أَفَتُمَارُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ

(Efe tumârûnehû alâ mâ yerâ)

“Onun gördüğü şeyden şüphe mi duyuyorsunuz?”

(Necm-12)

“Onun gördüğü şeyden şüphe mi duyuyorsunuz?”

Bunlar Kur’an’da geçen ve Arapça’da şüphe anlamına gelen kelimelerin listesi: “şubh, şüphe” Kur’an’da geçiyor. “Şekk” geçiyor, “marac” geçiyor, “lebes” geçiyor, “rayb” geçiyor, “rabe, yeribu, rayben” geçiyor. Bu kökten gelen “imtara, yemtiru” geçiyor. “Tumarunahu“, “mirye” geçiyor. Bu farklı kelimelerin hepsi şüphe demek, peki farkı ne? Fark birinci anlamında değil, fark ikinci anlamında olacak.

Saçma olan şu ki; biriniz çıkıp “ben tercüme okuyabilirim, sorun değil” diyebilirsiniz. “Şekk, şüphe, marac, mirya, lebes, rayb” ve hepsi ne olarak tercüme edilir? “ŞÜPHE”. Sizde, “hepsi aynı”… Hayır hepsi aynı değil, hepsi farklı. Çünkü hepsinin ikincil anlamları vardır.

Bu yüzden, bu ayette geçen “mirye” (ondan şüphe mi ediyorsunuz?) kelimesinin ikincil anlamı belirli bir şüpheyi anlatıyor. Bir şey kristal berraklığında olduğunda ve siz, insanların kafası karışmaya başlayana kadar ona yalanlar ve varsayımlar eklediğinizde buna “mirye” deniyor. Yani başta kristal berraklığında idi ve siz kafa karışıklığı yaratmaya ve karıştırıp kirletmeye başladınız. Suyu bulanıklaştırma gibi. Su tertemizdi ve siz içine çamur atıp durdunuz. “Onun gördüğü şey hakkında yaptığınız şey bu mu?” Bu arada, bu “şeytan ayetleri” iddiasını da açıklayabilir. Apaçık bir şey işittiler ve içine çamur attılar ve Allah onlara seslendi: “Suyu bulandıracak mısınız? Onun gördüğü şeyin içine şüphe mi katacaksınız?”

Dikkat edin, bir önceki ayette “rae” geçiyordu: “Kalp gördüğü şeyi yalanlamadı.” Ufukta meleği görmüştü, ama şimdi diyor ki; “Onun geçmişte gördüğü şeyin değil, her zaman gördüğü şeyin içine şüphe mi katacaksınız?” Ve ayrıca sadece gördüğü şey değil aynı zamanda anladığı şey.

Bu derin… Allah bu kafirlere diyor ki; “Onun sadece meleği görmüş olmasından değil aynı zamanda gerçekliği görüş biçiminden, hayatı görüş biçiminden, doğruyu görüş biçiminden, sizin yanlış dininizi görüp de üstün gelmesinden, bahanelerinizin içyüzünü anlamasından mı şüphe edeceksiniz?” Kimse onun gördüğü şekilde görmüyor, delilleri kristal berraklığında ve siz ondan şüphe mi edeceksiniz?

Eğer bunları yazılı olarak tercüme etmiş olsam “SİZ” kelimesinin ve “ONUN” kelimesinin yazı boyutunu 24 yapardım. “SİZ, ONUN gördüğünden şüphe mi duyacaksınız?” Farsça yeni bir cümle öğrendim: “Kendi yüzünü gördün mü?” Kim olduğunun farkında mısın? Kiminle konuşuyorsun? Haddini bil! Sen mi ondan şüphe edeceksin? Sen hangi pozisyondasın ki? Hangi gerçekliğe dayanarak onun hakkında şüphe edeceksin ki?

Bu mentaliteyi, bu ayetteki dersi hepinizin alıp, sütünüze karıştırıp içmenizi ve bununla yaşamanızı istiyorum. Çünkü insanlar dininiz hakkında sizi şüpheye düşürmeye çalıştığında tavrınız أَفَتُمَارُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ (Efe tumârûnehû alâ mâ yerâ) (Necm-12) olmalı. “Kafam karışıyor, şüphelerim var.” Şu sözleri bir dinleyin, bu sözler siz güç vermiyor mu? Peygamber’in (s.a.v.) görüş biçimi, anlayışı, Kur’an’ın verdiği dünya görüşü o kadar güçlü ki “sen nasıl bunun içine şüphe katabilirsin ki?” “Nasıl şüphe katabilirsin?”

Şüphe Katma Komplosu ve Gençlerin Durumu

İşte bu yüzden size onların komplosunu açıklayacağım. “Mirye” ne demiştim? Açık bir şeyi alıp içine şüphe katmak. Kafirler bunu 1500 yıl önce yaptı ve bugün hala yapmaya devam ediyorlar. Bir meseleyi alıp çarpıtırlar ve kötüye kullanabilecekleri, acı verebilecekleri bir nokta bulup üzerine basarlar, basarlar ve basarlar ve “işte İslam bu yüzden doğru değil” derler. “Bak, Aişe’nin yaşı, Aişe’nin yaşı, Aişe’nin yaşı, Aişe’nin yaşı, Aişe’nin yaşı.” Ve siz de “Kur’an, vahiy”… “Evet, evet, peki Aişe’nin yaşı ne olacak?”… radiyallahu anha. Tek bir şeyi alıp sıkacak, sıkacak, sıkacak ve siz “birisi temelsiz bir suçlama ile geldi diye anladığım her şey, bütün doğrularım, hepsi yok oldu, havada kayboldu” diyeceksiniz.

Bu sure ile ilgili böyle suçlamalarla geldiler: “Oh, lat, menat ve uzza’yı seviyor.” Bastırıp, bastırıp sonunda birisinin o youtube videosunu seyrederek İslam’ın tamamından şüpheye düşeceğini umarlar. Çünkü kimsenin cevap veremediği bir şey buldular.

Bazen eğlenmek için tiktok izliyorum… estağfirullah. Bir takım ateistleri takip ediyorum. Şahsen ateistleri dinlerken çok eğleniyorum, bunu son derece eğlenceli buluyorum. Bazen müslümanlara saldırmalarını bekliyorum. Cevap vermek istediğim için değil. Bilirsiniz, عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ (Allemehû şedîdu’l-kuvâ) (Necm-5) cevap vermeye bile ihtiyacınız olduğunu hissetmenize gerek yok. Eğlenceli… تُمَارُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ (Tumârûnehû alâ mâ yerâ) benim tavrım bu.

Bazen onların argümanlarını, İslam hakkında söylediklerini dinliyorum. O kadar havalı ki, gerçekten sevimli. Bir ayet ya da hadisi, herhangi birini alırlar, çirkin bir şekilde çarpıtırlar, tamamen yanlış şekilde sunarlar ve yanlış anladıkları şeyi çürütürler. Yanlış anladıkları şeyi çürüttüklerine göre İslam’ı da çürütmüş oluyorlar.

Ve bu birçok müslüman gençte işe yarıyor. Çünkü sizler kendi dininizi, kendi kitabınızı öğrenmeye zaman harcamıyorsunuz. Sonra onlar kitabınızı yanlış bir şekilde ifade ettiklerinde “Böyle yazıyor değil mi?” diyorsunuz. Ve sonra siz şüpheye düşmeye başlıyorsunuz, sonra ailenizle tartışmaya başlıyorsunuz: “Anne bu dine neden inandığını bilmiyorum, şu tiktokçuyu izlesene.” Sonra iyi bir hanımefendi olan, umreye gitmiş, hacca gitmiş, ramazanda oruç tutmuş, sizinle iftar yapmış olan anneniz, “bu yeni fitne de neyin nesi?” Dindar bir müslüman olmasına rağmen o da Kur’an’ı hiç öğrenmemiş ki. Anne babası müslüman olduğu için o da müslümandı, bu yüzden nasıl cevap vereceğini bilemiyor. Ve onu imama götürüyor.

Şeyh Yasir Qadhi gibi insanlar bizimle olduğu için şanslıyız. Sizi Pakistan ya da Bangladeş, Avustralya ya da İngiltere’de oranın bir imamına götürse ve bu soruları sorsa: “Aah, okuyup üflememiz lazım, açıkçası içine cin girmiş.” İçimizdeki tek cin, bizi Kur’an okumaktan alıkoyan cin. İçimizdeki cin bu.

Sadece أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ (Eûzu billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm) de ve Kur’an okumaya başla ve Kur’an’ı tefekkür etmeye başla. Ne olacak biliyor musunuz, sizi ne yapacak biliyor musunuz? GÜÇLÜ. Şüpheleri ezip geçer. Şüphe uyandırmaya çalışan insanlara gülersiniz, bu sizi sarsmaz.

Miraç ve Gerçeği İfade Biçimi

Miraç olduğunda… Biliyorsunuz diğer derste Miraç konusunu okuyacağız. Bu ilk buluşma, bu buluşma dünyadaydı, sonraki görüşme semada olacak. Semadaki buluşmayı duyduklarında: “Oh, yani sen uçan peygambere mi inanıyorsun? Galaksiler arası yolculuk mu yaptı? İnandığın şey bu ve bu dinin mantıklı bir din diyorsun.” Sonra bunun üzerine basacaklar ve sen de şöyle olacaksın: “Aaah, belki de sadece ruhsal bir yolculuktu, belki fiziksel olarak gerçekleşmedi.” Ve geri adım atmaya başladın, çünkü artık kendini savunmada hissediyorsun. Çünkü bilimsel ölçülere uygun mantıklı bir cevap vermek zorundasın: “Belki sadece bir bilinçaltı yolculuğudur, belki sadece bir rüyadır.” Bu neyin çabası? Materyalist söyleme uyması için gerçeği eğip bükmek. Çünkü görünmeyen alemde yolculuk edebilmeyi inkar etmek istersin.

İfadelere bakın: رَأَى يَرَى مَا زَاغَ الْبَصَرُ مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ (Reâ yerâ mâ zâğa’l-basaru mâ kezebe’l-fuâd) görmek, görmek, görmek, görmek. Onu ufukta gördü, ruhsal olarak mı?? Ayağa kalktı, yaklaştı, bu kadar yakına geldi, hatta daha da yakına geldi. Bunlar mecaz dili mi yoksa gerçeği ifade biçimi mi? Bu gerçeği ifade biçimi.

Ve bütün bunları alıp zihin jimnastiği yapacaksınız ve “hayır, hayır bu ruhsal bir yolculuktu ama fiziksel olarak hala evdeydi, sadece zihinsel olarak seyahat etti.” Hayır, bu seyahat gerçekleşti, bu oldu. Bunun neden olduğu konusunda özgüven geliştirmelisiniz ve inşallah sonraki derste bunu yapmaya çalışacağız.

Miraç dersi muhtemelen benim için en zor bölüm olacak ama bunun hakkını verebilmem için dua edin.