Selamunaleyküm, Hocam. Kişisel bir sorum olacaktı. “Son günlerde bazı kişisel zorluklar yaşıyorum. Çok dua ediyorum ama dualarım kabul edilmiyormuş gibi duruyor. Ayrıca, dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimin gerçekten zor bir dönemden geçtiğini görüyorum. Dürüst olmak gerekirse kendimi bunalmış hissediyorum. Teselli bulmak için Kur’an’a ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine yönelmem gerektiğini biliyorum. Ama belki bana Kur’an’ın hangi ayetlerine yönelebileceğim konusunda bazı tavsiyelerde bulunabilirsiniz?”
Öncelikle, yaşadıklarınızı duyduğum için çok üzgünüm. Elbette kalbimiz ümmetin yaşadığı ıstıraplarla ve orada her bir insanın çektiği acılarla beraber. Bazen insanları acı çekerken görüyoruz, bazen onları görmüyoruz bile. Kur’an’da Allah’ın buna şifa verdiği birçok yer var.
Hud ve Ankebut Surelerinde Lut (a.s.) Kıssası
Aklıma gelen bir husus, Allah’ın Lut (a.s.)’a teselli verdiği Ankebut Suresi ve Hud Suresidir. Birbirine çok benzer üsluplar kullanılmış. Her ikisi de büyük peygamber Lut (a.s.) veya İncil’de geçtiği şekliyle Lot’tan bahsediyor. Bu iki ayeti sadece ilk ifadeleriyle karşılaştıracağım.
وَلَمَّا جَآءَتۡ رُسُلُنَا لُوطٗا سِيٓءَ بِهِمۡ Ve lemmâ câet rusulunâ Lûtan sîe bihim
(Lut, 77)
“Nihayet melekler Lut (a.s)’a gelince, o, bundan dolayı çok korktu.”
سِيءَ بِهِمۡ Sîe bihim
“Onların varlığından çok korktu.”
Ankebut’ta da aynı ayet tekrarlanıyor:
وَلَمَّا أَن جَاءَتْ رُسُلُنَا لُوطًا سِيءَ بِهِمْ Ve lemmâ en câet rusulunâ Lûtan sîe bihim (Ankebut, 33)
Buraya eklenmiş bir “أَن (En)” takısı var. Ve normal çeviride bunlar aynı olsa bile, “أَن (En)”in amacı aslında daha uzun bir nihayetlenme süresi veya daha uzun bir bekleyiş süresi eklemektir.
Nihayet, sonunda, en uzun bekleyişin ardından, melekler nihayet Lut’a vardıklarında, Lut, onların varlığından dolayı çok korktu. Burada “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” beklentisi ve bekleyişi daha uzun. Çünkü Lut (a.s.) çaresiz hissetmişti, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?”. Ve bu yardımın “yakışıklı erkekler” şeklinde gelmesi onu daha da üzdü. Ama buradaki sürenin uzaması fikri Ankebut’ta zikredilmiştir, Hud’da zikredilmemiştir.
Peygamberlerin Mirası ve Hz. Muhammed (s.a.v.)
Aslında sizinle konuşmak istediğim bir konu bu. Şaşıracaksınız, aslında bu dersin konusu Lut (a.s.) değil, konu bizim kendi Peygamberimiz (s.a.v.).
Burada anlaşılması gereken husus, Kur’an’ın Hz. Peygamber’e cesaret vermek için geçmiş elçilerden kıssalar anlatması ve kendi görevini onların gözünden görmesine yardımcı olması. Onların mirasları onun mirası oldu. Onların kelimeleri onun kelimesine dönüştü. Kur’an’da olmalarının sebebi de bu.
Anlayın ki, Mekke deneyiminde, peygamber konuşurken Kur’an’ı konuşuyordu, önünde kitap veya kağıt yoktu. Peygamberlerin miraslarından bahsederken, insanlar o mirasları peygamberimizden ayırmıyorlar çünkü onun ağzından çıkıyor. O da kendisinden onları ayırmıyor. Hepsi bir tek insan bütünü.
لا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ Lâ nuferriku beyne ehadin minhum
“Biz, hiçbiri arasında ayrım yapmayız.”
Böylece kendini bu büyük peygamberlerin amaçlarıyla özdeşleştiriyor.
Ankebut Suresi ve İmtihan
Hud Suresi onun risaletinin daha erken bir safhasındadır. Risaletinin bu önceki kısmında Allah Lut (a.s.) kıssasından bahsederek diyor ki, bazen Allah’ın yardım olarak gönderdiği şeyleri hoşunuza gitmeyecek şekillerde bulabilirsiniz.
Peki Ankebut’ta ne oluyor? Bu uzun bekleyişin sebebi nedir? Neden biliyor musunuz? Çünkü Ankebut suresinin tamamı şöyle başlıyor:
الم Elif Lâm Mîm
“أَحَسِبَ النَّاسُ أَن يُتْرَكُوا أَن يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ Ehasiben nâsu en yutrakû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn
“İnsanlar ‘inanıyoruz’ dedikten sonra imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar?”
Ankebut Sûresi Müslümanların işkence görmeye başladığı bir zamanda başladı. İşler gerçekten kötüye gidiyordu. Habbab bin Eret isimli bir sahabe, yanan kömürün üzerine sürüklendi. Onu gömleksiz bir şekilde kömürün üzerine yatırdılar ve üzerine çıktılar. Sırtındaki deriyi erittiler. O haldeyken peygamberin yanına gitti ve “Ne yaptık ki başımıza bunlar geldi? Allah’ın yardımı neden gelmiyor?” dedi ve sonra bu ayetler indi.
Ankebut Sûresi nazil olunca ilk ayetler müminlerin sabretmeleri hakkındaydı. Ve onlara, “Siz, imtihan edilmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?” denildi. “Sizden öncekiler de imtihan edildi.”
وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ Ve lekad fetennâ ellezîne min kablihim
“Muhakkak biz sizden öncekileri imtihan ettik.”
Sonra Nuh (a.s.)’dan bahsetmeye başladı, bu bir tesadüf değil. Peki neden? Nuh (a.s.)’ın asırlar boyunca sabretmesi gerekti. Ardından, Nuh (a.s.)’a yardım su ile geldi. Daha sonra kendi halkıyla mücadele etmek zorunda kalan İbrahim (a.s.)’dan bahsediyor ve İbrahim (a.s.)’ın ateşten kurtarıldığını söylüyor. Nuh (a.s.)’ın sudan kurtarılması gibi, İbrahim (a.s.) da ateşten kurtarılmıştı.
Ardından, Nuh (a.s.)’dan sonra Lut (a.s.)’dan bahsediyor ve Lut (a.s.) hakkında diyor ki:
إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي İnnî muhâcirun ilâ Rabbî
“Ben Rabbime hicret edeceğim.”
Lut (a.s.) aracılığıyla, Peygamber (s.a.v.)’e “Yakında sen de hicret edeceksin” deniyor. Nuh (a.s.), kavmini terk etmek zorunda kaldı. İbrahim (a.s.), kavmini terk etmek zorunda kaldı. Lut (a.s.) tam olarak “Göç ediyorum” dedi. Ankebut, neredeyse Peygamber (s.a.v.)’in hicretinden hemen önce nazil oldu. Kendisine, diğer peygamber mirasları aracılığıyla şifreli bir şekilde göç etmesi gerekeceği söyleniyor.
Peki o zaman emir ne zaman gelecek? Buradan ne zaman ayrılabiliriz? Beklenti o kadar yüksek ki, Lut (a.s.)’ın kıssası anlatılırken “Sonunda, nihayet, en sonunda melekler geldi.” deniliyor. Beklemenin yoğunluğu bu surede daha fazla vurgulanıyor çünkü surenin tamamı Allah’tan gelecek kurtuluşu beklemekle ilgili. Surenin konusu bu ve sadece o küçük “أَن (En)” eki ile peygambere rahatlık veriliyor, “gelecek” deniliyor. “Gelecek ve beklenmedik şekillerde gelecek. Sadece izle ve bekle.”
Subhanallah. Bu çok harika! Yani evet, her iki durum da anlatılan Lut (a.s.)’ın kıssası. Ancak kıssa aracılığıyla Peygamber (s.a.v.)’e anlatılan şey bana göre muhteşem!
بَارَكَ اللَّهُ لِي وَلَكُمْ Bâreke Allâhu lî ve lekum
Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu.