— Hocam, Fatiha Suresi’ni okuyordum ve 3. ayette bir şey dikkatimi çekti. Şöyle yazıyor: اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ (Errahmanirrahim) Rahman, Rahim. “Merhamet” kelimesi neden iki kere yazılmış? Bu ikisi arasındaki fark nedir?
Bu konuyu ayrıntılı olarak Fatiha Suresi’ni işlediğim derslerde anlatmıştım ama ikisi arasındaki farktan şimdi kısaca bahsedecek olursak…
Bu iki kelime de farklı açılardan Allah’ın merhametini tarif eder. Bu kelimeleri çevirmek çok kolay değil çünkü aynı kökten geliyorlar ve neredeyse eş anlamlı gibi duruyorlar. Çoğu zaman çeviri yaparken, bu kelimeler için muğlak ifadeler kullanıyoruz: En Lütufkâr, En Merhametli; ya da En Merhametli, En İyiliksever. Bu türden çeviriler oldukça yaygın.
Sorun şu ki, En Merhametli ve En İyiliksever derken bu ifadelerin özündeki temel farkı anlamamız pek mümkün olmaz. Bu iki kelimenin beraber kullanılmasının sağladığı faydalardan birkaçını beraber incelemeye çalışalım. Size sadece Er-Rahman’ın kapsadığı faydaları anlatsaydım, o bile uzun sürerdi. Kelimenin kökü, nereden türediği, anne rahmi ile arasındaki bağı… Başlı başına ayrı bir konu. Bu derste bu ikisi arasındaki farkı ve bir araya geldiklerinde ortaya çıkan sonucu incelemeye çalışacağız.
Er-Rahman Kelimesinin Üç Özelliği
Er-Rahman kelimesinin üç özelliği olduğunu düşünün. Sonunda “an” olan kelimeler için Arapçada kullanılan terim “Siğat-ül Mübalağa”dır. Bu, üç şeyi aynı anda ifade eder:
- Birincisi, böyle kelimeler taşıdıkları manayı en uç noktalara götürür. Mesela, bir kelimenin sonunda “an” varsa… Birine “bilgili” demek istiyorsanız ve sonuna “an” eklerseniz ona “olağanüstü bilgili” demiş olursunuz. Niteliğe aşırılık kazandırır. Bu birincisiydi.
- İkincisi, niteliği geçici kılar. Yani o şey kalıcı değildir. Mesela Arapçada “عطْشانْ (atşan)” kelimesi vardır. Sondaki “an”a dikkat edin; “عطْشانْ (atşan)”, “aşırı susayan kimse” demektir. Ama bildiğiniz gibi susamak sonsuza kadar süren bir şey değildir. جَوْعاَنْ (cev’an) “aşırı acıkan kimse” demektir. Acıkmak sonsuza kadar sürmez. Benzer şekilde, غَضْباَنْ (gadban) “aşırı öfkelenen kimse” demektir ve öfkelenmek de sonsuza kadar sürmez. Bazı durumlar hariç… Her neyse… En azından aşırı öfkelenmek sonsuza kadar sürmez. Yani “an” kullanıldığı durumlar aşırılık barındırır ve kalıcı değildir.
- Son olarak, en basit haliyle ifade edecek olursak… “an” eki, içinde bulunduğu zamanı tarif eden kelimelerde kullanılır. Başka bir deyişle, bahsettiğiniz kişi ileride öfkelenecek biri değildir. Veya ileride acıkacak biri ya da ileride susayacak biri değildir. Bahsettiğiniz kişi aşırı susayan, aşırı acıkan ve aşırı öfkelenen biridir. Tam o anda.
İşte bunlar elimizdeki üç çıkarımdır. Çabucak tekrar ediyorum: Aşırı, Geçici, Anlık.
Şimdi bunları Er-Rahman kelimesine uygulayacak olursak, Er-Rahman’ın değerini daha iyi kavrayabiliriz.
Birincisi, Allah’ın merhameti, sevgisi ve şefkati en uç noktadadır. Sıradan bir merhamet değildir. Bilirsiniz, insanın hayatında merhamet ve şefkat gösterdiği zamanları olur. Ama bazı anlarda bu en üst noktaya çıkar. Yani Er-Rahman, Allah’ın rahmetinin en üst noktada olmasını tanımlar. Sevgiyle ilgisini tanımlar.
İkincisi ve korkutucu olanı, geçici olmasıdır. Ama biz Allah’ın bütün isimleri daimidir sanıyorduk. Yani bu hep geçerli olmalı. İbn Abbas’ın da ifade ettiği gibi… Er-Rahman, Allah’ın rahmetinin bu dünyadaki hayatta tecellisini tanımlar. Bu çok mantıklı çünkü bu hayat kalıcı değil. Er-Rahman bu hayatla daha doğrudan ilgilidir. Az sonra başka hangi şekilde ilgili olduğunu göreceğiz. Bu geçicilik felsefi açıdan problemli olsa da, bunu kısa bir süreliğine kenara bırakın.
Üçüncüsü de, olayın o anda gerçekleşiyor olmasıydı.
Er-Rahim Kelimesinin İki Özelliği
Şimdi bunu Er-Rahim’in iki özelliği ile karşılaştıralım. Bu sonraki isimdi. Aynı şekilde Allah’ın sevgisini, şefkatini tanımlar. Ama iki özelliği vardır. Hatırlayın Er-Rahman’ın ise üç özelliği vardı. Er-Rahim’in iki özelliği vardır:
- Bu özelliklerden birincisi, her zaman aynı durumda olan bir şeyi tanımlamasıdır. Yani sadece o an olanı, geçici olanı tanımlamak için değildir. Sürekli olan, olagelen ya da daha iyi bir şekilde ifade edecek olursak, o şekilde devamlı olan demektir. Mesela birine sabırlı dediğinizde, sahip olduğu bir özelliği tanımlamış olursunuz. Veya bir arabayı kırmızı olarak tarif ettiğinizde, arabanın halinden bahsetmiş olursunuz. Bu değişen bir şey değildir, anlıyor musunuz? Veya gökyüzünü mavi olarak tanımladığınızda, bu gökyüzünün bir özelliğidir. Ya da suya verilen sıfat olan saflık. Bu gibi şeyler. Bunlar daimi durumlardır. Rahîm”de de durum böyledir. “Fa’îl” kalıbı. Bu birincisi. Daimidir. Basitçe ifade edecek olursak, daimidir.
- İkincisi, ortaya çıkması şart değildir. Yani eyleme geçmeyebilir. Potansiyeldir. Daha kolay anlaşılabilmesi için; karım için “O sabırlıdır” dersem, bu onun sahip olduğu bir özelliktir. Belki de şu an pek sabırlı davranmıyordur. Belki tam aksi şekilde davranıyordur. Başka bir deyişle, eşim sabır özelliğine sahiptir ama bu, şu an sabırlı davrandığı manasına gelmez. Aynı şekilde birine “O bilgedir” diyebilirsiniz. Ancak uyurken bilgelik özelliğini göstermiyordur. Yani, o anda belli etmediğiniz bir karakter özelliğiniz olabilir.
Bu Er-Rahman’dan çok farklı, değil mi? Çünkü Er-Rahman hemen tecelli eder. Er-Rahman’ın üç özelliği varken Er-Rahim’in şu iki özelliği vardır: Daimidir ve her an tecelli etmesi gerekmez, faal değildir.
Neden Er-Rahman Önce Gelir?
Biraz düşünelim, neden Er-Rahman önce gelir?
Biz insanlar, aciliyeti severiz. Bütün hafta çalışıp maaş çekini cuma günü alan birini düşünelim. Maaşını verecek olan patronu o gün orada değildir, trafikte kalmıştır. “Saat 16:45, gitmem lazım. Saat 17’de hemen çıkmam lazım çünkü uçağıma yetişmeliyim. Paraya da ihtiyacım var, hemen bankaya yatırmam lazım. Çünkü bu paraya ihtiyacım olacak, saat 16:45 ama patronum ortalarda yok.”
Biri yanınıza gelip: “Sakin ol, sakin ol. Patron gelecektir. O güvenilir biridir.”
Patron nasıl biridir? Güvenilir. Siz de içinizden: “Evet, biliyorum normalde güvenilir biridir ama keşke hemen şimdi güvenebilseydim. Bana kendini belli etmeyen güvenilirlik lazım değil, güvenilir olduğunu tam şu anda göstersin istiyorum. Bana şimdi lazım.” Beni anlıyor musunuz?
İnsanlar bir sorunla karşılaştıklarında, karşısındakinin mizacındaki istikrarı umursamazlar. Yani yardım istedikleri kişinin… O özelliğin geri planda kalmasını istemezler. Kendini göstermesini isterler, hemen o anda. Anlık endişelerimiz giderilmeli. Aciliyet bu. Üstelik acil olmasını istediğimiz bu şeyleri azar azar değil, büyük miktarlarda istiyoruz. İnsanın doğası bu.
Size açlık örneğini vermek istiyorum. Eğer çok acıktıysam ve huysuzsam… Eve gitmişsem, tabii öncesinde eşimi arayıp “Yemek var mı?” diye sorduğumda “Evet, çok güzel yemekler var” demişse… Eve geldiğimde bana vadettiği yemeği vermek yerine “Yarın ne yemek istersin?” diye sorarsa… “Umurumda değil! Benim şu an yemeğe ihtiyacım var!” derdim. Kendi kolumu kemirmek üzereyim! Artık yemek verir misin lütfen, yarını düşünecek halim yok…”
Size şunu anlatmaya çalışıyorum: İnsanların acil ihtiyaçları olduğu zaman geleceği düşünemezler. Sadece anlık düşünebilirler. Acil ihtiyacım karşılandığı zaman, tıka basa yiyip karnımı doyurduğumda, “Yarınla alakalı ne demiştin?” Hep böyle değil midir?
Para için de aynı şey geçerli. Fatura ödeyeceksen veya o şeyi hemen alman gerekiyorsa, ödeme yapman gerekiyorsa, düşündüğün tek şey bu olur. Faturalarını yatırdığında veya aidatını ödediğinde, içinden; “Birikim yapsam mı, kalan parayla ne yapmalı? Gelecek ay için param var mı? Haftaya ne harcayacağım?” Geleceği düşünmeye başlarsın.
Şu kelimelerdeki güzelliğe bakın, Er-Rahman “Anlık”tır. Çünkü insanlar öncelikli olarak acil ihtiyaçlarını dert ederler. Ama acil ihtiyaç giderilince… Üstelik hayal bile edemeyeceğiniz kadar fazlasıyla ve olağanüstü bir şekilde. Allah’ın rahmeti, sevgisi ve merhameti olağanüstü ölçüde gelir ve acil ihtiyaçlarınızı giderir.
Acil ihtiyaçlarınız karşılanınca neyi düşünmeye başlarsınız? Geleceğinizi. Allah der ki, O aynı zamanda Er-Rahim’dir, daimidir. Biri şimdi ile ilgiliyken diğeri gelecek ile ilgilidir. Muhteşem!
Bunların yer değiştirdiğini hayal edin. Neden “Er-Rahim, Er-Rahman” değil? Bu aslında; “Sana acil lazım iken, Allah’ın potansiyel rahmetine güvenmelisin” demek olur. Önünde sonunda tecelli edecektir, ama hayır, şimdi ortaya çıkıyor. Eğer bu potansiyele güvenebilirsen, rahmet sürekli orada olacaktır.
Son olarak sizinle çok güzel bir şey paylaşacağım, bunu Zemahşeri ve diğer birkaç alim daha dile getirmiştir. Anlık ve aşırı olan sözcükler kendilerini dışa vurur, bahsettiğimiz gibi. Ve sıfat olan sözcükler -Rahim gibi- daimidir, belli bir seviyededir. Aşırı değillerdir ve her zaman kendilerini dışa vurmazlar.
Zemahşeri de Er-Rahman’ı şiddetli bir okyanusa benzetir, birbiri ardına çarpan dalgalarıyla… Olağanüstü bir şekil almıştır. Er-Rahim’i de sakin bir okyanusa benzetir. Ve şöyle der:
“Bir okyanusun hem sakin olduğunu hem de aynı zamanda dalgalarının birbiri ardına çarptığını düşünmek hayal gücümün ötesinde bir şey. Hayal bile edemem.”
Bunları düşündüğümde anlıyorum ki, Allah’ın rahmetini asla kavrayamam. Aynı zamanda hem Er-Rahman hem Er-Rahim nasıl olur? Bu iki kelimeyi bu denli müthiş yapan şey budur.
Allah Azze ve Celle, bizi rahmetine layık eylesin, hem bu hayatta hem de sonraki hayatımızda.
Er-Rahman bu dünya içindir, Er-Rahim ahiret içindir diyen sahabenin dehasını takdir edersiniz. Şuna bakın, nasıl söylediğine bakın:
“Er-Rahman geçicidir, tıpkı bu dünyanın da geçici olması gibi. Er-Rahim ise daimîdir çünkü sonraki hayat kalıcıdır.”
Bunu hemen görebildiler. Bu yüzden Kuran analizleri tam isabetti. On dakikalık bir açıklama olmadan. Hemen anladılar. Allah Azze ve Celle Kuran’ın kıymetini anlamamızda ve gücü ve güzelliği üstüne düşünmemizde bize yardım etsin.