أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ
(Eûzü billâhi mineş şeytânir racîm em lil insâni mâ temennâ fe lillâhil âhiretü vel ûlâ)
(Necm 24-25)
Rabbim! Göğsüme genişlik ver ve işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz. Ki söyleyeceklerimi anlasınlar
(Taha 25-28)
Elhamdulillah esselatu vesselamu ala resulillah ve ala alihi ve sahbihi ecmain. Tekrardan herkese esselamu aleykum ve rahmetullahuteala ve berekatuhu. Öyle ya da böyle 28 numaralı ayete ulaşmaya çalışacağız, bakalım inşallah.
Retorik Sorular ve İletişim Psikolojisi
Allah şimdi bazı retorik sorular soracak. Soruların gerçek amacı ve retorik amacı olur. Daha ileri Arapça çalışmalarıyla ilgilenenleriniz için ilmul maani yani “anlam bilimi”nde soruların arkasında ikincil anlamlar denilen bir şey var. Örneğin birisi bir soru sorduğunda bilgi almak istiyordur, değil mi? Soru sormadaki birinci amaç budur. Ama soru sorarken başka amaçlarınız da olur.
Mesela: “Cidden mi?” diye sorduğunuzda bilgi istemiyorsun, “Ne kadar aptal olabiliyorsun?” diyorsun; ki bu arada, bu da bir soru. Aslında “Gerçekten aptalsın.” diyorsun. Tamam, mesela birisi “Onu yiyecek misin?” dese, belki de bu onların, “Onu yeme, ben yemek istiyorum.” deme şekli. Ama bunu bir soru şeklinde sordu. Ya da “Burası sıcak mı?” diyebilirsin ve bu senin “Lütfen, klimayı açın.” deme şeklin.
Yani bazen soru sorarsınız ama aslında soru sormuyorsunuzdur, başka bir şey yapıyorsunuzdur. Bu retorik çalışmasının bir parçası. Eğer modern tabirle ifade etmek isterseniz buna “iletişim psikolojisi” dersiniz. Biz dil çalışmalarında buna belağat diyoruz. Belağat çalışmalarının büyük kısmı iletişim psikolojisidir.
Her neyse, Allah burada soru sorduğunda:
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ
(Em lil insâni mâ temennâ)
“Yoksa insan her istediğine, her arzuladığına sahip olacağını mı sanıyor?”
(Necm-24)
Bu sorunun amacı ne? Bu sorunun amacı şu ki, buna aslında tenkir ya da inkar deniyor. Bu, “İnsanlar her istediğine sahip olamayacaktır.”ı ima eder. “İnsanların her istediğine sahip olacağını sana düşündüren nedir?” Allah, bu hayatın benim isteklerim hakkında olmadığını söylüyor.
“Temenni” Kavramı ve İkincil Anlamları
“İsteklerim” diye tercüme ettiğim kelime temenni. Bu söz gerçekten çok özlü. Bu arada, ilginç bir kelime oyunu: Medine’de taptıkları tanrıça neydi? “Menat” aynı kökten geliyor. أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ (Em lil insâni mâ temennâ) (Necm-24) aynı zamanda bir kelime oyunu.
“Temenni”nin resmi tanımı, dilbilimsel tanımı şu ki: Bir şeyin olmasını gerçekten istediğinde, arzuladığında, bir şeyin olmasını istediğinde emin değilsin, kendi kendine konuşup durursun: “Olacak mı, olmayacak mı, umarım olur. Olacak mı merak ediyorum, keşke olsa.” vesaire. Bir şeyin olmasını ya da olmamasını istediğinde ve kendi kendine sorup durduğunda, o düşünce kafanda dolanıp durduğunda, işte buna “temenni” deniyor. “Hayalini kurmak”, “temenni” “bir şeyin hayalini kurmak” olarak da tercüme edilebilir. Birine “hayal dünyasında” yaşıyorsun dediğinizde bu “temenni” oluyor.
Ama “temenni”nin Arapça dilinde gerçekten ilginç başka manaları da var. Bunlar ikincil anlamları:
- Et-temenni aslında lemani… Bir şeyi anlamadan okuduğunuzda da buna “temenni” diyorlar. Temenna… Anlamadan okumak.
- “Temenni” aynı zamanda yalan söylemek demek, kezip. Birisi anlamadan okumak, birisi yalan söylemek.
- Birisi de alkol içmek. Temenni aynı zamanda alkol içmek demek.
- Temenni aynı zamanda test edilmek, teste tabi tutulmak anlamına geliyor.
- Gerçekten ilginç bir tanesi de, meniyya aslında ölüm anlamına geliyor. Ölüm için kullanılan çok yaygın bir kelime; samahadiste, şiirde, Arapça ifade ve atasözlerinde aslında ölüm manasında kullanılır.
Yani, elimizde ne var: anlamadan okumak, yalan söylemek, alkol içmek, test edilmek ve ölüm. Ve bunların hepsi bir şeyin hayalini kurmanın neticeleri.
Çünkü sen hayal kurduğunda, orada ne yazdığını okumuyorsun, ne görmek istiyorsan onu okuyorsun. Yani anlamadan okuyorsun, okusan bile yanlış anlıyorsun. Bu temenni.
Temenni aynı zamanda yalan söylemek, çünkü hayalini kurarak düşünmek kendinize ve başkalarına bildikleriniz hakkında, gerçek hakkında yalan söylemenize neden olur.
Temenni aynı zamanda alkol içerek sarhoş olmak gibidir. Senin isteklerin doğrultusundaki düşüncelerin seni sarhoş eder ve içerisinde kaybolursun. Bazı şeylere kafayı takmış insanlar vardır. OKB, aşırı temenninin iyi bir psikolojik göstergesi olabilir, değil mi? Bazı insanlar obsesif-kompulsif olabilir. Bazı insanlar bazı kimseleri takıntı haline getirir, bazıları bir fikri. Bu onların temennisi olur ve bununla sarhoş olurlar.
Ve bu sizi ölüme götürebilir, bu sizin ölümünüz, bu mevt. Bu ikincil anlamlar bu ölümcül şeyin ikincil anlamlarını ifade eden Arap hayal gücü gibi. Arzuların belirlediği düşünce biçimi, bir kimseyi mahvedebilir.
Size soğuk espri: “Bana temennini göster, bana parayı göster.” (Show me “temenni”, show me the money). Bazı insanların tek istediği bu. İnsanlar neden azizlere gidiyor, neden gidiyor? Temenni yüzünden. Yani Allah şunu soruyor: Bu isimler etrafında bütün bu dini inşa ettiniz, çünkü istekleriniz, arzularınızın şekillendirdiği düşünceleriniz var. Bunun isteklerinizi gerçekleştireceğini mi düşünüyorsunuz?
Mutluluk Arayışı ve Sosyal Medya
Allah insanı zorluklar yaşayacak şekilde yarattı:
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ
(Lekad halaknel insâne fî kebed)
(Beled-4)
Bu hayat mutlulukla ilgili değil aslında. Yani hepimizin mutlu olduğu anlar vardır. Ama hayatınızda hiçbir şey yanlış olmasa bile, hiçbir şey yanlış gitmezken, her şey yolundayken, bu derste ya da bu gezegende kimse yoktur ki, her şey mükemmel iken bile olumsuz düşünceleri olmasın ya da bir şeyden dolayı mutsuz olmasın. Çünkü bu hayatta mükemmel mutluluk diye bir şey yok. Her şeyiniz olsa bile başka bir şey istersiniz. Her şeyiniz olsa bile “Keşke daha önce olsaydı.” dersiniz. “Bu neden geçen sene olmadı ki?” En güzel tatili geçiriyor olsan, “Keşke hiç bitmese.” dersin.
“Allah’ım sadece mutlu olamaz mıyım?” Hayır, olamam çünkü ben insanım. Çünkü Allah diyor ki:
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ
(Em lil insâni mâ temennâ)
(Necm-24)
İnsanlar her istediklerine sahip olamazlar, bu hayat bunun için değil.
Ve TikTok’ta, “Nasıl mutlu olunur?”… 20 milyon görüntüleme. “Bunu izle mutlu olacaksın.” 3 saniyede mutluluk. Allah’ım, insanlık bir tek neyin peşinden koşuyor? Mutluluk. En fazla anlık mutluluk yaşarsın. Birkaç saniyelik mutluluk, bir günlük mutluluk… Hatta öğleden sonra, tam bir gün bile değil. Bir öğleden sonraki mutluluk… Mezuniyet töreni, süper mutluluk. Ve arabaya bindiğinde birisi bir şey söyler ve hepsi gitti. Mutluluk gelir gider, gelir gider. Tüm hayatını ve hayatını nasıl yaşadığını bu kadar geçici bir şey üzerine mi bina edeceksin?
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ
(Em lil insâni mâ temennâ)
(Necm-24)
“Ne diyorsun hocam, her zaman depresyonda mı olalım? Bu İslam hep depresyon mu istiyor?” Sesiniz bana böyle geliyor, o yüzden bunu söylüyorum. Bu benim sizi temsil eden sesim.
Aslında İslam mutluluğu bir yan ürün olarak tarif ediyor. Amaç değil, yan ürün. Yemek pişirirken oluşan koku yan üründür. Bir amaç için yaşarsanız, yan ürün olarak daha fazla mutlu anlarınız olur. Ve bu arada, mutlu anlarınız olmadığında da mahvolmuş olmayacaksınız, mahvolmayacaksınız.
Dünyada ergenler arasındaki depresyon oranlarında ilginç bir artış var, bunu biliyor muydunuz? Grafikleri incelerseniz, ergenler arasındaki depresyon ve intihar oranları 90’larda artışa geçti, 2000’lerde daha da yükseldi ve son 7 yılda zirvelerde dolaşıyor. Ve bu sosyal medyanın gelişmesi ile aynı zamana denk geliyor. Sosyal medya daha kişisel hale geldikçe ergenler daha fazla depresyona girmeye başladılar.
Neden? Aralarındaki ilişki ne? Çünkü birisini görüyorsun ve “Keşke benim de olsaydı.” diyorsun. Çok çok daha fazla “temenni” ediyorsun. Ve “temenni”nin sana mutluluk vereceğini düşünüyorsun. Ve verilerin gösterdiği gerçeklik “temenni”nin insanlara ne verdiğini gösteriyor? Onlara ölüm, intihar oranları… El-meniyye, el-mevt. Bunu klasik sözlükte okuyorsun ve sonra psikoloji makalelerinde istatistikleri okuyorsun ve sonra “Bu Araplar işi biliyormuş.” Allah bu lisanı bir sebepten dolayı seçti.
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ (Em lil insâni mâ temennâ) ikincil anlamı: “İnsanlar kendilerini öldürecek bir şeyi mi istiyor? İnsanlar kendilerine yalan mı söylemek istiyor? İnsanlar sarhoş olmak mı istiyor? Aldanmış, kendini kandırmış… İstediği şey bu mu?”
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ (Em lil insâni mâ temennâ) öyle kuvvetli bir soru ki! Bu “Uyan artık!” sorularından birisi: أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ (Em lil insâni mâ temennâ). Buzdolabına asmanız gereken ayetlerden birisi. Bırak bu ayet seni tokatlasın. Annenizin buzdolabına yapıştırdığı الم طه كهيعص (Elif lâm mîm tâ hâ kâf hâ yâ ayn sâd) ı buzdolabından çıkarın, yerine bunu koyun: أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ (Em lil insâni mâ temennâ).
“Şimdicilik” (Presentism) ve Ahiret Bilinci
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ
(Fe lillâhil âhiretü vel ûlâ)
(Necm-25)
Dünyada presentism (şimdicilik) diye ortaya çıkan bir şey var ve bunun hakkında konuşmak istiyorum. “Anı yaşa, kimseden olumsuz bir şey dinlemek zorunda değilsin, hepsi zehirli, bu narsistleri dinleme.” Hepsini narsist olarak yargılaman da açıkçası senin ne kadar mütevazi olduğunu gösteriyor, değil mi? “Hiçbir olumsuz şeyi dinleme, kimsenin seni eleştirmesine izin verme, mutluluğu keşfet, kendini sev.” تَهْوَى الْأَنفُسُ (Tehvel enfüs) (Necm-23) (nefsine uy). “Hayallerinin peşinden git.” أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ (Em lil insâni mâ temennâ) (Necm-24)… Evet, تَمَنَّىٰ تَمَنَّىٰ تَمَنَّىٰ (Temennâ temennâ temennâ).
“Anı yaşa, bugün için yaşa, gelecek için endişelenme, bugünde kal.” Bu milyonlarca kişinin izlediği pozitiflik şeyleri ve sizin aptallığınızdan para kazanıyorlar. “Evet, anı yaşamak istiyorum, mutlu olmak istiyorum.” “Bu video sizin mutluluğunuzun sırrı olacak.” Mutluluğun sırrı olan o kadar çok video gördünüz ki; bu, işe yaramadığını göstermesi için yeterli olmalı, yeterli olmalı.
Bunu neden فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ (Fe lillâhil âhiretü vel ûlâ) ayetinin ardına koydum biliyor musunuz? Size bu ayetin ne demek olduğunu söyleyeyim: Allah en sonun ve en başın tek sahibidir. En başın ve en sonun sahibi sadece Allah’tır.
Bu ayet neden hemen أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ (Em lil insâni mâ temennâ) ayetinden sonra geliyor, bağlantı ne? İnsan bir şeyi şu anda ister. Arzuların, düşüncelerin, sarhoş halin, aldanmışlığın şu an üzerine. Ve siz ve ben “şu an” ile o kadar sarhoşum ki, Allah’ın Adem aleyhisselamı en başta bu dünyaya koyduğunda ne olduğunu düşünmüyorum. Ahirette ne olacağını düşünmüyorum. Geriye de bakmıyorum, ileriye de bakmıyorum. Tek düşündüğüm şey ne? Şu an. Ve Allah diyor ki:
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ
(Em lil insâni mâ temennâ fe lillâhil âhiretü vel ûlâ)
(Necm 24-25)
Kur’an ne yapıyor? Seni en uzağa götürüp sana ahiret gününü gösteriyor. Ve sizi en eskiye götürüyor ve size önceki ümmetleri ve peygamberleri gösteriyor ve insanlığın başlangıcını gösteriyor. Bunların hepsi size nerede olduğunuza dair bir bakış açısı vermek için.
Nereden geldiğinizi ve nereye doğru gittiğinizi bilmiyorsanız, bu kayboldunuz demektir, kimlik bilinciniz yok demektir. Eğer bana nereden geldiğini söyleyemiyorsan ve kökeninin neresi olduğunu söyleyemiyorsan sende hafıza kaybı var demektir. Bana, nereye gittiğini söyleyemiyorsan, o zaman delisin.
— Nereye gidiyorsun?
— Bilmiyorum.
— Burada ne yapıyorsun?
— Bilmiyorum.
— Nereden geldin?
— Hatırlamıyorum, ama gerçekten bir sandviç istiyorum.
Sen tımarhanedeymişsin gibi görünüyor. Allah’ın tarif ettiği şey bu. Sarhoş birisi böyle olabilir değil mi? Hatırlayın, “temenni”nin sarhoş olmakla da ilgisi vardı. Bu hayatta ne yaptıkları hakkında hiçbir fikirleri yok. Ve bu çok yaygın bir şey haline geldi.
— Bu hayatta ne yapmak istiyorsun genç adam?
— Bilmiyorum.
— Babanın hayatı hakkında bir şey biliyor musun?
— Bilmiyorum, ona sor.
Geçmiş hakkında hiçbir şey bilmiyorsun, gelecek hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. Kimlik bilincin yok.
فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
(Fe lillâhil âhiretü vel ûlâ)
(Necm-25)
Allah, unuttuğun o başlangıcın sahibi ve sen de ahireti unutabilirsin ama yine de Allah’a ait. Yani senin başlangıç noktan ve bitiş noktan Allah’a ait, istediğin kadar sarhoş olabilirsin.
Bu gerçeklik hakkında en sevdiğim ayetlerden birisi:
إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَىٰ رَبِّكَ كَدْحًۭا فَمُلَـٰقِيهِ
(İnneke kâdihun ilâ rabbike kedhan fe mülâkîh)
(İnşikak-6)
Rabbine doğru gidiyorsun ve O’nunla buluşacaksın. Gidip uyuşturucu kullanabilirsin, gidip alkol alabilirsin, gidip zina yapabilirsin, her neyse yapabilirsin. İnanabilirsin, inanmazsın, namaz kılarsın, kılmazsın yine de Rabbine doğru gidiyorsun. Ve O’nunla buluşacaksın, O’nunla buluşmayacak bir kimse yok. O’nunla buluşacaksın, فَمُلَـٰقِيهِ (Fe mülâkîh). Yani فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ (Fe lillâhil âhiretü vel ûlâ) diyor.
Müminin “Temenni” İle Başa Çıkması
Bu arada Allah’ın ahiretin sahibi olduğunu bilmek, müminin “temenni” ile başa çıkmasına yardımcı olur. Çünkü sizin ve benim de istediğimiz şeyler var. Bu hayatta istediğimiz şeyler var ve bunlara sahip olamıyoruz. Bizi engelleyen şeyler var. Bazı şeyler, durumlar arzularımın gerçekleşmesine mani oluyor. Ve ben bir müminim, Allah’a güvenirim, Allah’ı severim, Allah’a dua ederim ama yine de tatmin olamayabilirim.
Gerçek bu ve biliyor musunuz, Allah فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ (Fe lillâhil âhiretü vel ûlâ) dediğinde, ٱلْأُولَىٰ (El ûlâ) ya saygısı olan insanlar ve ahirete inanan insanlar, aslında “temenni” ettiklerine kavuşacaklar. Aslında onlar ona sahip olacak, istediklerini ve daha fazlasını elde edecekler. Allah senin ne istediğini biliyor ve sonunda senin istediğini sana verecek. Allah yaşadığın mahrumiyeti biliyor, O biliyor.
Seninle inanmayan arasındaki fark şu ki; onların da mahrumiyetleri var ve onlar yerine getirebileceklerini sanıyorlar. Ama yerine getirdikten sonra bile mahrumiyetleri var ve sonra başka bir mahrumiyetten dolayı sıkıntı çekerler. Çünkü aslında bu hayat bir düzeyde bir yoksunlukla ilgilidir.
Meva cenneti hakkındaki dersi hatırlayın, o da aynı kavramdı. Bütün bu yoksunluklardan sığınacağın tek bahçe sadece Allah’ın yanında, bu Meva cenneti. Buradaki bütün cennetler senin kalbinde bir “temenni” bırakacaktır. Seni doyurmayacak, beni doyurmayacak.
أَمْ لِلْإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ
(Em lil insâni mâ temennâ fe lillâhil âhiretü vel ûlâ)
(Necm 24-25)