Ve o (sav) herkesin ona deli dediğini öğreniyor. Bugünlerde buna propaganda deniyor. Propaganda çok güçlüdür. Eğer bir şeyi birçok kez yeteri kadar söylersen, aynı şeyi tekrar tekrar söylersen dünya ona inanmaya başlar.

Hamd Allah’adır. Hamd; yokluktan varlığı, karanlıktan aydınlığı yaratan; kederden sabır çıkaran, pişmanlık üzerine tövbeye hükmeden Allah’adır. Biz, O’nun nimetlerine şükrettiğimiz gibi musibetlerine de şükrederiz.

Salat ve selam tamamlanmış olan nuru, onuru ve şerefi hürmetine Resul-ü Ekrem’e; ona nazil olan muhkem kitabına, peygamberlerin sonuncusu olan, Meryem oğlu İsa’nın (as) müjdelediği, ademoğullarının efendisi, İbrahim’in (as) Kabe-i Muazzama’nın temellerini atarken gönderilişini zikrettiği o nebinin üzerine olsun. Salât ve selâm olsun, Allah’ın Arap olan ve olmayan tüm insanların üzerine mübarek kıldığı o en hayırlı peygamber tebaasına.

Hamd; çocuk edinmemiş, mülkte ortağı ve hakimiyetinde yardımcısı olmayan, en yüce olan Allah’a aittir. Hamd, kuluna kitabı indiren ve o kitapta hiç eğrilik bulundurmayan Allah’adır. Allah’a hamdolsun ki ancak O’na hamdederiz, ondan yardım dileriz ve ondan bağışlanma dileriz. O’na inanır ve O’na tevekkül ederiz, nefsimizin şerlerinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. Allah kime hidayet ettiyse onu dalalete düşürecek yoktur, kimi saptırmışsa onu hidayete erdirecek yoktur.

Şahitlik ederiz ki Allah’tan başka ilah yoktur ve onun hiçbir ortağı yoktur. Yine şahitlik ederiz ki Muhammed onun kulu ve elçisidir. Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Şahit olarak Allah yeter.

Resulullah’a çokça salat ve selam olsun. Şüphesiz kitapların en güvenilir olanı Kur’an-ı Kerim’dir ve en hayırlı hidayet rehberi Resulullah’tır; en şerli iş ise sonradan oluşmuş bidatlardır ve bütün bidatlar dalalettir, dalalet ise ateşten bir parçadır.

Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: (Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla)

يَا أَيُّهَا الْمُزَّمِّلُ قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا نِّصْفَهُ أَوِ انقُصْ مِنْهُ قَلِيلًا أَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْآنَ تَرْتِيلًا إِنَّا سَنُلْقِي عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا

(Yâ eyyühel müzzemmilu kumilleyle illâ kalîlen nısfehû evinkus minhu kalîlen ev zid aleyhi ve rettilil Kur’âne tertîlen innâ senulkî aleyke kavlen sekîlâ)

(Müzzemmil, 1-5)

Allah Subhanehu ve Teala şöyle buyuruyor: (Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla)

يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ قُمْ فَأَنذِرْ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

(Yâ eyyühel müddessiru kum fe enzir ve rabbeke fe kebbir ve siyâbeke fe tahhir)

(Müddessir, 1-4)

Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar. Allah’ım ömrümüzün sonuna kadar bizi ” لا إله إلا الله (Lâ ilâhe illallâh) ” üzerine sabit kıl. Allah’ım bizi iman eden ve salih amel işleyenlerden, hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden eyle. Amin ya Rabbil alemin.

Bu derste Peygamberin (sav) iki ismi hakkında sizinle bir şeyler paylaşmak istiyorum. Allah, ona Kur’an’ın iki suresinde iki tane sıfat vermiştir. Bu isimlerden biri الْمُزَّمِّل (El müzzemmil) diğeri ise الْمُدَّثِّر (El müddessir) dir. Bu iki isim de Peygambere (sav) hayatının çok erken dönemlerinde verilmiştir. Çünkü iki sure de peygamberlik görevinin çok başlarında inmiştir.

El Müzzemmil: İçsel Yük ve İlahi Baskı

İlk olarak الْمُزَّمِّل (El müzzemmil) kelimesinin nereden geldiğini konuşalım. Arapçada الْمُزَّمِّل (El müzzemmil) kelimesi زَمِيل (Zemîl) ‘den gelir. زَمِيل (Zemîl) şudur: Eskiden Araplar yanlarında birçok eşya ile seyahat ederlerdi ama bazen eşyaları o kadar çok olurdu ki devede koyacak yeterli alan olmazdı. Bu yüzden eşyaların yarısını kendi devesiyle taşıyacak bir arkadaş edinirlerdi ve eşyaların yarısını o taşır, kendisi de diğer yarısını taşırdı. Böylece 2 deve olurdu ve ikisi de yükü taşırdı. Yardım etmek için yükü taşıyan bu arkadaşa زَمِيل (Zemîl) adı verilirdi çünkü o diğer yükü taşırdı.

الْمُزَامَلَة (El müzâmele); bazen arkadaşları olmazdı ve taşıyamazlardı bu yüzden tüm eşyaların bağlandığı bir ipin olduğu, diğer tarafın da bağlanıp devenin üstüne koyulduğu bir sistem geliştirdiler. Böylece devenin iki tarafı da yükü taşırdı ve buna الْمُزَامَلَة (El müzâmele) denirdi. Hayvanın iki tarafına da yükü koyup götürdüğünde buna الْمُزَامَلَة (El müzâmele) denirdi.

زَمْل (Zeml) kelimesi aslında “ağırlık, yük” demektir. Bu kelime birisi örtüyle kapatıldığında ya da battaniye gibi ağır bir şeyle örtüldüğünde de kullanılır. O zaman bu kişiye مُتَزَمِّل (Mütezemmil) ya da الْمُزَّمِّل (El müzzemmil) denir. Ayrıca الْمُزَّمِّل (El müzzemmil) kelimesi örtü olmasa bile çok fazla baskı altında olan birisi anlamına da gelir. Bu kişilerin üstlerinde o kadar çok yük var ki artık onlar birer الْمُزَّمِّل (El müzzemmil) oluyorlar.

Bu iki şey arasında bir ilişki var. Birisi aşırı derecede bunaldığında, baskıyı kaldıramayacağını hissettiğinde yatıp kendisini bir örtüyle kapatabilir. Doğal olarak kendini örtmek ya da bir battaniyeyle kaplanıp kendini sarmak; aslında ne kadar bunaldığınızı, ne kadar baskı altında olduğunuzu ifade etmenin bir yoludur.

Resulullah’a (sav) vahiy indi ve bu muazzam büyük bir ağırlıktı. Cebrail’i (as) gördü ve O’na okuması söylendi. Bu baskı yüzünden hemen eve geldi ve eşi Hz. Hatice’ye (ra) “زَمِّلُونِي، دَثِّرُونِي (Zemmilûnî, dessirûnî)” dedi. “Beni ört, üzerime örtü koy, beni saracak kalın bir şeye ihtiyacım var.”

Daha sonra Allah Müzzemmil suresinin başlangıcında şu kelimeyi kullandı:

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُزَّمِّلُ

(Yâ eyyühel müzzemmil)

“Ey ağır bir yükün altında olan, örtüye bürünmüş kişi!”

(Müzzemmil, 1)

Bu kelimeler, Allah’ın Peygambere (sav) olan sevgisinin göstergesiydi. Allah; Peygambere (sav), onun ne kadar büyük bir baskı altında olduğunu bildiğini bildiriyor. “Bunun senin için zor olduğunu biliyorum.” diyor.

Birisi çok aşırı stresli olduğunda, aşırı baskı altında olduğunda bu, Allah’tan ve Allah’ın ondan beklentisinden kaynaklanıyorsa… Çünkü hayatta iki türlü baskı vardır; birisi Allah’tan, diğeri insanlardan. Bu Allah’tan olanı. Allah, baskı uygulasa bile bununla nasıl başa çıkacağın konusunda sana yol göstermek istiyor. Allah, üstesinden gelmesi için çözümü veriyor.

قُمِ ٱلَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا

(Kumilleyle illâ kalîlâ)

“Kalk ve teheccüd kıl.”

(Müzzemmil, 2)

Eğer teheccüde kalkarsan bu yükü taşıyabilirsin diyerek ona (sav) sadece talimat vermiyor, ona bir çözüm veriyor. Aslında, sadece baskıyı kaldırmakla kalmayacak, bu sadece başlangıç; iş daha da zorlaşacak. Bu yüzden Allah şöyle diyor:

إِنَّا سَنُلْقِى عَلَيْكَ قَوْلًا ثَقِيلًا

(İnnâ senulkî aleyke kavlen sekîlâ)

“Biz sana ağır bir söz, ağır bir sorumluluk vereceğiz; daha sonra bunu sana yükleyeceğiz.

(Müzzemmil, 5)

Yani ağır sorumluluklara kendini hazırlamak için Allah’ın huzurunda durmalısın. Baskı Allah’tan geliyor ve sen bu baskıya karşı tekrar Allah’a dönmelisin. Allah’a tekrar dönmeli ve bu baskıyla yüzleşmelisin.

Bu Peygamberin (sav) başlarda görevine hazır olabilmek için çıkması gereken bir yolculuk. İlk hazırlık da, Allah’ın huzuruna geçip gecenin bir vakti Kur’an’ı yavaşça Allah’a okumaktı. İşte bu, مُزَّمِّل (Müzzemmil) ‘in arkasındaki hikayedir.

El Müddessir: Dışsal Baskı ve Kureyş’in Propagandası

الْمُدَّثِّر (El müddessir) diye başka bir kelime de var. Bu da benzer şekilde, birisinin battaniyeye sarılması anlamına gelebilir ama دِثَار (Disâr) aynı zamanda kış için de kullanılıyor. Arap dünyasında kış bir fırtına gibi hissedilirdi. Bilirsiniz, kum fırtınası esnasında kum tene dokunur ve acıtır. Kışın da soğuk; tene dokunur ve acıtır, kemiğe kadar işler. Bu yüzden birisi dışarıdayken çok soğuk üşüdüğünde eve koşar ve hemen kendisini battaniye ile örterdi. Bu دِثَار تَدَثَّر (Disâr, tedessere) kendini ısıtmak demektir. مُدَّثِّر (Müddessir) işte böyle durumlarda kullanılır. Yani مُزَّمِّل (Müzzemmil) kelimesi baskı ile مُدَّثِّر (Müddessir) kelimesi ise ısınmakla, sıcaklıkla alakalıdır.

دِثَار (Disâr) aynı zamanda birçok yaprağı, örtüsü olan ağaçlar için de kullanılır. Yani dışarıya çıktığında ve her yer dondurucu soğukla kaplandığında, sen soğukla kaplandığında ve döndüğün her yer soğukla çevrelendiğinde, hemen içeri girip kendini örtmelisin, kendini çevreden korumalısın.

Surenin tefsirine baktığımızda şunu görüyoruz: Kureyşliler, Peygambere (sav) nasıl saldıracaklarına dair farklı planlar yapıyorlardı. Bir görüş “Belki de ona şair demeliyiz” derken; Velid bin Muğire, Ahnes bin Şerik ve başkaları “Hayır biz şiirin nasıl bir şey olduğunu biliyoruz. Eğer ona şair dersek bu işe yaramaz, insanlar buna inanmaz. Ona karşı daha iyi bir kampanya yürütmeliyiz”.

Bir başka kesim ona kahin demeliyiz diyordu. Kahin kelimesi, eski Arap dünyasında cinle, ölülerle konuşanlar için ya da sana gelecekle ilgili haber verenler için kullanılırdı. Yani bu insanlar tuhaf bir dil kullanıyorlar ve garip şeyler söylüyorlar, Peygamber için de “O da onlardan biri, diyelim” diyorlardı. Diğerleri “Hayır, biz kahinlerin nasıl konuştuğunu biliyoruz o kahin gibi konuşmuyor. Bu işe yaramaz, yeterince iyi değil” diyorlar. “O zaman onu sihirbaz diye adlandıralım. Ona sihirbaz diyelim, ona yalancı diyelim”.

Bunun gibi farklı fikirlerle geliyorlar ve bunlardan birinde hemfikir olmak için toplantı yapıyorlardı. Bir görüşte anlaşmalıyız; çünkü eğer ben ona yalancı dersem, eğer Ebu Leheb ona yalancı derse ve Ebu Cehil ona sihirbaz derse eğer Velid b. Muğire ona şair derse kendileri arasında çelişecekler ve bu işe yaramayacak. Peygambere (sav) karşı ortak bir medya kampanyası yürütmeleri gerekiyor.

Bu yüzden en etkili fikrin ona deli demek olduğuna karar verdiler. “O bir deli!” Neden ona deli demeye karar verdiler? Çünkü eğer birisi deliyse, garip görünüyorsa ve tuhaf şekilde konuşup sana yaklaşıyorsa ne yaparsın? Ondan uzaklaşırsın, onunla konuşmak istemezsin. Uzak dur benden, der yönünü değiştirirsin. Onlar “Eğer Mekke’de onun deli olduğunu yayarsak bu aynı zamanda onun tehlikeli olduğu anlamına gelir. Bu da daha o ağzını bile açmadan herkesin o mekanı terk edeceği anlamına gelir. Hiç kimse onu dinlemez bile.” diye düşündüler.

Peygamberin görevi daha yeni başlıyor ve çoktan Mekke’deki en zengin insanlar toplantı yapıp Peygambere ne demeliyiz diye istişare ediyorlar ve herkes onu deli, çılgın diye adlandırmakta hemfikir oluyor. Sadece karar vermekle de kalmayıp şimdi de bunu tüm çalışanlarına, tüm insanlara; bu insanlardan bazıları siyasetçi, bazıları zengin, bazılarının onlar için çalışan bir sürü adamı var. Bunu herkese yayıyorlar. Beş altı kişi buna karar verdi ama şimdi beş, altı, yedi, sekiz, yüz kişi, bin kişi, beş bin kişi… Herkes peygambere “deli” diyordu ve onun görevi insanları davet etmek. Kimse onu dinlemek istemiyorken ve herkes onu deli diye adlandırıp ondan kaçarken o nasıl insanları davet edecek?

Ve o (sav) herkesin ona deli dediğini öğreniyor. Bugünlerde buna propaganda deniyor. Propaganda çok güçlüdür. Eğer bir şeyi birçok kez yeteri kadar söylersen, aynı şeyi tekrar tekrar söylersen dünya ona inanmaya başlar. Değil mi?

11 Eylül’den sonra -ben Amerika’da yaşadım- 11 Eylül sırasında New York’taydım. 11 Eylül’den sonra her Müslüman terörist ilan edildi ve medya her zaman Müslüman teröristler, Müslüman teröristler diyordu; her uçağa bindiğimde en arkada ekonomi koltuğundayım bu yüzden uçağa bindiğimde önce business classtan geçiyorum daha sonra arkaya gidiyorum ve ben yürürken herkes korkmuş görünüyor, herkes ölüm meleğini görmüş gibi davranıyor. Bense sadece “Selam, nasıl gidiyor? Sıradaki sensin!”… gibi şeyler söylüyorum. Ama hepsi çok korkmuş görünüyor. Neden? Çünkü bunu o kadar çok duydular ki, şu an buna inanıyorlar. Ve eğer bir sırt çantam varsa bu daha da eğlenceli hale geliyor.

Peygambere (sav) deli diyorlar ve ne biliyor musunuz? Onun için tüm dünya dondurucu bir kış halini almaya başladı. Dışarı çıkamaz. Daha ağzını bile açmadan “İşte bu deli adam, işte bu çılgın adam…” ifadelerini duyabilir. Peygamber (sav) dışarıdaki bu şiddetli durumdan bunaldı. Tıpkı şiddetli kış günleri gibi, o da şu an dışarıda şiddetli bir durumla karşılaşıyor. Bu yüzden kendisini kapatıyor, stresli, ne yapacağını bilemez halde ve gergin halde, “Nasıl… işimi nasıl yapacağım?” diye düşünüyor. Çok fazla muhalefet var. “Beni dinlemeyecekler.”

Allah ona çözümü veriyor. Allah diyor ki:

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ

(Yâ eyyühel müddessir)

(Müddessir, 1)

Sıcağı bulmak için örtünmüş olan;

قُمْ فَأَنذِرْ

(Kum fe enzir)

(Müddessir, 2)

kalk, gidip uyar. Dondurucu soğuğa git, dışarı çık. Seni dinlemek istemeyen insanlarla konuş, ayağa kalk ve işini yap.

Allah “قُمْ فَأَنْذِرْهُمْ (Kum fe enzirhum)” demedi, onları uyar demedi. Sadece “uyar” dedi. Nasıl bir farklılık var? Eğer “onları uyar” dersen onlardan bahsetmiş olursun. Eğer onları uyar demezsen onlar hakkında düşünmezsin bile, sadece kendi işin hakkında düşünürsün. İşin ne? Uyarmak. Onlar dinleseler de dinlemeseler de, senden uzaklaşsalar da uzaklaşmasalar da bu senin problemin değil. Senin problemin senin işin; senin işin ise uyarmak. Onlar olsa da olmasa da. Bir kişiyse de bin kişiyse de, onlar sana gülüyorlarsa da gülmüyorlarsa da, kaçıyorlarsa da kaçmıyorlarsa da sen sadece sana düşeni yap. Bu kadar.

Size iki tane baskı olduğundan bahsetmiştim: Bir Allah tarafından baskı var bir de insanlar tarafından baskı var.

يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُزَّمِّلُ قُمِ ٱلَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا

(Yâ eyyühel müzzemmilu kumilleyle illâ kalîlâ)

(Müzzemmil, 1-2)

Eğer yük Allah’tansa Allah’a dön. Baskı, toplum tarafından geldiğinde Allah’a koşma. Hayır hayır. Örtüyü üstünden at ve o toplumla yüzleş. Git ve yüzleş.

Harekete Geçmek ve Motivasyon

Bazen öğrenciler bana ilginç sorular soruyorlar: “Hocam motivasyonu nerede bulabilirim? Bunalmış hissediyorum, nasıl motive olabileceğimi bilmiyorum.”

Bu sure motivasyon için en iyi cevaplardan biri. Birisi bir battaniye ile örtündüğünde, birisi bitkin olduğunda, depresyonda olduğunda, güçsüz hissettiğinde motivasyona ihtiyacı vardır. Allah, Peygamberi motive etmedi. Allah ona kalk, git dedi. Yapmaya motive olmadığı şey neydi? O kalkıp uyarmaya motive değildi. Allah ona sadece başla dedi. En iyi motivasyon nedir biliyor musun? Sadece başlamak. Motivasyon için beklemeyi bırak, sadece başla. Sadece başla, faaliyete geç.

Ben bunu bir süre önce çalıştım ve şu günlerde bir psikologla motivasyon hakkında konuşuyordum ve o bana egzersiz yapmak için motivasyon arayan insanlar hakkında ilginç bir araştırma gösterdi. Egzersiz yapmak isteyen insanlar üzerinde bir araştırma yapmışlar. En ilginç bulgulardan birisi, egzersiz yapmak için en çok motive olan kişiler “Sadece ilk günü yap ve diğer hiçbir şey hakkında endişelenme” denilen kişilermiş. İlk gün yaptıkları egzersiz diğer gün de yapmak için en büyük motivasyonlarıymış. Bu da demek oluyor ki dışarıdan gelecek bir güç beklemek yerine yapmak motivasyondur. Harekete geçmek motivasyonun kendisidir. Herhangi bir motivasyon sonunda seni harekete geçirmeyecek.

Bu da Allah’ın Peygambere (sav) yaptığı şeydi. “Bunaldığını biliyorum, bu önemli değil. Onun hakkında düşünmeyi bırak. Karşıt fikirler hakkında endişelenmeyi bırak, baskı hakkında endişelenmeyi bırak.” Tüm bu engeller de Allah tarafından yaratılmıştı. Ebu Cehil de Allah tarafından yaratılmıştı, Ebu Leheb de Allah tarafından yaratılmıştı, Kureyş de Allah tarafından yaratılmıştı. Allah, söyledikleri şeyleri söylemelerine izin verdi. Onlara söyleme iznini verdi ve onlar da bunu yapıyorlardı ama biliyor musun, bütün bunlar senin kalkıp ne olursa olsun sadece sana düşeni yapman için.

İbadet ve Davet Arasındaki Bağlantı

قُمْ فَأَنذِرْ وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

(Kum fe enzir ve rabbeke fe kebbir)

(Müddessir, 1-2)

وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ (Ve rabbeke fe kebbir)… Bir düşünün… Biz قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا (Kumilleyle illâ kalîlâ) dediğimizde, Müzzemmil suresinde… Sen teheccüde kalkıyorsun. İbadet ederken yaptığın ilk şey ne? Allahuekber diyorsun. Allahuekber diyorsun ve namaza başlıyorsun.

Bir sonraki sure ibadet hakkında değil, bir sonraki sure davet hakkında. Davet hakkında ve Allah ne diyor? وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ (Ve rabbeke fe kebbir) Tekbir namazın içinde, değil mi? Tekbir namazın içinde. Namaz kılarken diğer insanlar hakkında düşünüyor musun yoksa sadece Allah’ı mı düşünüyorsun? Sadece Allah’ı düşünüyorsun.

Allah Peygambere (sav) şunu öğretiyor: Allahuekber derken nasıl sadece Allah’ı düşünüyorsan davet ederken de diğer insanlar hakkında düşünme sadece Allah’ı düşün. وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ (Ve rabbeke fe kebbir) Namazın bir ibadet olduğu gibi davet de bir ibadettir ve tıpkı o ibadetteki gibi kimin hoşlanıp hoşlanmadığı önemli değil. Sen Allah için o namazı kılacaksın. Çünkü o, Allah içindir. Aynı şekilde konu davete geldiğinde kimin hoşlanıp hoşlanmadığı önemli değil.

Bu arada namazda temiz kıyafetlerin olmak zorunda doğru mu? Temiz kıyafetlerin olmak zorunda ve davetteyken Allah Peygambere diyor ki:

وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ

(Ve siyâbeke fe tahhir)

“Kıyafetlerini temiz tut.”

(Müddessir, 4)

Burada Allah’ın yaptığı şey bir ilişki yaratmak. İbadet ve davet arasında bir bağlantı yaratıyor. Çünkü ikisi de ibadet. İkisi de ibadet olduğu için bakış açımız aynı. Allah’a döndüğünde sana güç verdiği gibi kalkıp uyardığında, insanlar hakkında endişelenmeyi bıraktığında da Allah sana o gücü verecek. İbadetin bir parçası gibi davranırsan iyi olacaksın.

Allah’ın bize verdiği bu iki kelime… Bu kelimelerden birisi olan مُزَّمِّلْ (Müzzemmil) yükü, baskıyı hissetmek. Bir şeyin ağırlığı altında hissetmek demek. Diğeri ise dış dünyadan korkmak. Yani senin içsel yükün الْمُزَّمِّلْ (El müzzemmil) ve dışa bağlı yükün الْمُدَّثِّرْ (El müddessir).

Senin içe bağlı sıkıntıların, Allah ile içsel bir bağ geliştirdiğinde düzelecek. Bu ibadettir, namazdır.

قُمِ اللَّيْلَ إِلَّا قَلِيلًا

(Kumilleyle illâ kalîlâ)

(Müzzemmil, 2)

Dışa bağlı sıkıntıların, sadece dış dünya ile yüzleşirsen düzelecek. Dünyadan kaçmayacaksın, onunla yüzleşeceksin. Onlara doğru döneceksin, örtüyü çıkaracaksın ve gidip yüzleşeceksin.

Bunlar güç, güven ve amaç veren harika surelerdir. Allah, Peygamberi (sav) onurlandırdığı bu güzel isimlerden ilham almayı nasip etsin ki bu güzel isimlerle anılan sure bile indirdiğine göre bunların küçük şeyler olmadığını Peygamber (sav) ve bizim hayatlarımız için çok önemli şeyler olduğunu biliyoruz. Allah bizleri ve sizleri Kur’an-ı Hakim ile bereketlendirsin. Ayetlerin ve hikmetli zikirlerin sayesinde bizleri yüceltsin.