Kur’an bizlere bunun nasıl bir ayet olduğunu öğretiyor. Rüzgar nasıl ayet olabilir? Güneş nasıl ayet olabilir? Kur’an olmadan, fen dersinde güneş hakkında birçok şey öğrenebilirim ama ne olduğunu öğrenemem? Bir ayet olduğunu. Kur’an geldi ve etrafımdaki dünyayı değiştirdi ve her yerde ayet görmeye başladım. Dünyada ne kadar çok ayet görürsem, bu beni o ayetler hakkında öğrendiklerime geri götürüyor. Ne kadar Kur’an okursam da, kâinata o kadar geri dönüp o ayetleri keşfetmemi sağlıyor. Böylece o ayetler beni bu ayetlere doğru çekiyor. Bu ayetler de beni öbür ayetlere doğru itiyor, ayetlerin arasında gidip geliyorum. Peygamber (s.a.v.) onlara ayet okurken onların dünya görüşünü değiştiriyor. İnsanlar artık ayetlerin her yerde olduğunu anlıyor. Bu dört adımın açılış ifadesi olarak kullanılan çok güçlü bir ifade.

İkinci Adım: Arındırma (Tezkiye)

Şimdi ikinci adım hakkında konuşacağız:

‌وَيُزَكِّيهِمْ

​(Ve yuzekkîhim)

​”ve onları arındırır”

‍(Cuma, 2)

يُزَكِّي (Yuzekkî) kelimesi “z”, “kef” ve “vav” harflerinden geliyor. Bu da ya çift sayı, yani sayıların dengesi ya da iki tek sayının beraber olması anlamına gelir. Bir toprakta hiç böcek yoksa ve o sağlıklı toprakta gerçekten iyi bitkiler yetiştirebiliyorsanız buna ardun zekiyya denir veya gerçekten iyi meyveler yetiştiriyor anlamındaki semina. Büyümenin kendisi, çocuk büyümesi gibi, buna da zaka denir.

Kehf suresinde der:

‌أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ

​(Ekatelte nefsen zekiyyeh bi gayri nefs)

​”Bir çocuğu mu öldürdün?”

‍(Kehf-74)

Zekiya saf anlamına gelebilir ama ayrıca büyüyen bir oğlan demektir. Tamamen büyümüş değil, hâlâ büyüme sürecinde yani masum, saf ama hâlâ büyümekte.

Zekat şeriatta kullandığımız anlamıyla; her yıl zekat vermeniz gerekir, değil mi? Zekat paranızın arınması anlamına gelir, ama aslında aynı zamanda paranızı da arttırır demek, değil mi? Çünkü zekat verdiğinizde bu kalan paranıza daha çok bereket katar ve bu da artırır, değil mi? Tabi ki paran artıyor çünkü harcadığın her şeyi aslında ahiret hayatın için kendine harcıyorsun. Dünya hesabından ahiret hesabına aktarıyorsun, her şekilde artıyor.

Zekke’ş-şey’e fiil olarak kullanılır, tezkiye fiili Arapçada iki şey için kullanılır. Bir şeyi düzeltmek için, mesela arabanı tamir ettiysen arabanı tezkiye yapmış olursun. Ayrıca bir şeyi temizlemek, arındırmak anlamına gelir. Sıklıkla bir şeyi düzeltmenin ilk adımı neyi gerektirir? Temizlemeyi. Mesela eğer doktorlar bir kesiği ya da bir incinmeyi tedaviye çalışıyorlarsa yaptıkları ilk şey nedir? Dezenfekte ederler değil mi? Tüm yarayı temizlerler, sonra tedavi ederler. Eğer birisi yıpranmış paslı bir arabayı tamir etmeye çalışıyorsa, ilk adım nedir? Tüm pası temizleyecekler, pastan kurtulacaklar sonrasında tamir aşamasına geçecekler. Aynı şekilde zekka aslında tamir etmek anlamına gelir ki; bunun ilk adımı temizlemek ya da arındırmak.

Tamam, şimdi konunun özüne geliyoruz. Anlatılan ikinci adım, onları arındırması. Genelde birinin arındırılması dendiğinde, bunu manevi anlamda düşünürüz ama sizden resmin bütününü görmenizi istiyorum. Peygamber’in (s.a.v.) ve Kur’an’ın onları arındırması ne demek? Elçi bu insanları arındırıyor. İlk olarak, evet, bu onları manevi olarak arındırıyor; birçok tanrıya inanıyorlardı ve günahlarının ruhlarına, kalplerine verdiği zararı anlamadılar, bunu anlamadılar. Manevi bir arınma söz konusu, manevi bir temizlenme söz konusu.

Bu arada tezkiye ya da arınmayı gördüğümüzde, yetiştirmeyi ve temizlenmeyi de düşünmeliyiz çünkü bunlar büyümek, beslemek ve arınmak anlamlarına gelir. Bu ne demek biliyor musunuz? İnsanlar manevi açıdan gelişiyorlar, sadece tek gecede saf hale gelmiyorlar. Yetiştiriliyorlar ve geliştiriliyorlar. Henüz orada değilsiniz ama oraya ulaşacaksınız.

Örneğin, bazı insanların çok kötü beslenme alışkanlıkları vardır, bunu düzeltmek isterler, daha sağlıklı olmak isterler ve sonra bir diyetisyene ya da bir fitness koçuna giderler. Bu kişiler, “Tamam detoks yapacağız, bu programı yapacağız, keto diyeti yapacaksın ya da diğer çeşit bir ‘azap’ diyeti yapacaksın,” falan deseler. Ne yapıyorlar? Bir günde arınabilir misin? Hayır. Bazen temizlenme sürecindeyken “Bir donut gördüm ne yapacağımı bilmiyorum,” diyor, sonra gidip kendini yeniden kirletiyorsun. İlerleme kaydedip düşüyorsun, ilerleme kaydedip düşüyorsun, ilerleme kaydedip düşüyorsun. Genel olarak ilerleme kaydetmelisin ama her gün ilerleme olmuyor. Bazen düşüşler olur, bazı günler diğerleri kadar iyi olmayabilir değil mi? Ama toplamda gelişiyorsun ve aslında düşmek de bir derstir, sonrasında bu dersten bir şeyler öğrenirsin ve tekrardan gelişirsin ve ilerlemeye doğru daha fazla adım atarsın. İşte bu manevi gelişimdir. Bu aslında birçok İslami gelenekte olan bir şeydir. Kalbin arınması hakkında çok konuştuk, değil mi? Kalbin temizlenmesi hakkında, Allah Kur’an’da bundan epeyce bahsediyor.

Manevi Arınma

Manevi arınma hakkında alışılmışın dışında kendi bakış açım var. Bunu sizlerle paylaşacağım. Allah’ın bizlere vahyettiği şeyin tam isabet olduğunu düşünüyorum. Allah, lafı çevirerek konuşmuyor, soyut felsefeyle konuşmuyor, Allah dosdoğru konuşuyor. Bilirsiniz, iki şeyin arasındaki en kısa mesafe düz bir çizgidir. Ortada bir sorun olduğunda Allah sorunu doğrudan çözer. Mesela insanlar “Takvaya nasıl ulaşırım?” diyorlar. Allah diyor ki; “Tamam, Ramazan’da oruç tutmaya başla.”

‌لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

​(Leallekum tettekûn)

Bu sana ne katacak? Oruç tutmak beni nasıl takvalı yapacak? Helal olan şeylerden dahi uzak kalmayı öğreneceksin ve bu sana kendine hakim olmayı öğretecek. Takva sonuçta nedir? Kendini durdurmak. 30 gün boyunca kendini tutmak, aptalca şeyler, haram şeyler yapmaktan kaçınma becerisini kazanmana biraz yardımcı olabilir. Helal olandan bile kaçınabildiysen, belki de bu senin haramlardan kaçınabilmen için iyi bir eğitimdir. Bu bir adım, garantili değil.

‌لَعَلَّكُمْ

​(Leallekum)

Umulur, “لَعَلَّ (Lealle) ki bundan biraz takva elde edersiniz” demektir. Umulan şey bundan takva elde etmen.

Peki takvaya sahip olduğumu nasıl anlarım?

‌اتَّقُوا اللَّهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَدِيدًا

​(İttekûllâhe ve kûlû kavlen sedîdâ)

​”Allah’ı hatırla ve söyleyeceklerini açıkça söyle.”

‍(Ahzab-70)

Sadece tam olarak demek istediğin şeyi söyle. Bazen biriyle konuşmak istediğinde ne olur? Tamamen düşündüğünü mü söylüyorsun, yoksa kafanda “Eğer bunu dersem ne olur? Benden nefret edecek, ona söyleyemem, bunun hakkında stratejik olmalıyım,” şeklinde hesaplama mı yapıyorsun? İnsanlardan o kadar korkuyoruz ki, bu kimden korkmanın önüne geçiyor? Eğer takvalı iseniz açık konuşun, diyor Allah. Kimi gücendirdiğin fark etmez. Düşmanın yanındaymışsın gibi görünmen önemli değil çünkü sen doğru şeyi söylüyorsun. Sevdiğin kişilere karşı gelmen önemli değil çünkü sen doğru şeyin tarafındasın. Eğer Allah’tan gerçekten korkuyorsan doğru şeyi söyle. Daha sonra durum her neyse “Ben düzelteceğim,” diyor.

‌يُصْلِحْ لَكُمْ أَعْمَالَكُمْ

​(Yuslih lekum a’mâlekum)

‍(Ahzab-71)

Diğer bir deyişle Allah bize “Önce bu dağa tırmanmalısın ve bir ağacın altına oturmalısın,” “Rüzgarı hissedene kadar takva hakikatine eremezsin,” demiyor. Hani insanlar kung fu öğrenmek için ustalarının yanına gittiklerinde ustaları “20 kere dağa çıkıp in ve daha ben seni eğitmeye bile başlamadan bu nefes alma tekniğini öğren,” ya da öncesinde “cilala parlat” der ya, öyle karışık şeyler yok, net. Takva basittir. Kalbini mi arındırmak istiyorsun? Basit, gıybet etme, karışık değil. Başkaları hakkında konuşma, iftira atma, insanlarla dalga geçme, değil mi? İnsanlara parasını geri ver, eğer borcun varsa insanların parasını tutma.

‌فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

​(Fe innehâ min takvâl kulûb)

‍(Hac-32)

Bazen ne oluyor biliyor musunuz? Herkesi suçlamıyorum ama bazen olan şu ki; Kur’an’ın “Bunu yaparsan manevi olarak temizlenirsin,” dediği şey gözünün önünde dururken, “Bu çok fazla iş, bu yüzden maneviyatımı koruyacak bir zikir bulacağım. Bu neşidi dinlediğimde aman Allah’ım, Allah Sübhanehu ve Teala’ya o kadar yakın hissediyorum ki…” diyorsun. Kalbini arındırmak için tüm bu egzotik yolları buluyorsun ama “Bunu yap ve kalbin iyi olacak,” dediği şeylere… “Hayır hayır, daha egzotik bir şeye ihtiyacım var. Daha nadir bir şeye ihtiyacım var, o kadar özel bir şey ki belli ki evrenin sırlarını bilen akıl hocam bana bu sırları söyleyecek, sonra kalbimi arındırmanın yolunu bileceğim.”

Bunların Kur’an gelmeden önceki durum olduğuna inanıyorum. Bazı insanların kalbi temizlemenin sırlarını taşıdığı ve bunu başka kimsenin bilmediği bu durum, İslam’dan önceki zihniyet böyleydi, insanları din adına manipüle edenlerin yaptığı şey buydu. Kur’an tüm bunlardan kurtulmak için geldi ama insanların kendi insani eğilimleri var. Zamanla ne yaptılar? Aynı eğilimlere tekrardan geri döndüler.

Tamamını reddetmiyorum, aslında tasavvuf edebiyatı da dahil olmak üzere çeşitli İslami çalışmaları oldukça takdir ediyorum. Yine de aşırılıklar geliştirdik mi? Evet. Bazıları Kur’an’ın ruhuna tamamen karşı mı? Kesinlikle, kesinlikle. Eğer çalışsan, okusan, ilk adıma dön:

‌يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ

​(Yetlû aleyhim âyâtih)

‍(Cuma-2)

Aslında Kur’an’ın maneviyatına karşı olan bu tür maneviyattan kendimi uzaklaştırmalıyım diye düşünürsün. Bu beni sadece manevi olarak arındırmıyor, maneviyat “algımı” da arındırıyor. Maneviyat tasavvurumu… İyi bir insan olmak ne demek?

Geçen gün genç bir kadın, “Pazartesi ve perşembeleri oruç tutmadığım için o kadar kötü hissediyorum ki,” dedi. Allah bütün Kur’an’da pazartesi ve perşembeleri oruç tutmadığından kötü hissetmen gerektiğini belirtti mi? Allah seni bu yükten kurtarmadı mı? Kötü hissetmen gereken bazı şeyler var ve oldukça eminim ki; insanlığa zamanın sonuna kadar en mükemmel konuşması ile yol gösteren, görüneni ve görünmeyeni bilen Allah, “İşte gerçekten kötü hissetmen gerekenler bunlar,” derdi, değil mi? O beni taşımam gerekmeyen bütün diğer suçluluk duygusundan kurtarmadı mı? Bu aslında manevi olarak özgürleştirici.

Entelektüel Arınma

Sonra entelektüel arınma var. Kur’an sürekli diyor ki:

‌لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ ، لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

​(Leallekum ta’kılûn, leallehum yetefekkerûn)

Bu sadece manevi bir din değil ayrıca akli bir din. İbrahim Aleyhisselam kendi halkını sadece manevi olarak sorgulamıyor. Mantıki olarak da sorguluyor. Peki neden buna inanıyorsun? Buna neden inanmalıyım? Bunun arkasındaki amaç ne? Kur’an; git soru sor, keşfet, git dünyayı gör, seyahat et, bilmiyorsan bilenlere sor, öğren, sorgula diyor. Hangi din manastırı terk et, keşfet der? Dinler genellikle “Oraya gitme inancını kaybedersin, kendi aklınla düşünme, düşünmek şeytanidir,” der.

Hatta, Tanrı hakkında biraz konuştuğum bazı insanlara denk geldim. “Evet bu çok mantıklı geliyor ama papazım bana ‘Eğer çok mantıklıysa şeytan seni kandırmaya çalışıyordur,’ dedi.” Bu sadece Hristiyanlığın bazı mezheplerinin geliştirdiği bir şey değil. Birçok Müslüman; “Dinleme, çünkü çok mantıklı görünür, işte şeytan senin beynini kullanarak seni böyle kullanıyor, düşünmeyi bırakırsan güvende olursun,” diyor. Allah yaratılmışların en iyisi olan insanı yarattı ve insanların en iyi kasları burada. İslam’a girmek için bunu kullanırsın. İslam’a girdikten sonra insanlara; “Bu şeyi kullanmayı bırak, çünkü artık Müslümansın, artık aptal olmalısın,” diyorsun. Kitap bizi akli olarak temizlemek için geldi. Bizi düşünen, keşfeden, öğrenen insanlar yapmak için geldi. Bu akli bir temizlik ve bunun bir parçası da; Allah hakkında nelere inanmalıyım? Allah hakkında buna neden inanmalıyım? Peygamber (s.a.v.) hakkında neye inanmalıyım? Buna neden inanmalıyım? O’nunla ilişkim hakkında neye inanmalıyım? İşte bunlar akli temizlikler.

Fiziksel Arınma

Sonra fiziksel temizlik var. Mesela ne olabilir? Abdest, abdest. Hatta aslında ne yediğimiz, vücudumuza ne aldığımız iyi ve temiz olmalı değil mi? Dıştan bedenin temiz olması gerekirken ayrıca fiziksel olarak içi de temiz olmalı. Ve ilişkiler, insanlarla olan fiziksel ilişkilerimiz, eşler temiz olmalı. Bunların hepsi temiz olmalı. Bu sadece manevi ve akli temizlik değil, aslında fiziksel temizlik de. Fiziksel temizliğimiz, manevi ve akli iyiliğimizle de bağlantılı.

Duygusal Arınma

Benim favorilerimden birisi de Kur’an’ın duygusal temizliği. Buna biraz değinmiştim ama biraz daha bahsedeceğim. Mesela Arap kültüründe, eğer karı ve koca kavga ettiğinde, koca eşine çok sinirlendiyse, “Senden o kadar nefret ediyorum ki bugünden itibaren seni düşündüğümde kendi annemi düşünüyormuşum gibi. Bugünden itibaren sen benim annemsin,” derdi. Buna zıhar deniyor. Bu zıhar denen bir uygulama, Araplar bunu yapardı. Bunun anlamı, bu kadınla bir daha asla beraber olmayacağım, onu romantik olarak düşünmeyeceğim, onunla bir ilişkim olmayacak. Çünkü artık kiminle eşdeğer? Annemle. Bu bence mide bulandırıcı.

Allah Kur’an’da diyor ki:

‌الَّذِينَ يُظَاهِرُونَ مِنْكُمْ مِنْ نِسَائِهِمْ مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ

​(Ellezîne yuzâhirûn minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim)

‍(Mücadele-2)

Bunu eşlerine yapan bütün kişilerin, onların anneleri değiller. Bu kadar. “Bana annesi olduğumu söylediğine inanamıyorum.” Allah “Hayır değiller,” diyor. “Annesi değilsin,” istediğini diyebilirsin.

Bazı insanlar dramaya bayılıyor değil mi? Dramatik şeyler söylüyorlar. Ben Güney Asya’dan geliyorum, biz dramayı çok seviyoruz, değil mi? Bazı anneler oğullarına, “Şu andan itibaren artık oğlum değilsin,” derler. Hâlâ oğlun. Bunu değiştiremezsin. Babalar; “Eğer bunu bir daha yaparsan oğlum değilsin.” “Ama aslında öyleyim, genler hâlâ… evet. Hâlâ sana benziyorum baba, bana bak!”

‌مَا هُنَّ أُمَّهَاتِهِمْ

​(Mâ hunne ummehâtihim)

Bunu değiştiremezsin. İnsanlara duygusal olarak şantaj yapamazsın. Duyguları insanları kontrol etmek için kullanamazsın.

Hatta Allah dedi ki… Buna önceden değinmiştim, duygusal olarak insanlar… İlişkiler sağlıklı olmalı, bu da demektir ki; benim bazı haklarım var. Eşimin bazı hakları var. Benim bazı haklarım var, ebeveynlerimin bazı hakları var. Benim bazı haklarım var, kardeşlerimin bazı hakları var. Sorumluluklarım var, peki onların da neyi var? Sorumlulukları. Bu bir verme-alma, ikisinin arasında bir denge. Ama ne yapıyoruz? İslam’ı “ebeveynler tüm haklara sahip” demek için kullanıyoruz. Ama çocukların hiçbir hakkı yok.

Bu arada bir tarafın her hakka sahip olup diğer tarafın hiçbir hakkının olmadığı tek ilişki Allah ve kulu arasındadır. Çünkü Allah her şeye sahip, bizlerse sadece O’nun kullarıyız. Allah’a karşı hiçbir hakkımız yok, Allah’ın bize verdiği her şey O’nun bir lütfudur. Diğer her ilişkide ne var? Haklar ve sorumluluklar. Çocuğunu hiç beslemeyip onu çöpe atan ve bu sebepten dolayı hapse giren bir anne düşünün. “Ama İslam’a göre ben her hakka sahibim. Çöpe attığım bebek büyüdüğünde, koruyucu bakımdan çıktığında bana ihsanla davranmalı,” diyor. Buna hakkı olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce İslam’ın öğrettiği şey bu mu? Hayır, sen kendi görevini yapmalısın.

Ailene ettiğin duada bile mesela diyorsun ki:

‌رَبِّ ارْحَمْهُمَا

​(Rabbi irhamhumâ)

​”Rabbim ikisine de rahmet et.”

‍(İsra-24)

Ama orada durmuyorsun, başka ne diyorsun?

‌كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

​(Kemâ rabbeyânî sagîrâ)

​”Küçükken beni büyütüp yetiştirdikleri gibi.”

Ama sen küçükken seni dövüyor olsalardı, küçükken seni istismar ediyor olsalardı, ihmal ediyor olsalardı, sen küçükken alkol içip, birbirleri ile kavga edip seni psikolojik olarak yaralasalardı bu rabbeyânî mi? Dua rabbi irhamhumâ diyor. Ne yaptılarsa yaptılar bu normal mi?

‌رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا

​(Rabbi irhamhumâ kemâ rabbeyânî sağîrâ)

Allah’ım… Kur’an oku dostum.

Bu nedir biliyor musunuz? Bu duygusal temizlenme. Neden? Çünkü duygusal olarak sadece Allah’ın sana yüklediği sorumlulukları taşıyorsun ve Allah’ın sana yüklemediği hiçbir yükü ve suçu taşıman gerekmiyor. Ailelerimizde ve kültürümüzde aynı zamanda duygusal bazı şeyler var ki, bunlar yanlış. Ama İslam’a göre yanlış değiller. Bunu biliyorsunuz değil mi? Kültürel olarak oldukça yanlış olup İslam’da yanlış olmayan bazı şeyler var. Allah açısından bir problem sayılmayan, tamamen helâl olan bir şey yaptığında doğru şeyi yapıyorsun ama ailendeki herkes; “Bu yanlış, senden nefret ediyoruz, bunu yaptığına inanamıyoruz, tam bir utanç kaynağısın, Allah hesabını soracak!” diyor. Aslında Allah’ın bunda hiçbir problemi yok, sen sorun ediyorsun Allah etmiyor. Haklarım dahilindeyim. Hiçbir kimsenin hakkını çiğnemedim, Allah’ın helalinin gölgesinde kaldım.

Allah ne yapıyor, biliyor musunuz? Duygusal yükü kaldırıyor, duygularımı temizliyor. Bu duyguları üzerimde taşımam gerekmiyor. Bu suçu taşımam gerekmiyor. Eğer gerçekten bir suçluluk taşıyacaksam, Allah’ın kitabına göre bunu gerçekten yanlış yaptığım kişiye borçluyum. Eğer gerçekten aileme haksızlık ettiysem, borçluyum. Eğer birisine gerçekten haksızlık ettiysem tamam, bir özür borçluyum.

Allah’ın yaptığı bir diğer inanılmaz duygusal temizleme de şu: Allah’ın tövbeni kabul etmesi için kaç kez tövbe etmen gerekiyor? İçten tövbe, kaç kez? Bir. Sonra Allah’ın seni affettiğine inanman lazım, buna inanmalısın. Bunu Kur’an’dan öğrendik. Tabii ki tövbe etmeye devam etmelisin çünkü birçok günah işliyoruz. Diyelim ki hırsızlık yaptın, gençken aptaldın ve McDonald’s’ta başkasının patates kızartmalarını alıp kaçtın. Cidden suçlu hissediyorsun ve gelecek Ramazanda bu patates kızartmaları için tövbe etmeye karar veriyorsun. “18 patates yediğimi hatırlıyorum, bu yüzden Ramazan’ın 18 günü, 18 farklı tövbe yapacağım.” Hayır hayır, hepsini tek bir pakete koyup tek bir tövbe edebilirsin, içtenlikle. Şimdi devam edebilirsin. Bu pişmanlıkla yaşamana gerek yok, anladın mı, devam edebilirsin.

Musa (a.s.) birisini öldürdü ve Allah’a istiğfar etti. Peki Allah’a istiğfar etmeye devam etti mi? Bir kere yaptı ve hepsi bu. Şimdi güzel şeyler yapıyor, hayatına devam ediyor çünkü Allah’ın onu affettiğini umuyor, işte bu kadar. İnsanlar olarak ne yapıyoruz? Allah diyor ki bana içtenlikle bir kere sorunuz:

‌إِنَّ اللَّهَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا

​(İnnallâhe yağfiru’z-zunûbe cemîâ)

‍(Zümer-53)

İnsanlar ne yapıyorlar?

— Bunu yaptığım için üzgünüm.

— Bu benim için yeteri kadar iyi değil. Gerçekten pişman olmadığını biliyorsun değil mi?

— Evet pişmanım, üzgünüm, özür dilediğimi söyledim.

— Cidden mi peki?

Başka bir zaman canın sıkkın olduğunda;

— Yaptığın şeyi hatırlıyorsun değil mi?

— Ama bunun için özür dilemiştim.

— Evet, özür diledin ama bunun yeteceğini mi sandın?

— Ama sadece özür dilemedim, bunu telafi etmek için ne yapabileceğimi sordum. Bunu, bunu, bunu dedin ben de bunları yaptım ve hâlâ bunu tekrar gündeme mi getiriyorsun?

— Evet unutamıyorum çünkü yeterince bedel ödediğini düşünmüyorum. Allah’ın seni affedeceğini düşünmüyorum çünkü ben mutlu değilim.

Bu kitapta Allah’ın verdiği duygusal temizliklerden size anlatacağım sonuncusu bu. Bazı insanlar; “Ben seni affedene kadar Allah’ın seni affetmeyeceğini garanti edebilirim,” diyorlar. Buna bayılıyorum, buna bayılıyorum. Yani ben seni affedene kadar ne olacak? Allah seni affetmeyecek. Peki anlıyorum, yani bu demek ki kıyamet gününde, ne kadar tövbe ettiğim, ne kadar kendimi düzelttiğim fark etmeyecek, dünyada bana hâlâ kızgın olan birisi “Ben bu adamı affetmiyorum, onu affetmiyorum,” diyorsa. Ben cennete yürümek üzereyken, “Allah’ım bir dakika, ben hâlâ kızgınım, melekler, onu cehenneme alın.” Senin ve benim Allah’ın affediciliğini kontrol edebileceğimizi mi düşünüyorsunuz?

Bize haddimizi bildirmesi için bir örnek vereceğim. Resulullah (s.a.v.) Uhud’daydı ve yaralandı, vuruldu, bilincini kaybetti, baygınlıktan uyandı ve dedi ki:

‌كَيْفَ يَهْدِي اللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا

​(Keyfe yehdîllâhu kavmen keferû)

​”Peygamberinin kanını döken insanları Allah nasıl doğru yola iletebilir?”

‍(Al-i İmran, 86)

Kendisini neredeyse öldürecek olan Kureyş’e kızgındı.

Allah O’na ne dedi biliyor musunuz?

‌لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ

​(Leyse leke minel emri şey’)

​”Senin hiçbir yetkin yok.”

‍(Al-i İmran-128)

Ne olursa olsun hiçbir yetkin yok.

‌لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ

​(Leyse leke mine’l-emri şey’ ev yetûbe aleyhim ev yuazzibehum fe innehum zâlimûn)

​”Onları affedip affetmediği, tövbelerini kabul edip etmediği ya da cezalandırması konusunda senin hiçbir yetkin yok. Şüphesiz ki onlar haksızlar da.”

‍(Al-i İmran-128)

‌وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ

​(Ve lillâhi mâ fî’s-semâvâti ve mâ fî’l-ard)

​”Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır.”

‍(Al-i İmran-129)

‌يَغْفِرُ لِمَن يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاءُ

​(Yağfiru limen yeşâ ve yuazzibu men yeşâ)

​”Kimi isterse affeder, istediğini cezalandırır.”

‍(Al-i İmran-129)

Allah:

‌وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

​(Vallâhu gafûrun rahîm)

​”Affedicidir, O sevgi dolu ve şefkatlidir.”

Bu arada Uhud Savaşı’nda Peygamber’in (s.a.v.) yaralanmasına sebep olan tek kişi kimdi biliyor musunuz, tüm savaşı tersine çeviren kişi kimdi biliyor musunuz? İsmi Halid bin Velid. Müslümanların zayıf bir pozisyonda olduğunu gören strateji uzmanı oydu. “Onları arkadan kuşatabiliriz,” dedi. İşte Müslümanlar için her şeyin kötüye gittiği an buydu. Adı neydi? Allah onu affetti mi? Sahabe oldu mu? Peygamberin (s.a.v.) neredeyse ölmesine sebep olan o kişi. Evet, Allah kimi isterse affedeceğini söylüyor. İstediğini de cezalandırır, bu Allah’a kalmış. Allah bunu peygamberine (s.a.v.) diyebilir ama sen, hâlâ ona sinirli olduğun için kuzeninin affedilmeyeceğini Allah’a söyleyebileceğini düşünüyorsun. Allah onlara ne yaparsa yapsın, bu Allah ile onun arasında. Senin Allah’la kendi ilişkin var.

‌وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ

​(Ve yeşfi sudûra kavmin mu’minîn)

​”Allah inananların kalplerini iyileştirecek.”

‍(Tevbe-14)

Evet sana zarar vermiş biri olabilir ve bundan hemen kurtulmuşlar gibi hissediyor olabilirsin ve belki sadece tövbe edecekler.

Finansal temizlenme ile devam edelim.