Yani eğer yabancılara sizin diliniz ve ellerinizden zarar verilemiyorsa, dilinizden ve elinizden en güvende olması gereken ilk grup kimdir?

Salât ve selâm olsun, Allah’ın Arap olan ve olmayan tüm insanların üzerine mübarek kıldığı o en hayırlı peygamber tebaasına. Hamd; çocuk edinmemiş, mülkte ortağı ve hakimiyetinde yardımcısı olmayan, en yüce olan Allah’a aittir. Hamd, kuluna kitabı indiren ve o kitapta hiç eğrilik bulundurmayan Allah’adır. Allah’a hamdolsun ki ancak O’na hamdederiz, O’ndan yardım dileriz ve O’ndan bağışlanma dileriz. O’na inanır ve O’na tevekkül ederiz, nefsimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız.

Allah kime hidayet ettiyse onu dalalete düşürecek yoktur, kimi saptırmışsa onu hidayete erdirecek yoktur. Şahitlik ederiz ki Allah’tan başka ilah yoktur ve O’nun hiçbir ortağı yoktur. Yine şahitlik ederiz ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter. Resulullah’a çokça salat ve selam olsun.

Şüphesiz kitapların en güvenilir olanı Kur’an-ı Kerim’dir ve en hayırlı hidayet rehberi Resulullah’tır; en şerli iş ise sonradan oluşmuş bidatlardır ve bütün bidatlar dalalettir, dalalet ise ateşten bir parçadır.

Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:

وَإِذْ قَالَ إِبْرٰهِيمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَـٰذَا ٱلْبَلَدَ ءَامِنًا وَٱجْنُبْنِى وَبَنِىَّ أَن نَّعْبُدَ ٱلْأَصْنَامَ

(Ve iz kâle İbrâhîmu rabbi’c’al hâze’l-belede âminen vecnubnî ve beniyye en na’bude’l-asnâm)

(İbrahim-35)

رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ ۖ فَمَن تَبِعَنِى فَإِنَّهُۥ مِنِّى ۖ وَمَنْ عَصَانِى فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

(Rabbi innehunne adlelne kesîran mine’n-nâs, fe men tebianî fe innehu minnî, ve men asânî fe inneke ğafûrun rahîm)

(İbrahim-36)

رَّبَّنَآ إِنِّىٓ أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِى بِوَادٍ غَيْرِ ذِى زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ ٱلْمُحَرَّمِ

(Rabbenâ innî eskentu min zurriyyetî bi vâdin ğayri zî zer’in inde beytike’l-muharrem)

(İbrahim-37)

رَبَّنَا لِيُقِيمُوا ٱلصَّلَوٰةَ فَٱجْعَلْ أَفْـِٔدَةً مِّنَ ٱلنَّاسِ تَهْوِىٓ إِلَيْهِمْ وَٱرْزُقْهُم مِّنَ ٱلثَّمَرَٰتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ رَبَّنَآ إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِى وَمَا نُعْلِنُ ۗ وَمَا يَخْفَىٰ عَلَى ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ

(Rabbenâ li yukîmû’s-salâte fec’al ef’ideten mine’n-nâsi tehvî ileyhim verzukhum mine’s-semerâti leallehum yeşkurûn. Rabbenâ inneke ta’lemu mâ nuhfî ve mâ nu’lin, ve mâ yahfâ alallâhi min şey’in fî’l-ardı ve lâ fî’s-semâ’)

(İbrahim-38)

ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى وَهَبَ لِى عَلَى ٱلْكِبَرِ إِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ ۚ إِنَّ رَبِّى لَسَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ

(El-hamdu lillâhillezî vehebe lî ale’l-kiberi İsmâîle ve İshâk, inne rabbî le semîu’d-duâ’)

(İbrahim-39)

رَبِّ ٱجْعَلْنِى مُقِيمَ ٱلصَّلَوٰةِ وَمِن ذُرِّيَّتِى ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَآءِ

(Rabbi’c’alnî mukîme’s-salâti ve min zurriyyetî, rabbenâ ve tekabbel duâ’)

(İbrahim-40)

رَبَّنَا ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ ٱلْحِسَابُ

(Rabbenağfir lî ve li vâlideyye ve li’l-mu’minîne yevme yekûmu’l-hisâb)

(İbrahim-41)

Rabbim göğsümü genişlet, işimi bana kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Allah’ım ölümümüze kadar bizi “la ilahe illallah” üzere sabit kıl. Allah’ım, bizi iman eden, salih amel işleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden eyle. Amin, ey âlemlerin Rabbi.

Aile Bağları ve İki Çeşit İlişki

Sizinle bu konuya devam etmemin sebebi, başka bir bakış açısıyla konuyu tamamlamayı denemek.

Allah insanlar arasında iki çeşit ilişki yaratmıştır: bizim seçtiklerimiz ve onun seçtikleri. Ebeveynlerimi, kardeşlerimi, çocuklarımı ben seçmedim; onları Allah benim için seçti. Ama bir eş seçersin, iş ortağı, öğretmen seçersin. Bu ilişkiler seçilen ilişkilerdir. Tercihlerle kurulan her ilişkinin bir çeşit sözleşmesi, bir çeşit anlaşması vardır. Mesela evlilik bir çeşit sözleşmedir, işveren ve çalışan arasında bir sözleşme vardır. Ama Allah’ın seçtiği ilişkiler, ayrıca bu ilişkiler de bir çeşit sözleşme, bir çeşit “Misak“tır ama bizim tarafımızdan yapılmamışlardır, Allah tarafından yapılmışlardır. Bize bağlı değil, sözleşmenin şartlarını değiştirmek bize bağlı değildir. Çünkü bizim tarafımızdan belirlenmedi.

Bilirsiniz, Allah insanların fıtratını, çoğu kişiyi annesine ya da babasına benzer şekilde yarattı. Yani onlara sadece ruhsal olarak değil aynı zamanda fiziksel olarak da bağlısınız. Genetiğiniz, kan grubunuz, özellikleriniz, genleriniz aslında aktarılıyor ve Allah aileyi bu şekilde tasarlamış. Birisi “babamdan nefret ediyorum” diyebilir ama yine de ona benziyorsun, değil mi? Birisi “kardeşime katlanamıyorum” diyebilir, o yine de senin ikizin. İnsanlar seni onunla her zaman karıştırıyorlar. Bu Allah’ın tasarladığı bir şey, Allah’ın yarattığı fıtrattan kaçamazsın. O senden ve benden büyük, değil mi?

Ama bilirsiniz hayatta dramalar olur, kardeşler tartışır, ebeveynler ve çocuklar kavga eder. Amcalar kavga eder ve ailelerde anlaşmazlık olur. Dünyada, içerisinde bir çeşit çatışma ve kavga olmayan neredeyse hiçbir aile yoktur ve bunun bir parçası da bazen insanların birbirleriyle iletişimi kesmesidir: “Kardeşim olsan da yüzünü bir daha görmek istemiyorum, git burdan, artık kardeşim değilsin” ya da birisi dramatikleşecek ve kardeşine…

Son zamanlarda genç bir adam bana, bir kızla evlenmek istediğini ve kardeşine dediğini söyledi. Kardeşi: “Eğer o kızla evlenirsen artık benim kardeşim olamazsın.” Bunu istediğin kadar söyle, o yine de senin kardeşin. Onun kardeşi olmayı sen seçmedin, bunu Allah tasarladı. Yani o kızla evlense de evlenmese de bu gerçek değişmeyecek.

Tersi de doğru. İslam’dan önce Araplarda, karı-koca arasında büyük bir kavga olduğunda, İslam öncesinde, “zıhar” denen bir şey vardı. Kur’an Mücadele Suresi’nde bundan bahsediyor. Koca, eşine o kadar sinirlenmiş ki: “İlişkimiz öyle bir bitti ki bundan sonra sen artık benim annemsin.” Eşine bunu derdi. Aslında annemle aynısın. Yani bu, seni bir daha asla romantik partnerim olarak düşünemeyeceğim demektir. Demeye çalıştığı şey bu. Bununla beraber bitti, bununla ayrıldı. Ve Allah Kur’an’da bunu kelimenin tam anlamıyla men ediyor:

ٱلَّذِينَ يُظَـٰهِرُونَ مِنكُم مِّن نِّسَآئِهِم مَّا هُنَّ أُمَّهَـٰتِهِمْ

(Ellezîne yuzâhirûne minkum min nisâihim mâ hunne ummehâtihim)

(Mücadele-2)

إِنْ أُمَّهَـٰتُهُمْ إِلَّا ٱلَّـٰٓـِٔى وَلَدْنَهُمْ

(İn ummehâtuhum illâllâî velednehum)

Bunu eşlerine söyleyenler, onların annesi değiller. Anneleri onları doğuranlardır. Allah bunu diyor, bunu değiştiremezsiniz. “Artık seninle evli olmak istemiyorum” diyebilirsiniz ama bu bir sözleşme ve sözleşmelerin bir başlangıçları ve sonları olur. Ama Allah’ın yarattığı bu ilişkinin bir başlangıcı ve sonu yok. Bu yüzden onu değiştiremezsiniz, hiçbir durumda.

Bunun üzerine koymak istediğim şey bu bağları, aile bağlarını koparan insanlar. Allah’ın yarattığı bağları koparanlar. Onlar sadece bir ilişkiyi incitmiyorlar, ayrıca Allah’ın kendisinin bağladığı bir şeyi yıkıyorlar. Orada bir ip var, kardeşin ve senin aranda görünmeyen bir ip var. Bu ipi Allah yaptı. Sen ve ben düşünüyoruz ki bu ipi kesmeye yetkimiz var.

ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ

(Ellezîne yenkudûne mâ emerallâhu bihî en yûsal).

(Bakara-27)

Bunu böyle anlatıyor. Allah’ın bağlı kalmasını emrettiğini kesenler.

Allah bu ilişkileri “ulul erham” olarak da tarif ediyor. Rahimle -anne rahmi ile- bağlı olan insanlar. Çünkü bunlar doğuştan gelen bağlardır. Bir tür doğum söz konusudur, değil mi? Paylaştığın doğum seni birinin kardeşi yapar, değil mi? Ya da birisinin çocuğu, annesi, birisinin babası vs. Yani rahim bunların hepsinin merkezindedir ve Allah rahimi öyle kutsal yapmıştır ki “Allah’a karşı ve El Erham‘a karşı takva sahibi olun” diyor:

وَٱتَّقُوا ٱللَّهَ ٱلَّذِى تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلْأَرْحَامَ

(Vettekullâhellezî tesâelûne bihî ve’l-erhâm)

(Nisa-1)

Yani o kutsal. Yani bunu bozmak Allah’a karşı bir suçtur. Bu bağları koparmak Allah’a karşı bir suçtur.

Karmaşık Aile Durumları ve Kur’an’dan Örnekler

Bu hutbeyi dinleyip sorular soran insanlara dikkat ediyorum, onlar: “Evet bu harika ama ya çocuklarını döven ve bir tehdit oluşturan bir baban olsaydı, ya da uyuşturucu bağımlısı bir annen varsa ya da tehlike teşkil eden bir kardeşin veya istismarcı bir şuyun buyun olsaydı nasıl olur da bağları kesmezsin? Ailemde bu sorunlu kişiler varsa onlarla bağları kopardığım için suçlu muyum?”

Mesela çocuğunu büyütmeye çalışıyorsun, onları iyi yetiştirmeye, onlara iyi bir çevre vermeye, onlara iyi bir akıl hocası olmaya çalışıyorsun. Ama senin kendi kardeşin alkol kullanıyor. Artık onu eve davet ettiğinde elinde birayla gelecek. Çocukların Kur’an’ı ezberliyor, ne yapacaksın? “Eve gelemezsin, eğer geleceksen bunları getirme. Bunun hakkında konuşma” denir ama bunun da garantisi yok. Şu anda Allah’ın dediklerini umursamadığı bir durumdayken, senin dediklerini umursayacağını nereden bileceksin? Yani o kardeşini eve getirerek çocuklarının rahatını riske atıyorsun. Karışık bir durum, değil mi?

Allah bu karmaşık durumlar hakkında konuşuyor mu? Sizinle bu hutbede paylaşmak istediğim şey; Allah bu durumlar hakkında sadece “ya bu durum, ya şu durum şöyleyse” şeklinde konuşmuyor. Allah bunu, bizlere örneklerini takip etmemiz gereken insanların kıssalarını ve tarihçelerini anlatarak yapıyor. Yani Allah, Kur’an’da peygamberlerin ve salih kimselerin örneklerini verdiğinde ve Peygamberin (sav) sünneti ile… Bunların hepsi aslında bir nevi önemli örnek olaylardır. Her biri örnek bir olay ve kendi aile ilişkilerimiz söz konusu olduğunda bu kıssalardan neler anlayıp öğrenebileceğimizi görmek için onlara bazen bu gözle bakmak gerekir.

Size bazı senaryolardan bahsedeyim: Ebeveynlerimize karşı olabildiğimizin en iyisi olmamız gerekiyor. Allah diyor ki:

وَصَاحِبْهُمَا فِى ٱلدُّنْيَا مَعْرُوفًا

(Ve sâhibhumâ fî’d-dunyâ ma’rûfâ)

(Lokman-15)

Onlarla saygılı bir ilişki kur. Özellikle yaşlandıklarında, zorlaştıklarında yine de onlara elinizden gelenin en iyisini yaparak refakat etmelisiniz. Bu Kur’an’da açıkça belirtilmiştir, söylenmiştir.

İbrahim (as) ve Babası

İbrahim (as) babası tarafından tehdit edilmişti, değil mi? O tehdit edildi ve sonra “Buradan defol! Benden uzaklaş” dediğinde oradan giderken bile babasına dua ediyordu. Evden atıldığı halde. Genç bir adamdı hatta belki de daha delikanlıydı. Henüz adam bile değildi ve evsiz kaldı. Nihayetinde kendi ayakları üzerinde duruyor, kendi ailesi oluyor ama babasına hiç geri dönmedi. Bunu babasıyla hiç “musahaba” yapmamış (konuşmamış) olarak mı saymalıyız? Bunu nasıl anlarız? Yaptı mı? Çünkü Kur’an’da:

فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوٌّ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ

(Fe lemmâ tebeyyene lehû ennehu aduvvun lillâhi teberree minh)

(Tevbe-114)

Babasının Allah’ın düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olduğunda babasından tamamen koptu, kendini uzaklaştırdı.

Ama sonra çok tuhaf bir şey görüyoruz, İbrahim Suresi’nde, İbrahim’in (as) artık genç değil oldukça yaşlı bir adam olduğunu görüyoruz. Kendi çocukları var ve çocuğu olduğunda son derece yaşlıydı, İsmail ve İshak ve son derece yaşlı olsa da Allah’a şükrediyor:

الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ ۚ

(El-hamdu lillâhillezî vehebe lî ale’l-kiberi İsmâîle ve İshâk)

(İbrahim, 39)

Çok yaşlandığım halde Allah bana bu hediyeyi verdi, Allah’a, bana İsmail ve İshak’ı hediye ettiği için şükrediyorum ve hamd ediyorum.

إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاءِ

(İnne rabbî le semîu’d-duâ’)

(İbrahim-39)

Ama sonrasında dua ediyor. Bir dizi dua ediyor ve bu duaların bir kısmını birçoğunuz ezberlediniz. Ama nereden geldiğini bilmiyor olabilirsiniz:

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلَاةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِي ۚ رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

(Rabbi’c’alnî mukîme’s-salâti ve min zurriyyetî, rabbenâ ve tekabbel duâ’)

(İbrahim-40)

رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

(Rabbenağfir lî ve li vâlideyye ve li’l-mu’minîne yevme yekûmu’l-hisâb)

(İbrahim-41)

Bu aynı duanın bir kısmı. Çok yaşlı bir adam, şimdi o dua ediyor ve diyor ki: Allah’ım beni namazı kılanlardan eyle, ayrıca benim neslim de her zaman namaz kılanlardan olsun. Allah’ım duamı kabul et.

رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

(Rabbenâ ve tekabbel duâ’)

(İbrahim-40)

رَبَّنَا اغْفِرْ لِي

(Rabbenağfir lî)

“Rabbimiz beni bağışla”

(İbrahim-41)

وَلِوَالِدَيَّ

(Ve li vâlideyy)

“ve ebeveynlerimi de bağışla”

(İbrahim-41)

O yaşlı bir adam ve babasından çoktan kopmuş. Bu zaten açıkça belirtilmişti ve şimdi ebeveynlerimi bağışla diyor. Sonra çocuklarım, ebeveynlerim ve bütün inananlar için:

وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

(Ve li’l-mu’minîne yevme yekûmu’l-hisâb)

(İbrahim-41)

Yani soru şu; eğer babasından tamamen koptuysa onun için dua etmemesi gerekmez mi? Burada neler oluyor?

Allah burada bizlere önemli bir ders öğretti. Bazen bu hayatta geri dönmeniz imkansızdır. Böyle durumlar var hatta bu kıssayı dikkatlice incelerseniz, İbrahim (as) geri dönseydi öldürülürdü yani hayatı tehlikede. Eğer durum böyleyse o geri dönemez fakat bu, o babayı ona Allah seçti ve Allah, çocuk ve baba arasında sevgi yarattı. Kendisini ayrıştırması, soyutlaması bir problem ama yanından ayrıldığı halde hala babası için dua ediyor.

Rasulullah (sav) hicret ettiğinde Mekke’deki birçok insanla akrabaydı. Savaş alanındayken o insanlarla hala akrabaydı, amcalar, kuzenler vs. ve hatta o anda bile onlar için dua ediyordu, onun düşmanları olsalar bile, düşman olsalar bile! Hudeybiyenin tepesinde bile “neden bu kadar savaşa kafayı takmışlar” diyordu. Onlar o durum onları düşman yaptığı için düşmanlar ama kalbinde, onlardan ayrılmış olsa bile bu onlara karşı nefret beslediği anlamına gelmiyor. Olgun olabiliyor. Allah’ın müminlere öğrettiği bir olgunluk var. Sırf birinden ayrı olduğun için ondan nefret etmen gerekmiyor. Durum sizin ayrılmanızı gerektirecek bir hal almış olabilir.

Yakup (as) ve Oğulları

Karışık başka bir duruma bakalım. Yakup (as) bir baba, birçok oğlu var. İncil’e göre kızları da var ama biliyorsunuz ki Kur’an’da Allah onun oğullarından bahsediyor. Yusuf ve Bünyamin dışındaki oğulları ona işkence ediyorlar. Onu küçük düşürüyorlar. O Allah’ın peygamberi ve oğulları ona kafası karışık diyorlar, deli diyorlar, şaşırmış diyip dalga geçiyorlar. Yusuf’tan bahsettiğinde ona sinirleniyorlar:

إِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ

(İnneke le fî dalâlike’l-kadîm)

(Yusuf-95)

تَاللَّهِ تَفْتَأُ تَذْكُرُ يُوسُفَ

(Tallâhi tefteu tezkuru Yûsuf)

(Yusuf-85)

Babanla böyle mi konuşursun? İlk olarak babanla böyle konuşamazsın ve kesinlikle bir peygamberle böyle konuşmazsın ve o bunların ikisi de! Onunla yıllarca boyunca bu şekilde konuşuyorlar, değil mi? Hatta onun kendi başına dua ettiğini gördüklerinde bile, o, Yusuf için ağlıyor, değil mi? Ona sinirlenmeye başlıyorlar. O da “hayır hayır sizinle konuşmuyordum”:

إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللَّهِ

(İnnemâ eşkû bessî ve huznî ilallâh)

(Yusuf-86)

“Sadece Allah’a şikayet ediyordum, sizinle konuşmuyordum” diyor. Ona karşı bu kadar hoşgörüsüzler. Buna rağmen onlar Mısır’a gideceklerken Yakup (as) “Dikkatli olun, farklı kapılardan gidin, Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” diyor.

لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ

(Lâ yey’esu min ravhillâh)

(Yusuf-87)

عَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَنِي بِهِمْ جَمِيعًا ۚ

(Asallâhu en ye’tiyenî bihim cemîâ)

(Yusuf-83)

Umarım ki, Allah beni bütün çocuklarımla bir araya getirir. Onun kanındanlar, ona kötü davranıyorlar. Dua ederken “beni yalnız bırakın” demesine rağmen ve yalan söylediklerini bilmesine rağmen:

وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ

(Vallâhu’l-musteânu alâ mâ tesıfûn)

(Yusuf-18)

Çocuklarına karşı sinirliydi ama onlardan nefret etmiyordu. Onlara karşı hala sevgisi var. Bu karışık bir durum.

Nuh (as) ve Oğlu

Nuh’un (as) acısını hayal edebiliyor musunuz? Oğlunun küfür yoluna gittiğini görürken… Tüm hayatı boyunca eşi ve oğlunun küfür yolunda gittiğini görüyor. Oğlundan asla vazgeçmiyor hatta oğlu ile olan bağı konusunda Allah onu durduruyor:

إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ أَهْلِكَ ۖ إِنَّهُ عَمَلٌ غَيْرُ صَالِحٍ ۖ

(O senin ehlin değil, o salih olmayan bir amel işledi)

(Hud-46)

Yani Kur’an’da, peygamberlerin zorlu aile üyeleri olsa bile onlardan vazgeçmediğini; fakat bazı şartların ayrılık meydana getirdiğini gördük. Durum öyle olduğu sürece ayrılık da olacak.

Musa (as) ve Ailesinden Ayrılışı

Şimdi daha ilgi çekici ya da farklı bir perspektiften bakalım. Musa Aleyhisselam. Hepimiz Musa Aleyhisselam’ın Mısır’da olduğunu ve yanlışlıkla birini öldürdüğünü biliyoruz ve kaçtı, kaçtığında annesini ardında bıraktı. Kardeşi Harun’u bıraktı. Ayrıca Kasas Suresi’nde bir kız kardeşi olduğunu biliyoruz. Muhtemelen o da hayatta. Yani bunlar “ulul erham”, değil mi? Ve annesi, kendisine en iyi davranman gereken kişilerden birisi, onunla kalmalı ama o nereye gidiyor? Medyen’e kaçtı ve geriye bir güvercin yollamadı: “Anne Medyen’deyim her şey iyi durumda.” Hiçbir iletişim yok. O Medyen’de ve sadece orada değil, orada evlendi, bir aile kurdu ve on yıl orada kaldı, orada uzun süre kaldı.

Ama o da hepimiz gibi ebeveynlerine olabileceğinin en iyisi olması gerektiğine inanıyor. Evet mi hayır mı? O da buna inanıyor. Yani bu nedir? Bu bir ölüm kalım meselesi. Eğer geri dönerse öldürülecek. Bu yüzden ailesiyle iletişim kurmasının hiçbir yolu yok. Ailesine bir mektup gönderme riskini bile göze alamaz. Çünkü bu tüm aileyi tehlikeye atar. Belki onun gerçek kimliğini bile ortaya çıkaracak. Yani bunu yapamaz. Durum karmaşık. Bir şeylerin alışılmadık olması için karmaşık olması gerekmiyor.

Rızık İçin Aileden Uzaklaşmak

Bir adım daha ileri gideyim. Yasin Suresi’nde Allah nimetlerinden bir tanesini anlatıyor:

وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ

(Ve âyetun lehum ennâ hamelnâ zurriyyetehum fî’l-fulki’l-meşhûn)

(Yasin-41)

Çocuklarını gemilere bindirmelerini sağlamamız onlar için mucizevi bir işarettir.

“Kelimenin genelliği, anlamın genelliğini gösterir.” Müfessirler “Bu ayette Nuh (as) ve gemiye atıfta bulunuyor.” demiş fakat bununla sınırlı değil çünkü genel ifade kullanılmış.

Eğer dünya tarihini düşünürseniz; burada oturmamız, giydiğiniz giysiler, taktığınız gözlük, çoraplarınız, dışardaki ayakkabılarınız, araba, arabanın birçok parçası ya da giysilerin, evler, mobilyalar… Bazı parçaları Vietnam’dan geldi, bazıları Çin’den, bazıları Türkiye’den, bazıları oradan buradan geldi. Buraya nasıl geldiler? Dünya ticaretle işliyor ve ticaret de deniz yoluyla işliyor. Her şeyi taşıyan bu yük gemileri, ülkelerin ele geçirmek için mücadele ettikleri bu dünya çapındaki nakliye yolları -ki jeo-politik bununla ilgilidir- dünya medeniyeti var olamazdı, eğer insanlar ailelerini bırakmayıp seyahat etmeselerdi ve ticaret yapmasalardı. Dünyanın gerçeği bu, var olmazdı. Bazılarının oğullarının gitmesine izin vermesi gerekti. Bazılarının kızlarının gitmesine izin vermesi gerekti. Bazılarının çocuklarını yollayıp gemiye binmelerine izin vermesi gerekti. Dünyanın böyle olmasının sebebi bu, dünyanın gerçekliği bu ve Allah bunun onların iyiliğine bir ayet olduğunu söylüyor. “Ayetul lehum.“

Yani bizlere aile bağlarımızı korumamızı söyleyen aynı Allah; ayrıca Kur’an’ın birçok yerinde, bu doğru olsa da bazen üstesinden gelinmesi gereken zorlu gerçekler de olduğunu öğretiyor. Müzzemmil Suresi’nde hayatını kazanmak için seyahat edenlere:

وَآخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْأَرْضِ يَبْتَغُونَ مِن فَضْلِ اللَّهِۗ

(Ve âharûne yadribûne fî’l-ardı yebteğûne min fadlillâh)

(Müzzemmil-20)

Allah’ın lütfunu kazanmak için uzak mesafelere seyahat edenler var diyor.

Burada belki de öğrenci vizesiyle Austin Texas Üniversitesine gelenler var. Harvard’da, NYU’da ya da başka bir üniversitede bursu olan veya değişim programında olanlar var. Ürdün’den geldiler, Pakistan’dan geldiler, Bangladeş’ten geldiler ve “Estağfurullah evimi bıraktım, ailem orada, geri dönmeliyim” diyebilirler. Çünkü ailenle kalmalısın. Kur’an’ı biraz daha dikkatlice oku canım. Bu da Allah’ın bir ayeti. Allah gelecek jenerasyonlar için risk kapıları açtığında bu aileni terk etmek değildir. “Eve gitmek ve annemin ayağına masaj yapmak istiyorum” diyenler olabilir.

Genç bir adam bana geldi ve dedi ki: “Makine mühendisliği doktoramı bitireceğim, sadece eve gitmek istiyorum, doktorayı bırakmak istiyorum. Daha fazla dayanamıyorum sadece anneme hizmet etmek istiyorum.” dedi. Ben de ona ailen ne durumda, diye sordum.

— “İyiler bir köyde yaşıyoruz.”

— “Annen sağlıklı mı?”

— “Hayır, ilaca ihtiyacı var.”

— “Ona para gönderip ilaçlar için yardımcı oluyor musun?” dedim.

— “Evet ediyorum.”

Yani çok az bir parayla yaşıyor ve gerisini eve yolluyor, yaptığı şey bu. “Bu makine mühendisliği doktorasını bitirdiğinde senin için sıralanmış iyi iş imkanları var mı?”

— “Evet var ama bu sadece dünyevi, kardeşim.”

— “Gerçekten mi? O işe girdiğinde annen için en iyi bakımı sağlayabileceğini düşünmüyor musun? Annenin senin ayak masajlarına ilaçtan ve daha iyi tedaviden daha çok ihtiyacı var (!)”

Allah rızık kapılarını basit yollarla açmaz. Allah, kitabında bize olayları daha olgun bir şekilde görme yeteneği vermiştir.

Aile Bağlarını Koparmak ve İstismar Durumları

O zaman aile bağlarını koparmak ne demektir? “Bu kişiden nefret ediyorum, onunla uğraşmak istemiyorum, bu kişiyi hayatımdan tamamen çıkaracağım” dediğinde bu olgunluk değildir. Başlangıçta abartılı durumlardan bahsettim, bu hutbeyi abartılı durumlarla bitireceğim.

Aşırı bir istismar durumu var veya şiddet yanlısı/zararlı insanlar var. Annelerini döven ergenler biliyorum. Annenin kendisini kurtarmak için polisi araması gerekti ve o hala suçlu hissediyor: “Allah beni cezalandıracak çünkü oğlumu polise verdim.” Çünkü ne çeşit bir anne oğluna böyle bir zulüm yapabilir, değil mi?

Bu konuda önemli olan şey… Bazılarınızın aile üyelerinde, kardeşin, kuzenin, amcan senden para çaldı. Malını çaldı, seni soydular ve bunu bildirdiğinde veya mahkemeye çıkardığında ya da onları açığa çıkardığında şöyleydi: “Estağfurullah! Bir müslümanı mı inciteceksin? Bir iman kardeşinin peşine mi düşeceksin? Ben senin amcanım, aile önce gelir İslam sonra.” Onlar hırsızlık yaparken İslam tatildeydi, ama sen polisleri arayınca bir anda Estağfurullah. “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciun“, paranı geri getirecek kadar istiğfar etmezler. Sadece polisi aramayacak kadar tövbe ederler. Yani İslam benim amacıma hizmet ettiği sürece bazı kısımlarını kullanabilirim. Diğer kısımları ise kalsın.

Size şunu söyleyeyim bu çeşit bir ebeveynlik yapanlar, bir anne ve baba, ikisinden biri, bazen baba çocuğa karşı istismarcıdır ve anne bunu sadece izler. “Ben hiçbir şey yapamam” der. Birçok şey yapabilirsin sadece bir şey yapmaya korkuyorsun. Hiçbir şey yapamayacağına dair yalan söyleme. Eğer çocukların şiddet görürken sadece oturup izliyorsan, “bu Allah’ın sınavı” diyorsan; hayır hayır, bunun Allah’ın sınavı olduğuna seni kim inandırdı biliyor musun? Bu şeytan, çünkü Allah seni bu duruma yanlış olan bir şeye karşı çık diye koydu ve ailenin içinde bunun olmasına izin verdiğinde, zaten aile bağlarını koparmış oluyorsun.

Aile bağlarını kesmek için bir gemiye binmen veya vize alıp başka bir yere seyahat etmen gerekmiyor. Ailenin haklarını çiğniyorsan, onlarla yaşıyor olsan bile onları her gün görsen bile bağları zaten koparmışsın çünkü bu sadece “onlarla yaşıyorum, onların yanındayım onları her zaman görüyorum” değil, hayır hayır… Allah bu ilişkileri sadece yaratmakla kalmadı. Allah’ın yarattığı her bir ilişkide ayrıca haklar ve sorumluluklar da yarattı. Ailenin herhangi bir üyesi, aileyi güvende tutmak için var olan bu şartları bozup ihlal etmeye karar verirse…

Gitmenize izin vermeden önce şunu bir düşünün: Rasulullah (sav) diyor ki: Müslüman, dilinden ve elinden emin olunan kişidir. Müslüman diğer insanların dilinden ve elinden emin olduğu kimsedir diyor. Bunu aklınızda tutun. Diğer bir deyişle ben sizi tanımıyorum siz de beni çok az tanıyorsunuz. Ama Müslüman olduğumuz sürece sizlere incitici bir şey söylememeliyim. Size veya malınıza fiziksel olarak zarar vermemeliyim. Çünkü bu Müslüman olmanın bir parçası, değil mi? Bunu yabancılara bile borçlusunuz. Hatta “selimennas“. Sadece müslümanlar değil. Hiç kimse bir müslümanın diliyle veya eliyle zarar görmemelidir. Müslüman olmayanlar bile zarar görmemelidir. Bu müslümanlık tanımının bir parçası. Ve Allah diyor ki:

وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَىٰ بِبَعْضٍ فِي كِتَابِ اللَّهِۗ

(Ve ulû’l-erhâmi ba’duhum evlâ bi ba’dın fî kitâbillâh)

(Enfal-75)

Allah’ın kitabına göre ailenizdeki insanlar daha önceliklidir. Bu yüzden eğer yabancılar sizin dilinizden ve elinizden zarar görmemeliyse, en başta ağzınızdan ve elinizden en güvende olan kişiler kim olmalıdır? Kendi aileniz ve bu, Peygambere (sav) göre bir Müslümanın tanımıdır.

Öyleyse İslamımızın nerede olduğunu düşünün ve sonra diyoruz ki: “Hayır hayır kardeşimden para çaldım, neden aramalarıma dönmediğini bilmiyorum.” Vay canına! Belki de senin selamın, “Selamun aleykum, Ramazan geliyor mübarek olsun” olmamalı. Belki de Ramazan’ın mübarek olsunla beraber bir çek yollamalısın. Bu esselamu aleykum anlamına gelebilir. Çünkü selam sana karşı barış diliyorum anlamındadır. Yani seninle barışacağım, yaptığım yanlışı düzelteceğim demek. Yanlış orada oldukça huzursuzluk devam eder. Tehlike devam eder, zarar devam eder. Bu zararı gidermek için hiçbir şey yapılmamışsa, birisini hayatından tamamen çıkarmasan bile, belli bir mesafeyi korumak gerekir.

Zarar Gören İlişkilerde Denge ve Mesafe

Allah eğer durum buysa bunu yapın, eğer durum şuysa şunu yapın diye açıklamadı, fukaha bu senaryoları alıp inceledi. Size basit bir kılavuz vereceğim ve umarım bu hepimize yardımcı olabilir.

Birisinin annesi ya da babası öldüyse ve miras kaldıysa. Anne mirası alıp çocuklara hiçbir şey vermediyse veya tek bir çocuğa verip diğerlerinin hiçbir şey almasına izin vermediyse; yani anne hata yaptı ama o hala annen. O yanlış bir şey yaptı ama hala annen. Tabii ki de onunla tamamen normal bir ilişkin olamaz. Çünkü o yanlış bir şey yaptı. Ama bu numarasını engelleyip onunla bir daha hiç konuşmamanın o kadar basit olduğu anlamına gelmez. Yine de yapılan zararın içinde hareket etmek gerekebilir ve yapılan zararın farkında olarak o ilişki en iyi şekilde yürütülebilir.

İslam’ın “hiçbir şey olmamış gibi davran” dediğini söylemiyorum. Bu dinin dediği bu değil. Dinimizde harika olan bir şey varsa o da hiçbir şeyin siyah ya da beyaz olmayışıdır. Ne kadar zararın olduğunu anlamalısın, neyin işe yarayıp, neyin yaramadığını anlamalısın. Hala selam vermelisin, onu aramalısın. Eğer hastanedeyse, “bunu, bana %15 mirasımı vermediğinde düşünmeliydi!” Hayır, bunu yapamazsınız. Hastaneye gitmelisiniz, değil mi? Belki belli bir mesafe koymalısın fakat tamamen kopmadan.

Bu Allah’ın bize kitabında ve örnekler aracılığıyla öğrettiği bir hassasiyet. Size sadece peygamberlerden (asm) birkaç örnek gösterdim ama aslında çok daha fazlası var. Eğer bu örnekler üzerinde Allah’ın kitabında bu cevapları arayarak düşünürseniz İnşallahu Teala size bir kapı açar ve ailenizde yaşadığınız zor durumları en iyi şekilde atlatmanızı sağlar.

Allah azze ve celle, ailelerimizin kalplerini ve zihinlerini bir araya getirsin, bizi bir arada tutsun, aile bağlarımızı koparan ne varsa, onları olgunlukla aşmamız için bize yardım etsin. Başkalarının bize yaptığı ya da bizim başkalarına yaptığımız yanlışları düzeltmeyi bize nasip etsin. Allah, bizleri Kur’an-ı Kerim’in hikmetiyle bereketlendirsin. Ayetlerin ve hikmetli zikirlerin sayesinde bizleri yüceltsin.