Bu çok önemli bir ders. Sabır acı çekmektir ve biz o acıyı çekmeye hazır olduğumuzda, tıpkı Nuh (as), Musa (as), hatta sonunda Resulullah (sav) gibi; işte o zaman Allah’ın gözetiminde olacağız, Allah’ın himayesi altında olacağız.

Peki bu yeni yolu nasıl bulacaksınız, Allah size nasıl yeni bir yol gösterecek? Nasıl size yeni bir kapı açacak? İşte bunun cevabı bu surede saklı değil mi?

وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُۙ

(Ve sebbih bihamdi rabbike hîne tekûm)

(Tur, 48)

Musa (as) ve Nuh (as) Kıssalarındaki Ortak Öğeler: Deniz ve Dağ

Öncelikle Musa (as) ve Nuh (as) kıssalarında benzer olan bir şeyle başlamak istiyorum. Nuh (as)’ın ve Musa (as)’ın kıssalarında, her iki kıssada da birbirine benzer iki şey, iki görsel öğe görürsünüz. Bunlardan biri deniz, diğeri ise dağdır.

Bildiğimiz üzere, Musa (as)’ın kıssasında Firavun, Musa (as)’ı yakalamaya çalışırken Allah denizi yardı.

وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ

(Ve iz feraknâ bikumul bahr)

(Bakara, 50)

Allah İsrailoğulları ve Musa (as) için denizi yardı ve içinden geçebildiler. Firavun ise denizin ortasında boğulup gitti ve yine bildiğimiz üzere, inanmayan bir topluluğa ceza olarak tufan gönderilişinin anlatıldığı diğer tek kıssa olan Nuh (as)’ın kıssasında da ona inanmayanlar boğulup gittiler.

Musa (as)’ın peygamberliğinin ilk zamanlarında Allah onunla dağda konuştu. Arapçada dağ anlamına gelen iki kelime vardır. Bunlardan ilki جَبَل (Cebel), diğeri ise طُورٌ (Tûr). Bu iki kelime Kur’an’da dağ kelimesinin karşılığıdır. Her şeye rağmen, bu yolculuğun sonunda Allah onunla dağda konuştu.

Bildiğimiz üzere, Allah Nuh (as)’a gemi inşa etmesini emretti ve sel bittikten sonra,

وَاسْتَوَتْ عَلَى الْجُودِيِّ

(Vestevet alel cûdiyy)

(Hûd, 44)

gemi dağın zirvesinde karaya oturdu. Bu iki kıssada da ortak olan iki görsel öğe, deniz ve dağdır.

Allah’ın Gözetiminde İşlenmek: Musa (as) Kıssası

Asıl meseleye yaklaştıkça bir şey daha eklemek istiyorum. Allah Kur’an’da eşsiz, benzersiz bir üslupla konuşur. Peygamberlerin kıssalarını anlatırken her biri için farklı, eşsiz bir üslup kullanır. Bazen bir kıssada bir üslup kullanır, sonra o üslubun benzerini farklı başka bir kıssada da görürsünüz. İşte bu durum Nuh (as) ve Musa (as)’ın kıssalarında da böyledir.

Musa (as) ile başlayacağım: Musa (as) dağa çıktığında, ki Allah bize bunu Taha suresinde anlatıyor, dağa çıktığında Allah ona dedi ki… Ona sadece vahiy vermek üzere değil:

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰ

(Ve lekad menennâ aleyke merraten uhrâ)

(Taha, 37)

Biz sana daha önce de pek çok iyilikte bulunmuştuk. Allah Musa (as)’a uzun süredir lütufta bulunuyordu ve bunları Musa (as)’a hatırlatmaya başladı. Annen seni sandığa koyduğunda, kız kardeşin nehrin kenarında yürürken, Firavun’un sarayında büyürken, seni annenle tekrar kavuşturduğumuzda,

تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ

(Tekarre aynuhâ ve lâ tahzen)

“Gözü aydın olsun, üzülmesin diye.”

(Taha, 40)

Seni annenle tekrar kavuşturarak sana iyilik yaptım. Sonra sen birini öldürdün ve oradan kaçtın, biz seni pek çok şekilde sınadık. Geçirdiğin tüm bu farklı imtihanlar, Allah tüm bunları sıralıyor. Tüm bunların sonunda, planın bir parçası olarak, Medyen’de evlenecek, çöle gidecek ve orada bir süre yaşayacaktı ve bir keresinde çölde kaybolacak, dağın zirvesinde bir ateş görecek, yolunu bulabilmek için oraya gidecek.

Allah onunla bunu konuşuyordu, ona ilginç şeyler söyledi. Söylediği ilginç şeylerden biri de:

قَدَرٍ يَا مُوسَىٰ

(Kaderin yâ mûsâ)

(Taha, 40)

Tam vaktinde geldin. Tam plana uygun şekilde geldin. Senin geçirdiğin tüm bu imtihanlar bugün buraya gelebilmen için benim planımın bir parçasıydı. Allah’ın ona söylediği şeyin başka bir kısmı da:

وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي

(Vastana’tuke li nefsî)

“Ben seni kendim için seçtim.”

(Taha, 41)

Dikkat etmenizi istediğim diğer bir şey ise, ki burası gerçekten çok güzel, وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِي (Ve li tusnea alâ aynî) ifadesi; işlenmen, yetiştirilmen için. Burada تُصْنَعَ (Tusnea) kelimesi üzerinde biraz durmak istiyorum. Benim gözetimim altında işlenebilmen için.

Bilirsiniz, ahşap işçiliği yapanlar masa yaparlar, demir işçiliği yapanlar kılıç yaparlar. Farklı türde işler yaptığınızda, farklı bir zanaatla uğraştığınızda o zanaatı iyi bilmeniz gerekir ki açıları kusursuz ayarlayıp, kusursuz şekil verebilesiniz. Mesela bir çanak veya kap kacak yaparken insanlar çok uğraşırlar değil mi?

Bu yüzden Allah Musa (as)’ı tasarlanan, işlenen biri olarak tasvir ediyor. Bu yüzden Allah Musa (as)’a yaşadığı bütün bu deneyimlerin aslında onun şekillendirilmesinin bir parçası olduğunu söylüyor. Bilirsiniz, mühendislikte ürün geliştirme aşamaları vardır. Bir tasarım aşamasından diğerine geçersiniz, sonra diğerine… Aynı şekilde Musa (as)’ın hayatı da Allah tarafından tasarlanmış gibidir. Tasarımın her bir aşaması, o deneyimlerin her biri asıl görevine hazır olması içindi.

Burada bizler için çok güzel bir ders var: Yaşadığımız deneyimler Allah’ın tasarımının bir parçası. Çünkü insanoğlu da bebekken henüz işlenmemiş hammaddeler gibi. Allah bize bu deneyimleri yaşattıkça aslında her bir deneyim; kavrayışımızı, olgunlaşmamızı, tecrübe kazanmamızı sağlıyor. Bazen acı çekerek güç kazanırsınız değil mi? Allah’ın tasarımı bu. Bilirsiniz mesela sporcular, kendilerini geliştirmek istiyorlarsa bir öncekine göre kendilerini daha fazla zorlarlar, değil mi? Ancak bu şekilde her geçen gün daha da iyi bir sonuç ortaya koyarlar.

Allah onu şöyle buyuruyor:

وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِي

(Ve li tusnea alâ aynî)

“Benim gözetimim altında yetiştirilmen için”

(Taha, 39)

Bu ifadeyi unutmamanızı istiyorum: ‘Benim gözetimim altında işlenmek.’

Allah’ın Gözetiminde İnşa Etmek: Nuh (as) Kıssası

Daha önce Musa (as) ve Nuh (as) arasında bir çeşit bağlantı olduğunu söylemiştim. Dağ ve denizden bahsettim. Musa (as) ve Nuh (as) kıssasındaki dağ ve deniz, sonra Musa (as)’a Allah ‘gözetimim altında işlenmen, yetiştirilmen için’ diyor. Aynı ifadeyi Nuh (as) kıssasında da görürsünüz.

Nuh (as)’ın kıssasına baktığımızda ise Allah, ona bir gemi yapmasını söyledi ki bu tuhaf bir talimat. Çünkü etrafta, yakınlarda hiç su yoktu. Neden ben bir gemi yapayım ki? Hatta kimse gemi nasıl yapılır bilmiyordu bile. Bilmiyorlardı çünkü denizden uzakta yaşayan bir toplumdular. Gemi yapmayı bilmek için bir sebepleri yoktu. Yani Allah ona vahiy gönderdi ve:

وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا

(Vasneıl fulke bi a’yuninâ)

“Gemiyi bizim gözetimimizde inşa et.”

(Hud, 37)

Musa (as)’a bizim gözetimimizde yetiştirildin dendi, Nuh (as)’a da gemiyi bizim gözetimimizde yap dendi. İşte bu iki kıssada da geçen benzer bir ifade.

Şimdi biraz Nuh (as)’a odaklanalım. Kendisine gemi yapması söylendiğinde etrafındaki herkes ona nesiller boyunca zaten deli diyordu, hakaret ediyordu. Aslında Kur’an’dan aldığımız ipuçları gösteriyor ki insanlar, Nuh (as)’a inanmayanlar evlendi; ona inanmayan bu genç erkek ve kadınlar evlendi, çocukları oldu. Sonra çocuklarına “Sakın bu yaşlı deli adamı dinlemeyin.” dediler. Sonra o çocuklar da büyüdü, evlendi ve çocukları oldu. Onlar da çocuklarını getirip “Babam bana bu yaşlı deli adamı dinleme dedi.” dediler.

Yani nesiller boyu Nuh (as)’a hakaret ettiler ve sonra 950 senenin sonunda Allah ona bir gemi yapmasını söyledi. Gemiyi yaparken ona bakıp “Biz size bu adamın deli olduğunu söylemiştik.” dediler. “İşte gördünüz mü, bu şimdiye kadar yaptığı en delice iş.” dediler, değil mi? Nuh (as)’a karşı yapılan büyük suçlamalardan biri de deli olduğunu söylemekti. Bu arada aynı hakaret Musa (as)’a karşı da yapıldı, ona da deli dediler.

Her neyse, şimdi o Allah’ın gözetiminde gemisini inşa ediyordu. Fakat gemiyi inşa etmeye devam ettikçe daha fazla kişi onunla alay ediyordu. Her gün çalışıyordu, sonuçta gemiyi bir günde yapamazsınız. Üzerinde çalıştıkça çalışırsınız.

Mesela bir şeyi tasarladığınızda, özellikle inşaat projesi veya mühendislik projesinde… Bildiğimiz gibi insanların sığacağı büyüklükte olacak. Aynı zamanda içine hayvanlar da sığacak. Yani çok büyük bir inşa projesi, değil mi? Taslaklarınızın ve şemanızın olması gerekir ki doğru parçaları doğru yere koyabilesiniz. Hatta yapısal mühendisliği bile bilmeniz gerekir. Bunların hepsiyle ilgilenilmesi gerekiyor.

Allah diyor ki:

وَحَمَلْنَاهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ

(Ve hamelnâhu alâ zâti elvâhın ve dusur)

“Biz onu tahta levhalardan yapılmış, çivilerle çakılmış bir gemiye bindirdik.”

(Kamer, 13)

Sanki her bir tahta ve çivinin yeri Allah tarafından tasarlanmıştı. Bunu buraya koy, diğerini şuraya koy der gibi. Herkes ona deli derken, o Allah’ın kendisine vahyettiği tasarıma göre çalışıyordu, gemiyi tasarlıyordu.

Tûr Suresi ve Hz. Muhammed (sav)’in Davası

Peki neden size bu iki şeyden bahsettim? Şimdi, yavaş yavaş sizinle paylaşmak istediğim asıl noktaya geliyoruz. Kur’an’da çok güzel bir sure var. Bunları sadece çalışmak değil, aynı zamanda bazı dersleri bir grup öğrencimizle de paylaşmak istiyorum. Tûr suresi. Kur’an’ın 52. suresi. Tûr suresini okumanızı istiyorum. Kendi başınıza Tûr suresini okuyun.

Surenin başında Allah bir dizi yemin ediyor. Birçok şeyin üzerine yemin ediyor. Üzerine yemin ettiği ilk şey ise dağ. Üzerine yemin ettiği son şey ise deniz.

وَالطُّورِۙ وَكِتَابٍ مَسْطُورٍۙ فِي رَقٍّ مَنْشُورٍۙ وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِۙ وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِۙ وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِۙ

(Vet tûr, ve kitâbin mestûr, fî rakkın menşûr, vel beytil ma’mûr, ves sakfil merfû’, vel bahril mescûr)

(Tur 1-6)

Yani yemin ettiği ilk şey dağ, son şey ise deniz. Burada çok ince ve zarif bir nokta var. Bu surenin sonunda Allah peygamberi Muhammed (sav) ile konuşuyor ve ona şöyle buyuruyor:

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا

(Vasbir li hukmi rabbike fe inneke bi a’yuninâ)

(Tûr, 48)

Sabırla ilerlemeye devam et, davanda dik dur çünkü sen Rabbin tarafından emrolundun. Rabb’inin hükmü için, durmadan ilerlemeye devam et çünkü sen hiç şüphesiz bizim gözetimimizdesin.

Bu ifadenin aynısının Musa (as)’ın kıssasında da geçtiğini söylemiştim ve aynı şekilde aynı ifade Nuh (as)’ın kıssasında da kullanıldı. Şimdi burada, Allah’ın başında dağa ve sonunda denize gönderme yaptığı Tûr suresinde, Musa ve Nuh (as)’ın kıssalarında geçen ifadenin aynısını Muhammed (as) için kullanıyor.

Peki bu Peygamberimiz (as) için ne anlama geliyor? Aslında bu sure iki kıssanın birleşimi gibi, hatta bir bakıma daha da fazlası. Peygamberimiz (sav) Mekke’deyken pek çok şey yaşayacaktı. Bu yaşadıklarının her biri Allah’ın onun yaşamasını istediği şeylerdi; yalnızca onun için değil, aslında kıyamete kadar bütün ümmet için dersler Peygamberimizin (sav) yaşadıklarının içerisinde tasarlanacaktı.

Eğer birazcık düşünürsek bu çok güçlü bir ders. Peki bu ders nedir? Kur’an’ın her bir suresi, her birini güzelce okuyoruz, kurralarımızı ezberliyoruz ve onları namazda okurken zevk alıyoruz. O sûreler Peygamberimiz (sav)’e indirildiğinde, o bunları okurken insanlar ona deli diyorlardı, hakaret ediyorlardı. Bugün, 1500 sene sonra, siz ve ben aynı sureleri okuyabilelim diye, O bütün bu şeyleri yaşamak zorunda kaldı. Anlıyor musunuz?

Allah ona bunları yaşattı, aslında bunları yaşaması gerekiyordu ki bir gün okuduklarımızın değerini bilelim. Sizin ve benim, her bir Müslüman’ın farkında olması gereken bir şey de bugün okuduğumuz Allah kelamının öyle ucuz olmadığı. Çok fedakarlıklar yapılması gerekti. Peygamberimiz (sav) Allah tarafından birçok acı ile işleniyor ve davası planlanıyordu ki biz günün birinde, Allah’ın kelamına kolayca erişebilelim. Çünkü Kur’an bize kolay bir şekilde gelmedi. Resulullah’ın (sav) ve ona inananların gösterdikleri fedakarlıklar sayesinde bizlere ulaştı.

Hicret ve Yeni Bir Dönemin Başlangıcı

Diğer bir nokta ise her iki kıssada da, özellikle Nuh (as)’ın kıssasında Allah (cc) ona gemi yapmasını söyledi; fakat neden ona gemi yapmasını söyledi? Çünkü Allah’ın azabı çok yakındı, Allah’ın azabı yakındı. İki şey yaklaşıyordu, giderek artıyordu:

  1. İlki, kalan zamanları azalıyor, durumun aciliyeti artıyordu.
  2. İkincisi, onunla alay edenlerin sayısı artıyordu.

Resulullah (sav) davetine devam ederken, Kur’an’ı Mekke halkıyla paylaşırken; Mekkelilerin ona karşı olan saldırganlığı da artıyordu. Onların saldırganlığı arttıkça hicret zamanı da gittikçe yaklaşıyordu. Mekke’den ayrılma vakti de gitgide yaklaşıyordu.

Resulullah Mekke’den ayrılmak zorunda kaldığında, orayı terk ettiği anda artık yeni bir dönem başlayacaktı. Bu yeni dönem yalnızca Medine’de yeni bir hayat demek değil, aynı zamanda bu dönem Mekke halkı için ceza döneminin başlangıcı demekti ve bu cezanın ilk bölümü Bedir’di. İkinci bölümü Uhud’du ve diğerleri, değil mi? Tebliğ dönemi kapanmıştı ve şimdi onlar için Allah’ın ceza dönemi başlıyordu ve Resulullah (sav)’e şöyle deniyordu:

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا

(Vasbir li hukmi rabbike fe inneke bi a’yuninâ)

(Tûr, 48)

İnsanlar sana ne söylerse söylesin, sana deli deseler de, sana her türlü hakareti etseler de sen davandan vazgeçme. Hep ilerlemeye devam et, asla geri adım atma. Çünkü attığın her adım Bizim tarafımızdan tasarlanıyor. Her bir adımı Biz tasarlıyoruz.

Bu surede Allah şunu yapıyor: Rasulullah (sav)’e tesbih etmesini söylüyor. Surenin sonuna doğru Resulullah (sav)’e Allah’ı tesbih etmeye devam etmesi söyleniyor.

وَإِدْبَارَ النُّجُومِ

(Ve idbâren nucûm)

“yıldızlar çekilene kadar”

(Tûr, 49)

Allah’ı gece olunca da tesbih et, yıldızlar gözden kaybolana kadar, yani fecr vakti, değil mi? Buradaki tasvir çok önemli. Çünkü geceleyin Allah’ı tesbih etmek sanki onun davası gibi. Allah’a yakarıyor, O’nun kusursuzluğunu ilan ediyor, Allah’ın kelamını insanlara duyuruyor ve etrafı küfrün karanlıklarıyla, şirkin karanlıklarıyla kaplı. Tıpkı gecenin her yeri kaplayan karanlığı gibi.

Fakat bu durumun değişmesi çok yakın, yaklaşan yeni bir ışık var, değil mi? Burada bir şeylerin değişmeye çok yakın olduğuna dair çok ince bir gönderme var. Allah’ın hükmü gelinceye kadar, o zamana kadar sen devam et. وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ (Vasbir li hukmi rabbik) o zamana kadar çalışmaya devam et. Fakat yakında sana yeni bir hüküm indireceğim ve bu hicret etmen olacak ve gitmen gerekecek.

Hakkın Yanında Durmak ve Sabır

Peki bu bizler için ne anlama geliyor? Allah’ın emrine uygun hareket ettiğinizde, hakkın yanında yer aldığınızda, adaleti savunduğunuzda, sorumluluğunuz altındaki yerlerde yolsuzluklara izin vermediğinizde, hakkı haykırdığınızda… Ne zaman olursa olsun tüm bunları yapmak sabır gerektirir.

Ne zaman doğruyu söyleseniz birileri öfkelenir. Doğru olanı yaptığınızda saldırıya maruz kalmaktan korkarsınız. Doğru olanı yapmak imkansız hale gelinceye kadar doğrudan asla vazgeçmemeliyiz, imkansız hale gelene kadar vazgeçmemeliyiz ve imkansız hale geldiğinde Allah yeni bir kapı açacaktır.

Mesele şu ki, acı çekmeden hakkın yanındayız diyemeyiz. Acı çekmek zorundasınız. Allah, Peygamberini (sav) çok sevdi fakat pek çok acı çekmesine izin verdi ve bu önemli bir ders. Sabır acı çekmektir ve biz o acıyı çekmeye hazır olduğumuzda, tıpkı Nuh (as), Musa (as), son olarak hatta Resulullah (sav) gibi, işte o zaman Allah’ın gözetiminde olacağız, Allah’ın himayesi altında olacağız.

Peki bunu nasıl bulacaksınız, Allah size nasıl yeni bir yol gösterecek? Nasıl size yeni bir kapı açacak? İşte bunun cevabı bu surede saklı, değil mi?

وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ

(Ve sebbih bihamdi rabbike hîne tekûmu ve minel leyli fe sebbihhu ve idbâren nucûm)

(Tûr, 48-49)

Her kalktığında Rabb’ini tesbih et.