Yani geleceğe imada bulunuyor. Tesbihin gelecek zaman kipinde kullanıldığı surelerde bir incelik var. Öyle ki, bu surelerde gelecekle bağlantılı olacak bir şeyler yer alacak demektir. Çünkü tesbih de gelecek zamanda bahsedilmiş. Bu sebeple Cuma Suresi’ni çalışırken buna da dikkat edeceğiz. Çünkü tesbih geleceğe imada bulunuyor. Biz de bunun nasıl tezahür ettiğini göreceğiz.
Hadi şimdi “her şey nasıl tesbih ediyor” konusunda biraz daha konuşalım. Size temel bir bakış verdim. Müfessirler hakika ve lisan-ı halden bahsederler. Bu ne anlama geliyor? Ateistlerin tesbih ettiğini nasıl söyleyebilirsin? Müşriklerin tesbih ettiğini nasıl söyleyebilirsin? Tesbih etmiyorlar! Şeytanların tesbih ettiğini nasıl söyleyebilirsin? Onlar tesbih etmiyorlar! Kur’an zıttı bir durum olduğu halde nasıl “Göklerde ve yerde ne varsa tesbih ediyor ve tesbih etmeye devam edecek” diyebilir? İnananlar hep azınlık, inanmayanlar ise çoğunluk olmuştur. Onlar ise anti-tesbih yapıyorlar! O zaman bu ne anlama geliyor?
Allah, burada lisan-ı hale atıf yapıyor. Lisan-ı hal, bir şeyin ne şekilde olduğudur. O halde size bunu en basit şekilde açıklayayım. Güzel bir resim görseniz, bu ressamın yaratıcılığını dile getirmez ya da bildirmez mi? Değil mi? Bir mühendislik harikası görseniz, bu onu yapan şirket hakkında bir beyan değil midir? O halde işiniz, sizin adınıza konuşur. Bunu anlıyorsunuz değil mi? İşiniz sizin adınıza konuşur. Muhteşem bir bina, mimar adına konuşur; değil mi? Muhteşem bir demiryolu sistemi veya otoyol sistemi, bunları bir araya getiren hükümet ya da mühendisler hakkında bir şeyler söyler. Değil mi? Eğer lezzetli bir yemek yaparsanız, bu sizin mutfaktaki yeteneğiniz hakkında bir şey söyler. Allah’ın yarattığı her şey, onun kusursuzluğu hakkında bir şeyler söyler. Bu benzetimi anlıyorsunuz değil mi? “Adına konuşma”ya lisan-ı hal denir.
Ama sonra çok daha zor bir soru geliyor. Eğer yaratılanlar kusurluysa… Bu arada ben kusursuz muyum? Hayır. Siz kusursuz musunuz? Hayır. Dünyadaki herhangi bir şey aslında kusursuz mu? Hayır. Tek kusursuz olan kim? Allah.
O halde şimdi sorun, felsefi sorun geliyor. Sorun şu, eğer ben güzel bir resim görürsem, ressamın yaratıcı olduğunu söylerim. Peki kusurlu bir şey görüp de onun yaratıcısının kusursuz olduğunu nasıl söylerim? Onun kusursuz olduğunu nasıl söylerim? Çünkü biz; her şey Allah’ın ne kadar kusursuz olduğunu bildirir, diyoruz. Ama her şeyin kendisi kusursuz değil. O halde bu nasıl onların yaratıcısının kusursuz olduğuna delil olur?
Bu, bu arada çok yaygın bir ateist argümanıdır. “Hm, senin Tanrın çok kusursuz öyle mi? Peki hamam böceklerine ne diyeceksin? Peki cildindeki döküntüye ne diyeceksin? Peki kuzenime ne diyeceksin? Tanrı çok kusursuz.”
Mesele şu ki, ben yaşamak, gelişmek ve sonra da ölmek için yaratıldım. Bir yaşam döngüm olsun diye yaratıldım. Ve esasen değişim, doğası gereği kusurluluk anlamına gelir. Değişime ihtiyacı olmayan tek şey, halihazırda kusursuz olan şeydir. Eğer onda değişiklik yapmanız gerekiyorsa, o şey halihazırda ne değil demektir? Kusursuz değil demektir.
Allah bu evreni, bu evrendeki her şeyi öyle tasarlamış ki… Bu evrende daimi olan bir şey var, o şey ne? Değişim. Hareket değişimdir, öyle değil mi? Atom altı parçacıklar her atomun içinde hareket ediyor. Bu da pozisyonlarının ne olduğunu gösteriyor? Değişiyor olduğunu. Hareket değişimdir, enerji değişimdir. Bilim, değişimin tetkikinden ibarettir. Tüm bilimler değişimin tetkikidir. Tarih, değişimin tetkikidir. Aslına bakarsanız ne tetkik ediyor isek değişimdir. Hayatın kendisi, hayatın özelliği değişimdir. Bir hücre dahi değişir. Değil mi?
Allah şeyleri değişmesi için tasarlamış. Ama bir amaç uğruna değişmek için. Değişimin kendisi kusurludur. Ama amaç kusursuzdur. Olay şeylerin kusursuz olması değil, olay şeylerin kusursuz bir sebep için yaratılmış olması. Şu günde doğmak için kusursuz bir şekilde yaratıldım. Şu anneden, şu ailede, şu şartlarda, şu yıllar boyunca, şu insanlarla tanışmak için. Tüm bu şeyler için olan plan nedir? Kusursuzdur. Aslında tesbih budur. Her şey, bir plana göre yapılmakta. Aslında kusursuz olan, Allah’ın her şey için olan planı. Ve bu, Allah’ın tesbihidir. Göklerde ne varsa hepsinin yaptığı tesbih ve yerde ne varsa hepsinin yaptığı tesbih.
وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ
(Veş-şems tecrî limüstekarr)
Güneş, kesin bir takvime ve hesaba göre hareket eder.
(Yasin, 38)
Güneş, kesin bir takvime ve hesaba göre hareket eder. Allah neden bize bu benzetmeyi veriyor? Eğer güneş bu denli hassas ise, o zaman Allah’ın yaptığı her şey aşırı derecede nedir? Hassas. Ama bazı şeylerdeki hassasiyeti görmeniz kolayken, bazı şeylerde ise hassasiyeti göremiyorsunuz ve ona kaos diyorsunuz. İnsanoğlu bir ölçü ve düzeni anlayamadığında ona kaos der. Ve evren kaos içinde derler. Pekala ama Allah hayır, düzen içinde der. Yalnızca algoritmayı anlamış değilsin. Senin için biraz fazla mı gelişmiş? O halde ona kaos diyorsun. Ama aslında senden çok daha büyük bir şey. O, gaybın içinde.
Güzellik Arayışı ve İnsanın Tesbihi
Ve bir de güzellik argümanının kusursuzluğu var. Hadid Suresi’nde ondan bahsetmiştim, o yüzden şimdi burada o konu üzerinde çok durmak istemiyorum. Çünkü daha çok şey var, ama size özet olarak anlatacağım.
İnsanlar; sincaplar, kediler, develer vesaire gibi yaratılmamışlardır. Biz yalnızca bir tür olarak hayatta kalmıyoruz. Bu dini bir konuşma bile değil. Bu sağduyu. Dünyanın her yerinde, hangi dinden olursa olsun. İnsanlar, hayatta kalmaktan fazlasının peşinde koşar, doğru, değil mi? Yani, insanlar hep daha fazla güzel müzik dinlemek istiyorlar. Veya hep daha fazla güzel kıyafet tasarlamak istiyorlar. Veya hep daha fazla lezzetli yemek tatmak istiyorlar. Veya hep daha fazla güzel ev tasarlamak istiyorlar. Bu şeylerin ortak paydası ne? Her bir duyumuza yönelik olarak, biz hep daha fazla güzelliğin peşine düşmek istiyoruz. Öyle değil mi?
Hatta soyut güzellikler. Fiziksel güzellik olmasa da; çarpıcı şiirler veya muhteşem hikayeler dinlemek istiyorsunuz ki bunlar soyut güzellikler. Yalnızca zihninizdeler. Ama dinlemek istiyorsunuz. Deneyimlemek istiyorsunuz. İnsanlar güzelliğin peşinde koşarlar. Develer güzelliğin peşinde koşar mı? Sincaplar, hamam böcekleri, karıncalar, balıklar güzelliğin peşinde koşarlar mı? Hayır. İnsanlar yaptıkları her şeyde güzelliğin peşindedirler.
Sonra, devamlı şu kusursuzluk denilen şeyin peşinde koşarız. Eğer bir video oyunu oynuyorsanız, hani hakiki bir oyuncuysanız, tüm madalyaları kazanmanız, oyunun %100’ünü bitirmeniz, her şeyi yapıp… Her güncellemeyi yapıp, her… Çünkü kusursuzluğa ulaşmak için o doymak bilmez arzuya sahipsinizdir. En güzele erişmek için.
Sizce bu hep daha fazlasını elde etmeye susuzluk nereden geliyor? Veya bir atletin kendi rekorunu kırmaya olan susuzluğu? Zorlamaya devam et. Zorlamaya devam et. Zorlamaya devam et. Çünkü biz aslen, kusursuz ve en güzel olan Allah’ın yakınındaydık. Ve Allah bizim içimize, o yakınlıktan ötürü, hep daha fazla ve daha fazla güzele olan arzuyu koydu. Yani bizim tesbihimiz aslında diğer her şeyin tesbihinden farklı. Allah bizim tesbihimizi daha da güzel yapmış. Yalnızca kusursuzluğun veya amacın tesbihi değil, güzellik arayışının tesbihi. Bunu biz insanlar yaparız. Tüm yaratıklardan ziyade veya tüm yaratıkların aksine.
Ve elbette… Henüz sürprizi bozmayacağım ama, tesbih, bu surede özel bir amaç yüklenecek. Bunu sureyi keşfettikçe öğreneceğiz inşallah.
Göklerin ve Yerin Tesbihi
Bu ayete gelirsek, Allah önce göklerin tesbihinden bahsediyor. Göklerde ne varsa tesbih eder ve yerde ne varsa tesbih eder. Neden önce göklerden bahsedilmiş? Önce onlar ortaya çıktı. Kronolojik açıdan anlamlı. Onlar bizden çok daha iyi tesbih ediyorlar. Çünkü melekler, göklerde dolaşıyor, bizden çok daha iyi tesbih ediyorlar. Ve gökler, yerden daha fazla, nicelik olarak çok daha fazla. Yani daha büyük olan tesbih göklerin; sonrasında yere geliyoruz.
ma (مَا) sözcüğü de ayrıca havalı. Ben bunu devamlı “Göklerde ne varsa, yerde ne varsa” diye çeviriyorum. “Ne varsa” sözcüğü ibham yaratır. İbham, belirsizlik anlamına gelir. Kesin ve belirli değil. Kesin ve belirli değil. Yani tesbihin oluş şekli belirli değildir ve kim tarafından yapıldığı belirtilmemiştir. Ve bilmezsin, bugün Allah’a isyan eden biri, ertesi gün Allah’ı tesbih ediyor olabilir. Bilmezsin. İslam’dan önce bildiğimiz Ömer bin Hattab ile, İslam’dan sonra bildiğimiz Ömer bin Hattab arasında beş dakika vardı. Önce, tesbihsizlik; sonra bir tesbih insanı. Değil mi?
تَقْدِيمُ الْجَارِّ وَالْمَجْرُورِ عَلَى الْفِعْل (Takdîmül-cârr vel-mecrûr alâl-fi’l)
Ki aslen şu anlama gelir: Yalnızca Allah’adır her şeyin tesbihi. Başka hiçbir şey bunu hak etmez. Başka hiçbir şey bu kadar kusursuz değil.
Allah’ın İsimlerinin Tesbihi
Şimdiye dek tesbih hakkında ne öğrendiniz? İmge. Kafanızda kalmasını istediğim imge. Yüzücü. Ne olmayan yüzücü? Batmayan. İmge bu, değil mi? Allah diyor ki,
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
(Fe sebbih bismi rabbikel azîm)
(Vakıa, 96)
Yani Allah diyor ki, Allah’ın adıyla tesbih et. Sizin bu kavramı basit bir formülle anlamanızı istiyorum. Yakında göreceğiz. Allah’ın isimlerinden biri el-Melik. El-Melik ne anlama geliyor? “Kral”. Eğer herhangi biriyle konuşur ve “kral” derseniz, doğrudan Allah mı aklına gelir, yoksa başkası mı? Başkası. Arabistan’ın Arapları kral sözcüğünü duyunca, ilk olarak Allah’ı mı düşünürler yoksa başkasını mı? Başkasını.
“Kutsal” el-Kuddûs, “Kutsal”. Kutsal insanlar vardı. Kutsal azizler vardı. Kutsal rahipler vardı. Kutsal kurumlar vardı. El-Kuddûs’ü duyduğunuzda, birinin aklına gelen ilk şey Allah mı yoksa başkası mı? Başkası.
el-Aziz, “Otorite” dediğinizde, aynı zamanda bakan, vali anlamına da gelebilir. Allah mı başkası mı? Başkası.
el-Hakim, “Bilge”. “Bilge olan” dediğinizde, dünyadaki ortalama bir insan… Siz “Bilge Olan’ı duydum” dediğinizde, “Bilge Olan’la tanıştım” dediğinizde, Allah’ı mı düşünüyorlar? “Yaşlı bir adam olmalı!”. “Yazar olmalı!”. Anlıyor musunuz? Bu sözcükler ile, zihin doğrudan Allah’tan başkasına gidiyor. Anlıyorsunuz değil mi?
Allah sözcükleri öyle seçiyor ki, ve Allah dili hepimizden daha iyi biliyor; O, dilin Yaratıcısı. Allah, zihinleri Allah’tan başkasına götüren sözcükleri seçiyor. Ve formülün bir kısmı da bu. Artık Kral üzerine düşünmek zorundayım. Kral’ın ardında ne vardır? Krallık. Krallık kavramı. Kutsal’ın ardında ne vardır? Kutsallık ve saflık. Otorite’nin ardında ne vardır? Otoritenin içindeki güç kavramı vardır. Bilge’nin ardında ne vardır? Bilgelik kavramı. Bu kavramlar ve insanların bu kavramları nasıl sergilediği üzerine düşünmeliyim. Ve sonra her bir kavramdan, insanların taşıdığı tüm kusurlulukları kaldırmalıyım. Ve bir kere hepsini kaldırdığımda, isim tesbih içerecek. Artık Allah için hazır.
Anlıyor musunuz? Yani aslında sözcükler, duyduğumuz halleriyle kusurlu. Kusurlular. Biz ise onları temizleme çalışması yapmalıyız. Onları temizleme çalışmasına ne denir? Tesbih. İşte çalışma bu. Yani Allah şöyle dediğinde:
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
(Yüsebbih lillâh mâ fîs-semâvât ve mâ fîl-ard el-melik el-kuddûs el-azîz el-hakîm)
(Cuma, 1)
Biz bu isimlerin her birini tesbih etmeye çalışacağız. Çünkü bizden talep edilen bu. Anlıyor musunuz? İşte tesbih böyle olur. Gerçekten çok güzel bir çalışma. Zihinsel bir çalışma, hatta manevi bir çalışma. Ve biz de onunla meşgul olacağız. Böylece bu açılış ayetine dair gerçekten muhteşem bir şeyi layığıyla anlayabiliriz.