Herkese selamun aleyküm ve rahmetullahi teala ve berakatuh.

Şimdi giriş kısmına bakacağız ki… Aslında bu surenin yapısı üzerine yaptığım ve zamanı gelince göstereceğim çalışmada, ben şahsen “Er-Rahman”ı başlı başına bir bölüm olarak görüyorum. Yani bu ifade başlı başına bir konu. Her ne kadar dil bilgisi açısından birazdan okuyacağımız عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ayetinin öznesi olduğunu söyleyebilsek de, neden Er-Rahman’ı ayrı tuttuğumu haftanın sonuna doğru anlayacaksınız. Daha konuşacak çok şey var.

Pekala, şimdi bu surenin ikinci ayetine geliyoruz:

عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ O, Kur’an’ı öğretti, diye çevrilir.

Burada olan, “Er-Rahman” öznedir, cümlenin başlangıcıdır; bu fiil ise cümlenin yüklemidir. Arapçada iki şey yapılabilir, şöyle diyebilirsiniz:

  • عَلَّمَ الرَّحْمَانُ الْقُرْآن
  • عَلَّمَ- الرَّحْمَانُ- الْقُرْآن

Ya da şöyle diyebilirsiniz: الرَّحْمَانُ عَلَّمَ الْقُرْآن

Bunu bu şekilde, Allah’ın söylediği gibi söylediğinizde, bu belli bir tür etki yaratır. Bu etkiyi bir örnekle anlatayım. Diyelim ki çocuklardan biri geldi ve şu şişeyi yere fırlattı, tamam mı?

Biri diyor ki “Ahmet attı.” Ama ben diyorum ki, “Hayır, Kerim’di.”

Diğeri ısrar ediyor: “Hayır, Ahmet, o attı. Ahmet, o fırlattı.”

Ne yapıyor burada? Yanlış kişiyi suçlamadığımdan ve aklımın başka birine gitmediğinden emin olmaya çalışıyor. Sonuçta kesinlikle kimdi? Ahmet.

İşte Allah الرَّحْمَانُ عَلَّمَ الْقُرْآن dediğinde; buna nahiv ilminde الْإِثْبَاتُ عَلَى غَيْرِ الْفَاعِل denir. Bunun temelde anlamı şudur: Aslında öğreten bizzat O’dur, Er-Rahman’dır. Fark etmiyor musunuz? Kur’an’ı O öğretti. Peygamber’e bir insanın öğrettiğini söylemeye nasıl cüret edersiniz? Kur’an’ı öğreten bizzat Er-Rahman’dır.

Kamer Suresi ve Kur’an’ın Öğretilmesi

Ama “Allah Kur’an’ı öğretti” de diyebilirdi. Allah neden “Er-Rahman, Kur’an’ı O öğretti” diyor?

Bu sorunun birkaç cevabı var. Bir tanesi, bundan hemen önceki sureden geliyor. Yani Kamer Suresi’nden. Çünkü tekrar edeyim, Kur’an’da düşünce akışında bir süreklilik vardır.

Önceki surede Allah’ın farklı farklı milletlere mucizeler gösterdiğini öğrendik. O milletler peygamberleri ve mucizelerini reddettiklerinde, sadece ahirette değil, bu hayatta da cezalandırılmayı hak ettiler. Çünkü bu, bu dünyada Allah’a karşı işlenmiş büyük bir suçtur. İstediğin mucize sana gösteriliyor ve sonra reddediyorsun. Bu, dünyadayken cezalandırılacak, sonra ahirette tekrar cezalandırılacak bir suçtur. İki kat ceza.

Allah, kendilerine deliller gösterilen ve o delilleri reddeden birçok milletten bahseder; ister melekler gelmiş olsun, ister Musa’nın (as) dokuz mucizesi olsun vesaire vesaire. Ya da Semud’un dişi devesi. Allah’ın onlara gönderdiği mucizeleri çiğnediler. Cezayı hak eder hâle geldiler. Peki.

Demek ki Allah’ın değişmez bir formülü, bir kuralı var. Ne zaman bir peygamber gönderse ve o peygambere bir mucize verse, hem peygamber hem de mucize reddedilirse, o millete ne olması gerekir? Cezalandırılması gerekir. Helak edilmesi gerekir.

Onlara Muhammed (sav) gönderilmişti. Peygamberimizin mucizesi neydi? Kur’an O’nun mucizesiydi.

Eğer kural işleyecekse, Kur’an’ı on yılı aşkın bir süredir reddettikleri için, ne olması gerekirdi? Helak edilmeleri gerekirdi. Ama Allah’ın o kadar olağanüstü, sıra dışı bir rahmeti var ki, tekzibleri sebebiyle cezayı hak etmelerine rağmen…

تُكَذِّبَانِ ifadesi önemli çünkü önceki surede şunları öğrenmiştik:

  • كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ (Kamer, 9)
  • كَذَّبَتْ عَادٌ ۖ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ (Kamer, 18)
  • كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ (Kamer, 23)
  • كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ (Kamer, 33)
  • وَلَقَدْ جَاءَ آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ (Kamer, 41)
  • كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا (Kamer, 42)

Tekrar tekrar tekrar كَذَّبَ

Şimdi de Kureyşliler, فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Yahu, başkaları yalanladığında (tekzip) yok edildiler. Bunlar neden yok edilmiyor?

Çünkü Allah, رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ‘i, tüm milletler için en büyük sevgi ve şefkat göstergesi olan Peygamberi (sav) gönderdi. Ve O’na rahmetin en büyüğünü, bu mesajı ve mucizeyi birlikte verdi. Kur’an sadece bir mesaj değildir; hem mesaj hem de mucizedir.

Bundan önceki her seferinde, bir mucize yalanlandığında milletler helak edildi. Ama onlar Allah’ın en üst rahmetine muhataplar ama bakın ne kadar inkâr, ne kadar isyan ediyorlar. Yani aslında Allah’ın onları helak etmiyor oluşu, reddetmelerine rağmen bu mesajın muhatapları dışında hiçbir millete gösterilmemiş, Allah’tan gelen sıra dışı bir rahmettir; Mesajı yalanlayan Mekkelilere bile bu rahmet gösteriliyor.

Bu manada Allah, peygamberler tarihinde görülmemiş büyüklükte bir merhamet sergilemiştir. Bu rahmet, Kur’an’dır.

En Yüce Sevgi ve İlgi: Kur’an’ın Öğretilmesi

Başka bir husus daha var. Allah şimdi diyor ki, aklınıza gelebilecek her şey arasında… Ki “Rahman” kelimesinin anlamlarını önceki derste anlattım; baskın, dolup taşan sevgi, şefkat, koşulsuz ilgi… Siz O’nu tanımasanız, kabul etmeseniz bile, O’na isyan edip iradesine karşı gelseniz bile; O size veriyor, veriyor, veriyor ve daha fazlasını veriyor. Size olan sevgisi azalmıyor, aksine artıyor.

Ateist de lezzetli yemekler yiyebiliyor, değil mi? Zengin olup hayatın tadını çıkarabiliyor. Kafir, müşrik, münafık, gerçeği bilip yine de Allah’ı reddeden kişi… Hepsi Allah’ın havasını soluyor. Ciğerleri korunuyor. Rızıkları veriliyor.

Allah’ın sevgi ve ilgisinin tüm tezahürlerini düşünün bir, Allah bize bu surede, tüm bunların içinde o sevgi ve ilginin en büyük tezahürünün, Kur’an’ın öğretilmesi olduğunu öğretiyor. Bizzat Kur’an’ın öğretilmesi aslında Allah’ın en yüce sevgisi ve ilgisidir.

Bu arada خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ ayeti de bundan sonra geliyor. İnsanoğlunu yarattı. Bizim olan her nimet, sadece bize hayat verildiği için mümkün. Eğer Allah beni var etmeyi seçmeseydi, her şeyin başında, bir nimet bahşedilemezdi.

Yani, eğer sırayla gitmek isterseniz üç ifade var. Basitleştirelim:

  1. İnsanı yarattı.
  2. Ona konuşmayı öğretti.
  3. Ve sonra, nihayetinde ona Kur’an’ı öğretti.

Eğer kronolojik sırayı takip etmek isteseydiniz ne derdiniz biliyor musunuz? İnsanı yarattı. Ona konuşmayı öğretti. Ve sonra, nihayetinde ona Kur’an’ı öğretti. Tam tersi sırada olmalıydı. Ama sıra tersine çevrilmiş. Kronolojik olarak en sonda gelen şey, en başta zikrediliyor.

Bu, bu suredeki muazzam bir şeydir. Neden? Çünkü Allah bize aslında bunun, Allah’ın en üst derecedeki rahmeti olduğunu gösteriyor. Aslında yaratılışıma kıyasla, yaratılmış olmama kıyasla bu daha büyük bir rahmettir.

İnsanın Kullanım Kılavuzu: Kur’an

Ama nasıl? Çok soyut kaldı. Bunu kolaylaştırayım. Bir zaman makineniz olduğunu hayal edin. Saçma örnekleri severim. Bir şeyleri daha iyi anlamamıza yardım ederler.

Bir zaman makineniz var. Ve 800 yıl geçmişe gidebiliyorsunuz. Ve birine bir iPhone verdiniz. Öylece verdiniz. Kullanma kılavuzu yok. Muhteşem bir cihaz. Birine araba verdiniz. 800 yıl önce birine bir helikopter verdiniz.

Kullanabilirler mi? Neden hayır? Neden kullanamazlar? Anlamıyorlar ki.

Birine mikro dalga fırın verdiniz. Birine kurutma makinesi verdiniz. Birine bir şey verdiniz işte. Ellerinde bu şeyi kullanacak talimatlar yoksa, o şey onlar için anlamsızdır. Kullanamazlar. Anlıyor musunuz?

Eğer hiç İngilizce bilmeyen birine, hediye olarak bir sözlük verseydiniz. Dili İngilizce olan, bulabileceğiniz en pahalı kitapları hediye olarak verseydiniz, bu onlar için hediye olur mu? Neden olmaz? Çünkü basitçe ne yok? Onu kullanacak talimatlar yok.

İnsanoğlu yaratıldı. İnsan yaratıldı. Ama insanlar, kullanım kılavuzuna uymadıkça sahip oldukları nimetin ne olduğunu bile bilemezler.

Bir tasarımcıda; çamaşır makinesinin, laptopun ve telefonun tasarımcısında, üreticisinde öncelikle ne vardır biliyor musunuz? Kılavuzları vardır. Bu şeyin kullanımı budur. Şunu yapma… Hani ütü için kullanma kılavuzu yaparlar ve suyun altına tutmayın, yüzünüze ya da her nerenize sürüyorsanız sürmeyin derler ya… Önce kullanım kılavuzunu hazırlarsınız, sonra ürünü tasarlarsınız. Üretim süreci böyle değil mi?

İnsan için kullanım kılavuzu nedir? İnsan için nihai kullanım kılavuzu? Kur’an’dır. Kur’an’ın amacı Allah’a fayda sağlamak değildir. İnsanları zarardan korumak ve hem bu dünyada hem de ahirette Allah’ın rahmetine mazhar olmalarını sağlamak için vardır.

Allah önceki kitaplar hakkında şöyle buyurur: لَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا التَّورَاةَ وَالْإِنجِيلَ لَاَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْۜ (Maide, 66).

Eğer Tevrat’ı ve İncil’i, önceki kitapları hakkıyla uygulasalardı, yaşasalardı; üstlerinden ve ayaklarının altından yerlerdi. Bu dünya onlar için cennete dönerdi. Sadece kitaba göre yaşasalardı, Allah hayatı onlar için güzel kılardı. Allah’tan gelen en yüce rahmet, O’nun talimatlarına uymakla gelir.

Er-Rahman ve Cehennem Tasvirleri

Allah الرَّحْمَان diyor ve en üst rahmet götergesi olarak عَلَّمَ الْقُرْآن ı belirtiyor.

Bu bazı felsefi problemler yaratacak çünkü bu surede cehenneme dair oldukça detaylı tasvirler göreceğiz. Biri çıkıp diyebilir ki -bana da daha önce söylendi bu- O nasıl Er-Rahman olur? Cehennemi yarattı. Yani insanlar ne kadar günah işleyecek ki? 50 yıl, 80 yıl… Ve sen onların sonsuza dek yanmasını mı istiyorsun?

Bu kulağa pek merhametli gelmiyor. Sadistçe ve zalimce geliyor. İşkence gibi geliyor. Akla gelen son şey sevgi ve ilgi. Bu, birçok kişinin zihnindeki mantıklı bir soru. Bu perspektiften baktıklarında Allah’ın rahmetini anlamakta zorlanıyorlar.

Aslında bu surenin hedeflerinden biri de bu soruyu cevaplamaktır. Amaçlarından biri budur. O ayetlere geldiğimizde bu serüvene çıkacağız. Çünkü sanki Allah bir ışık yakmış gibi. Hani renkli bir ışığınız olur, mesela kırmızı ışık, her şey kırmızıya döner ya işte Allah’ın yaktığı ışık “Er-Rahman” kelimesidir.

Okuyacağımız her şeyi “Er-Rahman” ışığında okumalıyız. Her şey o renge bürünmüştür. Yani o sorunun cevabını bulmamız gerek.

Öğretmen Olarak Allah, Öğrenci Olarak İnsan

Şimdi عَلَّمَ الْقُرْآن’a geri dönersek. Bu aynı zamanda ne anlama geliyor biliyor musunuz? Eğer Allah’ın en üst düzey sevgisini ve ilgisini tecrübe etmek istiyorsam, ne yapmalıyım?

Sadece Kur’an okumak değil. Hayır, hayır, hayır.

“Kur’an’ı öğretti” dedi, bu benim ne yapmam gerektiği anlamına gelir? Kur’an’ı öğrenmeliyim. Eğer O öğretmen rolünü üstlendiyse, ben de öğrenci rolünü üstlenmeliyim. Bir öğrenci tavrına bürünmeliyim.

Bu öğretmenin beni çokça sevdiğini, tüm o sevgiyi bu öğretiye akıttığını ve ben öğrenci olarak o sevgiyi hissedeceğimi bilmeliyim.

Burada bir de prestij meselesi var. Bazı insanlar var ki pahalı okullara, Princeton, Harvard, Yale gibi pahalı üniversitelere gidiyorlar. Bu okullara gidiyorlar ama hocalarından nefret ediyorlar, değil mi? O kadar pahalı okula gidiyorsun ama hocandan nefret ediyorsun.

Nadiren de olsa, bazen öyle bir hocanız olur ki onlardan kesinlikle ilham alırsınız, yaratıcılıklarına bayılırsınız, öğretme tarzlarını seversiniz, sırf o hocadan ders alma şansına eriştiğiniz için yeni bir yön ve amaç duygusu edinirsiniz, anlıyorsunuz değil mi? Çocukluğumuzdan beri, ne öğrettiklerini hatırlamasak bile, en iyi öğretmenlerimizden bazıları bizi etkilemiş, kişiliğimizi şekillendirmişlerdir. Bu hayatımızın bir parçasıdır, değil mi?

Burada öğretmen rolünü kim üstleniyor? Allah subhanehu ve teala.

Kimin daha fazla prestije… Prestij dünyasında “Ben Oxford’dan mezun oldum, Harvard’a gittim” dersiniz. Bu arada, bir keresinde Oxford’a hafta sonu seminerine gitmiştim. Sonra şakasına gittiğim her yerde “Evet, Oxford’da okudum” dedim. “Oxford’da eğitim aldım (bir hafta sonu sadece).” Parantez içini belirtmiyorum tabii. Harç da ödemedim, sadece misafir öğrenciydim. Her neyse, mesele şu ki, insanlar prestijle ilişkilendirilmeyi seviyorlar.

Bir de prestijin başka bir boyutu var. Biri tecvid çalışıyorsa mesela, şöyle derler, tecvidi Şeyh Al-Afasy’den öğrendim.

“Ne!”

“Şeyh Muhammed Cibril bana icazet verdi.”

“Ne diyorsun!”

Böyle markalaşmış tecvid üstadları vardır. Onlarla mı çalıştın? Ne? Ciddi misin?

Ben kimden öğrendim, kimin dizinin dibinde eğitim aldım biliyor musun? En iyi hadis alimi olur, en iyi tefsir alimi olur. Dünyanın büyük alimleri olabilir ve “Ben şununla çalıştım” diyebilirsiniz. Bu arada insanlar onlarla çalıştıklarında sürekli isimlerini zikrederler, değil mi? İsimlerini kullanmaya bayılırlar.

Şeyh falancaya gittim, tevazu ile dizinin dibinde otururduk. Bu kulağa pek tevazu gibi gelmiyor kardeşim. Hayır, bu tevazu değil. Seni bu konuda bir uyarayım. Neyse…

Ama aslında bu surede kimden öğreniyoruz? Allah’tan. Bundan daha büyük bir prestij olabilir mi? Bundan daha yüksek bir makam olabilir mi? Sadece seni yaratan, seni önemseyen değil aynı zamanda senin öğretmenin olmaya karar verdi. Sadece yaratıcın değil. Sadece koruyucun değil. Öğretmenin olma rolünü de üstlendi.

Öğretmen ne yapar biliyorsunuz, değil mi? Öğretmen öğrenciyi takip eder. Zayıf öğrenciyi dikkate alır ve onun için yavaşlar. Öğretmen tempoyu artırır. Öğretmen potansiyelini fark eder ve sana daha zor bir sınav verir. Öğretmen bunu yapmaz mı? İyi bir öğretmen her öğrencinin potansiyelini en üst düzeye çıkarır. İyi bir öğretmen öğrencinin yeteneklerini fark eder.

Allah… Kim Allah’tan daha iyi bir öğretmen olabilir ki? Ve O fark edecek… Ben Kur’an çalışıyor olacağım ama aslında Kur’an beni inceleyecek. Ben onu okuyorum ama aslında o beni okuyor. Allah, aslında Kur’an aracılığıyla beni analiz ederek bana öğretiyor. Bu Allah’ın sadece اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ayetlerine yerleştirdiği muazzam bir şey.

Aşamalı Öğretim: “Alleme” Kelimesinin Sırrı

Pekala, عَلَّمَ kelimesi tef’il babındandır, fe’ale. Arapçada tef’il, aşamalar halinde gerçekleşen şeylerdir. Yani elbette bu “öğretmek” için iyi bir kelime çünkü öğretmek bir gecede olmaz.

Bilgilendirme hemen olabilir. Birini bilgilendirirsiniz, bitti. Saliseler içinde bilgi aktarımı. Seni bir kısa mesajla bilgilendirebilirim, bitti. Ama kısa mesaj öğretim sayılmaz, ne sayılır? Bilgilendirme. Bu أَعْلَمَ dır. عَلَّمَ değil, أَعْلَمَ Bilgilendirmek. أَخْبَرَ dır. (haber vermek)

Ama عَلَّمَ öğretmek demektir. Peki öğretmenin farkı nedir?

Öğretmek demek; seninle tekrar yaparım, sonra unutursun, sonra tekrar gözden geçiririz, sonra hatalar yaparsın, o zaman bırakmam, senden vazgeçmem, seni kaldırıp tekrar öğretirim. Sende biraz gelişim gördüğümde, biraz daha zor bir ders veririm. Sonra geri dönüp önceki konuları tekrar ederim çünkü ilerlediğinde bazı temel şeyleri unutmaya başlarsın, bu yüzden geri dönüp tekrar ederim.

Kur’an’da bunun bir kısmını fark ediyor musunuz? Allah’ın tekrar tekrar bazı temel meselelere geri döndüğünü? Çünkü kime öğrettiğini biliyor, biz bazı temel şeyleri unutuyoruz. Geri geliyor, tekrar öğretiyor, sonra tekrar öğretiyor.

Hata yaptığımızda da affediyor. Diyor ki, bu şekilde af dilemelisin, benden af dilemen yeterli. Şimdi kalk ayağa. Tekrar kalk. Toparlan. Devam et.

Sonra başlarsınız: Ah, ama diğerleri öne geçti. Ben çok gerideyim. Allah benden memnun olmayacak çünkü yıldız bir öğrenci var.

Hayır, Allah Er-Rahman’dır. Bu yüzden sadece diyor ki: Yola çık yeter, senin hızın başkasının hızıyla aynı değil, öğrendiğin sürece sorun yok.

هَذِهِ سَبِيلِي Bu bir yoldur (Yusuf, 108).

Sen sadece kendi hızında git. Bu Allah’ın rahmetidir. Yani Allah’ın kullandığı kelime عَلَّمَ aslında gösteriyor ki, her birimiz sürekli bir yörüngede olacağız. Başlayıp bitirecek değiliz. Olay bu değil.

Eğer motivasyon kaynağı olabilirsem, size bir şey söyleyeceğim. 23 yıldır Kur’an çalışmaya çalışıyorum. Tam bir özgüvenle söyleyebilirim ki, Kur’an’ı zar zor anlıyorum. Zar zor anlıyorum ve zar zor anladığım gerçeğini de seviyorum. Kur’an’ı öğrenmekten keyif alıyorum. Allah’ın sözünü keşfetmekten keyif alıyorum. Çünkü bir insanın Er-Rahman’ın kelimelerini keşfetmekten daha iyi bir deneyim yaşayabileceğini sanmıyorum. Yani bundan daha büyük bir haz yoktur.

Eğer bu, hayatınızın yarı zamanlı bir parçası bile olsa, en neşeli parçası olur. Birine verebileceğiniz en iyi hediye budur.

Geçenlerde, ismini vereyim Şeyh Suhaib ve ben birkaç ay önce İskoçya’da Zariyat suresine çalışıyorduk. Bir kafede oturmuş bazı ayetleri inceliyor, durmaksızın çalışıyorduk. Tam bagel yerken, dedim ki: “Bu gezegendeki en harika iş bu. Kur’an çalışıyoruz. Allah’ın ne dediği üzerine düşünüyoruz.”

O da dedi ki: “Evet, berbat etme sakın.”

Ben de “Tamam, tamam” dedim. Ama olan bu. اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ budur.

Bilgi Değil, Dönüşüm

Şimdi daha derinlemesine bakalım. Allah Kur’an’ı Peygamber’e (sav) indirdi, değil mi? Tek seferde mi yoksa aşama aşama mı indirdi? Çünkü amaç sadece bilginin aktarılması değildi. Amaç insanları yetiştirmekti. Amaç dönüşümdü.

Bilgi zamanla eğitime dönüşebilir. Bunu tekrar söyleyeceğim. Bilgi sonunda neye dönüşür? Eğitime. 101 kodlu giriş dersinde biraz bilgi alırsın. 201’de daha fazla bilgi alırsın. Sonra 301. Sonra ileri düzey dersler alırsın. Bilgi, bilgi, bilgi. Sonunda, nihayet mezun olduğunda elinde ne olur? Bir eğitim.

Kur’an bilgi değildir. Kur’an sadece bilgi değildir. Öncelikli amacı bilgi bile değildir. Neden biliyor musunuz? Çünkü kendini çok tekrar eder. Eğer birincil amacı bilgi olsaydı, her surede yeni bilgiler verirdi. Amaç bu değil. Neden kendini bu kadar tekrar ediyor? Farklı bir amacı, farklı bir odağı olmalı.

Kur’an’ın derdi dönüşümdür.

Peygamber’in (sav) 23 yıl boyunca Kur’an aracılığıyla sahabelerde gerçekleştirdiği dönüşümün benzetmesi Fetih Suresi’nin sonunda yer alır. Fetih Suresi. Kur’an’ın 48. suresi. Allah, Peygamber’in (sav) Kur’an’la yetişen ashabını ekine benzetir.

Şöyle der, اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِه۪ (Fetih, 29)

Bu, sahabe için yapılan bir benzetmedir. Yerden bir filizin çıktığını görürsünüz. Sonra biraz güçlenir. Sonra sağlamlaşır. Sonra çiftçiden bile daha uzun hale gelir ve çiftçi gururlanır. Ortaya çıkan üründen etkilenir.

Bu benzetmedeki çiftçi kimdir? Peygamber (sav). Sahabe bu dünyada ondan sonra da yaşayacaktır. O (sav) geride bıraktığı üründen memnundur çünkü onları yavaş yavaş, küçük adımlarla yetiştirmiştir.

İşte bu aslında Kur’an’ın öğretilmesidir. Bilgilendirilmek değil, öğretilmek.

Neye takıntılı hâle geldik? “Hey, bana bir ayet söyle de şu adama söyleyip onu düzelteyim.” Çünkü biraz bilgi satmak istiyorsunuz, bu kadar. Bu yetiştirmek midir?

Bitkiyi yetiştirirken sularsınız, yabani otların ayıklarsınız, bitkiyle ilgilenirsiniz. Tıpkı bir annenin bebeğiyle ilgilenmesi gibi bir çiftçi de ekinle ilgilenir. Sonra onu azar azar sulamaya devam eder ve olgunluğa erişmesi zaman alır.

İşte bu عَلَّمَ dir. عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ

Sabır ve zaman gerektiren bir dönüşüm felsefesi öğretiliyor. Bu yüzden Kur’an’ı öğretirken zaman ayırmalı ve sabırlı olmalıyım. Aynı zamanda ne konuda zaman ayırmalı ve sabretmeliyim? Kur’an’ı öğrenme konusunda. Acele etmeye yer yok. “Bitirmem lazım” diye bir acele yok.

Kardeşim, eğer bu kursa katılırsam tüm Kur’an’ı anlar mıyım? Hayır. İstediğin kadar kurs alabilirsin. Yine de tüm Kur’an’ı anlayamazsın. Kendine gel. Bu Allah’ın eseri, Allah’ın sözleri. Anlıyor musun? Bu tavrın tamamen değişmesi gerek.

Diploma Değil, Rahmet Arayışı

Eğitimle ilgili son bir şey daha, madem eğitimden bahsediyoruz, bu önemli bir yorum. Bu dünyada eğitim artık bir prestij meselesi. Buna daha önce değindim ama esasen bir diplomanızın olması bir şey ifade eder. Birinden öğrenmiş olmanız… Yani eğitimin amaçlarından biri size bir yeterlilik belgesi kazandırmasıdır. Sizi bir şeyler bilen biri olarak doğrular. Bunun bir değeri vardır.

Eğer doktor olarak lisansınız yoksa, tıp bilginiz belgelenmemişse, beni ameliyat etmenizi istemem. Yatağa uzanıp bana bıçak dayamanızı istemem. Bu olmaz. “Yeterince YouTube videosu izledim kardeşim, kalp ameliyatı nasıl yapılır biliyorum.” Yapamazsın.

Yani belgelenmesi gereken bilgi vardır. Vahiy bilgisi, Kur’an bilgisi ise özünde belgelerle ilgili değildir. Aslında Allah’ın Rahmetini aramakla ilgilidir. Kur’an’ı öğreniyorsunuz ve ne kadar çok öğrenirseniz, Er-Rahman’ın kim olduğunu o kadar çok keşfediyorsunuz. Allah ile o ilişkiyi geliştiriyorsunuz.

Kimsenin eğitiminizden etkilenmemesi önemli değil. Sizde olmayan belgelerin de bir önemi yok. Siz bir öğrenme yolculuğundasınız. Amacınız orada kendinizi kimseye kanıtlamak değil. Çünkü siz öğretmenlikten ziyade öğrenci durumundasınız. Ben de öğrenciyim çünkü Allah “Muallim” rolünü üstlendi.

Mecaz-ı Akli ve Er-Rahman’a Ulaşan Zincir

Sonra “Mecaz-ı Akli” denen bir şey var ki, bu ayetle ilgili en sevdiğim şeylerden biridir. Hani dersiniz ya… Yakın zamanda Pakistan’daydım ve birileri dedi ki, “Önceki hükümet şurayı inşa etti” veya “İmran Han şu havaalanını inşa etti” dediler mesela.

Ben, onun havaalanını inşa etmediğine oldukça eminim. İnşa etmediğine neredeyse eminim. İnşaat işçileri yaptı. Aslında inşaat işçilerinden sorumlu olan müteahhit ne diyecek biliyor musunuz? “Bu havaalanını ben yaptım” değil mi? Müteahhit tarafından işe alınan adam ne diyecek? “Bu havaalanını ben yaptım.” Bütçeyi onaylayan kişi ne diyecek? “Bu havaalanını ben yaptım.”

Gerçekten inşa eden zavallı adam hariç hepiniz yaptınız havaalanını. O yapmış olsa bile… Sonra bazıları kendine pay çıkarmak ister. Mesela adamın biri ampulleri değiştirmekten sorumludur ve der ki: “Bunu ben yaptım. Bu benim eserim.”

Böyle bir arkadaşım vardı. İşe aldığım elektrikçi bir arkadaştı. Abartmayı çok severdi. Ben de dedim ki, “Kardeş, şu stadyumu görüyor musun?” O da “Evet, evet, ben yaptım onu” dedi. Ben de “Hayır, sen oradaki ampulü değiştirdin kardeşim. Stadyumu sen yapmadın” dedim.

Peki tüm bunları neden anlatıyorum?

Allah Kur’an’ı öğrettiğini söylediğinde… Ben Kur’an’ı Allah’tan öğrenmedim. Bir kısmını bir hocadan, bir kısmını başka bir hocadan öğrendim. Bir hoca biraz tecvid öğretti, bir hoca bazı sureleri ezberlemeyi öğretti, başkası biraz Arapça öğretti, diğeri bana biraz tefsir öğretti… Birçok farklı insandan öğrendim.

Ama o insanlar da kendilerinden öncekilerden öğrendiler. Geri gitmeye devam ederseniz, sonunda sahabeye varırsınız. Onlar kimden öğrendi? Peygamber’den (sav). O kimden öğrendi? Cibril’den (as). Peki o kimden öğrendi? Ahaa…

اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ derken, o zincir… Mesela geçen hafta mescitteki biri şehadet etti, şimdi de Elif Ba öğreniyor. Bu kişi ile başlayan zincir, taaa Resulullah’a (sav), Cebrail’e ve nihayet Allah’a uzanıyor. Aslında Allah o kişinin Kur’an öğrenmesinde kendine pay çıkarıyor. اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ diyor. Anlıyor musunuz?

Aslında bu çok güzel bir şey; ne zaman Kur’an öğrenmeyle meşgul olsak, kusursuzca Er-Rahman’a ulaşan zincirin bir halkası oluyoruz. Bu da bizi düşünmemiz gereken bir başka önemli meseleye getiriyor. Eğer birine birazcık bile olsa Kur’an’dan bir kelime, bir harf, bir sure öğretme şerefine nail olmuşsanız, o zaman siz o zincirin bir halkası oluyorsunuz, değil mi? Er-Rahman ile başlayan ve sonra عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ‘a inen o zincirin bir parçası oluyorsunuz.

Kur’an’a Bakış Merceğimiz: Rahmet

Allah اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ dediğinde Kur’an’daki tüm konular hakkında bir yorum yapıyor. Kur’an’daki bazı konular korkutucu mu? Kur’an’daki bazı konular sert mi? Evet.

Allah, اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ diyerek oldukça ciddi bir beyanda bulunuyor. Ayrıca demiş oluyor ki, Kur’an’da olan her şey, hemen anlasanız da anlamasanız da rahmettir. Söylediği her şey, Allah’ın size olan sevgisi ve ilgisi sebebiyle söylenmiştir. Kur’an’daki hiçbir şey, Allah’ın başka bir sıfatı sebebiyle indirilmemiştir.

Allah Aziz’dir. Züntikam yani intikam alandır. O yücedir. Güçlüdür. Tüm bu isimleri vardır. Ama bu surede Allah aslında o ismi (Rahman) almış ve bu ismi tüm Kur’an’ın öğretilmesiyle ilişkilendirmiştir.

Bu bana ne anlatıyor? Kur’an’daki her şey tek bir kavrama döner. Nedir o? Rahmet. Şimdi Kur’an’ı bunu aklımda tutarak çalışmalıyım. Kur’an’a bakacağım mercek budur.

وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ (İsra, 82).

Kur’an’da indirdiğimiz, müminler için şifa ve rahmetten başka bir şey değildir. Allah’ın bize verdiği aslında budur.

قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ (Yunus, 57).

Rabbinizden size bir öğüt, göğüslerin içinde olana bir şifa, müminler için hidayet ve rahmet (sevgi ve ilgi) gelmiştir. Kur’an ile ilişkimin tanımı artık budur. Tamamen değişti.

Eksik Nesne: Herkese Açık Davet

Son olarak bu ayette; عَلَّمَ الْقُرْآن ikinci mef’ul bihi yoktur. Bu gerçekten çok güzel.

“Öğrettim” dediğinizde fiilin iki nesnesi olur. Bunu basit bir dille anlatayım. Eğer “Sana Arapça öğrettim” dersem. İki soruyu cevaplamış olurum, kime öğrettim ve ne öğrettim. Cevap “sen” ve “Arapça”. Bana sürmeyi öğretti. Bana bisiklet sürmeyi öğretti. Cevap verilen iki şey nedir? Kime öğretti ve ne öğretti.

Aynı şekilde mesela, ben size Rahman Suresi’ni öğretiyorum. Hangi iki sorunun cevabı vardır? Kime öğretiyorum? Size. Ne öğretiyorum? Rahman suresini.

Peki, şimdi bu ayeti dinleyin, عَلَّمَ الْقُرْآن Kur’an’ı öğretti. Kur’an’ı öğretti. Bir şey eksik. Kur’an’ı kime öğretti? Nesne eksik. İkinci mef’ul bihi, mef’ulü bih-i sani eksik.

  • عَلَّمَ النَّاسَ الْقُرْآن
  • عَلَّمَ الرَّسُولَ الْقُرْآن
  • عَلَّمَ الْمُؤْمِنِينَ الْقُرْآن
  • عَلَّمَ الْإِنسَانَ الْقُرْآن

Böyle demiyor. Neden demiyor biliyor musunuz? Çünkü bir şeyin sınırlanması istenmediğinde, Allah o kısmı belirtmez ki o boşluğu herhangi bir şeyle doldurabilesiniz.

Kur’an’ı öğrenmek isteyen herkese öğretti. Öğrenmek istediğinde inkârcıya bile Kur’an’ı öğretti. Peygamber zamanındaki insanlara Kur’an’ı öğretti. O’ndan yüzyıllar sonraki insanlara Kur’an’ı öğretti. Geçmiş nesillere ve gelecek nesillere Kur’an’ı öğretti. Sahabeye Kur’an’ı öğretti.

وَآخَرِينَ مِنْهُمْ لَمَّا يَلْحَقُوا بِهِمْ (Cuma, 3)

Henüz onlara katılmamış diğerlerine de öğretti. Onlara Kur’an’ı öğretti. Bu üniversitenin kapılarını herkese açtı. Bir üniversite ne kadar seçkinse, girişi de o kadar sınırlıdır, değil mi? Ama şimdi en seçkin öğretmen, Er-Rahman, en yüce öğretmen kapılarını sonuna kadar açıyor.

Hatta cinler bile geçip giderken Kur’an’dan bir şeyler öğrenebilirler. Onlar bile geçerken biraz Kur’an duyup etkilenebilirler. Davet işte bu kadar açıktır.

Bunun ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Kimsenin Kur’an öğrenme fikrinden gözü korkmamalı. Allah kapıları sonuna kadar açtı. Siz o kapıları kapatmamalısınız.

Bazı Müslüman ülkelerde ne yazık ki, özellikle Güney Asya’da şöyle bir tavır var: “Aman sakın Kur’an’ı öğrenmeyin, sapıtırsınız.” Bunu kelimenin tam anlamıyla kendi kulaklarımla duydum. “Kur’an’ı kendi başına öğrenirsen sapıtırsın.”

Hmm peki ne yapalım? “Sakın ha, sen alim bile değilsin.”

Benim bu tavra sahip insanlara cevaben sorum şu oluyor: Cinler Peygamber’in (sav) yanından geçiyorlardı ve namazda Kur’an okuduğunu duydular, oldukları yerde durdular ve dediler ki اَنْصِتُو susun, dinleyin, اَنْصِتُو (Ahkaf, 29).

Okumayı bitirdiğinde kendi halklarına döndüler ve dediler ki:

اِنَّا سَمِعْنَا كِتَاباً اُنْزِلَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰى مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ يَهْد۪ٓي اِلَى الْحَقِّ وَاِلٰى طَر۪يقٍ مُسْتَق۪يمٍ (Ahkaf, 30).

Musa’dan çok sonra indirilmiş bir kitap işittik. Hangi kitaba atıfta bulunuyorlar? Tevrat. Böylesini Tevrat’tan beri duymadık. يَهْدِي إِلَى الْحَقِّ İnsanları gerçeğe ve doğru yola iletiyor.

Kur’an hakkında yorum yaptılar. Kur’an’ı duyup üzerine yorum yapmadan önce bir üniversiteden mi mezun oldular? Hayır. Ama yorumları o kadar değerli ki, Allah bunu Kur’an’ın bir parçası yaptı.

Yani Kur’an üzerine düşünmeyin deniliyor, o zaman cinler mi düşünsün? Cinler mi Kur’an’ı tefekkür etsin? Ne kadar saçma bir düşünce olduğunu görüyor musunuz?

Kur’an’da daha bilgili insanlara danışmanız gereken yerler var, Kur’an’ın daha derin tefekkür gerektiren kısımlarını çözmenize yardımcı olacak insanlara gidebilirsiniz elbette. Ama insanları Kur’an’a bakmaktan bile alıkoymak, aslında اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ın inkârıdır. İnsanların Allah’ın rahmetine erişmesini engelliyorsunuz. Ne büyük bir suç! Bundan büyük suç olabilir mi?

Allah kapıları bile kapatmadı, sadece عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ dedi. Eğer Allah bu ayette عَلَّمَ رَسُولَهُ الْقُرْآن yani “Elçisine (sav) Kur’an’ı öğretti” deseydi, o zaman bu görüş doğru olur muydu? Evet. Ama ayet bizi şimdiki gibi etkilemezdi. Tamam, elçisine öğretmiş, ondan bahsediyor, bizimle alâkası yok, derdik. Ama bu ifade elçiyi de kapsıyor, sahabeyi de kapsıyor, hepimizi ve gelecek nesilleri de kapsıyor. Hepimiz عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ’a dahiliz.

خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ

İnsanı yarattığından bahsediyor ama bunu, Kur’an’ı öğretmesinden sonra zikrediyor. Yani aslında Kur’an nimetine kıyasla, hayatın kendisi ikinci plandadır. Hayatımız aslında ikincil bir nimettir; Kur’an’a kıyasla Allah’tan gelen ikincil bir sevgi ve ilgi eylemidir. Neden? Çünkü doğru kullanım kılavuzu olmadan, amaç olmadan hayat anlamsızdır. Amaç, hayatın kendisinden daha önemlidir.