Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Bismillah, salat ve selam Allah’ın Rasulu, ailesi ve ashabının üzerine olsun. Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…
يُسَبِّحُ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ الْمَلِكِ الْقُدُّوسِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Yüsebbihu Lillâhi mâ fî’s-semâvâti ve mâ fî’l-ardı’l-Meliki’l-Kuddûsi’l-Azîzi’l-Hakîm
(Cuma, 1)
Rabbim göğsümü genişlet işimi kolaylaştır ve dilimin bağını çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Amin, ya Alemlerin Rabbi.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun.
Cuma Suresi’ndeki Dört İsim
Allah’ın isimlerinden olan El-Melik‘ten bahsederek başlayacağız. Allah bu surenin ilk ayetinde kendini dört isimle eşsiz bir şekilde tanıtmıştır: El-Melik, El-Kuddus, El-Aziz, El-Hakim.
Kur’an’da pek çok yerde Allah iki ismini beraber zikreder. Azizü’l-Hakim ve Gafuru’r-Rahimgibi, değil mi? Yani bu sure eşsizdir çünkü Allah’ın dört ismi surenin başında bir arada zikredilir. Yani bu, Cuma Suresi’ne ait özel bir unsurdur.
Bu dört isimden ilki El-Melik’tir. Kur’an’da çok nadir kullanılır. Sanılanın aksine, çok sık görülen bir isim değildir.
Melek ve Mülk Kelimelerinin Kökeni
مَلَك (Melek) kelimesinin kökeninden biraz bahsedelim. مَلَك (Melek) kelimesi veya مَلَكَ (Meleke) fiili bir şeyi sertleştirme ile ilgilidir. Ekmek hamuru yoğurduğunuzda hamur yoğruldukça sertleşir ve bu da aslında ekmeğin تَمْلِيك (Temlîk)’idir. Buradan ayrıca “bir şeyin مِلَاك (Milâk)”ı türemiştir. Yani bir binanın temeli olabilir veya üstüne bir şeyler inşa ettiğin yer. مُلْكُ الطَّرِيقِ (Mülkü’t-Tarîk) yolun orta kısmıdır, yani en sağlam olduğu kısımdır.
Bir hayvanın yere sağlam basarken kullandığı ayağına da o hayvanın مُلْك (Mülk) denir. Yani kelime sağlamlık, sertlik, sabitlik ile ilgilidir. Bu gibi manaları barındırır.
Bir şeyin üstünde kontrolünüz varsa buna مَلَكَ الشَّيْءَ (Meleke eş-Şey’) denir. Bir şeyin üstündeki hüküm مُلْك (Mülk)’dir. مَلَكَ نَفْسَهُ (Meleke nefseh) kendine hakim olma مُلْكُ النَّفْسِ (Mülkü’n-Nefs)’tir. Duygularınıza hakim olabiliyorsanız, davranışlarınızı kontrol edebiliyorsanız… Kelimenin ilişkili olduğu manalar krallık, hayır, aslında kontrol, güç ve sabitlik. مُلْك (Mülk) kelimesinin anlamı genelde bu tip kelimelerin çerçevesinde şekilleniyor.
Manaların biri de; bir şeyi elinizde sıkıca tuttuğunuzda onun üstünde مُلْك (Mülk)’ünüz var demektir. Sıkıca, bir şeyi sıkıca tutmak.
İlginç bir şekilde, bir erkeğin eşine karşı aşırı sahiplenici davrandığı durumlarda da bu kelime kullanılır. مَلَكَ الْمَرْأَةَ (Meleke’l-mer’e) denir. Bu kadına sahip olduğu manasına gelmez. Ona karşı aşırı sahiplenici olduğunu belirtir veya onu baskın ya da kontrolcü davrandığı manasına gelir.
Mâlik ve Melik Arasındaki Fark
Şimdi… Bu kelime Kur’an’da Allah için nasıl kullanılmıştır? Öncelikle, Fatiha suresinde iki okunma biçimi bulunur; مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ (Mâliki yevmid-dîn) ve مَلِكِ يَوْمِ الدِّينِ (Meliki yevmid-dîn) değil mi? مَالِك (Mâlik) ve مَلِك (Melik) iki farklı kelimedir.
Bu kelimeleri basit bir dille anlamanızda yardımcı olayım. مَالِك (Mâlik) “sahip” manasına gelir. Ben bu laptopun مَالِك (Mâlik)’iyim. Bu laptopun مَالِك (Mâlik)’iyim. Ama kesinlikle bu laptopun مَلِك (Melik)’i değilim. Bu benim için fazla dramatik olurdu. Çünkü bu laptopun sahibiyim evet, ama kesinlikle bu laptopun imparator hükümdar kralı değilim.
Bir arabaya sahip olabilirsiniz. Bir kaleme veya bir gömleğe sahip olabilirsiniz. Ama kendinizi tişörtünüzün imparator hükümdar kralı ilan edemezsiniz. Bu çok mantıksız olur.
Krallığın kapsamı oldukça geniştir. مَلِك (Melik) kelimesi geniş bölgeler için kullanılır. Bir adanın kralı olabilirsiniz. Bir ülkenin kralı olabilirsiniz ya da bir imparatorluğun kralı olabilirsiniz. Amerika’da kral kelimesi rastgele kullanılıyor. Pizzanın kralı veya araba tekerleği kralı vs. Özel indirimlerden yararlanmak için Tekerlek Kralı’na gelin falan… Kral kelimesi böyle gelişigüzel kullanılsa da aslında krallık geniş bir imparatorluk demektir.
Mâlikü’l-Mülk: Krallığın Sahibi
İlginçtir, Kur’an’da bir yerde bu iki kavram birleştirilerek kullanılmıştır.
مَالِكِ الْمُلْكِ قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ
Mâliki el-Mulk Kuli Allahumme Mâlike el-Mulk
(Ali İmran, 26)
Bunlar iki farklı kavram. Aslında “Krallığın Sahibi” demektir. Mülk manasına gelen kelime مِلْك (Milk)’dir. Yani ifade normalde مَالِكُ الْمِلْكِ (Mâlikü’l-Milk) şeklinde olurdu. Ya da مَلِكُ الْمُلْكِ (Melikül-mülk) olabilirdi. Biri, mülkün sahibi demektir. Diğeri de krallığın kralı. Ama Allah bu iki ifadeyi birleştirmiş ve مَالِكَ الْمُلْكِ (Mâlikel-mülk) demiştir. Bu da “Krallığın Sahibi” demektir.
Şimdi sahip ile kral arasındaki farkı daha derinden inceleyelim. Bir şeye sahip olduğumda, örneğin bu makine bana aitse, onunla meşgul olurum, onunla ilgilenirim. Ona direkt erişimim vardır. Fakat eğer bir devletin kralı isem, yönetimim altındaki her bir kişi benim kontrolümde midir? Hayır. Çünkü genel olarak bir otoritem olsa da krallığımın içinde bulunan her şeye direkt erişimim yoktur. Danışmanlarım olmalı, yöneticilerim olmalı. Onların da kendilerine ait askerleri, bakanlıkları olmalı. Bu bakanlıklarda da yardımcılar olmalı ve daha bir sürü şey…
Ta ki… Mesela devlette en başta devlet başkanı falan olur, eski zamanlarda krallar olurdu. En aşağıda da postanede çalışan biri olur. Postanede çalışan bu kişinin bağlı olduğu birim kendinin üstünde başka bir birime bağlıdır. O birim de bir üst birime bağlıdır. Bu en yüksek otoriteye kadar böyle devam eder. Anladınız mı? Ama o ufacık birimde, o postacı oranın kralı gibi davranıyordur.
Ama işin özü şu ki, kral birebir etkileşime girmez. Ama sahip girer. Sahibin doğrudan erişimi vardır. Allah bu iki kelimeyi alıp birleştirmiş ve مَالِكَ الْمُلْكِ (Mâlikel-mülk) demiştir.
Melîk ve El-Melikül-Hakk
Allah’ın Kur’an’daki bir diğer ismi de El-Melîk’tir:
فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ
Fî mak’adi sıdk inde melîk muktedir
(Kamer, 55)
Melîk kelimesinin manası, her zaman kral olarak kalan, demektir. Bir sıfat-isimdir. Daima kral olarak kalan demektir. Çünkü krallıklar… Krallık deyince aklımıza ne gelir? Krallık ona babasından kalmıştır ya da krallığı gasp etmiştir, zorla almıştır, ancak böyle kral olabilirsin. Artık her kim kral olduysa, önünde sonunda yaşlanacak. Bir erkek kardeşi olur ya da bir oğlu… Ya da küçük kardeş büyük kardeşle karşı karşıya gelir. Birtakım çatışmalar yaşanır. Sonunda krallık bir sonraki krala geçer. Bir kral sonsuza kadar krallığının başında kalamaz.
Allah’ın diğer bir ismi Melîk’tir. Yani “Daimi Kral”. Daimi Kral. Bu da Allah’ın isimlerinden biridir, tamam mı?
Melik kelimesiyle ilgili ilginç bir nokta var. Bu kelime yalnız başına geldiğinde, yani El-Melik halinde karşımıza çıktığı iki seferde El-Kuddus ismi ile bağlı halde geliyor. Sıradaki isim… El-Melik El-Kuddus burada geçiyor. El-Melik El-Kuddus ayrıca Haşr suresinde de geçiyor.
الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ
El-Melikü’l-Kuddûsü’s-Selâmü’l-Mü’minü’l-Müheymin
(Haşr, 23)
Burada, değil mi? Tabi bir de şu var:
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ
Fete’âlâ Allahu el-Meliku el-Hakk
(Mü’minun, 116)
Anlamı, Allah ne yücedir, en üstünüyle layık kral. O kral ki, kral olmaya layık olandır. Şu var ki, kral dendiğinde bazen insanın aklına kral olmayı hak etmeyen birileri gelir. Kral olmayı gerçekten hak etmezler, çünkü işe yaramaz bir prensken kral olmuşlardır. Ya da birtakım insanlar gücü ele geçirmiş ve haksız bir şekilde krallığa el koymuştur. Böylece kral olmuşlardır fakat hak sahibi kral değillerdir.
Pek çok filmde -siz izlemezsiniz çünkü dindarsınız- meşru olmayan, haksız bir şekilde tahta oturmuş krallara karşı yapılan savaşlar anlatılır. Sonra gerçek kral gelir ve taht üstünde hak iddia eder. Daha sonra birtakım çatışmalar olur falan… الْمَلِكُ الْحَقُّ (El-Melikül-Hakk) Gerçek kral manasına gelir.
Bütün Krallık O’na Aittir
Ayrıca Allah Kur’an’ın pek çok yerinde لَهُ الْمُلْكُ (Lehu’l-mülk) der. “Bütün krallık O’na aittir.”
“Bütün krallık O’na aittir.” Bu çok enteresan bir bakış açısı. Allah’ın kendisi zaten Kral’dır. Fakat devamında bütün krallığın kendisine ait olduğunu söylüyor. Bu ikisi arasındaki fark nedir? Biri Allah ile ilgilidir. O “Kral”dır. Diğeri ise, gelmiş geçmiş tüm krallar aslında O’na aittir. Allah’a aittir, bütün krallık O’nundur.
Ne kadar yaşayıp ne zaman öleceklerine O karar verir. Kimin yaşayıp kimin öleceğine kendilerinin karar verdiklerini sanırken asıl onların hayatı ve ölümü Allah’ın elindedir. Bu yüzden Allah şöyle der:
لَهُ الْمُلْكُ يُحْيِي وَيُمِيتُ
Lehul-mülk yuhyî ve yumît
Hadîd Suresi’nde şöyle der:
لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ يُحْيِي وَيُمِيتُ
Lehu mülküs-semâvât vel-ard yuhyî ve yumît
Göklerin ve yerin krallığı O’na aittir. Hayatı O verir, ölümü O verir.
Yönetmek, Sahiplik ve Kontrol
El-Melik; yönetmek, sahiplik ve kontrol kavramlarıyla ilgilidir. Bu terimleri biraz irdeleyelim; yönetmek, sahiplik ve kontrol.
Sahibi olmaksızın bir şeyi yönetebilir misiniz? Mesela bağlı olduğunuz devletin yönetme yetkisi vardır. Ama size ait bir şeye sahip olabilir mi? Olamaz. Yönetim başkasında olsa bile kendinize ait mal-mülkünüz olabilir.
Tam tersi de olabilir. Bir şeye sahip olabilirsiniz fakat onu yönetemezsiniz. Arabanıza sahip olabilirsiniz. Ama onu canınızın istediği gibi kullanmaya yetkiniz yoktur. Bir eve sahip olabilirsiniz. Ama evinizi istediğiniz gibi modifiye edemezsiniz çünkü belediyenin bazı kuralları vardır. İstediğiniz şekilde değiştiremezsiniz. Yürürlükte olan yönetmelikler vardır. Sahip olabilirsiniz ama yönetimi sizde değildir. Yani bu iki kavram birbirinden ayrı var olabilir.
Ayrıca, kontrol etmeden de yönetebilirsiniz. Bir ülkeyi devlet yönetir evet, ama o ülkede yine de suç işlenmez mi? İşlenir. Yani yönetirler ama kontrol edemezler. Suç şöyle dursun devletin içinde bile başkan var, yardımcısı var, bakan var, daha bir sürü mevkii var. Başkan, en üst makamdaki kişi, ofisindeki herkesin tüm davranışlarını tamamen kontrol eder mi? Hayır.
Devleti de boşverin. Bir işletme düşünün… işletme sahibi sizsiniz yani yönetim de sizde ama çalışanlarınız sizin kontrolünüzde değildir. Bir saniye başınızı çevirseniz işler sarpa sarar. Onları izlediğinizde bile gözünüzün içine baka baka aynı hataları yapabilirler. “Seni neden işe aldım ki?” Değil mi? Neyse…
Yani kontrol olmadan yönetebilirsiniz. Kontrol olmadan sahip de olabilirsiniz. Bir adam bir ata sahip olabilir ama at o adamın kontrolünde değildir. Kontrolünde değildir.
Açıkçası sahip olmaya dair en ilginç örneklerden biri de bedenimizin -sözümona- bize ait olmasıdır. Üstünde tamamen söz sahibi olduğun bir şey varsa o da bedenindir. Fakat kolesterol seviyemin kontrolü bende değildir veya kalp atış hızımın… Bunları canımın istediği gibi kontrol edemem. Yaşlanmayı istediğim gibi kontrol edemem. Benim kontrolümde değildir. Anlıyor musunuz? Eğer görme yetinizi kaybediyorsanız, onu da kontrol edemezsiniz. Alerjilerinizi kontrol edemezsiniz.
Bedenimiz pek çok bakımdan bize aittir evet ama kontrol aslında bizde değildir. Allah kendini en üstün El-Melik olarak tanıttığı zaman, bu üçünü aynı anda alıyor. Yönetimi alıyor, sahipliği alıyor ve kontrolü alıyor. Ki aslında gerçek manada kimse buna sahip olamaz. Üçüne birden sahip olamazsınız. İmkansızdır. Bu yüzden O El-Melik’tir. En üstün. O herhangi bir kral değildir. “En üstün Kraldır.”
Krallık ve Şeref
Ali İmran’da başka bir ayette bir diğer ilginç şey şudur ki söz krallığa geldiğinde Allah olağanüstü bir şey yapıyor. Daha doğrusu ona sahip olmaya. Allah bunu şereften ayırmıştır.
تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ
Tu’tî el-Mulke men teşâ’ ve tenzi’u el-Mulke mimmen teşâ’ ve tu’ızzu men teşâ’ ve tuzillu men teşâ’
(Ali İmran, 26)
Bu iki olguyu birbirinden ayırmıştır. Başka bir deyişle, biz Allah’a şunu söyleriz, yani beyan ederiz: Krallığı dilediğine verirsin ve dilediğinden geri alırsın. Dilediğini şereflendirirsin, dilediğini de alçaltırsın.
Bu ne demek biliyor musunuz? Bazen Allah birinden krallığını geri alır ama o kişi hala şerefli bir insandır. Bazen de Allah birine krallık verir ama o kişi aşağılanmıştır. Tamamen farklı kavramlar.
Bu dünyada biz, krallığı olan kişilerin şerefli olduğunu sanırız. Kimin krallığı yoksa da onu aşağılık olarak görürüz. Allah bunu reddeder. Bunlar Allah’ın dilediğine verip aldığı ayrı şeylerdir. Şeref ve aşağılanma da dilediğine verip aldığı farklı şeylerdir.
Mesela İbrahim’in (a.s) bir krallığı yoktu. Ama şereflendirilmişti. Öte yandan Nemrut’un krallığı büyüktü, ama aşağılanmış biriydi. Firavun’un da krallığı büyüktü, ama o da aşağılanmıştı. Musa’nın (a.s) da bir krallığı yoktu ama o da şereflendirilmişti. Yani dilediği gibi verip alabilir.
Birine ikisini birden de verebilir. Hem şeref hem de krallık verebilir. Davud (a.s) gibi, Süleyman (a.s) gibi… İkisini de verebilir. Veya ikisini de alabilir. Eyyüb (a.s) gibi… Ailesi bile onu aşağılamıştı. İmtihanı o şekilde olmuştu. Ya da Yusuf (a.s) gibi. İnsanlar ona iftira atıp onu aşağıladı, onu hapse gönderdiler. Ve Allah ikisini de geri verebilir. Yusuf’a (a.s) hem itibarını geri verdi hem de krallık verdi. Ona yetki verdi. Ona ikisini de geri verdi.
Bunlar Allah Azze ve Celle’nin bileceği şeylerdir ve Allah’ı El-Melik olarak düşündüğümüzde konuştuğumuz şeylerin en azından bir kısmı aklımızın bir köşesinde bulunmalı.
Krallığın Genişliği ve Güç Gösterisi
Ben El-Melik ismini biraz daha irdelemek istiyorum. Belki diğer bazı isimlerinden biraz daha fazla. Krallık kavramını düşündüğünüzde, aklınıza ilk neler gelir? Birincisi, uçsuz bucaksız olmasıdır. 1 km²’lik bir krallık pek de krallık sayılmaz, değil mi? Peki imparatorluk ne kadar geniştir? Krallık ne kadar büyük olur?
Mesela bir zamanlar Britanya İmparatorluğu… Ya da İspanyollar, bir ara epey yayılmışlardı. Veya onlardan önce Roma İmparatorluğu ya da Büyük Mısır İmparatorluğu… Genişliklerini düşünürsünüz. Allah da krallığın büyüklüğü kavramından bahsetmektedir.
Firavun Kur’an’da konuştuğu zaman der ki:
أَلَيْسَ لِي مُلْكُ مِصْرَ
Eleyse lî mulku Mısr
(Zuhruf, 51)
“Mısır Krallığının yegane sahibi ben değil miyim?”
وَهَٰذِهِ الْأَنْهَارُ تَجْرِي مِنْ تَحْتِي
Ve hâzihi’l-enhâru tecrî min tahtî
(Zuhruf, 51)
“Bu nehirler benim ayaklarımın altından akmıyor mu?”
Burada neye işaret ediyor? Krallığının genişliğine. Şimdi, bizler Allah’ı “kral” diyerek tesbih ederiz. Peki Allah’ın krallığını düşündüğümüzde aklımıza gelecek olan şey Allah’ın krallığının sonsuzluğu olmalıdır. Allah’ın krallığının büyüklüğü, genişliği…
Biliyor musunuz, Almanya’ya giriş yaptığım, oraya indiğim zaman “bu krallığa” giriş yapabilmek için pasaportumu göstermem gerekiyor. Adına ne derseniz deyin, devlet ya da imparatorluk. Buradaki kanunlara uymak zorundayım. Buradaki trafik kurallarına uymak zorundayım. Eğer İngiltere’ye gidersem, her şeyin ters olduğu ülkeye, arabayı ters taraftan sürmek zorunda kalırım. Orada her şey ters. Ama orada bunu yapmam gerekiyor çünkü orada doğru olan şey bu. Tamam mı?
Demek istediğim… Bir kere içeri girdiniz mi, artık o krallığın kanunlarına, bölgesel otoritesine tabisiniz ve her yerde birtakım işaretler vardır, değil mi? Yani devletin gücünün bir göstergesi. Polis, ordu, anıtlar, kaleler, askeri cephanelikler…
Allah Azze ve Celle diyor ki, güçleri ile gösteriş yapmayı seven insanlar, mesela Amerikalılar güç gösterisi yapmayı severler. Bayraklar, kartal, makineli tüfekler falan… Onların olayı budur. Güç sembolleri bunlardır. Askeri güçleri… Askeri bir devlet.
Allah örnek olarak Nemrut’tan bahseder. O da güç gösterisi yapmayı severdi.
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَاجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رَبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ
Elem tera ilâ ellezî hâcce İbrâhîme fî Rabbihi en âtâhu Allahu el-Mulk
(Bakara, 258)
“Sırf Allah kendisine krallık verdi diye İbrahim (a.s) ile tartışmaya gireni gördün mü?” Gücünü gösterip hava atmak istedi. İstediği birini öldürttü, başka birinin de yaşamasına izin verdi. Kudretinin bir göstergesi.
Bu arada, ne kadar ilginçtir ki en güçlü, en köklü devletler güç gösterisi yapmayı pek sevmezler. Gerçekten güçlü devletler güçlerini pek göstermezler fakat insanlar yine de durumun farkındadır. Buna lüzum yoktur. Fakat politik olarak çalkantılı bir konumdaysalar ne yapmak zorundalar? İnsanlara yetkinin kimde olduğunu devamlı göstermek zorundalar. Her yere krallarının veya başkanlarının bir resmini koymaları gerekir çünkü “Hey, unutma! Senin kralın bu adam!” Lavaboya gitmeden önce krala selam ver, öyle git. Bunu yapmaları gerekir çünkü o güç kabul görmemiştir ve kabul etmeleri için insanlara zorla dayatılması gerekir.
Ama bir krallık istikrarlıysa devamlı yüzüne çarpan bayraklara gerek yoktur. Kralın veya otoritenin kimde olduğunun devamlı hatırlatılmasına gerek yoktur. Bunlara gerek yoktur çünkü gücün göstergesi krallığın pürüzsüz işleyişindedir. Politik bilimlerde en güçlü devletler en görünmez olanlardır. Ve en görünür devletler yani ordusu gövde gösterisi yapan, tanklarını sokaklarda süren, askerlerini sokaklarda yürüten… Tüm bunlar o devletin aslında ne kadar zayıfladığını gösterir. Çünkü vatandaşlarını kontrol edemiyordur. Anlıyor musunuz?
Eğer sözünü ettiğim şekilde düşünürsek, Allah’ın krallığı bir bakıma oldukça aşikardır. Bütün evren Allah’ın krallığıdır. Fakat Allah kanunlarını bariz bir şekilde uygulamaz.
وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ
Ve’z-Zâhir ve’l-Bâtın
(Hadid, 3)
Bize Hadid Suresi’nde öğretilmişti. Bunları aslında Allah’ın gücünün tecelli yollarından biri olarak düşünebilirsiniz. Allah öylesine güçlüdür ki, gücünü göstermesine gerek yoktur.
لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ
Latîf limâ yeşâ’
(Yusuf, 100)
Yaptığı işleri incelikle düzenleyendir, titizlikle düzenleyendir. Yaptığı işlerde fark edilmesi neredeyse imkansızdır. Bazı işlerinde oldukça aşikardır, fakat bazı işlerinde de çok incelikli ve görünmezdir. Ve aslında bu da Allah Azze ve Celle’nin yüceliğinin başka bir tecellisidir.