynler cidden berbat durumdalar. Bu bir hakikat. Ama Kur’an burada bir şey yapıyor. Bu kısım bugünkü en önemli mesele. En önemlilerinden biri. İşlediğimiz diğer her şey buna uyuyor. Bir şeyi bilmenizi istiyorum. Sonra söyleyecektim ama şimdi söylüyorum.

Kurallar ve Bilgelik

Kurallar ve Bilgelik arasındaki farkı bilmenizi istiyorum. Tekrarlayacağım. Neydi? Kurallar ve bilgelik.

Müsaadenizle kurallara basit örnekler vereyim:

  • Günde beş vakit namaz nedir? Kural.
  • Eğer gücünüz varsa hac nedir? Kural.
  • Sağlıklıysanız oruç nedir? Kural.

Bunlar kurallardır. Araba kullanırken kırmızı ışıkta durmak nedir? Bilgelik değil, kuraldır. Kuraldır. Havaalanındaysanız ve “Güvenlik görevlileri harici girilmez” yazıyorsa, oraya girmemek neye uymaktır? Kurala. Kural nettir. Siyahla beyaz gibidir. Uyarsınız ya da uymazsınız. Siyah-beyaz gibi, matematik gibi. Kurala uyup uymadığınız kanıtlanabilir.

Şimdi bu emirlerin bazılarına göz atalım. Anne babanıza en iyi şekilde davranın. Kur’an’ın dediği bu. Anne babanıza en iyi şekilde davranın. Bu konuda anında hüküm verebilir misiniz? Sizin, ebeveyninize davranışınızdaki en iyi ile başkasının en iyi davranışı farklı olabilir mi? Farklı olabilir, değil mi? Namaz sizin için de 5 vakittir, onlar için de. Kural aynıdır.

Ama anne babanıza en iyi şekilde davranmaya gelince, bir arkadaşım var, annesi o kadar problemli ki, psikolojik olarak o kadar istismarcı ki arkadaşım nöbet geçirmeye başladı. Annesinin yanındayken epileptik nöbetler geçirmeye başladı, gerçek nöbetler. Doktorlar tarafından annesinden uzak durması reçete edildi. Annesi için yapabileceğinin en iyisi ondan uzak durmak. Bunu bana sordu. Şimdilik yapabileceğinin en iyisi, ondan uzak durmak, dedim. Çünkü o seni bu şekilde istismar edince sadece o sana zarar vermiyor, melekler de bunu kimin aleyhine kayda alıyor? Annenin aleyhine. Anneni, kendisinden koruyorsun. O’nun en iyi davranışı bu.

Başka durumlarda, hastalanmış bir anne vardır, felç geçirmiş, bir şey yapamıyordur. Bu durumda gidip yardım etmem gerekir. Oğlu gidip yardım etmelidir. Kızı gidip yardım etmelidir. Yapabilecekleri her şeyi yapmalılar. Ama onların da bir işi, çocukları ve başka sorumlulukları vardır. Onlar da zaman bulabildikleri her an yanına giderler. Anne de, bu yeterli değil, der. Hep benimle olmanızı istiyorum. Kızı da, kalamam çünkü hep burada kalırsam kirayı ödeyemem, der. Çocuklarıma bakamam ya da senin bakım masraflarını bile karşılayamam. Sana bile bakamam. “Bu, yapabileceğimin en iyisi.” Bu kız ne yapıyordur? Bu ayete uyuyordur. Boş vakti, parası, imkânları olan başka biri ailesine on kat fazla zaman ayırabilir.

Bazılarınızın durumunda anne babanız başka bir ülkede oluyor. Anne babanız; Bangladeş’te, Pakistan’da, Hindistan’da, Afganistan’da olabiliyor. Tamam, neyse, mesele şu, aileniz başka bir yerde ve birkaç kardeşsiniz. Kardeşlerden biri evde kalır, Pakistan’da kalır. Kardeşlerden biri doktora yapar. Oxford’da okur. Kız kardeşlerden biri evlenip Avustralya’da yaşar. Biri orada, biri burada, biri şurada. Okul okuyorlar, çalışıyorlar, bakmaları gereken bir aileleri falan var. Anne babalarına para falan gönderiyorlar, geçimlerini sağlıyorlar.

Evde yaşayan o kardeşleri diyor ki; “Siz gidip keyfinize bakın, ben burada kalayım. Siz de gelin. İstifa edin, onu yapın, bunu yapın.” Siz de “belki de her şeyi bırakıp geri dönmeliyim. Çünkü anne babam hepsinden önemli. İşten istifa etmeliyim, okulu bırakmalıyım.” Her şeyden vazgeçmeliyim çünkü annem babam buna değer. Her şeyi bırakıp onlara dönmeliyim. Anne babanızın kendisi “Orada kalmanı istiyorum” diyor. “Burada sana ihtiyaç yok.” Ama diğer kardeşler sizi suçluyor. Sizi suçluyorlar. “Sen anne babana en iyi şekilde davranmıyorsun” diyorlar. Elinden gelenin en iyisini yapmıyorsun.

Bu tür durumlarda ne yapıyoruz biliyor musunuz? Biz suçluluğu içselleştirmiş bir kültürdeniz. Her an yanlış bir şeyler yaptığımızı sanıyoruz. Her zaman. Kısa bir örnek vereyim Kur’an diyor ki;

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ (Yasin, 41)

Bu Allah tarafından, Allah’ın insanlara, çocuklarını gemiye bindirme izni verdiği bir ayettir. Yasin Suresinden. Yasin-i Şerif. Pakistanlılar, Yasin-i Şerif. İnsanlara, çocuklarını gemilere bindirme izni vermesi Allah’ın ayetlerinden biridir. Eskiden çocuğunu bir gemiye bindirdiğinizde, çocuğun haftaya gelmesi mümkün müydü? Ne zaman dönebilirdi? Hiçbir zaman. Gidip yeni bir ada ya da kıta bulacak ve orada bir çiftlik kuracak, ticaret yapmaya başlayacak. Belki 3, 4 ya da 5 yıl sonra döner. Kimse onu anne babasını terk ettiği için suçlamıyor. Kimse bunu yapmıyor. Kur’an’da geçiyor bu. Allah’ın ayeti bu. Aslında bu, Allah’ın bir nimeti. Allah diyor ki, çocuklarını gemilere bindirmeleri benim ayetlerimdendir!

Ne oluyor biliyor musunuz? Her anı anne babanızla geçirmeyi kuralmış gibi gösteriyoruz. Kural değil, nedir? Bilgeliktir. Bilgelik de kuraldan farklıdır. Çünkü bilgelik duruma bağlı değişir. Senin durumun farklı, dolayısıyla yapacağının en iyisi de farklıdır. Başkası farklı bir durumun içindedir, onun yapacağının en iyisi de farklıdır. Anlatabildim mi?

“Tüm zamanımı anne babama ayırmak istiyorum. Ama şu an onların hastane masraflarını ödüyorum. İşimden istifa edip babamın ayaklarına masaj yapmaya gidiyorum.” derseniz, ayaklarına masaj yapabilirsin ama şimdi de doktor gelmez. Çünkü doktor ücretini ödeyemiyorsun. Ayaklara masaj yapma da başarılar… “Hayır, hayır, İslam’ın emrettiği bu.” Hayır, sen temel zeka seviyesinden yoksunsun. Hikmetin en temel seviyesinden bile mahrumsun, anlıyor musun?

Bu bölümde, ilk önce Allah’a kulluk et. Anne babana yapabileceğin en iyi şekilde davran diyor. Sonra;

وَآتِ ذَا الْقُرْبَىٰ حَقَّهُ (İsra, 26)

Yakın akrabaya hakkını ver. Yakın akrabaya hakkını ver. Bazılarınız, “Onlar neyi hak ediyor biliyorum ben,” der gibi. “Bugün bunu uygulayacağım. Bir süredir bunu düşünüyordum.”

وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ

Ve kendi başının çaresine bakamayana da hakkını ver. Yolcuya da hakkını ver. Onlara, hakkı olanı ver. Yani sırf sevmiyorsunuz diye insanlara yardım etmekten, iyilik yapmaktan geri durmayın. Yabancılara yardım etmek çok daha kolay. Kurban etini başka ülkedeki bir yetimhaneye bağışlamak, hiçbir zaman gitmeyeceğiniz bir köyde kuyu açmak daha kolay. Zekatından birazını bile yeğenine ya da uzakta olan kuzenine vermek çok daha zordur. Çünkü onlardan nefret ediyorsun. Bu daha zordur. O yüzden Allah yakın ailenden başlayıp uzaktakileri söylüyor.

Sonra da;

وَلَا تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا

Diyor. Paranı saçıp savurma. Aklına estiği gibi harcayabileceğin paran olduğu hissine kapılma. Paranı sorumlu ve idareli kullan.

إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُوا إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ (İsra, 27)

Sonra diyor ki… Ne cimri ol… Yani şöyle olma: markete gidiyorsunuz ve çocuğunuz “ekmek alalım” diyor. “O kadar ekmeği ne yapacaksın! Sadece bir dilim kaldı. O zaman dörde böl. O kadarı yeter. Zaten kilo vermen gerek.” Bu, bir aşırılık. Diğer aşırılık ise; ne istiyorsan al.

Sonrasında Allah bize şunu öğretiyor:

إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ (İsra, 30)

Nasıl harika bir bilgelik. Allah önce “çok cimri olma” diyor. Sonra, “çok fazla harcama”, diyor. Sonra da, rızık Allah’ın kontrolündedir diyor. Bazen rızkı bol verir bazen kısar. Burada nasıl bir bağlantı var? Eğer cimri olursanız daha fazla paranız olacağını düşünürsünüz. Allah diyor ki, daha fazla paranız olacağını düşünseniz de Allah onu da elinizden alabilir. Rızkınızı artıran siz değilsiniz, Allah’tır. Aynı şekilde durmaksızın para harcayıp “Sorun yok ya, daha da param var” derseniz Allah, istediği zaman malınızı azaltabilir. İstediği zaman da artırır. Yani bunların sizin iradeniz sonucu olduğunu düşünmeyin. Para harcama konusunda ölçülü olun.

Bu arada, para harcama kararları kural mıdır bilgelik mi? Sizce? Anlamaya başladınız. Kurallar ölçülebilir. Bilgelik de durumdan duruma değişen kararlardır. Allah, aslında bize, insanoğlunun bilgeliği kendi durumuna nasıl uygulayacağını çözebileceğini öğretiyor. Bu ayetlerin benim için anlamı; anne-babama, yakın akrabama en iyi şekilde davranmam gerektiği, gelirimi dengeli kullanmam gerektiğidir. Benim için uygulamada nasıl olacağı sizin için olandan tamamen farklıdır. Tamamen farklı. Ayetler aynı ama içinde bulunduğumuz durumlar tamamen farklı. O yüzden uygulanışı da tamamen farklıdır. Yani bu ayetlere dayanarak “bu tam olarak benim yaptığım şey” diyemezsiniz.

Bazıları da şöyle diyor; “Bu ayetler var ya, Elhamdülillah ben bununla amel ediyorum.” Acizane, ben de bu ayetleri bütün aileme anlattım ve yaydım. “Siz de benim yaptığım gibi yapmalısınız. Çünkü ben hikmet olayını çözdüm. Siz geri kalanlar da buna uymalısınız.” Hayır, mesele öyle değil. Bu, kişiye özgüdür.

Allah diyor ki;

وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ (İsra, 35)

Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Neyden bahsediyor? Eskiden insanlar pirinç, muz, hindistancevizi falan satardı. Terazinin bir kefesine ağırlık, diğer kefesine de satılan şeyler konurdu. Bu yüzden, ne için para aldıysanız ya da alıyorsanız onun tam karşılığını verin. Bu ayete bakıp “Ben markette çalışmıyorum. Ben programcıyım, ben muhasebeciyim. Elhamdülillah tartıyla falan uğraşmam gerekmiyor.” Evet gerekiyor, aptal. Bu, belirli bir miktarda işi belirli bir süre içinde tamamlamak için sözleşildiyse, bu konuda yalan söyleme, aldatma, çalma demektir. Aynı şekilde bu da durumdan duruma, siz ve işiniz için ne anlama geldiğini çözmeniz gereken bir şey mi? Evet. Bu arada yapılması doğru olan şeyi çözmeye en ehil kişi kimdir? Cevaplaması zor bir soru… Sizsiniz. Allah, sizi o duruma soktu. Sizi, doğruyu bulabilecek kişi olarak seçti. Araştırmaya, bulmaya ve ardından bu bilgelik prensiplerine uymaya sizi ehil yaptı.

Sonra da; yoksulluk sebebiyle çocuklarınızı öldürmeyin, diyor. Kürtajdan bahsediyor. Aslında bu meselenin özü bir kural. Yani onlara bakamayacağınız endişesiyle çocuklarınızın ölümüne sebep olmayın. Sonra, zina yapmayın diyor. Hatta yaklaşmayın bile. Yaklaşmayın. Burada “zina yapmayın” bir kuraldır. “Zina yapmayın” bir kuraldır. Ama “zinaya yaklaşmayın” nedir? Bilgeliktir. Çünkü yaklaşmak… Birinin zinaya yaklaştığını tam anlamıyla tespit edemeyiz. Biri, gözüne hakim olmayı bırakırsa ya da birazcık konuşursa, sonra birazcık daha konuşursa, sonra beraber bir kahve içseler falan. Adım adım, değil mi? Böyle olduğunda, bir aşamada durup “haramın başladığı yer burası” diyemezsiniz. “Hayır, hayır bunda bir şey yok. Sadece bir mail atıyorum. Altı üstü gülen surat gönderdim. Gülen surat mı haram?” Allah bize burada “yaklaşmayın” diyor.

Son olarak, birkaç tane kaldı, öldürmeyi atlamışım. Masum birini öldürme. Yine kural ve bilgeliği birleştiriyor, değil mi? Aslında kural ve bilgeliğin birbiriyle uyumlu olduğunu, bir araya geldiğini göreceğiz. Sonra yetimin hakkından bahsediyor. Yetimin malını almadığınıza emin olun. Birinin anne-babası öldüğünde arkasında miras bırakır. Çocukları da parayı idare edemeyecek kadar küçük. O yüzden onlar için paralarını idare ediyorsunuz. Ama bu, onun sizin paranız olduğu anlamına gelmez. Aslında o çocuğun parası. Yeterince büyüdüklerinde onlara devredeceksiniz. İş ahlakı ve bilgin olmayan şeyin peşine düşme kısmından sonra son olarak kibir konusu geliyor.

وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا (İsra, 37)

Yeryüzünde kibirle yürüme. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Sonra;

إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الْأَرْضَ

Diyor. Yürüyüşünle yeryüzünü yaracak değilsin. Yeryüzünü yaracak kadar güçlü değilsin. Bu konuda biraz düşünelim. Biri yürürken kibirle yürüyüp yürümediğini söyleyebilir misiniz? Eğer söyleyebiliyorsanız problem var. Birinde kibir olup olmadığını bilemezsiniz. Gerçek manada kim bilebilir? Sadece Allah değil, tabii ki Allah bilir. Kişinin kendisi de bilir. Kendisi. Yüzünde gülücükle, mütevazi şekilde yürürsün ama bu sahte mütevazılıktır. İnsanları ne kadar alçak gönüllü olduğunuz konusunda etkilemeye çalışıyorsunuzdur. Bu da kibrin bir çeşidi değil midir? Bizzat kibrin bir biçimidir. İnsanlara şöyle bakıyorsunuzdur; “Bu insanlar…” Bunu dışınızdan söylemezsiniz. Dışınızdan; “Esselamü aleyküm ve rahmetullah kardeşim nasılsın, maşallah, elhamdülillah” dersiniz ama kafanızda; Bradford’lu… Kafanızda olan bu. Bunu tespit edemezsiniz, ölçemezsiniz. Hatta bu ayet, insanlarla konuşma şekliniz, beden diliniz insanlara bakışınız, insanları değerlendirmeniz hakkında. Yeryüzünde yürümekten kastı da, her nereye giderseniz. Mağazaya gittiğinizde, bazıları restorana gidiyor ama sanki Firavun, sarayına giriyormuş gibi davranıyor. “Pardon, 90 saniyedir burada oturuyorum!! Bir daha asla buraya gelmeyeceğim!” Garson da “gidip iki rekat şükür namazı kılarım” diyor. “Tekrarlar mısın, çok iyi hissettiriyor.”

Neyse, tüm bunları inceleyin. İlk madde bir kanun. Geri kalan ne hakkında?

  • Ebeveyn, yakın akraba, yolcu
  • Para harcama, cimrilik, saçıp savurma
  • Çocuğa zarar vermemek
  • Zinadan uzak durmak
  • Yetimin hakkını gözetmek
  • İş etiği
  • Bilgisizce bir şeyin ardına düşmek
  • Kibirli yürümemek

Tüm bunlar ne ile ilgili? İnsanlarla münasebetleriniz hakkında. İnsanlara nasıl davrandığınız hakkında. Burada namazdan bahsedilmiyor. Oruçtan bahsedilmiyor. İbadetlerden bahsedilmiyor. Teheccüdden bahsedilmiyor. Hiçbirine yer verilmemiş. Tüm bunların sonunda da “bu, Rabbinizin size bilgeliğinden verdikleridir” diyor. Bilgelik budur.

Namaz kılan, İslami giyinen, İslami ilimleri öğrenen, Kur’an’ı ezberleyen, tecvit öğrenen, Arapça öğrenen, sohbetlere giden, sohbet veren, MSA’da (Müslüman Öğrenciler Birliği) gönüllü olan, Ramazan’da iftar yemeği veren, camiye bağış yapan vs. vs. birinin buradaki bilgelik öğretilerinden hiçbirini yapmaması mümkün mü? Ya da birçoğunu yapmaması mümkün mü? Evet olabilir. Bu bölümü mükemmel bir tecvitle okuyabilirler, ironik olan bu. Değil mi? Dinimiz bu, hikmet bu. Hikmet bunlardır. İbrahim (as); “Allah’ım onlara kitabı ve hikmeti öğretecek birini gönder.” demişti. Peki bizdeki durum ne? Birine dışarıdan baktığımızda dindar görünüyorsa “bu dindardır” diyoruz. Bu maddelerin hiçbirine uymasa bile. Dindar sayılması için bunların hiçbirine gerek olmuyor.

İsa (as), Bilgelik ve Kur’an

Şimdi hızlıca İsa’dan (as) bahsedeceğiz. Bu kavramı size kısaca tanıtacağım. İsa, bilgelik ve Kur’an.

Yahudilere Tevrat’ın verildiğini bilmenizi istiyorum. İsrailoğullarına Tevrat verilmişti. Hangi Peygamber aracılığıyla Tevrat verilmişti? Musa (as). Yani Yahudilerin kitap verilen ilk Peygamberi Musa’dır (as). Yahudilerin son Peygamberi de İsa’dır. Özetle şunu bilmenizi istiyorum; Kur’an temel olarak, Musa’ya (as) Kitab verildiğini söylüyor. Musa’ya (as) ne verilmiş? Kitab, kanun. Ve İsa… Aslında Davud ve İsa beraber ama son olarak İsa’ya “hikmet” verilmiştir. Musa’ya (as) Kitab, İsa’ya (as) hikmet verilmiştir. Kitab ve Hikmet arasındaki ilişkiyi anlamamız gerekiyor. Çünkü şimdiye kadar Kitab ayrı bir konu, Hikmet de ayrı bir konuydu. Ama şimdi ikisi arasındaki ilişkiyi anlamamız gerekiyor. İlk olarak, Hristiyan edebiyatında bile İsa’ya (as) indirilen vahiy olan İncil, hikmet olarak geçer. Kur’an da İsa’nın (as) “ben size hikmet ile geldim” dediğini nakleder. Size hikmet ile ve ayrışma yaşadığınız bazı konuları açıklığa kavuşturmak için geldim.

Tamam, şimdi burası gerçekten ilginç; Sam Harris’in kim olduğunu biliyor musunuz? Bunu bana gösterdiğin için teşekkürler Sakıp. Herkesle paylaşmak zorundayım. Sam Harris’i tanıyor musunuz? Ünlü ateist. Tanrıya inanmanın falan ne kadar absürd olduğu konusunda etraflıca konuşmalar yapan popüler bir figür. William Lane Craig ile münazara yaparken bir şey söyledi. Söylediklerini özetleyeceğim. Dedi ki; “Ney biliyor musunuz, tüm bu dinlere ihtiyacınız yok. Ben de 5 dakika içinde yeni bir din icat edebilirim. Hepsinden de iyi olur.” Tamam, 5 dakika. Durun size göstereyim. Sonrasında da diyor ki; tek yapmanız gereken, İncil’deki 10 emri alıp ve suret çizmemeyle alakalı bölümü kaldırmak. Çünkü 10 emirde; suret çizmemelisin, diye bir emir var. Bir bakıma bunu çıkarıyoruz. Kimsenin buna ihtiyacı yok. Bir de Sebt gününü çıkaralım. Buna da gerek yok. Yerine sadece “çocukları gözetin” emrini ekleyelim. Çocukları koruyun. Sadece bunu eklersek daha bilgece bir dinimiz olur. Böyle söylüyor. Ünlü bir ateist söylüyor.

10 emirden neyi çıkarmalıymışız? Sebt günü ve şekil çizme falan. Bunları atın gitsin. Yerine ne koyalım? Çocukları gözetin. Bu, 10 emrin Kur’an versiyonu. Burada sebt günü var mı? Hayır, peki ne eklenmiş biliyor musunuz? Çocukları öldürmeyin ve yetimin malını yemeyin. Nedir bu? Neyin korunmasıdır? Çocukların. Sonrasında, bu daha bilgece bir din olur, diyor. Bu bölümün sonunda da Allah; bunlar Allah’ın hikmetinden, bilgeliğinden vahyettiği şeylerdir. Kur’an’dan bahsettiğini bilmiyor bile. Subhanallah.

Peki. Şimdi kısaca Hristiyan bakış açısını konuşacağız. Uzun uzadıya konuşmaya gerek yok. Temelde bilmeniz gereken; Hristiyanlar dinin kanun kısmının gereksiz olduğuna inanmaya başladı. İnançlarına göre, İsa gelip kendini feda etti. Tanrı, biricik oğlunu kurban etti. Oğlunun kendini feda etmesinin sebebi de, tüm günahlarımızın onun kanıyla temizlenmesiydi. O yüzden İsa’nın kanı ile hepimiz saf hâle geldik. İnandıkları şey bu. İsa’dan önce Allah’ın kanunlarına uymak zorundaydık, diyorlar. Kanun, kitab kime verilmişti? Musa’ya. İsa’dan önce arınmak için kurallara uymak zorundaydık, diyorlar. Arınmak için kanunlara uymak zorundaydık. Ama şimdi İsa geldi, kanı döküldü ve o kan bizi arındırdı. Yani zaten arındığımız için neye gerek yok? Kanuna ihtiyaç yok. Yani Hristiyanlık, kitab ve bilgelik değil, sadece neyden ibaret? Sadece bilgelikten. Anlaşılıyor mu?

Yahudiler de İsa (as) bilgeliği getirince İsa’yı (as) mürted ilan ettiler. Onu gayrimüslim, İslam’ı terkeden biri olarak ilan ettiler. Dine küfreden biri ilan ettiler. Zina ile suçlayıp öldürülmesi gerektiğine hükmettiler. Yani onlar hangi kısmı reddetti? Hikmeti reddettiler. Hristiyanlar Kitabı reddederken Yahudiler de hikmeti reddetti. Anlaşıldı mı? Hristiyanlar o kadar aşırı noktaya geldiler ki İsa’nın kendisi yürüyen hikmettir, dediler. İsa’nın kendisi yürüyen bilgeliktir.

Peki Kur’an ne yapıyor? Kur’an gelip; hayır, İsa’nın kendisi hikmet değildi ama O’na hikmet verildi, diyor. Bu minik düzeltme her şeyi değiştiriyor. Ama Kur’an başka şeyler de yapıyor. Yahudiler, bizim Kitabımız var, dediler. Hristiyanlar, bizde hikmet var, dediler. Kur’an da, Allah İsa’ya Kitabı, hikmeti, tevratı ve İncil’i öğretti, diyor. Yani şimdi Kur’an’a göre İsa’da (as) hem Kitab hem hikmet var. Ama Kur’an’da bile hikmet kısmı üzerinde durulmuş. Şimdi bunun nasıl olduğuna bakalım. Bunu okuyup sonra ara vereceğim.

“İsa, Yahudi hukukunda reformdur, Hıristiyan söyleminde On Emir’e bir dönüş olarak sunulur ve bu da doğal hukuk, patristik yazılar, Kuranî hikmet ile eş tutulur.”

Basitçe, İsa kanuna hikmeti getirdi, diyor. Özetle İsa, kanuna ne getirmiş? Hikmeti. İsa, İsrailoğullarının Musa’nın Kitab’ı konusunda içine düştükleri anlaşmazlığı açıklığa kavuşturmak için hikmet ile geldi.

Mesela Yahudiler bir kural koydu. Sinagog, tapınak, Kudüsteki onların mescidi haramı mahsülünüzün %10’unda hak sahibiydi. Yetiştirdiğiniz tohumların, yetiştirdiğiniz mahsulün %10’u nereye verilmeli? Tapınağa. Böyle bir fetva verdiler. Bu fetvayı verdiklerinde ebeveyninize de, tapınağa da pay vermeniz gerektiğini ileri sürdüler. Tevrat’ta Musa (as) “anne-babanıza iyi davranmalısınız” diyor. Ebeveyninizin hakları önceliklidir, diyor. Bu kısım netti. Ama fetvalarına göre; “hayır hayır, mahsülü tapınağa vermeniz gerekiyorsa eğer tapınağın ihtiyacı varsa anne babanıza vereceğiniz mahsulün bir kısmını almak zorunda kalsanız dahi bunu tapınağa vermenizde bir mahsur yok.” Ama İsa, bunu yapamazsınız, dedi. Allah’ın kitabını geçersiz kılıp kendi fetvanızı veremezsiniz, dedi. Allah’ın vahyettiği ayetlerin, kitabın hükmü yokmuş gibi davranamazsınız.

Mahsülün %10’u tapınağa verilmeli demiştim. Ama İsa (as) zamanındaki Yahudi bilginler -onlara farisi deniyordu, İsrailoğullarının müftüleriydiler- şöyle bir şey öne sürdüler; Hangi mahsülleri tapınağa vermemiz gerekiyor? Tüm mahsüllerden mi? Buğday mı, tahıl mı, pirinç mi? Hangilerini tapınağa vermemiz gerekiyor? Hangilerini vermek zorunda değiliz? İstisnalar oluşturmaya çalışıyorlar, değil mi? İsa (as) da diyor ki, hangi mahsülü verip hangisini vermeyeceğinizi mi tartışıyorsunuz? Bunu yaparken adaleti, merhameti, sadakati göz ardı ediyorsunuz. Bu arada adalet, merhamet ve sadakat derken, kitabdan mı yoksa hikmetten mi bahsediyor? Hikmetten bahsediyor. Kitab konusunda o kadar takıntılısınız ki hikmeti tamamen göz ardı ediyorsunuz, diyor. Sonra da diyor ki; hikmeti görmezden gelmeden, mektuba yani kitaba uymalısınız.

Peki bu bizim için neden önemli? Çünkü olan şu; bazıları “pantolunun beli ne kadar yüksek?” “Sakalın ne kadar uzun? Dur ölçeyim, sakalölçerim var” der gibiler. Ellerinde de lazer işaretleyici var. “Sen arka safa geç.” Sakalın yeterince uzun değil. En ufak detayı bile kontrol ediyorlar. Değil mi? Çok aşırı detaycı olduklarında da etrafındaki insanların, ailesinin siniri bozuluyor. Bu insanların her konuda fetvaları var.

Sonra da diğer bir aşırılık doğuyor. “Bu insanlar var ya, onların sakalları, başörtüleri olabilir, helal et yiyebilirler. Ama ben sadece iyi biri olmak istiyorum.” Kibarım. Kimseye kötü davranmıyorum. Ticaretimde dürüstüm. Aileme bakıyorum. Kırmızı ışıkta geçmem. Hayvanlara bakarım. Bağış yaparım. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Bazı Müslümanlar; tüm mesele kitabdır, diyor. Diğerleri de; siz kitap ehli insanlar aşırısınız, diyor. “Tüm mesele nedir?” Hikmettir. Hikmet her şeydir. Müslümanlar arasında bile kitap ehli ve hikmet ehli diye ayrışma oluyor.

Peki İsa ne yapıyor? Farisilere; sizler kitab konusunda takıntılı olup hikmeti görmezden geliyorsunuz, Kitabı ve hikmeti birlikte dikkate almalısınız, diyor. İbrahim (as) ne demişti? Onlara neyi öğreten bir peygamber?

وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ

İkisi bir arada olmalı. Beraber olmalılar. Ama İsrailiyatta olan şey, Kitab ve hikmetin birbirinden ayrılmasıydı. Size göstermek istediğim şey ise bizde olanın da Kitab ve hikmetin ayrışmasıdır. Bu iki şeyi biz de ayırdık.