İbrahim’in (as) İki Oğlu: İsmail ve İshak

İbrahim (as)… Bu kısmı sizlerle paylaşmam lazım. Bunu bilmeniz lazım arkadaşlar. İbrahim’in (as) çok geç yaşta bir oğlu oldu. İlk kez baba olduğunda hemen hemen yüz yaşındaydı ve ilk oğlu İsmail (as)’dı. Hayır, İshak değil. İlk çocuğu İsmail (as)’dı ve İncil metnini esas alırsak, on dört yıl sonra bir çocuğu daha oldu: İshak (as). Yani iki peygamber. Bunları bilmeniz lazım. Haklarında bilgi sahibi olmamız gereken iki çocuğu vardı. Başka çocukları da oldu ama bu ikisi hakkında bilgi sahibi olmamız gerekiyor.

İsmail büyük olan, İshak da küçük olan kardeşti; İsmail başka bir eşten doğmuştu, İshak başka bir eşten. Yani baba bir anne ayrı kardeştiler. Babaları İbrahim (a.s)’dı.

— Şimdi, hangisi büyük kardeşti?

— İsmail (a.s)!

— Güzel, İsmail (a.s). Peki… Aralarında kaç yaş vardı?

— On dört yaş.

İsmail (a.s)… Binlerce yıl sonra, İsmail’in (a.s) çocuklarının çocuklarının çocuklarından… En sonunda, Muhammed Peygamber (s.a.v) doğdu. Yani Muhammed Peygamber (s.a.v), İbrahim’in (a.s) büyük büyük büyük… torunu olsa da, aynı zamanda İsmail’in (a.s) büyük büyük torunuydu.

Diğer peygamber kimdi? İshak. İshak… Bunu hatırlaması zor olacak. İshak’ın (as) Yakup adında bir oğlu vardı. Yani İbrahim, İshak, sonra Yakup. Yakup’un da Yusuf adında bir oğlu oldu. Yakup’un oğlunun adı… Yusuf’tu.

Peki, şimdi yine en üstten başlıyorum. İbrahim… Kaç oğlu vardı? Hangi iki oğlu? İsmail ve İshak. İsmail… Onun çocuklarından en sonunda kim dünyaya geldi? Muhammed Peygamber (s.a.v). Peki. İshak… İshak’ın oğlunun adı neydi? Yakup. Yakup’un oğlunun adı neydi? Yusuf.

Ve sonunda çok uzun zaman sonra Yusuf’un kardeşlerinden ve onların çocuklarından; Musa, Harun, Zekeriya, Süleyman, Davud… İshak’ın soyundan pek çok peygamber geldi. Yani Kur’an’da anlatılan peygamberlerin çoğu, ailenin İshak tarafından geliyordu. Yalnızca tek bir peygamber, ailenin İsmail tarafındandı. Hangi peygamber? Muhammed Peygamber (s.a.v).

Bu çok önemli bir konu. Yani okuduğunuz peygamberlerin çoğu, hatta okuduğunuz Meryem… değil mi? Okuduğunuz İsa (as), okuduğunuz Yahya (as), okuduğunuz Yusuf (as) ki zaten bahsetmiştik… veya Davud (as), Süleyman (as), Üzeyr (as)… Birçok peygamber hangi ailenin soyundan geliyor? İshak. Yani İbrahim’in (as) bu iki oğlu; büyük, devasa iki aile meydana getirdi.

İshak’ın oğlunun adı neydi? Yakup. Yakup’un iki adı vardı. Bir adı Yakup, öbür adı İsrail’di. Yani Yakup’un oğullarına, aynı zamanda, İsrailoğulları denir.

Kurban Kıssası ve Büyük İmtihan

Büyük oğul kimdi? İbrahim’in büyük oğlu kimdi? İsmail (as). Allah, İbrahim’e (as) bir çocuğu olacağını söyledi. İbrahim (as) çok yaşlıydı. O zaman, o ve karısı yalnız yaşıyorlardı. Melekler müjdeyle gelip ona bir oğlu olacağını söylediler, yani İsmail. Bazıları bu kıssanın aslında İshak ile ilgili olduğunu söylerler ama şimdilik bu meseleyi geçelim.

Size İsmail (as) ile ilgili bir şey anlatacağım. Allah, İbrahim’e (as) İsmail’i ve eşini çölün ortasında bir yere bırakmasını söyledi. O yer nereydi? Safa ve Merve yakınlarında bir yer. Siz kıssayı biliyorsunuz arkadaşlar. Bu kıssa Kur’an’da çok ayrıntılı anlatılmamıştır. Ama bir kısmı anlatılmıştır. İbrahim (as) oradan ayrıldı. Sonra İsmail (as) yedi-sekiz veya dokuz yaşlarındayken, geri geldi. Genç bir delikanlı olmuştu. Çok büyük değildi ama beraber koşup oynayacakları kadar büyüktü.

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ

(Felemmâ beleğa meahus sa’y)

(Saffat, 102)

Yani İbrahim (as) geri döndü; Mekke’de ailesiyle, karısı ve oğlu İsmail’le yaşıyordu. Henüz İshak yoktu. Allah ona sıradaki imtihanını gönderecekti. Şimdi okuyup neler olduğunu göreceğiz. Arkadaşlar siz bu imtihanı biliyorsunuz ama bazı ayrıntılara gireceğim.

فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ

قَالَ يَا بُنَيَّ

إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ

(Felemmâ beleğa meahus sa’y)

(Kâle yâ buneyy)

(İnnî erâ fil menâmi ennî ezbehuk)

Oğlu, İbrahim’le birlikte koşacağı yaşa geldiğinde…

Oğluna dedi ki…

Rüyamda sürekli seni kurban ettiğimi görüyorum.

(Saffat 102)

-seni bir hayvanın boğazlanması gibi boğazladığımı görüyorum- Bu çok ağır bir şey. Kimi boğazladığını görüyor? Oğlunu. İlk… Tek çocuğunu…

Benim, elhamdülillah, sekiz çocuğum var. En küçük oğlum Hadid neredeyse iki yaşında ve bu ayetleri okurken, İbrahim’in (as) yaşadığı duyguyu yaşadığımı hayal bile edemiyorum. Çünkü, bir bebeğiniz varsa, bir çocuğunuz varsa, eğer karşıdan karşıya geçerken veya caddeye koşarken ona doğru bir kamyon geliyorsa, bir baba ne yapar? Kamyonun önüne atlayıp çocuğu yolun dışına iter. Hiç düşünmeden. İnsanlar, dünyadaki tüm canlılar, kendisinin hayatta nasıl kalacağını düşünür. Ama mesele çocuğunuz olduğunda, çocuğunuzu korumak için kendinizi feda etmek istersiniz. Çocuğunuzu korumak için her şeyi yaparsınız.

Allah’ın İbrahim’e (as) buyurduğu şeyin ne kadar ağır olduğunu anlamanızı istiyorum. İbrahim (as) gençken bir babası vardı. Babası, onun söylediği gerçekler yüzünden ondan çok hoşlanmıyordu. Babası ona o kadar öfkeliydi ki, İbrahim’in kurban edilmesinden memnun olacaktı. Hatırladınız mı? Onu ateşe atmak istiyordu. Kendi babası onu ateşe atmak istiyordu. Bu çok canını yakmış olmalı. Kendi baban tarafından ateşe atılmanın istenmesi çok acı bir şey olmalı.

Ama en azından, İbrahim’in (as) şöyle dediğini hayal edebiliyorum: “Nasıl bir baba kendi çocuğunun kurban edilmesinden memnun olur? Ben asla böyle bir şey yapmam. Birisi neden kendi oğlunun kurban edilmesinden memnun olmak gibi berbat bir şeyi yapar?” Peki sonra Allah ona ne gösterdi? Allah ona rüyasında ne yaptığını gösterdi? Kendi oğlunu kurban ettiğini! Tam da kimin daha önce yapmaya çalıştığı şeyi? Kendi babasının! Bu da kendisinin asla yapmak istemeyeceği bir şeydi. Bunu asla yapmak istemiyordu.

Bunu ilk defa rüyasında gördüğünde, bunun gerçek olamayacağını düşündü, bir kabus olmalıydı. Sonra tekrar gördü. Sonra tekrar gördü. Sonra tekrar gördü. Sonra çok sevdiği oğluna dönüp sordu: Rüyamda sürekli (düşüncesi bile kötü olan bir şeyi) seni boğazladığımı görüyorum. Ama ona dedi ki… -oğlunun çok akıllı olduğunu biliyordu; oğluna, ben bunu rüyamda görüyorum dediğinde, oğlu bunu ona Allah’ın gösterdiğini anlayacaktı.-

Oğlu dedi ki:

يَا أَبَتِ

(Yâ ebet)

-Aynı sözcüklerle-

“Babacığım!…”

Bu arada, çok havalı bir bilgi: Yıllar önce, İbrahim genç iken, bu sözleri babasına söylemişti. Yıllar geçti, İbrahim baba oldu ve oğlu ona aynı sözleri söylüyordu.

يَا أَبَتِ

افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ

(Yâ ebet)

(İf’al mâ tu’mer)

“Sevgili baba!/babacığım!”

Sana söylenileni yap!

Sana söylenileni yap! Yani bu çocuk babasına, ona söylenileni yapmasını söylüyordu.

سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

(Setecidunî in şâallâhu mines sâbirîn)

İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.

İkisi de gittiler, ikisi de teslim oldular. Çünkü oğlunun kendini feda etmesi de zordu, bir oğlun “tamam hadi bir bıçak al ve boynuma daya” demesi… İmkânsız bir şey. Üstüne, bir babanın da bunu kendi çocuğuna yapması… Ama ikisi de kabul ettiler. Ve başını taşa koydu, sonra başını yana eğdi. Allah onu durdurdu. Allah ona, bu kadarı yeterli, dedi.

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا

(Kad saddakter ru’yâ)

“rüyanı yerine getirdin”

(Saffat 105)

dedi.

Kurbanı Anlamak ve Diğer Dinlerle Farkımız

Bu insanlar için çok zordur ve belki sizin için de zordur. Burada Hristiyan olan insanlar var, onlar da bu kıssaya inanıyor. Onların da bu kıssanın kendilerine özgü bir versiyonları var. Ama bu kıssadan dolayı artık Hristiyan değiller. Bu kıssadan dolayı Hristiyanlığı terk ettiler, artık Tanrıya da inanmıyorlar.

Diyorlar ki: “Nasıl bir tanrı bir babaya kendi oğlunu öldürmesini söyler? Bu nasıl hastalıklı bir emir böyle! O’nun sizi seven, sizi önemseyen, size nimet veren, sizin için en iyisini isteyen bir Tanrı olduğuna nasıl inanıyorsunuz? Aynı Tanrı sonra dönüp ne yapmanızı istiyor? Kendi oğlunuzu öldürmenizi istiyor! Bu akıl almaz bir şey! Bu dinin bir üyesi olmak istemiyorum. Bir babanın oğlunu öldürmesi gerektiğini ve bunun artık nasıl oluyorsa Tanrıyı mutlu ettiğini mi öğretiyorsun.” Onların gerekçesi işte bu. Artık Hristiyan olmamalarının sebebi bu.

Ama bizde de neredeyse aynı kıssa var değil mi? Öyle, biz de neredeyse aynı olan kıssaya sahibiz. Peki Allah İbrahim’den (as) oğlunu kurban etmesini istedi mi? Evet, peki bu hâlâ rahatsız edici bir şey mi? Siz, babaların çoğu, şu an oğullarınızın yanında oturuyorsunuz. Sizin için de benim için de bunu hayâl etmek zor. Zihnim bile o kadar ileri gidemiyor. Bunu hayâl etmek bile imkânsız. O kadar ilerisini düşünemiyorum bile.

Buradaki babaların ve çocukların bu kıssayı anlamaları gerekiyor.

Bu arada, kurban kıssası, muhtemelen tüm dünya tarihindeki en önemli kıssadır. Neden biliyor musunuz? Çünkü bu kıssa, Yahudiler tarafından dinlerini bugünkü haline çevirmek için kullanılmıştır. Bu kıssa, Hristiyanlar tarafından Hristiyanlığı bugünkü haline döndürmek için kullanılmıştır. Hristiyanlık ve Yahudilikle aramızdaki farkın tamamı neyden kaynaklanıyor? İbrahim kıssasından bile değil, direkt kurban olayından kaynaklanıyor. Ben de size bunun nasıl olduğunu göstereceğim.

Ama Allah’ın neden İbrahim’e böyle bir şey yaptırdığını anlamanıza ihtiyacım var. Neden onu bu sınava tabi tuttu? Eskiden ne tür tanrılar vardı? Özelliklerinden bazıları nelerdi? İnsanların inandığı tanrıların kişilikleri nasıldı?

— Evet genç adam?

— Çok kolay öfkelenirlerdi.

— Peki başka?

— Eğer bir şeye ihtiyacın olursa onlara bir şey vermen gerekirdi, tıpkı alışveriş gibi.

Bu doğru, pek çok dinde insanlar yağmurun yağmasını gerçekten isterlerdi ama yağmazdı ve sonra derlerdi ki: “Tanrı bize kızmış olmalı, tanrıya kurban sunmalıyız, onu mutlu etmeliyiz! Ama eğer tanrıya ızdıraplı bir kurban vermezsek o da bize iyi bir yağmur vermez. O yüzden bence köyden bir kızı alıp onu katletmeli, öldürmeli ve kanını tanrının önüne dökmeliyiz. Böylece yağmur yağacaktır.” Veya bize saldırmak üzere olan bir köy var. “Eğer bebeklerimizden birini alıp uçurumdan aşağı atmazsak savaş tanrısı bize yardım etmez.”

İnsanlar bunları yaptı, bu gerçek. Bu dinlerde insan kurban etme eylemi hep gerçekleşirdi. Aslına bakarsanız şu an bile Meksika’da bazı pagan dinleri var. Daha geçen sene Meksika’daki bazı köylerle ilgili bir hikâye çıktı ortaya; artık ne istediler bilmiyorum, iyi bir hava mıydı neydi, kendi köyünden ergenlik çağında bir kızı alıp bağladılar. Onu dağın tepesindeki bir mağarada donarak ölmesi için terk ettiler. Tanrıları hoşnut etmek için insan kurban etmek… Bunu hep yapıyorlardı.

Bu arada, Hristiyanlık bile bu düşünceyi terk edemedi. Hristiyanlar dediler ki: Tanrı artık bizden kurban vermemizi istemiyor. Çünkü zaten kimi kurban etti? Kendi oğlunu. İşte tüm o kan, kırbaçlanma, dövülme ve çarmıha gerilme… Tanrı’nın sonunda rahatlaması için birilerinin kanla bedel ödemesi gerekiyordu. Öyle ya da böyle kanla bedel ödemedikçe Tanrı size istediğinizi vermez.

Allah İbrahim’e (as) sordu… Çünkü İbrahim (as) insan kurban edilen bu dinlerin olduğu bir yerde mi doğup büyüdü? Evet, bu onun çevresinde normal bir şeydi. Daha sonra Allah ona dedi ki: Senden benim için bir kurban vermeni istiyorum. Neyi kurban vermeni istiyorum peki? Oğlunu.

Ama burada bir farklılık var. Sizden farkı anlamanızı istiyorum. Diğer bütün dinlerde ne zaman kurban verilirdi? Bir şey istediğinde. Bir şey istediğinde kurban keserdin. Peki İbrahim (as) bir şey istedi mi? Hiçbir şey istemedi. Allah ondan istiyor, o Allah’tan istemiyor. Allah’tan bir şey istemiyor. “Allah’ım bunu şunu veya şunu istiyorum.” “Tamam eğer onu istiyorsan oğlunu kurban et.” Böyle bir takas yok. “Bunu ver bunu al” yok.

Allah bize zaten dinimizle ilgili diğer hiçbir dine benzemeyen bir şeyi öğretiyor. Dinimizde ibadetler bir takas malzemesi değildir. “Ben Allah için namaz kılacağım Allah bana biyoloji sınavımda 95 verecek,” demiyoruz. Takas söz konusu değil. Allah bizimle satış sözleşmesi yapmıyor. Bir emirde bulunuyor ama “eğer bunu yaparsan sana şunu vereceğim” demiyor. Burası anlaşıldı mı? Bu ilk farklılıktı.

Şimdi de ikinci farka gelelim. Gidip kurbanı kesmeye çalışıyor. Tam bunu yapacağı sırada Allah bunun olmasına izin mi veriyor yoksa onu durduruyor mu? İbrahim’in (as) hayatı hakkında her şey bir gösterime dayanıyordu. Bu söze kulak kesilin: “gösterim“. Bir çocukken dedi ki “Bu güneş, bu ay, bu yıldız… Bunlar Tanrı olmalı.” Bu neydi? Bir gösterimdi. Tüm putları parçaladı ve “büyük olan yaptı bunu” dedi. Neydi bu? Bir gösterimdi, değil mi? Her zaman bir çeşit gösterim vardı.

Allah sadece Müslümanlara değil, sadece İbrahim’e değil, bu dünyada yaşayacak olan tüm insanlara göstermek istedi ki, Allah’ın doğru dini siz yapmaya gönüllü olsanız bile, Tanrısının kurban istemediği bir dindir. (çünkü Allah bunu istiyor sanıyorsunuz. Tıpkı İbrahim’in neredeyse yapacağı gibi) Allah diyor ki: Hayır hayır, senden istediğim şey bu değil. Sadece herhangi bir hayvanı kurban etmen yeterli. Hakikati kutlayın…

Bu neyi kanıtlar? “Ben Allah için her şeyi yapmaya razıyım.” İbrahim Allah için her şeyi yapar. Kendi oğlunu kurban etmek söz konusu olsa bile, Allah için bunu bile yapar. Ama Allah ondan kurban istemiyor. Allah ondan çok çok çok daha azını istiyor. Biz daha fazlasını yapmaya razı olsak bile, İbrahim daha fazlasını yapmaya razı olsa bile Allah ondan daha azını yapmasını istiyor.

Allah İslam’ın, kendine veya sevdiğin birine zarar vermeni isteyecek bir din olmadığını gösteriyordu. İslam, Allah’ın sizden razı olması için kurban vermeniz veya acı çekmeniz gereken bir din değildir. Bu din böyle değil. Bir tanrıyı mutlu etmek için daha fazla kurban verilmeyecek. Bir tanrıyı mutlu etmek için daha fazla ızdırap çekilmeyecek.

Bu hayatta zorluklar var mıdır? Evet, ama bunlar kurban değildir, imtihandır. Bunlar “sana zorluk veriyorum ki cennete gidebilesin” değildir. Eğer birisinin iyi bir hayatı varsa, diyelim ki birinin iyi bir işi, iyi bir evi var; sağlığı yerinde, çocukları iyi, beş vakit namazını kılıyorlar, sadece helal olandan yiyor, haramdan uzak duruyorlar yani iyi ve kolay bir hayatı var. Sonra şöyle düşünmeye başlıyor: “Ee… benim hayatımda hiç zorluk yok. Ailemde kanser hastası yok. Ailemden kimse araba kazasında ölmedi, hiç kötü bir şey olmadı. Cennete gideceğimi sanmıyorum çünkü Allah ailemden hiç ‘kan’ almadı, hiç ızdıraplı bir kurban vermedik. Herhalde bu, başım belada demek!”

Bunun kimin dini olduğunu anlamamış olmalısınız. Kimin dini bu?

— Sadece Allah’ın değil. İbrahim’in (as) de dini.

Allah ızdıraplı bir kurban istemiyor. Tüm diğer dinler istiyor. Allah verir, verir ve yine verir. Sizden de verebileceğinizden fazlasını geri istemez. Fazlasını istemez.

Kurban kıssası aslında insanların artık birbirlerini kurban etmelerine gerek kalmadığını göstermek içindi. Hac yaptığımızda kutladığımız şey aslında bu. Biliyor musunuz, Allah Hac ile bu dünyada kolaylık yarattı. Allah insanlık için her şeyi kolaylaştırdı.

Kurban Edilecek Çocuk Hangisiydi?

Kurban kıssası sadece Müslümanlar için mi önemli?

— Hayır…

— Başka kim için? Çok iyi, Hristiyan ve Yahudiler için.

Allah diyor ki:

فَلَمَّا أَسْلَمَا

وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ

وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ

قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا

(Felemmâ eslemâ)

(Ve tellehû lil cebîn)

(Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm)

(Kad saddakter ru’yâ)

“Her ikisi de teslim olduğunda”

onu taşın üzerine koydu

ve O’na seslendik: İbrahim!

Artık rüyayı gerçekleştirmiş oldun.

Bu kadarı yeter, başka bir şey yapman gerekmiyor.

إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَؤُا الْمُبِينُ

(İnnâ kezâlike neczil muhsinîn)

(İnne hâzâ lehuvel belâul mubîn)

Elinden gelenin en iyisini yapanları, şüphesiz işte böyle ödüllendiririz.

Bu en büyük imtihandır.

Sonra Allah diyor ki:

وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

(Ve fedeynâhu bi zibhın azîm)

Onun yerini büyük bir kurban ile değiştirdik.

Yani keçi, inek gibi hayvanları kurban ediyoruz. Ve Allah bunları büyük olarak kabul ediyor. Çünkü böylece İbrahim’in (as) hacda adadığı ilk kurbanı anıyoruz.

وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ سَلَامٌ عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ كَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ

(Ve tereknâ aleyhi fil âhirîn, selâmun alâ ibrâhîm, kezâlike neczil muhsinîn, innehû min ibâdinel mu’minîn, ve beşşernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn)

Allah, onu diğer insanlar için bir miras olarak bıraktık, diyor. İbrahim’e selam olsun. Sonra da, ona İshak’ın müjdesini verdik, diyor. Yani tek çocuğu İsmail değildi, diğerinin adı neydi? Bu ayetler bize şunu öğretiyor; oğullardan hangisi… Çünkü İsmail’in adını Allah söylememiştir. Ama burada sonlara doğru, Allah ona İshak’ın müjdesini de vermiştir, diyor.

— Peki bu bize ne gösterir? Aslında hangi çocuk kurban edilecekti?

— İsmail!

— İsmail (as).

Peki… İsmail’in (as) soyundan kim gelmiştir? İsmail’in çocuklarından kim dünyaya gelmiştir? Muhammed (sav). Peki, şimdi… Burası önemli:

İncil’de, Kitab-ı Mukaddes’te de İsmail için “büyük oğul” ibaresi geçer. İsmail büyük oğluydu, İshak da küçük oğluydu. Fakat İncil’de pek çok yerde, kurban edilecek oğlun, kurban edilmek için götürülen çocuğun İsmail değil İshak olduğu söylenir.

İshak götürüldüğü zaman da… Kimse bir şeyi kesmiyor, ortada kurban da yok. Tanrı İbrahim’den çok memnun kalmıştır. Der ki, senden bu kadar hoşnut olduğum için, çünkü bunu yaptın, testi geçtin. Ödül olarak, çocuklarını İshak ile kutsuyorum. Çocuklarını İshak ile kutsuyorum ve onlara bu toprakları vadediyorum. O kurban sayesinde topraklar onlara ait olmuş oldu. İncil’in başka yerlerinde – yanılsan ve yanlış işler yapsan da sorun değildir – o topraklar yine de o çocuklara aittir. Çünkü sen kurbanı eda ettin. İşte bu İshak’ın çocuklarına verilen sözdür. Peki, kim bu vaadin dışında kaldı? Kimin çocukları? İsmail’in.

Kur’an çıkıyor ve diyor ki, durun bir dakika… Bir kurban vardı. Bir kurban olacaktı. Gerçekten de İbrahim’in (as) oğluydu. Ama hangi oğlu? İsmail (as). Yani tüm bu “Kurban olayı yüzünden özel olma” argümanı çürütülür. Çünkü, özel olmanın sebebi büyük oğlun kurban olmasıydı. Kimdi büyük oğul? İsmail (as).

Sonra aşırı dinci Hristiyanlar çıktı, -özellikle Amerika’da- ve başka bir hikaye uydurdu. O hikayede İbrahim’in (as) iki oğlu vardı. Biri kutsanmış, diğeri lanetlenmişti. Kutsal olan oğul İshak’tı. Lanetli olan oğlu da İsmail. Hikâyede Muhammed de (sav) İsmail’in çocuklarından olduğu için o da lanetlenmiş çocuklardandır ve dolayısıyla dini de lanetlidir. Bu yüzden “İslam şeytanın dinidir”. Peki kutsanmış olan dinler hangileri? Hristiyanlık ve Musevilik. Tanrı tarafından kutsanmış olan dinler bunlar. Tüm bu hikâyeler hangi hikâyeden uydurulmuş? Kurban hikâyesinden.

Ve İncil’de… İnşallah bir gün ayrıntılı bir çalışma yapacağım, İncil’in bu konuda tam olarak neler söylediğini anlatacağım. Kendiniz de okuyabilirsiniz. İncil, kurban sayesinde kutsal oldukları ile ilgili aslında ne söyler?

İbrahim’in (as) karşılaştığı en büyük sınav buydu. Artık sınanmayacaktı. Ve şimdi Allah ona bir şeyler vadediyor. Allah onu bir lider kılacağına söz veriyor. İncil’de ne diyordu: Çocuklarının hepsi kutsanmıştır. Kur’an’da ne deniyor? Hayır, hepsi değil. Bazıları.

Peki İsmail’in çocukları ya da İshak’ın çocukları oldukları için mi kutsanmışlar? Onları kutsal kılan nedir? Hayır, birdenbire kendiliğinden lider olmayacaklardı. Nasıl lider olabileceklerdi? Nasıl kutsal olacaklardı?

— İslâm’ı kabul edip iyi işler yaparak.

— İyi işler yaparak, İslâm’ı kabul ederek. Kötü şeyler yapmayarak.

Hak etmek için bir şeyler yapman lazım. Hak etmek için Allah’a tâbi olman lazım. Hak etmek için iman edip iyi işler yapman lazım. İbrahim’in (as) soyundan gelen çocuklardan kutsanmış olanlarının arasında olabilmenin tek yolu budur. Anladınız mı? Yani aslında bu çok büyük bir meseledir: “Kurbanı anlamak”.

Buradaki yetişkinlere bir kitap önerim var. İngilizce tercümesi mevcuttur. Arapça yazılmıştır. Ama İngilizce’ye de çevrilmiştir. Kitabın Arapça ismi: الرأى الصحيح فى من هو الذبيح (Erre’yus sahîhu fî men huvez zebîh), Kurban Edilecek Kişiye Gerçek Bir Bakış, “Kurban Edilen Oğul“. Sanırım artık internette bunun İngilizce versiyonu da var. Orada bulabilirsiniz. Çok faydalı olacaktır inşaallah. Özellikle de Hristiyan ve Musevi komşularımızla aramızdaki ilişkiyi anlama hususunda.

Belli bir dünya görüşleri var. Neden o dünya görüşüne sahip olduklarını anlamanızı isterim. O görüşün kaynağı nedir? Onlarla nasıl mantıksal bir zeminde iletişim kurabiliriz? Duygusal değil. Çünkü İbrahim (as) da böyleydi. Mantığımızı konuşturalım, duyguları değil.

Soru-Cevap: Dünya Hayatı ve İmtihanlar

— Cennete ulaşmak için hayatta pek çok zorluk yaşıyoruz. Peki o zaman şu hadis ne anlama geliyor: “Bu dünya imanlı kişiler için hapis, imansız kişiler için ise cennettir.”

— Tamam. Karşılaştırma yaparsak… Bu hadisi şu şekilde kolaylıkla anlayabiliriz canım: Biri hapisteyse yemeği sınırlıdır. Özgürlüğü sınırlıdır. Müslüman olarak biz de, her ne kadar çoğu nimetin tadını çıkarsak da, canımızın istediği her şeyi yapamayız. Canımızın istediği her yere gidip canımızın istediği her şeyi yapamayız. Bu bakımdan özgürlüğümüz sınırlıdır. Cennet ise; canın ne çekerse yediğin, istediğini yaptığın, istediğin yere gittiğin ve istediğin şeyi söylediğin bir yerdir. Peki imansız kişiler ne yapar? Onlar için kural yoktur. Cennette kural yoktur. Hapishanede kural vardır. Değil mi? Orada yapılan karşılaştırma bundan ibaret. Tabii ki bu, dünyanın lanetli veya zorlu bir yer olduğu manasına gelmez.

Devam etmeden önce iki soru daha alacağım.

— Benim sorum az önceki soruya benziyor. Allah bize bu hayatta imtihan verdiği zaman… Biliyorum, bir insanın imtihan edilmemesi cennete gitmeyeceği manasına gelmez demiştiniz.

— Evet…

— Fakat… Bu dünyada imtihan edilen insanlar da bir nevî kurban vermiş sayılmazlar mı? Bu da karşılığını almamız gereken bir şey değil midir? Dinimizde de bu gibi olgular… örneğin, cennete gitmek için namaz kılıyoruz. Cennete gitmek için iyi işler yapıyoruz. Allah’ı hoşnut etmek için… Bu da bir çeşit alışveriş sayılmaz mı?

— Güzel bir soru. Bunu beraber çözmeye çalışalım.

Birincisi… Eyyüb’ü (as) biliyor musunuz? O’nun imtihanı neydi? Hastalık. Nuh (as) da hayatının çoğunu sefalet içinde geçirdi. Yakub’un (as) hayatı da duygusal anlamda oldukça zor bir hayattı. İbrahim’in (as) hayatı da, gördüğümüz gibi, çok zor bir hayattı. Öz babası tarafından kovuldu, az kalsın öldürülüyordu. Hayatının ilerleyen dönemlerine dek oldukça yalnız bir yaşam sürdü.

Ama Davud (as) da var, bir kral olarak yaşadı. Süleyman (as) da var, hükümdar olarak yaşadı. Büyük güç sahibiydi. Pek çok nimetten faydalandı. Yusuf (as) da var. Hayatının yarısını sefalet içinde, diğer yarısını da bolluk içinde geçirdi. Bolluk bereket içinde…

Burada şöyle bir şey var, Kur’an’da geçen ifadelerden biri:

لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ

(Lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih)

(Bakara, 285)

dir: Onların arasında ayrım yapmayız.

Ve Allah diyor ki, sizi imtihan edeceğiz. Sizi iyiyle ve kötüyle imtihan edeceğiz. Bazı insanlar kötü bir durumla başa çıkma konusunda çok daha iyidirler ve iyi bir durumla nasıl başa çıkacaklarını bilmezler. Yani, kötü bir durumdayken çok daha iyi bir insan olurlar. Durumları iyileşince korkunç insanlara dönüşürler. Bazıları da iyi durumla başa çıkma konusunda daha iyidirler. Çok şükreden, çok iyiliksever, çok cömert… İyi haldeyken böyledirler. Durumları kötüleşince korkunç bir insana dönüşürler.

Allah imtihan eder… İnsanların karakterleri, güçlü yönleri, zayıf yönleri birbirinden farklıdır. Bu yüzden Allah bazılarını iyilikle imtihan eder. Dünyada bolluk içinde yüzüyor gibi görünseler bile imtihanı geçememiş olabilirler. Allah bazı insanları da kötü şeylerle imtihan eder. Kötü şeyler gözümüze ne kadar fena görünse de bu onların en büyük başarısı olabilir.

Dolayısıyla bu hayatta edindiğimiz iyi ve kötü tecrübelere gördüklerimiz üzerinden bir değer biçemeyiz. Çünkü Allah’tan gelen bu imtihanların vasıflarını bilemeyiz. Çünkü imtihan sadece kötü zaman demek değildir. Kötü zamanlara imtihan demek kolaydır. Kur’an, kötü zamanlarınız imtihandır, demiyor. Kur’an, kötü zamanlarınız “bir çeşit” imtihandır, diyor. İyi zamanlarınız da başka çeşit imtihandır, diyor. Bunların ikisi de imtihandır.

Yani hiçbiri hakkında… Bu adam zor bir dönemden geçiyor, o yüzden ödülü de büyük olmalı, diyemeyiz. Bunu bilemeyiz. Kimin ödülünün daha büyük olacağını bilemeyiz. Süleyman’ın (as) ödülü mü daha büyük olacak yoksa Eyyüb’ün (as) ödülü mü, bilmiyoruz. Çünkü ikisi de birbirinden çok farklı şekillerde imtihan edilmişti. Bunun değeri yalnızca Allah katındadır.

Bu yine, bizim dinimiz ve diğer dinler arasındaki önemli farklardan biridir. Diğer dinlerin görüşüne göre, çok para kazanıyorsan, sağlıklıysan, mutluysan; Tanrı seni kutsamıştır. Tanrı senden memnundur. Fakat işten kovulduysan, hastaysan, hiçbir işi bitiremiyorsan, sürekli başarısız oluyorsan… Tanrı seni lanetlemiştir veya Tanrı senden memnun değildir.

Bizde böyle bir matematik yoktur. Çünkü biliyoruz ki, Allah’ın sevdiği pek çok peygamberin hayatı çok zorlu geçti. Yine biliyoruz ki, Allah’ın sevdiği pek çok peygamberin hayatı çok kolay geçti, iyi yaşadılar. Bazıları da bu ikisinin karışımıydı. Dolayısıyla biz o şekilde düşünmeyiz.

İnandığımız Dinin Doğru Olduğunu Nereden Biliyoruz?

Kimler aradan önce bana soru sormuştu? İnandığımız dinin doğru din olduğunu nereden bileceğiz? Bunu sormuştu.

Çok güzel bir soru. Neden biliyor musunuz? Çünkü tam da İbrahim’in (as) soracağı tarzda bir soru. Çevresindeki insanlara sorduğu soru tam da bu değil miydi? “Doğru dine inandığınızı nereden biliyorsunuz?” İbrahim’e (as) şu cevabı verdiler; “Babalarımız böyle yaptı, onların babaları da, babalarının babaları da…” “Çünkü babam öyle dedi.” Onların izinden gittiler.

Peki bu mantıklı bir cevap mıydı yoksa duygusal mı? Duygusal bir cevap. Yani, eğer çocuğunuz bir gün neden Müslüman olduğunuzu sorarsa… Çünkü Hristiyanların da kendilerine ait sebepleri var, Yahudilerin de kendilerine ait sebepleri var… Hinduların da kendilerine ait sebepleri var. Ateistlerin de kendilerine ait sebepleri var. Sen ise Müslümansın. Neden? Bizim sebebimiz nedir? Sen de cevap olarak, “Bekle, bunu gidip babanla konuşalım” “Senden ezme yapıp sana yedireceğim!” Bunu çevirmeyelim… /: Mantıklı bir cevap mı veriyorsun yoksa duygusal mı? Duygusal bir cevap verdiğinde, İbrahim’den (as) çok, putperestlere ve İbrahim’in (as) köyündekilere benzemiş olursun, değil mi?

Bu dine inanmamızın iki sebebi var. Bu dinin doğru olduğuna inanmamız için iki temel sebep var.

  1. Bu sebeplerden biri şudur: Gökyüzü, yeryüzü ve evren üzerine, İbrahim’in (as) düşündüğü gibi düşünürsek… Hayatı düşünürsek, nerede başladığını düşünürsek… Herhangi bir kitabı açmadan, üzerine kafa yorup düşündüğümüzde… sadece gerçekliğe baksak ve ona odaklanıp derinlemesine düşünsek dış dünyamız ve iç dünyamızla ilgili belli bir kanıya varmış oluruz: Bir tanrı mutlaka var. Mutlaka var ve sadece tek bir tanrı olabilir. Bu birinci sebep.
  2. İkinci sebep ise şudur: Allah bize sadece kitap vermemiştir. Allah bize kitap vermiştir ve demiştir ki bu kitap üzerine ne kadar düşünürseniz, bu kitabın üzerine ne kadar çok, ne kadar derin düşünürseniz bu kitabı bir insanın yazamayacağını o kadar iyi anlarsınız. Sadece Tanrı’dan gelmiş olabilir. Yani ne kadar çok öğrenirseniz, o kadar emin olursunuz. Üzerine ne kadar düşünürseniz, o kadar emin olursunuz. Bu sebeple Allah insanlarla konuşur ve şunu söyler: Neden Kur’an üzerine derin düşünmezler? Düşünselerdi, bilirlerdi. Eğer Allah’tan başka birinden gelseydi, onda yanlışlar bulurlardı. Ama bu Kitap’ta herhangi bir yanlış bulunmaz.

Üniversitede bir arkadaşım vardı. Felsefe okuyordu. Felsefenin ne olduğunu biliyor musunuz? Küçükler bilmeyebilir. Felsefede tartışırlar. Tanrı var mı, Tanrı yok mu? Evren nereden geldi? Bir insanın içinde neler bulunur? Ruh nedir? Bu tip sorular felsefik sorulardır.

Felsefe okuyordu ve agnostikti. Buradaki üniversiteliler bize agnostiğin manasını söyleyebilir mi? Agnostik nedir?

— Agnostik, herhangi bir şeye inanmayan demektir.

— Evet, “hiçbir şeyden emin değilim.” “Bir tanrı var mı, yok mu bilmiyorum.” “Din doğru mu değil mi bilmiyorum.” Emin değilim. Kısaca her şeye “emin değilim” diyen insanlar bunlar. Agnostik tutum bu, tamam mı?

Bu arkadaş agnostik oldu. Müslüman bir aileden geldiği için de bunu ailesine söyleyemedi. Çünkü ailesi çeşitli duygulara kapılabilirdi. Bu yüzden onlara söylemedi ama Kur’an’ı ciddi bir şekilde çalışmaya başladı. Sırf kendisi için. Başka bir sebepten dolayı değil, sadece kendisi için. Buna üniversitedeyken başladı.

Bir sene sonra onunla karşılaştığımda bana dedi ki: “Zihnim, beynim, resmen Kur’an ile güreşiyordu. Kur’an ile güreşiyordu. Sanki Kur’an beni tuş ediyordu, beni yeniyordu. Sonra bir manevrayla kollarının arasından kurtulup onunla yeni bir müsabakaya başlıyordum, yeni bir argüman sunuyordum. Sonra Kur’an, okumaya devam edince beni yine tuş ediyordu. Tekrar bir argüman sunuyordum, yine tuş ediyordu. Kur’an ile yaptığım bu güreş müsabakalarını kaybedip durdum, tâ ki ‘Tamam artık, teslim oluyorum’ dedim.” Ben de ona dedim ki “İslam’ın anlamı bu değil mi zaten?” Teslim olmak? Teslim olup kendini bırakmak, değil mi? İşte böylelikle o İslam’ı buldu.

İslam’ın doğru din olduğunu nereden anlarız? Buna iki cevabım var:

  1. Birincisi İbrahim’in (as) yolculuğu, sorunun ilk cevabı bu. Dolayısıyla bu yolculuğu kendimiz için öğrenmemiz ve anlamamız gerekiyor. Semaların yaratılışı, Dünya’nın yaratılışı hakkında düşünmemiz gerekiyor. Tüm evrenin ve her şeyin nasıl birlikte (bir uyum içinde) olduğunun tefekkürünü yapmamız gerekiyor.
  2. İkinci cevap ise Kur’an’ın ta kendisi. Allah’ın bize verdiği son şey. Zihnimizdeki diğer düşünceleri, tüm kuşkuları alıp götürüyor. Bu “Onları temizleyecek/arındıracak”ın anlamı. Onları neyden arındıracak? Şüphelerden arındıracak. Şirkten arındıracak. İnançsızlıktan arındıracak. Yanlış düşüncelerden arındıracak. Kafa karışıklığından arındıracak. Böylelikle geriye kalan tek şey berraklık oluyor. Geriye kalan tek düşünce “Bu kesinlikle doğru.” oluyor.

حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ

(Hattâ yetebeyyene lehum ennehul hakk)

“Onun hakikat olduğu onlara açıkça belli olana kadar…”

(Fussilet, 53)

Düşünmenin Önemi ve Grup Düşünmesi

Bu yine İbrahim (as) ile ilgili çok önemli bir nokta. Neden İbrahim (as) etrafındaki herkesten farklıydı? Şu ana kadar onunla ilgili bir sürü şey dinlediğinize göre bana onu etrafındakilerden farklı kılan bazı şeyleri söyleyebilir misiniz?

— İbrahim (as) farklıydı çünkü herkes putlara ve diğer tanrılara tapıyordu. “Ne diye tahtadan yapılmış bi’ grup heykele tapıyorsunuz?” diyen tek kişi oydu.

— Yani kendisi düşünüyordu. Kendisi düşünen tek kişi oydu. Diğer herkes ise “diğer herkes” gibi düşünüyordu. Buna ne deniyor biliyor musunuz? Grup düşünmesi deniyor. “Benim düşünmeme gerek yok, herkes zaten düşünüyor. Ben de sadece diğerlerini takip edeceğim. Trendi takip edeceğim.”

Biliyor musunuz, Kur’an indiğinde Allah Müslümanlara okumalarını söyledi. Biliyorsunuz, ilk vahiy “Oku” idi, değil mi? İnsan okurken ne yapar?

— Okurken vücudundaki hangi kası kullanır?

— Gözlerini!

— Sadece gözlerini değil. Gözler, dil; biraz daha yukarı çıkın. Beyin, alın… Nasıl okuyorsun? Okurken aynı zamanda düşünüyorsunuz.

Dünyadaki diğer dinlerin hepsi insanların daha az düşünmesini istedi. Hepsi. Daha az düşünüp daha fazla itaat etmelerini istedi. “Düşünmene gerek yok, zaten birisi senin için düşündü. Papazına itaat et, bilge kişiyi takip et. Keşişi takip et. Her kim ise onu takip et. Onları takip et.” “Kendim okuyabilir miyim?” “Hayır, asla, sen onu okuyacak düzeyde değilsin. Onlar okur, sen de takip edersin.”

Kur’an daha geldiği ilk gün insanlara kendilerinin düşünmesini söyledi, değil mi? Kendilerinin okumasını. Kur’an, İbrahim’in (as) başlattığını geri getirdi. İnsanları, İbrahim’in (as) başlattığına geri döndürdü.

Bu yüzden İbrahim’in (as) mirası çok, çok ama çok önemli. Bu yüzden Kurban kıssası çok önemli. Bizim tanrımızı, diğer bütün tanrılardan ayırdı. Allah bizlerin acı ve eziyet çekmesini istiyor diye düşünmeyin. Aksine Allah; dini, İbrahim (as) ile kolaylaştırdı…