رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ (Taha, 25-28)

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ وَالصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ عَلَى رَسُولِ اللّٰهِ وَعَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ أَجْمَعِينَ

Herkese selamun aleyküm ve rahmetullahi teala ve berakatuh.

Rahman suresinden bazı dersleri paylaşacağım için hem derin bir endişe hem de büyük bir sevinç içerisindeyim. Aslında ekibimle bu sureyi çalıştıkça, içindeki o muazzam derinliği ve güzelliği daha iyi kavrıyorum. Allah’a dua ediyorum ki, bu dersleri size aktarmayı benim için kolaylaştırsın ve Allah’ın bu surede bize verdiği bu olağanüstü hediyenin hakkını, zerre kadar da olsa verebileyim.

Bu ilk derste yapacağım şey, bazı giriş niteliğinde yorumlar yapmak. Böylece surenin içeriğini daha iyi kavrayabilmemiz için bir zemin oluşturacağım. Bu surenin konularını sınıflandırmanın farklı yolları var ama ben size basit bir tasniften bahsedeceğim. Daha sonra derinlere indikçe daha karmaşık bir yapıya da bakacağız.

Rahman Suresi’nin Konu Düzeni

Şimdi, bu surede göreceğimiz ilk konu Kur’an’ın kendisi etrafında dönecek. Kur’an’ın büyüklüğü ve Kur’an’ın bizzat kendisinin nasıl bir rahmet olduğu. Bu ilk konu olacak. Oradan hızlıca düzenin tasviri, evrenin kozmik düzeni konusuna geçiş yapılacak. Allah’ın galaksilerde, o devasa evrende ve gökyüzünde her şeyi nasıl bir nizam içinde yarattığı konusu.

Oradan da odak noktası yeryüzüne dönecek. Allah’ın yeryüzünde neler yaptığına gelecek. Yani temel olarak, bu uzun ikinci bölümde, yani Kur’an’dan sonra; gökler, sonra yeryüzü geliyor. Sonra yine biz geliyoruz. Allah bizi kurumuş bir balçıktan yarattığını söylüyor. İlk defa cinlerden bahsedecek. Cinleri yarattığından. Sonra dikkatleri tekrar gökyüzüne çekecek. Bu noktada “O doğunun ve batının Rabbidir” diyecek. Oradan devam edip denizlerden bahsedecek. En son yeryüzünden bahsetmişti, şimdi denizlerden söz edecek.

Sonra, tüm bunların sonunda, aslında her şeyin nasıl sona ereceğinden bahsedecek. Bu dünyanın geçici, bâki kalacak olan tek şeyin Allah olduğundan. Surede o noktaya geldiğimizde, işte orası surenin kalbi, surenin özü olacak. Surenin bu özü, kıyamet gününde suçluların durumunu ele alacak. Kıyamet gününün nasıl olacağını, kıyamet başladığı an suçlular için manzaranın ne olacağını. Nasıl cehennem ateşini boylayacaklarını. Allah bizi onlardan eylemesin.

İşte surenin ortası burası. Orta kısımdan sonra iki bölüm daha var. Bu iki bölümde Allah bize bir çift cenneti tanıtacak. جَنَّتَانِۚ yani iki cennet. Bu iki cenneti tasvir edecek. Tasvir bittiğinde ise, başka bir cennet çiftini daha anlatacak. Yani iki cennet, ardından iki cennet daha.

Bu surenin konu düzeni aşağı yukarı böyle. Peki bunların hepsi bir arada nasıl anlam kazanıyor? Her şey birbirine nasıl bağlanıyor? Konuları bu sıraya koymanın amacı ne? İşte bu sureyi çalışırken anlamaya çalışacağımız şeylerden bazıları bunlar. Ama en azından surenin içeriğine kuş bakışı bakmış olduk.

Kur’an’da Sure Grupları

Şunu da söylemekte fayda var, Kur’an’da sure grupları vardır. Yani Kur’an’da öyle yerler var ki, bir dizi sure bir aradadır ve birlikte bir grup oluştururlar. Bu gruptakiler birbirine bağlıdır. Birbirlerini tamamlarlar. Bu sure de 50. sureyle başlayıp 56 ile biten bir gruba ait. Bu 55. sure. Bu surelerin ortak noktası, hepsinin Mekki olması. Hepsi Mekke’de indirilmiş. Hepsi Kur’an hakkında özel bir şey söylüyor. Her biri Kur’an’la ilgili bize eşsiz bir şey anlatıyor.

  • İster Kaf suresi olsun, قٓ۠ وَالْقُرْاٰنِ الْمَج۪يدِۚ (Kaf, 1).
  • İster Zariyat suresi, اِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَٓا اَنَّكُمْ تَنْطِقُونَ۟ (Zariyat, 23)
  • İster Tur suresi, وَالطُّورِۙ وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ ف۪ي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ (Tur, 1-3)
  • Ondan sonra Necm suresi, وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ (Necm, 1-4). Kur’an hakkında bir şey söyler.
  • Sonra Kamer suresi gelir وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ (Kamer, 17).
  • Sonunda da Rahman suresi gelir. اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ yine Kur’an’dan bahsediliyor.
  • Bundan sonra da Vakıa vardır, فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَوَاقِـعِ النُّجُومِۙ وَاِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظ۪يمٌۙ اِنَّهُ لَقُرْاٰنٌ كَر۪يمٌۙ ف۪ي كِتَابٍ مَكْنُونٍۙ (Vakıa, 75-78)

Bu ayetleri şimdilik çevirmiyorum ama bu yedi surenin tamamının; 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56 hepsinin bir şekilde Kur’an hakkında bir şeyler söylediğini anlamanız için onlara yer verdim. Hepsinde başka konular da var tabii ama bu sureleri birbirine bağlayan şeylerden biri bu.

Şimdi size bu yedi sureyle ilgili bir şey söyleyeceğim. Bunların ilki 50 numaralı sure, Kaf suresi. Aslında Kaf suresi gibi başka bir sure yok. Kendine has imzası olan bir suredir. Ondan sonra iki sure var; 51 ve 52. Zariyat ve Tur. Eğer Zariyat ve Tur’u dikkatlice incelerseniz, ikiz olduklarını fark edersiniz. Birbirleriyle eşleşirler. Birbirleriyle çok yakından ilişkilidirler. Zariyat’ta geçen konuların çoğu, Tur suresinde bir şekilde tamamlanıyor. Yani 50 tek başına duruyor, 51 ve 52 ise bir çift.

Sonra 53 ve 54’e geliyorsunuz, onlar da bir çift. İlginçtir ki birinin adı “Yıldız” (Necm), diğerinin adı ise “Ay” (Kamer). Yani ikisi de aynı gece gökyüzünün tasviri gibi. Necm ve Kamer, değil mi? Necm ve Kamer de birbirleriyle çok yakından bağlantılılar.

Kur’an’da 50–56. sureler grubunun aralarındaki ilişki

Sonra şu an ele aldığımız sureye geliyoruz; 55. ve sonuncusu ne? 56. Bunlar da birbirine çok sıkı bağlıdır. Yani bu surenin ikizi, eşi aslında Vakıa suresi.

Rahman ve Vakıa Sureleri Arasındaki Bağlantı

Ama size Vakıa suresi ile ilgili çok hoş bir şey söyleyeceğim. Rahman suresinin konularını şimdi farklı bir şekilde sınıflandıracağım. Genel bir bakış sunmuştum ama şimdi farklı bir ayrıma gideceğim.

1. İlk konu Kur’an.

2. İkinci konu ise bu dünya. İster gök, ister yer, ister denizler olsun; hepsi neye çıkıyor? Bu dünyaya.

3. Sonra kıyamet gününün dehşeti olacak. Bu üçüncü konu. Kıyamet ve cehennem ateşi.

4. Sonra ne var, “başlangıç seviyesi Cennet” diyelim. Temel seviye cennet.

5. Ve sonra “elit cennet” var, tamam mı? Yani bir ekonomi paketi, bir de delüks paket var. Kral dairesi cenneti. Yani iki seviye cennetten de iki tane var.

Rahman ve Vakıa Sureleri arasındaki simetrik konu düzeni

İşte bunlar o beş konu. Şimdi Vakıa suresinin son kısmına atlayacağım. Vakıa’nın son kısmına geçiyorum. Rahman’a sonra geri döneceğim. Vakıa suresinin son paragrafı gerçekten ilginç. Birazdan onunla ilgili çok harika bir şey söyleyeceğim. Ama ondan önce, eğer geriye doğru giderseniz, Vakıa suresi’ndeki beşinci konu Kur’an’ın büyüklüğüdür. Ki bu Rahman suresinin ilk konusuydu.

Sondan geriye doğru gidersek; Vakıa Suresi’nin sondan ikinci konusunda Allah diyor ki: “Yağmuru siz mi yağdırıyorsunuz, yoksa biz mi?” “Ağaçtan ateşi siz mi çıkarıyorsunuz, yoksa biz mi?” Neden bahsediyor? Bu dünyadan. Rahman suresi’ndeki ikinci konu neydi? Bu dünya.

Geriye doğru devam ediyoruz, Rahman suresindeki bir sonraki konu kıyamet gününün dehşeti. Daha da geriye giderseniz, Rahman suresinde “sağ taraf halkı” (Ashab-ı yemin) var. Ashab-ı yemin nerede olacak? Cennet’te. Sonra “ilkler ve önde gidenler”i (Sabikun) görürsünüz وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَۙ Müminlerin en seçkinleri. İşte bu Vakıa suresinin ilk konusudur.

Yani Vakıa suresinde ne oluyor? Rahman suresinin başladığı yerden geriye doğru gidiyoruz. Bir nevi birbirlerine ayna tutuyorlar.

Vakıa ve Kaf Sureleri Arasındaki Bağlantı

Ama geriye eşleşmeyen tek şey olarak Vakıa suresinin son paragrafı kalıyor. Bir bakıma son paragraf ve aynı zamanda Vakıa suresinin başı da diyebiliriz. Bununla ilgili gerçekten muazzam olan şey şu, Vakıa suresinin sonundaki konuların çoğu Kaf suresinde çalıştığımız şeyleri tamamlıyor. Kaf suresi hangisiydi? 50. sure. Yani 51 ve 52 eşleşti. 53 ve 54 eşleşti, 55 ve 56’nın çoğu eşleşti. Ve 56’dan geriye ne kaldıysa tekrar 50 ile eşleşiyor. Böylece her şey bağlanıyor ve birbirine kenetlenmiş bir sureler birimi oluyor.

Rahman Suresi’nin 50–56. sureler arasındaki bağlantısal konumu.

Kur’an’ın içindeki bu uyum gerçekten olağanüstü. Kur’an’daki surelerin sanki birbirlerine nasıl bağlandığını, konuların nasıl birleştiğini anlayamıyormuşsunuz gibi hissedebilirsiniz. Ama bu çalışma Kur’an’ı bir kitap olarak görmenize gerçekten yardımcı oluyor.

Rahman Suresi’nin Eşsiz Özellikleri

Şimdi bu kısa arka plan bilgisiyle, Rahman suresi hakkındaki bazı gözlemlerle başlayalım.

Şimdi, Rahman suresinde “bahsedilmediği” için onu eşsiz kılan bazı şeyler var. Başka bir deyişle, Mekki sureler Kur’an’ın çoğunluğunu oluşturur. Kur’an’ın üçte ikisi Mekki surelerdir. Ama çoğu zaman Allah, isimlerini zikrettiğinde iki ismi birlikte anar. Al-Aziz’ul-Gafur, El-Gafur’ur-Rahim. Alim’ul-Hakim gibi, isimleri çiftler halinde zikreder. Rahman suresinde isim çiftleri yok. İşte bu ilk benzersiz özellik.

  • Ahlaki öğretiler yok: Neyin doğru neyin yanlış olduğu yok. Sadaka olsun, nezaket olsun, namaz olsun veya adaletsizlik veya herhangi bir şey. Günahın ne olduğundan, neyin iyi olduğundan, ahlaki öğretiden bahsedilmiyor. Hiçbiri bu surede yok.
  • Peygamberlerden veya meleklerden bahsedilmiyor: Yani en azından doğrudan değil. Peygamber’e (sav) hitap ediliyor ama aslında onun hakkında konuşulmuyor. Bu surede bir konu değil.
  • Helak edilen kavimlerden bahsedilmiyor: Bu gruptaki diğer surelerde en azından geçmişte helak edilen kavimlerden bahsedildiğini görürsünüz. Çünkü Mekkelilerle konuşuluyordu, değil mi? Bu Mekki bir sure. Mekke halkı, önceki kavimlerin yaptığı şekilde davranıyordu. Bu yüzden onlara şu örnekler veriliyordu: “Hey, siz de böyle davranıyorsunuz. Eğer gidişatınızı değiştirmezseniz, onlarla aynı akıbete uğrayacaksınız.” deniliyordu. Ama bu surede helak edilen kavimlerden bahsedilmiyor.
  • Kur’an’a karşı iddialar yok: Tur suresi ve diğer surelerdeki gibi şeyler yok. “O deli”, “O büyücü”, “Bu şiirdir” diyorlar ya. Kur’an’a karşı tüm bu iddiaları ortaya atıyorlar. Bu iddiaların hiçbirinden bu surede bahsedilmiyor.
  • Peygamber’e (sav) doğrudan talimatlar yok: Ki bu da Mekki surelerin yaygın bir özelliğidir. Mesela, Allah Peygamberine (sav) وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ “Söylediklerine karşı sabret” der (Müzzemmil, 10). Ya da ذَرْهُمْ “Onları kendi haline bırak.” (En’am, 91). تَوَلّٰى عَنْهُمْ “Onlara sırtını dön. Onlar için endişelenme.” فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ (Hicr, 94) “Sen sadece emrolunduğun şeye sarıl.” Allah, birçok durumda insanlığa hitap ederken durur, Peygamberiyle konuşmaya başlar. Onu cesaretlendirir, teselli eder, rahatlatır. Sonra konuya devam eder. Ama bunu bu surede bulamazsınız. Yani yine söylüyorum, doğrudan bulamazsınız.
  • Allah” kelimesi geçmiyor: Allah kelimesinden hiç bahsedilmiyor. Bu çok dikkat çekici, tüm bu surede Allah lafzı hiç geçmiyor. Oysa “Rab” kelimesi فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ifadesi ve benzerleri sebebiyle 37 kez geçiyor. Ama “Allah” kelimesi geçmiyor. “Lafz-ı celâleh”, Celal lafzı denilen ifade.
  • İnkârcılar için kullanılan terimler farklı: Peygamberin mesajını inkâr edenlere كَافِرُونَۙ denir. Birden fazla ilaha tapanlara da مُشْرِكُونَ denir. كَافِرُونَۙ ya da مُشْرِكُونَ kelimesi de geçmiyor. Hatta, bu şekilde görebileceğimiz tek terim مُجْرِمُونَ ظَالِمُونَ bile değil. يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِس۪يمٰيهُمْ (Rahman, 41) (Mücrimler simalarından tanınır). هٰذِه۪ جَهَنَّمُ الَّت۪ي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَۢ (Rahman, 43). Suçlular için burada kullanılan eşsiz bir terim bu. İnkârcılar için genellikle bu kullanılmaz. Kur’an’da inkârcılar için, özellikle Mekkeli inkârcılar için genel terim ya كَافِرُونَۙ ya ظَالِمُونَ ya da مُشْرِكُونَ dur. Normalde kullanılan terimlerden ayrışıyor.

Yani bu surenin bazı şeylerden “bahsetmeyerek” bile, eşsiz olduğunu fark ediyoruz. Başka şeyler de var. Tüm Kur’an’da Allah’ın ismiyle başlayan tek sure budur. Allah’ın ismiyle başlayan başka sure yok. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ veya سُبْحَانَ الَّـذ۪ٓي vardır ama başlangıçta Allah’ın ismi yoktur. Bunda tek vardır. Ve sadece Allah’ın isminden oluşan bir ayeti olan tek sure de budur. Her ne kadar alimler bunun tek başına bir ayet olup olmadığı konusunda ihtilaf etse de اَلرَّحْمٰنُۙ başlı başına bir ayettir. اَلرَّحْمٰنُۙ عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ tek bir ayet mi yoksa اَلرَّحْمٰنُۙ ayrı عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ayrı bir ayet mi şeklinde klasik tartışmalar vardır. Bu iki görüşe de bakacağız.

Ama ne olursa olsun, Allah’ın ismiyle başladığı gerçeği ve bunun tek başına bir ayet olduğuna dair birçok sağlam kanıt var. Bu, Kur’an’ın başka hiçbir yerinde böyle kullanılmamıştır. Allah bu surede ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ olarak tasvir ediliyor. Oraya geldiğimizde anlamına derinlemesine bakacağız. Ama bu, Allah’ın sadece bu surede geçen bir tasviri. Kur’an’da Allah’ın bu şekilde tasvir edildiği başka hiçbir yer yok. Sadece Allah lafzı geçmiyor değil, aynı zamanda Allah’tan bahsedilme şekli de Kur’an’ın geri kalanına kıyasla bu surede benzersiz.

Cinlere Neden Hitap Ediliyor?

Sonra cinlerden de benzersiz bir şekilde bahsediliyor. Ki bu eğlenceli bir konu olacak. Şimdiden aradan çıkarsak iyi olur çünkü siz cin hikâyelerine bayılırsınız. Şimdi bu surede olan şey şu, Allah bir meselede hem insanlara hem de cinlere hitap ediyor. Bu durum bazı insanlarda bir kafa karışıklığı yarattı. Dediler ki; “Peki, Kur’an hem insanlara hem de cinlere mi indirildi? Bu hem insanlar hem de cinler için bir rehber mi?”

Buna verilecek basit cevap açık ve net olarak: Hayır. Değil. Nedenini açıklayayım. Cinler Kur’an’da yer alan miras hukukuyla uğraşmak zorunda değiller. Oruç tutmakla veya oruç açmakla ilgilenmek zorunda değiller. Oruç gün batımında açılır, değil mi? Ama cinler galaksiler arası seyahat yapıyor. Akşam vakti, ayın diğer tarafındayken pek de öyle işlemiyor, anlıyor musunuz? Kur’an mesela temizlenmekten bahsediyor, Kur’an yemekten, gıda tüketiminden bahsediyor. Cinler hayvan kesmekle uğraşmıyor çünkü beslenme şekilleri öyle değil. Onlar bu görünen alemden değiller.

Kur’an’ın bahsettiği şeylerin çoğu, hatta neredeyse tamamı insanlarla ilgili meseleler, insan kanunları, insan örnekleri, değil mi? Peki o zaman bu surede cinlere hitap edilmesini nasıl açıklayacağız? Bu anlamlı bir soru.

Cinlere bu surede insanların yanı sıra doğrudan hitap ediliyor. Bu yüzden bazıları şöyle düşünmeye başladı: “Hayır, bu cinler için de bir rehber ve bizim cinlere de tebliğ yapmamız lazım.” Sonra çılgın sorular gelmeye başladı: “Cinlerin kendi peygamberleri var mı?” Yani Allah size söylemediyse neden bilmeniz gerekiyor ki? Sanki kendi hidayetimiz konusunda endişelenmek yetmiyormuş gibi şimdi bir de cinlerin durumunu çözmek zorundayız. Yani, gerçekten zorunda değiliz. O yüzden burada aslında ne olduğunu açıklayayım.

Her ne kadar bu konu فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ayetine geldiğimizde açılacak olsa da, şimdi sizin için bunu biraz inceleyeyim. Allah bize Ra’d suresinde, peygamberlerin mücadelelerini formülüze ettiğini söylemişti. Sadece bizim peygamberimizin değil, geçmişteki tüm peygamberlerin, salat ve selam hepsinin üzerine olsun.

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُواًّ شَيَاط۪ينَ الْاِنْسِ وَالْجِنِّ (Enam, 112)

Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık.

Yani Allah diyor ki, ne zaman bir peygamber gelse o peygamberin neyi olur? Düşmanları. İki tür düşmanı olur. Hangi iki tür? İnsanlar ve cinler. يُوح۪ي بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ Bunlar birbirlerini kışkırtıyorlar. Aslında hangisi diğerini kışkırtıyor? Cinler insanlara gelip diyorlar ki: “Hey, şu peygamber var ya, git ona şunu söyle.” O da “Tamam, olur” diyor ve sonra peygamber düşmanı, gidip onu söylüyor. Bunu yaptığı zaman başka bir cin diyor ki: “Vay be, işe yaradı! Biraz daha vesvese vermek için gaza geldim.” İşte kâfirlerin bu davranışı şeytanı, cin olan şeytanı; daha fazla fısıldaması, peygamberlerin işini daha da zorlaştırması için teşvik ediyor.

Yani bir nevi ortaklık içindeler. Ama asıl önemli nokta şu, inkârcılar şeytanlar tarafından kışkırtıldıklarını biliyorlar mı? Hayır. Cinlerin şeytanları, cinlerden olan şeytanlar görünmezdir. Peygamberlere düşmanlık eden insan ortakları, cinlerle ortak olduğunu bile bilmiyorlar. Anladınız mı? Yani cin şeytanlar, peygamberlere karşı şer güçleri için görünmez bir destektir.

Şimdi, Allah bu surede bütün cinlerle konuşmuyor. Ve kesinlikle bütün insanlarla da konuşmuyor. Surelerin belirli hedef kitleleri vardır. Tekrar söyleyeyim, surelerin nesi vardır? Belirli muhatap kitleleri. Surenin kime hitap ettiğini anlamak için ise dili, üslubu dikkate almalısınız. Mesela Kafirun suresi. “Hayır hayır, her sure herkes içindir.” derler. Hayır, eğitim böyle işlemez. Çünkü eğer her sure herkes içinse قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ sizin için mi? (Kafirun, 1) لَٓا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَۙ sizin için değil, kime hitap ediyor? Kâfirlere hitap ediyor. Yani her sure herkes içinse, o zaman Tevbe suresi de sizin içindir. Mesele şu ki, biri bir şey öğretirken, kime öğrettiğine ve neyi ne zaman öğreteceğine bakar. O yüzden her sureye aynı gözle bakılmamalı. Önce, hedef kitlenin kim olduğunu anlamalıyız.

Bu surenin hedef kitlesi, bu mesajı yalanlamaya ant içmiş insanlar ve cinlerdir. Gerçeği yalanlamanın kelime karşılığı da تَكْذِيب dir. Fiil hali يُكَذِّبُ olur. Eğer iki kişi bunu yapıyorsa, تُكَذِّبَانِ dersiniz. فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ Bu ifade bu surenin muhatabının kim olduğunu ele veriyor. Bütün cinler değil. Cin suresinde cinlerin arasında da Müslümanlar olduğunu öğreniyoruz. Aralarında iyi olanlar da var. Bu surede Allah’ın, Resulullah’a (sav) düşman olmaları için onları kışkırtan, Kureyş’in o görünmez düşmanlarına hitap ettiğini öğreniyoruz.

Bununla ilgili başka kanıtlar da var. Bunun neden önemli olduğunu anlamanızı istiyorum. Bu surede önce kıyamet günü, sonra cehennem ateşi, sonra cennet tasvirleri vardır. Tekrar ediyorum; Kıyamet günü, cehennem ve cennet. Şimdi, kıyamet günü sadece inkârcılar için mi, yoksa hem müminler hem de inkârcılar için mi? Her ikisi için de. Ama bu surede göreceğiz ki kıyamet günü sadece suçluların dehşete düşeceği korkunç bir olay olarak tasvir ediliyor. Allah kıyamet gününü anlatırken kimden bahsetmiyor? Müminlerden bahsedilmiyor. Kıyamet gününden bahsedildiğinde, o günün dehşeti kâfirlere bağırıldığı ve “Kaçabildiğiniz kadar uzağa kaçın, kaçamayacaksınız” denilmesi, suçluların yüzlerinden, yüzlerindeki izlerden tanınması, işte bu surede bu türden şeyler okuyacağız.

Bu sadece kıyamet günü, cehennem ateşi değil. Müminlerin kıyamet günündeki hali bu mu? Hayır. Yani Rahman suresindeki kıyamet günü tasviri, o gün olan biten her şey demek değil. Rahman suresinin kıyamet günü tasviri, sadece suçluların o gün yüzleşmek zorunda kalacakları şeyler. Özellikle de hangi suçluların? Cinler tarafından desteklenen insan suçlular.

Bu yüzden kıyamet günü tasvirine geldiğimizde Allah يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ diyor. اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ (Rahman, 33) Ey cin ve insan toplulukları, eğer kaçmak istiyorsanız, buyurun kaçın. Peki neden cinleri ve insanları böyle birleştirdi? Çünkü Kur’an’ın başka bir yerinde Allah bize bazı cinlerin ve insanların ortaklık içinde çalıştığını söyledi. Hadi bakalım, ortak olun ve kaçın. Yani kıyamet günü gerçekleşecek olan ortaklıklarına dair burada alaycı bir yorum var. Bir araya getirildiler ve cehennem ateşinde birlikte yanacaklar.

Peki cennete baktığınızda ne görmeniz gerekir? Cennet’te insanları ve cinleri görmeniz gerekir. Çünkü eğer sure bütün insanlar ve bütün cinler hakkındaysa, o zaman cennet bahsi açıldığında, cennette de insanları ve cinleri birlikte görmemiz lazım. Ama ne deniyor وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّه۪ (Rahman, 46) Rabbinin huzurunda durmaktan korkanlar için iki cennet vardır. Tekil ifadeye geri dönüyoruz, artık çift değil, artık çoğul değil, insanlara geri dönüyoruz. Burada gerçekten ilginç bir geçiş yaşandı.

Yani bunlar cinlere neden burada hitap edildiğinin göstergeleri. Allah Kur’an’ı cinlere indirmedi. Okunduğuna denk gelince ona hayran kaldılar, etkilendiler. Bazıları iman etti. Diğerleri ise fark etti ki; “Aman Tanrım, insanlar hidayete ermek üzere, bir şeyler yapmalıyız. Saptırma stratejimizi güncellesek iyi olur.” Yani Kur’an’ın geldiğini duydular ve Allah’ın gönderdiği hidayeti bozmak için oyunlarını bir üst seviyeye taşımaları gerektiğini anladılar. Farklı tepkiler verdiler ama bu, Kur’an’ın rehberliğinin doğrudan onlara geldiği anlamına gelmez. Bazıları duydu ve etkilendi. Ahkaf suresindeki gibi. Ama bu onların doğrudan alıcı veya doğrudan hedeflenen kitle olduğu anlamına gelmez.

Dediğim gibi, iki cennetten bahsediliyor, sonra iki cennetten daha bahsediliyor ki bu Kur’an’ın başka hiçbir yerinde anlatılmıyor. Ve tabii ki فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ayetinin tekrar sıklığı, bu sıklık ve bu kadar tekrar, 31 kez, bu başka hiçbir surede bu şekilde olmuyor. Bunlar bu sureyi gerçekten eşsiz kılan şeylerden bazıları.

Ek olarak bu surede öyle bir kelime dağarcığı, öyle kelimeler var ki tüm Kur’an’da başka hiçbir yerde geçmiyor. الْأَنْعَام فَخَّار مَارِج فَان الثَّقَل نَفَاذ شُوَاظ نُحَاس gibi kelimeler. Zamanı gelince tüm bu kelimelerin üzerinden geçeceğiz. Ama asıl mesele, bu surenin bir nevi kendi başına bir alem olduğunu takdir etmenizi istiyorum. Kendi imzası var, kendi tasarımı var ve gerçekten birçok yönden eşsiz.

Adem (a.s.) Kıssası ile Bağlantılar

Şimdi gerçekten havalı ve ilginç bir şey. Adem’in (a.s.) kıssası. Adem’in (a.s.) kıssası Rahman suresinde var mı? Hayır. Şimdi şuna bakın.

Allah Adem’e (a.s.) diyor ki: “Benden size ne zaman bir hidayet gelirse,” اِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّ۪ي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ (Bakara, 38). Gelen son hidayet nedir? Yani Adem’e (a.s.) “Ne zaman hidayet gelirse” denmişti. Peki o hidayetin son bölümü ne? O rehberliğin nihai noktası? Kur’an. Rahman suresinin başı. عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ

Adem hakkında diyor ki: اِنّ۪ي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ ط۪ينٍ (Sad, 71). Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Peki, عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ ‘dan sonra ne geliyor? خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ (Rahman, 3).

Sonra diyor ki; O’nu yarattığımda ona secde edin. فَقَعُوا لَهُ سَاجِد۪ينَ (Hicr, 29). اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ Burada da secde var (Rahman, 5-6).

عَلَّمَهُ الْبَيَانَ diyor. Bu surede insana konuşmayı öğrettiğini söylüyor. Adem’in (a.s.) kıssasında ise وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا diyor (Bakara, 31). Adem’e bütün kelimeleri öğretti. Burada ise insana konuşmayı öğretti diyor. Adem’in (a.s.) kıssasındaki temalar çok hoş ve ince bir şekilde Rahman suresinde ortaya çıkıyor.

İlginçtir ki Cennete yerleştirdiğinde Adem’e (a.s.) diyor ki, اَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا ف۪يهَا وَلَا تَضْحٰى (Taha, 119) Orada susuzluktan yanmayacaksın ve cennette kavurucu güneşin altında dikilip kalmayacaksın. Peki burada ne diyor? اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍۖ (Rahman, 5) وَالنَّجْمُ ayet nasıldı? وَالشَّجَرُ (Ağaç). Adem’e (a.s.) ağaca yaklaşma denmişti. وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ

Sonra tabii ki kıssada secde meselesi var. Adem (a.s.) kıssasının merkezi teması budur, herkes bilir. Yıldızlar yukarıda ve Adem (a.s.) Cennetteydi, ki Allah onu “Cennetü’l-Me’va” olarak, göklerde tarif eder. Oradan aşağı indirildi. Bu surede yıldızlardan bahsediliyor. Ve nihayetinde, bu sistem çökecek.

Allah (c.c.) bu surede Cennette görülmemiş bir eş tasviri yapıyor. Her iki cennet çiftinde de eşlerin benzersiz bir tasviri var. Bunun Adem’in kıssasıyla bir ilgisi var mı? Muhtemelen. اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ (Bakara, 35) Sen ve eşin Cennette sükunet bulun. İlginçtir ki sükunet kelimesi, اُسْكُنْ rahatlamak demektir. Rahat olmak. Bu surede مُتَّكِـ۪ٔينَ ifadesini görürsünüz. Arkalarına yaslanıp rahatlarlar. Uzanıp keyiflerine bakarlar. Diyor ki oradan her istediğinizi yiyin. Allah bu surede Cennette neyi tasvir ediyor? Her çeşit meyve ve içeceği.

Bu surede diyor ki, insanlar ve şeytanlar birbirleriyle iş birliği yapıyor. Birbirleriyle çalışanlar birlikte cezalandırılmalılar. Adem (a.s.) kıssasının sonunda İblis’e diyor ki: لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ اَجْمَع۪ينَ (Araf, 18). Adem’in çocuklarından kim sana uyarsa hepinizi toptan cehenneme dolduracağım. Şimdi kimi bir araya koyuyor? Şeytanı ve insanları. Bu Adem’in (a.s.) kıssasında yapılmıştı.

İlginç bir şekilde Adem yeryüzüne gönderilirken Allah ona dedi ki: ف۪يهَا تَحْيَوْنَ Orada yaşayacaksınız وَف۪يهَا تَمُوتُونَ orada öleceksiniz وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟ ve oradan çıkarılacaksınız (Araf, 25). Rahman suresinde ise Allah كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍۚ “Buradaki herkes yok olacak ve sadece Allah baki kalacak” diyor. (Rahman, 26) Sonra diriliş başlıyor, tekrar geri getiriliyoruz. Önce bu dünyadaki hayatı tasvir etti. Sonra hepimizin öleceğini söyledi. Sonra da çıkarılacağımızı ki bunun özeti aslında: ف۪يهَا تَحْيَوْنَ وَف۪يهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ۟ Adem (a.s.) kıssasında geçmişti.

Yani bu surenin içindeki bazı temalarla Adem’in (a.s.) Kur’an’da anlatılan kıssası arasında gerçekten ilginç, ince bir bağlantı var.