Bu surenin konu düzeni aşağı yukarı böyle. Peki bunların hepsi bir arada nasıl anlam kazanıyor? Her şey birbirine nasıl bağlanıyor? Konuları bu sıraya koymanın amacı ne? İşte bu sureyi çalışırken anlamaya çalışacağımız şeylerden bazıları bunlar. Ama en azından surenin içeriğine kuş bakışı bakmış olduk.

Meselenin özüne girmeden önce birkaç şey daha var. İncelikli ve güzel bir devamlılık. Bu ne demek? Bu sureden hemen önceki sure Kamer suresi. Kamer, ay demek. Ondan hemen önce Necm suresi var. Necm ise yıldız demek. اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ (Kamer, 1). وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ (Necm, 1). Necm suresinde Allah ağaçtan bahsediyor. اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ (Necm, 16). Bürünüp örtülen bir ağaç vardı. İlginç bir konu. Sonra Necm suresi, فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا “Allah’a secde edin” diyerek bitiyor (Necm, 62).

Ne anlatmaya çalışıyorum? Aydan bahsedildi, yıldızdan bahsedildi, ağaçtan bahsedildi. Secdeden bahsedildi. Rahman suresinin başını okuyunca ne görüyoruz? اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ Ay وَالنَّجْمُ Yıldız يَسْجُدَانِ secde ediyor. (Rahman, 5-6). Sanki daha önce, son iki surede bırakılan bu inciler şimdi tekrar toplanıyor. Hemen öncesindeki sureler. Necm suresi secde ile bitti ve şimdi Rahman suresinin başında وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ var, Sübhanallah. Bu sureler arasında öyle güzel, öyle ince bir düşünce ve konu devamlılığı var ki…

Birincil ve İkincil Anlamlar

Şimdi “Er-Rahman“ın anlamlarını öğrenerek başlayacağız. Meselenin nasıl olduğu konusunda önden biraz bilgi vereyim. Arap dili gerçekten büyüleyici; her kelimenin arkasında bir hikâye var. Bu hikâyeleri çalışırken ben “birincil anlamlar” ve “ikincil anlamlar” diye sınıflandırma yapıyorum. Buna alışmalısınız; birincil anlamlar ve ikincil anlamlar.

Bu benzetmeyi başka serilerde de yaptım ama kafanıza iyice kazınsın istiyorum, o yüzden burada tekrar edeceğim. Dört farklı burger hayal edin. Evet, burger dedim, tamam mı? Bir burgerde turşu, domates, soğan var. Diğerinde sadece mayonez ve ketçap var. Öbüründe sadece soğan var. Diğerinde sadece marul var. Hepsi farklı, malzemeler farklı. Hala burgerler mi? Evet. Tatları farklı mı? Hayır mı? Birinin sorunu var galiba, dersten sonra görüşelim. Bir şeyler eksik, tam olarak aynı değil. Birinde soğan eksik, birinde ketçap eksik, birinde turşu eksik. Aynı değiller. Hepsinin kendine has bir tadı var ama özünde hâlâ burger, değil mi?

Bu benzetmeyi neden yaptım? Karnım aç olduğu için değil. Yaptım çünkü Arapçada öfke için beş farklı kelime olabilir. Beş farklı kelime ama her birinde farklı bir malzeme var. Yani Türkçe çeviride “bu öfke demek” deseniz bile, غَضَب öfke demek, غَيْظ da öfke demek, غلظة da öfke demek. Öfke anlamına gelen bir sürü kelime olabilir ama derinine indiğinizde her birinde farklı malzeme olduğunu görürsünüz. İşte bu malzemelere ben “ikincil anlamlar” diyorum. Bunlar ikincil anlamlar.

Aslında bu, Arapçanın en güzel yanlarından biri. Eş anlamlı kelime yoktur. Aynı anlamlı kelime yoktur. Yakın anlamlılar olabilir. Temelde ikisi de burgerdir ama aynı değillerdir. Malzemeler farklı. Kur’an kendi içinde yakın anlamlı kelimeler kullanır. Ve hangi katmanların eklendiğini, o kelimeye gerçek tadını veren malzemelerin ne olduğunu bulmak için derine inmeniz gerekir. İşte çalışmamızda yapacağımız şey de bu. Her surede yaptığım şey; bir kelimede durduğumda, öğrenebileceğimiz ek anlam katmanlarının neler olduğunu tespit etmeye çalışırım. Öyle ki o kelimenin hakkını verebilelim.

“Rahm” Kökü ve Anne Rahmi

O zaman söyleyin bakalım, اَلرَّحْمٰنُۙ ın çevirisinde en çok neleri görüyorsunuz? “Merhametli”, yaygın bir çeviri. “En lütufkâr” sanırım, bu da yaygın bir çeviri. Ben ikisine de şiddetle karşı çıkacağım ve nedenini göstereceğim.

رَّحْمٰنُۙ aslında رحم kökünden türer. Bu aslında anne rahmi için kullanılır. Burada diyor ki; منبت الولد ووعاؤه في البطن. Yani annenin rahmi. Allah’ın bebeğin büyümesi ve beslenmesi için yarattığı o kese, yolk sac. Buna aslında رحم denir. Meşhur bir kudsi hadis vardır, Allah orada رحم ile konuşur ve der ki:

“Seni kendi ismimle isimlendirdim.” (سَمَّيْتُكَ بِاسْمِي)

Şimdi, bu رحم kelimesinin bir anlamı. Bu çok önemli bir anlam, çünkü eğer “merhamet” kelimesi üzerine düşünecekseniz; anne çocuğuna “merhamet” mi ediyor? Pek sayılmaz. Sizi dersten bırakmak üzere olan ama beş puan kanaat notu verip bırakmamaya karar veren öğretmen size ne göstermiştir? Merhamet. Sizi kenara çeken ama ceza yazmamaya karar veren polis memuru ne göstermiştir? Merhamet. Köydeki herkesi infaz etmek üzere olan ama silahsız oldukları için serbest bırakan askerler ne göstermiştir? Merhamet. Başka bir deyişle merhamet “kıyamamak” ile ilişkilidir. Türkçedeki “Merhamet” kıyamamakla ilgilidir.

Ama bir annenin rahminin kıyamamakla alakası yoktur. Anne çocuğu affetmiyor ki. Özetle anne çocuk için iki şey yapıyor, çocuğa sürekli ve koşulsuz olarak bakım veriyor. Aslında fiziksel koşullar annenin aleyhine. Çocuk onu kusturuyor, çocuk onu sürekli hasta ediyor. Çocuk büyüdükçe kelimenin tam anlamıyla onu yiyip bitiriyor ve hamilelik devam ettikçe ona daha fazla acı veriyor. Annenin hayatı kolaylaşmıyor, sadece zorlaşıyor, değil mi?

Hani ilk üç ayda bazı kadınlar sürekli ama sürekli kusuyor. Uyuyamıyor, uyanık kalamıyor, yatamıyor, oturamıyor. Hiç huzur yok. Bebek onları tamamen perişan ediyor. Ama anne bebeğe kızgın mı? Hayır. Hatta her öğürmede ve her kusmada diyorlar ki “İnşallah bebek iyidir.” Sen ölüyorsun! Ve seni öldüren şey için “Umarım iyisindir” diyorsun, değil mi?

Ve sonra bebek büyüyor, büyüyor, büyüyor. Artık yürürken omurgası ağrımaya başlıyor. Sanki kitap dolu bir sırt çantasını önünüze takmışsınız gibi. Bu şekilde birkaç ay dolaşın. Bakın bakalım omurganıza, belinize ne oluyor. Omuzları içe çekiliyor, tüm vücut merkezi değişiyor. Bacakları ağrıyor, kalçaları ağrıyor sürekli acı içinde. Mesanesinin sürekli sıkışmasından bahsetmiyorum bile, her beş saniyede bir tuvalete gitmesi gerekiyor. Bir şey içemiyor, bir şey içtiği her an bir karar meselesi çünkü “tuvalet üst katta”.

Tüm bunların anlamı, anne aslında kelimenin tam anlamıyla özgürlüğünden, konforundan, kendinden vazgeçiyor. İçerideki çocuk da keyfine bakıyor. Kirası ödenmiş, yemek servisi var, yerinden kalkmasına bile gerek yok. Tuvaletini yaptığında bile temizleniyor, her şey hallediliyor. Büyüdükçe de anneye teşekkür etmek için ne yapıyor? Karnın içinden onu tekmelemeye başlıyor. O tekmeliyor, anne “Ah” diyor. İşte çocuk bunu yapar.

Sonra çocuğun artık kira ödemeden yaşamama ve dışarı çıkma vakti geliyor. Dışarı çıkarken de kadını neredeyse öldürüyor, neredeyse canını alıyor. Anne, hayatında hiç kanamadığı kadar kanıyor. Vücudunu yırtarak açıyor, kemikleri yer değiştirmek zorunda kalıyor, bu çocuğun var olması için vücudu parçalanıyor. Bu korkunç deneyim. O kanamaya kim sebep oluyor, o acıya kim sebep oluyor? O küçük varlık, hani şu içindeki parazit gibi olan şey.

Sonra dışarı çıkıyor, anne ne yapıyor? Sarılıyor, ona sarılıyor. Bebeği beslemek istiyor. Hemşire bebeği götürdüğünde “Geri getirir misiniz?” diyor. O benim katilim sayılır. İlk kez beslediğinde, bazıları bunu kanamanın kendisi kadar acı verici olarak tarif eder. Bu kolay bir acı değil ama anne mutlulukla bebeği besler. Bebek dışarı çıkar çıkmaz ağlamaya ve şikayet etmeye başlar ve bakılmak ister. Sadece arada sırada değil, her zaman. Yani ölümden dönmüşsünüz ve şimdi sadece arada sırada değil, tam zamanlı demek bile annenin çocuğa bakmasını açıklamaya yetmez. Uyku kalmaz, sükunet kalmaz, huzur kalmaz.

Çocuk nihayet biraz bağımsız olmayı öğrendiğinde, biraz emekleyebildiğinde bu yeni bir endişedir. Çünkü emekleyerek başlarını belaya sokabilirler, her türlü şeyi ağızlarına atabilirler. Ayağa kalktıklarında ise her masanın her köşesini tutmanız gerekir çünkü bebek oraya gidiyordur. Sürekli bakmanız gerekir; merdivenlere mi gidiyor, ya da biri kapıyı çok hızlı açarsa… Bu çocuk için sürekli ama sürekli bir endişe ve dert içinde olursunuz.

Çocuk size karşılığında ne verir? Hiçbir şey. Çocuk hiçbir şey vermiyor, sadece neşe veriyor. Peki o neşe nereden geliyor? Çocuktan değil. Çocuk o sevgiyi hak edecek hiçbir şey yapmadı aslında. Siz sadece sürekli sevgi ve ilgi akıtıyorsunuz. Bu sizin rahminizden, bir annenin rahminden başladı. Allah’ın en güçlü isimlerinden biri olan Er-Rahman‘ı tarif etmek için seçtiği kelime bu. Bunun nasıl bir sevgi ve ilgi olduğunu… İki kelime söyleyorum: sevgi ve ilgi. Allah her insana sevgi ve ilgi gösteriyor.

Bu iki kelime gerçekten önemli çünkü anne ve rahmindeki çocuk arasında olup biteni özetliyorlar. Neden? Birine sevmeden bakabilir misiniz? Bu mümkün mü? Evet, evet hani huzurevinde hemşire yaşlılara bakıyor, onları sevmiyor ama onlara bakıyor. Yaşlı ebeveynlerinize bakıyor olabilirsiniz ve onlarla kötü bir ilişkiniz vardır, sevgi hissetmiyorsunuzdur ama yine de onlara bakıyorsunuzdur. Evli olabilirsiniz, başka tarafa bakmayın, eşinize bakıyorsunuzdur ama artık hiç sevgi hissetmiyorsunuzdur, bu olabilir. Kardeşler birbirlerine bakabilirler ama artık sevgi hissetmeyebilirler, tükenebilir. Bu olabilir. Sevgi olmadan ilgi olabilir. Her zaman olur, hatta çoğu Pakistanlı ailede de böyledir.

Ya da ilgi olmadan sevgi olabilir. Bu mümkün mü? Evet, birini sevebilirsiniz. Yani, evet, sevebilirsiniz. Mesela bir çocuk annesini sevebilir ama annesine zahmet verdiğini umursamaz. Annenin yorgun olmasını umursamaz. “Annneeeee!!” Yani, umrunda değildir. Biliyorum uzun bir gün geçirdin ve senin için gerçekten endişeleniyorum, diyor mu? Hadi kalk ve beni besle! Sizi seviyor ama aslında teknik olarak sizinle pek ilgilenmiyor (size bakmıyor). Kendini düşünüyor. O çocukça sevgi bencilce bir sevgidir. Öyle yetişkinler var ki ilişkilerinde sevdiklerini iddia ederler ya da belki gerçekten sevgi hissederler ama sevgilerinde sanki zerre kadar “şey” yokmuş gibi görünür. Ne yokmuş? İlgi. Yani bunlar iki ayrı şey. Ama bir annenin rahminde, bu şeylerin her ikisi de zirveye ulaşır. O varlığa sırılsıklam aşıktır ama o varlığın annesinden haberi bile yoktur.

Sen bir hiçsin! Bebeğin annesi olarak bir hiçsin. Onun için var değilsin. Bu bebek için kendini feda ediyorsun ama bebek aslında seni yok hükmünde görüyor. Bu size de insanın Allah ile olan ilişkisini hatırlatıyor mu? Allah her şeyi yapıyor. Her şeyi! Her zaman. Akciğerleriniz, benim akciğerlerim, gözlerim, göz kürelerimdeki sıvı, dilimin ıslak olması, ses tellerimin çalışması, kelimeleri bir araya getirebilmem, nöronlarımın şu an ateşleniyor olması, parmaklarımı hareket ettirebilmem, hiçbiri otomatik gerçekleşmiyor. Bu, telefonunuzu şarja takıp kendi kendine çalışması için bırakmaya benzemez. Ya da bir motorun çalışması gibi. Vücudumdaki her bir hücre işleyebilmek için Allah’ın ilgisine ve sevgisine muhtaç. Her nöron her saniye çalışabilmek için Allah’ın rahmetine muhtaç. Allah benim her zerreme ilgi göstermezse var olamaz. Her zerreme! O Rahmetin ne olduğunu hayal bile edemeyiz.

Bu kelimenin ikincil anlamlarından ikisinden biri budur. Daha Rahman’a gelmedik bile şu an sadece “Rahm”deyiz.

Sızdıran Su Tulumu

“Rahm” in ikinci anlamı رَحِيم السِّقَاء dır. Arkasındaki hikâye şu; eskiden insanların plastik su şişeleri yoktu. Deri keseleri vardı, içine su koydukları deri tulumlar. Deri tulumunuzu yağladığınızdan emin olmalıydınız çünkü kuruduğunda çatlamaya başlar ve çatladığında zayıflardı. Kabı tamamen doldurduğunuzda suyun dışarı sızmaya başladığını fark ederdiniz. Yani eğer bir su tulumu, bir deri kesenin bakımı yapılmamış ise tamamen doldurduğunuzda su sızmaya başlar, işte aslında buna “Rahim” denir. Sızdırmaya başladığında o dolu su tulumuna “Rahim” denir.

Buradan doğan düşünce de şuydu: Biri size o kadar sevgi dolu ki, bu sevgi onlardan taşıyor. İçlerinde tutamıyorlar. Çocuğun rahmin içinde tutunamayıp dışarı çıkması gibi. Suyun da tulumun içinde tutulamayıp dışarı sızması gibi. Aslında mesele sadece Allah’ın sevmesi ve ilgi göstermesi değil, bunun dışarı taşmasıdır. Sadece içeride tutulmaz.

Hani bazen birine karşı sert olmanız gerekir. Seni seviyorum ama seni cezalandırmam lazım. Seni seviyorum ama bunu yapmalıyım, senin iyiliğin için. İçinizdeki o sevgi dışarı yansımıyordur, anlıyor musunuz? Ama Allah (ac) bu kelimede, sevginin aslında dışarı taştığını resmediyor. Bana göre bu kelimenin tek başına bir ayet olması oldukça olağanüstü.

“Fa’lan” Kalıbı ve Üç Özelliği

Şimdi “Er-Rahman“a, asıl kelimeye ve ne ifade ettiğine geliyoruz. Allah’ın birbirine benzeyen iki ismi var. Tabii hepiniz Fatiha’dan aşinasınız; Er-Rahman ve Er-Rahim. Allah الرَّحيمُ عَلَّمَ الْقُرْآنَ demedi. الرَّحْمٰنُ عَلَّمَ الْقُرْآنَ dedi. Peki Er-Rahman’ın farkı nedir?

Er-Rahman, sonundaki “an” ekine “Siga-i Mübalağa”, “Fa’lan” kalıbı denir. Arapçada böyle sesletilen kelimeler vardır. غَضْبَان جَوْعَان عَطْشَان. Benzer şekilde رَّحْمٰنُۙ. Bu kelimelerin benzer bir yazılışı vardır. Fetha ile başlar, sonra sükun gelir ve son kısımda bir “an” vardır. غَضْبَان جَوْعَان عَطْشَان Hepsinde bu vardır.

Arapçada kelimeler benzer şekilde yazıldığında benzer yan anlamları olur. Bu konu size bahsettiğim “malzemeler”in bir parçası. Malzemelerin bazıları kök harflerden gelir, diğerleri ise kelimenin yazılış şeklinden. Kelimenin “Sarf”ı, morfolojisinden. Hadi bununla ilgili bir şeyler öğrenelim. Bu yazım kalıbından çıkan üç şey var:

  1. Aşırı bir şey olmalı: Yani eğer bir şey “an” ile bitiyorsa غَضْبَان sadece kızgın demek değildir. O غَضِبٌ dir. غَضْبَان küplere binmiş demektir. Aşırı öfkeli. عَطِشٌ susamış kimsedir. Ama عَطْشَان aslında susuzluktan kavrulmuş demektir. Aşırı aşırı susamış. Benzer şekilde, جَائِع aç kimsedir. Ama جَوْعَان açlıktan ölmek üzere olandır. Açlıktan kıvranan birini جَوْعَان diye tarif edersiniz. Yani رَّحْمٰنُۙ sadece seven ve ilgi gösteren değildir. Ne demektir? Aşırı derecede, karşı konulmaz bir şekilde seven ve ilgilenen. Sadece sevgi ve ilgi değil. Sevgi ve ilgi zaten “Rahim” de var. Ama Er-Rahman aşırı sevgi ve ihtimamdır. Bu “Fa’lan” kalıbının ilk çıkarımı.
  2. Şu an gerçekleşiyor olması: “Fa’lan”ın ikinci çıkarımı ise aslında şu an gerçekleşiyor olmasıdır. Bu “İsm-i Fail”in mübalağalı halidir. Konuştuğumuz anda oluyor. Yani mesela desem ki “Kerim sabırlı bir adamdır”. Kerim diye birini tanıyorum ve diyorum ki “O sabırlı bir adam.” Ama şu an uyuyor olabilir. Yani şu an tam olarak sabretmiyor, değil mi? Ya da şu an video oyunu oynuyor olabilir. Bu onun şu anda sabırlı olduğu anlamına gelmez. Bu sadece onun sabır niteliğine sahip olduğunu ve zamanı geldiğinde sabır gösterebileceğini ifade eder. Ama bu, her zaman sabır gösterdiği anlamına gelmez. Rahman sadece seven ve ilgilenen demek değildir. Aslında şu an biz konuşurken de o sevgi ve ilgiyi gösterme eyleminde olandır. Şu an da bunu yapıyor. Eğer birinin “güvenilir” olduğunu söylerseniz, bu onların şu an güvenilir davrandığı anlamına mı gelir? Hayır. Peki ya birinin “güvenilir davrandığını” veya “güvenilir hareket ettiğini” söylerseniz? Bu neyi gösterir? Konuştuğumuz anda bunu yapıyorlar. Yani Rahman’ın içinde o “oluş hali” vardır, konuştuğumuz anda gerçekleşiyor demektir. “Ah, Allah’ın Rahmeti ne zaman gelecek?” değil. Allah bana ne zaman ilgi gösterecek? Ne zaman sevgi gösterecek? O Rahmandır, zaten gösteriyor! Şu an gösteriyor. Bu ikinci anlamı.
  3. Geçici bir şey olması: Üçüncü anlamı aslında biraz korkutucu. Hatta bayağı korkutucu. Ama bu surede güzel bir şeye dönüyor. Anlam şu; aslında bunlar geçici bir şey. Bu aşırılıklar geçici bir şeyle ilişkilidir. Neden? Geçicidirler. Mesela غَضْبَان aşırı öfkeli demektir ama sürekli aşırı öfkeli kalamazsınız. Ya da جَوْعَان aşırı susamıştır, sürekli aşırı susamış kalamazsınız. Bir şey olur ve susuzluk giderilir. Su gelir, susuzluğu giderir. Yemek gelir, açlığı giderir. Yani bir şey gelir ve öfkeyi giderir. Aynı şekilde Er-Rahman, Allah’ın aşırı merhametidir. Ama insanların, kendilerini bundan mahrum bırakacak bir şey yapmaları mümkündür.

Er-Rahman’ın içinde korkutucu bir anlam var. Bu, belki de İbn Abbas (ra) gibi sahabelerin Fatiha’yı, اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ayetini tefekkür ederken şöyle demelerini anlamamızı sağlar:

“Er-Rahman bu dünya içindir, Er-Rahim ahiret içindir.”

Neden böyle diyorlar? Çünkü bu dünya geçici, öteki dünya kalıcıdır. Bu kelime, yazım yapısında bile aslında geçici bir şeye işaret eder. Bu hayatta Allah’ın Rahman ismine, öteki hayatta da Rahim ismine mazhar olabilirsiniz. Nasıl? Tek yolu, kendinizi Allah’ın rahmetinden mahrum bırakmamanızdır. Tek yolu budur. Aslında bu, bu surenin ana konularından biridir.

İşte bunlar kelimenin anlamlarıyla ilgili bazı şeylerdi. Bununla ilgili son bir yorum: Allah’ın sevgisi ve ilgisi uç noktada tarif ediliyor, değil mi? Bu, Allah’ın aşırı bir sevgi ve ilgisine ayrılmış bir bölüm. Bu bölümde, O’nun Kur’an’ı öğrettiği, insanı yarattığı ve insana konuşmayı öğrettiği konusu vardır. Üç ifade var. Ama bunun ne şekilde aşırı tezahür ettiğini göreceğiz. Allah’tan gelen bu aşırı Rahmetin nerelerde ortaya çıktığını göreceğiz. Üç yerde ortaya çıkıyor. Bunlar, bu ayetten hemen sonra gelen üç mesele.

Cümledeki Konumu

O yüzden şimdi başka bir şeye bakalım. Er-Rahman’ın cümledeki konumu. Cümlenin öznesi mi? Ben “New Jersey” desem, siz de “Ee, New Jersey’ye ne olmuş?” dersiniz. Aklımdakini söylememi beklersiniz. Çünkü gramatik anlamda öznemi söyledim ama bir yüklem vermedim. New Jersey’de harika bir… Eminim bir şeyi vardır, bulursam haber veririm. Bu arada eskiden burada yaşardım.

Ya da “Er-Rahman…” “Er-Rahman ne?” dersiniz. Belki de yüklem عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ عَلَّمَهُ الْبَيَانَ ‘dır. Yüklem budur. Rahman hakkında bilmemizi istediği şey bunlardır. Bu bir yöntem.

Diğeri ise; bir cümlenin yüklemi mi? Yani öncesinde gizli bir özne var mı? “O, Rahman’dır” gibi. Hani bazen mesela bir maç vardır finali gerçekten izlemek istersiniz, değil mi? “Final başladı” demek yerine sadece “Final!” dersiniz. Ya da sadece “Başladı, başladı, başladı!” dersiniz. “Başladı” ne demek? Final başladı. Yani sadece yüklemi söylüyorsunuz, özneyi söylemiyorsunuz ama insanlar anlıyor. Yani bazı alimler buna gizli bir öznenin yüklemi olabilir şeklinde bakıyor. Çok ikna edici bir açıklama değil ama yine de tefsirlerde var.

Ya da çok ilginç bir şekilde; bu tek başına bir beyan mı? Yani bu tek kelime bir yükleme bile ihtiyaç duymayan başlı başına bir ifade mi? Kendi başına koca bir tez. Bu kelimenin kendisi bir rehberlik. Başka hiçbir şey söylemeseniz ve sadece “Er-Rahman” deseniz bile, bir düşünce evreninde kaybolursunuz. Hani “Bu ifade üzerine düşünmek istiyorum” dersiniz ya, Bu mesele üzerine düşünmek istiyorum. Bu paragraf üzerine düşünmek istiyorum. Bu kitap üzerine düşünmek istiyorum. Burada Allah sadece neyi düşünün diyor? Bu kelimeyi. Sadece bu kelimenin içinde kaybolun. Ve ayeti orada bitiriyor. Er-Rahman.

İbn Aşur der ki… Bunlar Er-Rahman’ın surenin açılış ayeti olarak konumuyla ilgili ek düşünceler sadece.

ويجوز أن يكون واقعا موقع الكلمة التي يراد لفظها للتنبيه على غلط المشركين إذ أنكروا هذا الاسم

Yani Kur’an’da, başka bir yerde, Furkan suresi’nde Allah’a inanmayan insanlardan bahsedilir. İnkârcılar der ki, مَرَّحْمَن Er-Rahman neyin nesidir? Neden “Er-Rahman” deyip duruyorsun? Yani “Er-Rahman” ismine karşı küçümseyici davranıyorlardı. Alay edermiş gibi sormuşlardı ve Allah onların bu alayını kullandı ve dedi ki: Er-Rahman’ın kim olduğunu mu bilmek istiyorsunuz? Er-Rahman’ın kim olduğunu anlatmak için koca bir sure indireceğim. Surenin konusu ve surenin ilk ayeti “Er-Rahman”. Sanki surede öğreneceğiniz her şey neyin açıklaması olacak? “Er-Rahman”’ın. Olacak olan bu.

وافتتح باسم الرحمن فكان فيه تشويق جميع السامعين إلى الخبر

Müşrikler bunu duyduğunda, bu kelimeden rahatsız oldular.

الذي يخبر به عنه إذ كان المشركون لا يَعْلِفُون هذا الاسم

Müşrikler bu kelimeyi duymaktan hoşlanmadılar.

قَالُوا الرَّحْمَٰن Dediler ki; “Rahman da ne?”

فهم إذا سمعوا هذه الفاتحة تَرَكَّبُوا ما سيَرِدُّ من الخبر عنه

Yani bu ismi duyduklarında, gelecek olan şeyden endişelendiler. Rahman’ı sevmiyoruz o yüzden eminim duymaktan hoşlanmayacağımız şeyler söyleyecek. Müşrikler bunu bekliyordu.

والمؤمنون إذا تَرَكَّبُوا اسمهم هذا الاسم استشرفوا لما سيَرِدُّ من الخبر المناسب لوصفه هذا مما هم متشوقون إليه من آثار رحمته

Müminler ise “Er-Rahman”ı duyduğunda… Müşrikler Er-Rahman’ı duyduğunda gelecek olandan tedirgin oluyorlar. Ki olmalılar da çünkü kötü şeyler geliyor. Ama müminler Er-Rahman’ı duyunca ne oluyor? Tam tersi oluyor. Diyorlar ki: Ah, Allah sureye bununla mı başladı? Allah Er-Rahman ile mi başladı? Vay be, bunun ne olduğunu bilmem lazım. Başka neler söylediğini bilmem lazım. Çünkü bir müminin duyabileceği en hoş kelimeyi kullanıyor. Bizim umutsuzca muhtaç olduğumuz Allah’ın tek ismi bu değil mi?

Müşriklerin iki eleştirisi vardı. Rahman suresinin açılışında her ikisine de cevap verildi. Biri size söylediğim “Er-Rahman da nedir?” sorusuydu ve Allah bu soruyu cevaplıyor. Diğeri ise şuydu: إِنَّمَا يُبَلِّغُهُمُ البَشَر Bu Kur’an’ı ona bir adam öğretiyor (Nahl, 103). Gidip bir yerde saklanıyor ve biri ona bu sureleri falan öğretiyor. Öğreten Allah değil. Allah da diyor ki, aslında Kur’an’ı öğreten Er-Rahman’dır. اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ. Yani Allah “Kur’an’ı öğreten Allah’tan başkasıdır” argümanına cevap veriyor. عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ayetine gelince bunu derinlemesine inceleyeceğiz.

Yani Allah akıllarda bir soru doğuruyor ve surenin geri kalanında bunu cevaplıyor. Er-Rahman aslında bir soru doğuruyor. Tıpkı “New Jersey” dediğimde “Ne? New Jersey’nin nesi?” dediğiniz gibi, değil mi? Tedirgin oluyorsunuz. Yani “Er-Rahman”ı duyduğunuzda: Iıııı Er-Rahman’a ne olmuş? Sure boyunca da buna cevap verilecek.

İslam Öncesi Kullanımı

Er-Rahman’ın Arap öncesi kullanımı. Ebrehe’yi hatırlıyor musunuz? Ebrehe kimdi? Güney Arabistan, Yemen’dendi, değil mi? Kendi dilleri vardı. Aslında son çalışmalarla Ebrehe’nin yazıtlarında gerçekten “Rahman” kelimesinin geçtiği bulundu. Güney Arabistan lehçelerinde, Arapça öncesinde… Aramice’de, sondaki “an” aslında baştaki “El” takısına denk geliyordu. Yani biz “Er-Rahman” diyoruz, onlar “Rahmanan” derlerdi. Yani onlar için belirlilik takısı sonda eklenen “an” idi. Bu kelime bu yazıtlarda Rahmanan’ın güç, yardım ve desteği şeklinde bulundu.

Yani “Er-Rahman da kimmiş?” dediklerinde aslında Hristiyanlar Er-Rahman’ı biliyordu. Yahudiler de “Rahom”, “Rahman” ve “Rahmanan” olarak biliyordu. Bu Tevrat’ta da vardır. İlk varmak istediğim nokta şu; İncil’de bu kelime geçiyor. İncil’de değil, Yahudi literatüründe “Rahmanan” ve benzer şekilde en merhametli, seven, ilgilenen vesaire anlamları olan “Rahom” var. Bunlar bu kelimelerin anlamları.

Bu İbn Manzur’un “Lisanü’l-Arab”ından alınma ki bu bir çeşit Arapça sözlüktür.

وحكى الأزهري عن أبي العباس في قوله الرحمن الرحيم جمع بينهما لأن رحمن عبراني

Aslında Er-Rahman’ın İbranice kökenli olduğuna inanıyordu. Görüşlerden biri Er-Rahman’ın İbranice olduğu, Er-Rahim’in ise bunun Arapça versiyonu olduğudur. Yani bazılarına göre Er-Rahman “rahmanan” kelimesinden alınarak Arapçaya girdi. Sonra bir şiirden biraz alıntılıyor, şiire girmemize gerek yok. Ama son dizelerde سلبهم رحمان قربان var. Bu İslam öncesi dönem, “Rahman” kullanılıyordu.

Sorunun cevabı bu. Hani “Er-Rahman da ne? Böyle bir şeyi hiç duymadık” demişlerdi ya. Hayır, duydunuz. Neden Firavun gibi davranmak zorundasınız ki? Çünkü Firavun’un böyle bir sorunu vardı. Bir şeyi bilirdi ama bilmiyormuş gibi davranırdı. Biliyorsunuz, firavunlar Yusuf’un kuraklığa karşı hayatta kalmalarına yardım etmesi sayesinde firavun oldular. Bu şekilde süper güç oldular. Yani kimi biliyorlardı? Yusuf’u. Yusuf’a Mısır’ın kurtarıcısı olarak saygı duyuyorlardı. Musa geldiğinde Firavun ne dedi biliyor musunuz? Biz bunu daha önce hiç duymadık. Hiç böyle bir mesaj duymadık.

Sonra Mısır’da imanlı biri tarafından yalanlandı. وَلَقَدْ جَٓاءَكُمْ يُوسُفُ مِنْ قَبْلُ dedi. Hatırlayın, Yusuf size gelmişti. Yusuf size daha önce gelmişti. Yani Müşriklerin böyle bir huyu var. Kâfirlerin, bir şeyi bildikleri halde bilmiyormuş gibi davranma huyu var. Yani ما الرحمن؟ Biz Er-Rahman’ı bilmiyoruz dediklerinde aslında biliyorlardı, bu zaten biliniyordu. Bu Güney Arabistan Yahudi yazıtları, okuyamadığımız şu altı çizili kelime aslında “Rahmanan” diye okunuyor. Yani bu sadece ufak bir örnek.

Bununla ilgili son bir yorum. Yahudi Saba yazıtlarının okunmasından anlaşılıyor ki “Rahmanan”; Yahudilerin Rabbi, Semanın Efendisi olarak adlandırılıyor. İlginç, Semanın Efendisi. Yani göklerin. رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِۚ (Rahman, 17). İlginç. Övgüye layık olan, ذُوالْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِۚ (Rahman, 27). Bunlar surede geçecek olan ifadeler.