أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِم مِّنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ

(Esâbiahum fî âzânihim mines savâikı hazaral mevti vallâhu muhîtun bil kâfirîn)

(Bakara, 19)

يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُم مَّشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

(Yekâdul berku yahtafu ebsârahum küllemâ edâe lehum meşev fîhi ve izâ ezleme aleyhim kâmû ve lev şâallâhu lezehebe bisem’ihim ve ebsârihim innallâhe alâ külli şey’in kadîr)

(Bakara, 20)

رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي يَفْقَهُوا قَوْلِي

(Rabbişrah lî sadrî ve yessir lî emrî vahlul ukdeten min lisânî yefkahû kavlî)

(Taha, 25-28)

Sizlere bahsedeceğim bazı şeylerin bir girişini yapmak istiyorum.

Bu seriyi “Çarpıcı Örnekler“ olarak isimlendirmeye karar verdim.

“Örnek Vurmak” (Darb-ül Mesel) Nedir?

Bu ismi seçtim çünkü bu aslında Allah’ın Kur’an’da farklı şekillerde kullandığı bir ifadeden geliyor:

ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا

“Allah örnek vurdu”

Allah, tam anlamıyla “örnek vurdu” der. Veya:

كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ

“İşte Allah böyle örnekler vurur.”

Bu, İngilizce’de bile tuhaf geliyor. Biz örnek veririz, örnek “vurmayız”. Öğretmen örnek “vurmaz”, örnek verir. Peki, Kur’an’daki bu ifade (darb-ül mesel) nedir, amacı nedir? Öncelikle Allah’ın Kur’an’da örnekler hakkında nasıl konuştuğunu anlayalım.

Bir şeye “vurmak”, şok edici veya beklenmedik bir ses çıkarmaktır. Mesela durduk yere bunu yapsaydım ne olurdu? Bir anda “Ne oldu?!” Oradaki herkes konuşmayı bırakır ve “ne oluyor burada?” derdi, değil mi? Yani bir şeye vurmak, anında ve kendiliğinden dikkat çekmektir. Sınıfın ortasında bazen öğretmenler örnek vurmazlar ama masaya vururlar, hatta bazı ülkelerde öğrenciye vururlar, değil mi? Bu da herkesin dikkatini çeker.

Mahkeme salonunda bazen dava sürerken avukat bir şey söyler sonra tanık bir şey söyler ve birdenbire herkes konuşmaya başlar. Mahkeme salonunda konuşulmaması gerektiği için hâkim, herkesin susması için tokmağı vurmak zorunda kalır, değil mi? “Sessizlik, sessizlik!”, değil mi? Tokmağın vurulmasının amacı dikkatinizi yenilemek, toparlamak ve önemli, dikkate değer bir şeyin söylenmekte olduğunu size hatırlatmaktır.

Ancak burada önemli bir nokta var: Allah zaten Kur’an’da konuşuyor, konuşma zaten devam ediyor, değil mi? Mesela, bir sonraki derste derinlemesine inceleyeceğimiz ilk örnek, Bakara Suresi’nin 17. ayetinde yer alıyor. Kur’an’ı dinleyen insanlar zaten surenin başından beri dinliyorlar ve birdenbire Allah bir örnek ‘vuruyor’.

Örneklerin Amacı: Dersleri Birleştirmek ve Basitleştirmek

Bunun amacı nedir? Bunun amacı, nasıl söylerler bilirsiniz, son çiviyi çakmak gibidir. Pastanın üzerine krema gibi son dokunuşu yapmak misalidir. Bu, Kur’an’da Allah’ın kullandığı yöntemlerden biridir. Çok önemli bir meseleyi açıklarken, onu parça parça sunar, zira uzun ve karmaşık bilgileri hatırlamak kolay değildir.

Tıpkı Ramazan ayı geldiğinde, birçok kişinin özel alışverişler yaparken… Çünkü bilirsiniz Ramazan ayında kilo almadan yapamayız biz. Size “şunu al, bunu al, şunu unutma” dendiğinde hemen “Mesaj olarak gönderir misin? Ben hafız değilim” dersiniz. “İhlas suresini bile zor ezberledim, bunları aklımda tutmamı istiyorsun. :)” Çünkü tüm bu ayrıntıları akılda tutmak zordur. Özellikle önemli olan şeyleri hatırlamak zor olabilir.

Allah’ın yaptığı ise çok ilginç bir şekilde, önceki ayetlerde öğrettiği birçok dersi bir araya getirip tek bir örnekle sunmaktır. Bir sürü dersi alır, birlikte kullanır ve örnek olarak sunar.

Örneklerin amacı, son derece basit olmalarıdır. Zaten aşina olduğunuz bir şeyi kullanır. Örnek, yeni bir ders değildir; sadece örneğe aşina olduğunuzda etkili olur. Allah, aşina olduğunuz bir şeyi kullanarak size yeni dersleri hatırlatır.

Hayatımdan komik bir örnek vereyim. Beş vakit namaz kılmaya ciddi bir şekilde başladığımda, kuzey, güney, doğu, batı yönlerini çok da iyi bilmediğimi fark ettim. Bu, uygulamaların kıblenin yönünü göstermeden önceydi. Kıble’nin yönünü tespit etmek için bu uygulamaları denemiş olanlar bilir ki, Kabe’nin karşısında olsanız bile, genellikle ne bileyim Amerika’yı falan gösterirler.

Ama tabii o zamanlar, güneşe bakarak yön tayin etmek gerekiyordu. Ve ben New York’ta olduğum zamanlarda kıble kuzeydoğu yönündeydi. Ama ben daha doğunun neresi olduğunu bile bilmiyordum. New York’taydım ve bilirsiniz New York gökdelenlerle doludur. Bu yüzden güneşin doğuşunu ve batışını bile doğru düzgün göremezsiniz. Ve çoğu zaman, özellikle sonbaharda hava bir de bulutlu olurdu. Gölgelere ve benzeri şeylere bakıp nasıl yön tayin edebilirsiniz ki? Doğuyu kuzeydoğuyu biliyordum ama bunların hangi yönde olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Neyse ki, bir arkadaşım imdadıma yetişti. Ve bilirsiniz namaz geçmek üzereyse nerede olursanız olun, orada kılmanız gerekir. Bana bu konuda yardımcı oldu.

— “Tamam, nerede yaşıyorsun?”

— “Queens’te yaşıyorum” dedim.

New York haritasını bilmeyenleriniz için, Manhattan, New York’un biraz batısında, daha batıda ise New Jersey var ve doğuda da Queens bulunuyor. Bana dedi ki, “New York’ta nerede olursan ol,”… New York’u avucumun içi gibi bildiğim için GPS kullanmadan bile tüm şehri dolaşabilirdim.

— “Şehirde nerede olursan ol, Queens’e doğru dönebilir misin?” diye sordu.

— “Evet, Queens’in hangi yönde olduğunu biliyorum” dedim.

— “Bak işte orası doğu, Queens’e bakınca doğuya bakmış oluyorsun. Peki, sağında ne var?”

Queens’e döndüğümde sağımda şehir merkezi kalıyor. Solumda da şehrin yukarısı kalıyor. Aşağısı güney, yukarısı kuzey. Unutma, yüzün Queens’e dönük. Burası aşağı-güney. Burası da yukarı-kuzey.

— “Arkanda ne var?”

— New Jersey.

— İşte orası da batı.

Tamam, şimdi rahatlıkla doğuyu ve kuzeydoğuyu bulabilirim.

O kadar acayipti ki, 18 yaşında falandım, bundan çok zaman sonra bile, bu yöntemi Texas, Louisiana ya da başka bir yerde seyahat ederken bile kullandım. Öğleden sonra saat üçte namaz kılmam gerektiğinde bile, “Tamam, kuzeydoğuya doğru kılmam lazım.” En azından onların gökdelenleri yok, gölgemi görebiliyordum. Güneşin doğuda olduğunu biliyordum ve Queens’e doğru baktığımı hayal ederek yönümü bulabiliyordum. Aklımdaki bu örnek sayesinde, bunu tekrar tekrar kullanarak kuzeydoğuyu bulmayı başardım. Bazı insanlar çocukça olduğunu düşünebilir, fakat yön bulma konusunda o kadar iyi değildim.

Bunu anlatmamın sebebi, bir örnek ne işe yarar? Karmaşık olduğunu düşündüğünüz bir şeyi, aşina olduğunuz bir şeyle basitleştirir ve unutulmaz kılar. Her unutmaya başladığınızda, aynı örneği hayal ederek tekrar hatırlarsınız ve sorun çözülür.

Kur’an’daki Örneklerin Ortak Noktası: Bir Sahne Çizmek

Şimdi, Allah’ın örneklerle ne yaptığına biraz daha yakından bakalım. Her örnek üzerine çalıştığınızda, özellikle Allah’ın ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا (Allah örnek vurdu) dediği yerlerde, veya مَثَلًا (Meselâ) lafzını kullandığında, bu kelime tam anlamıyla “örnek” ya da “benzer” anlamına gelir.

İlginç olan ise, Allah’ın sadece bu kelimeyi kullandığında değil, birçok başka yerde de örnekler vermesidir. Kur’an’da Allah’ın bir örnek verdiğini belirtmeden, doğrudan örneğe geçtiği birçok ayet vardır. Bu, birçok kez olur. Arapça’yı, Arapların tarihini veya ifadelerini ne kadar çok incelerseniz, bunları o kadar iyi anlarsınız.

Mesela Londra’da birçok dizi, film veya eğlence şovları vb. izlerler. Birisi, bir konuşmanın ortasında bir filmden bir diyaloga atıfta bulunduğunda, herkes o filmi veya diziyi izlemişse, o repliği biliyorsa, “Bakın, bu filmden şu ünlü repliğe atıfta bulunacağım” demesine gerek yoktur. “Hasta la vista, baby” dediğinizde, yeterince yaşlı olanlar hemen anlar. İkinci bir kez belirtmenize gerek kalmaz. Yani kültürün bir parçası olduğu için bunu sorunsuzca gündeme getirebilirsiniz ve herkes bunun o filme, o şarkıya, o şiire, o spor olayına veya o tarihi olaya bir gönderme olduğunu bilir.

Araplar bunu sürekli yaparlardı ve Kur’an da bunu çok doğal bir şekilde yapmıştır. Kur’an, İslam’dan önce Arapların kültüründe belirli şeylerle ilişkilendirdikleri ifadeleri ve deyimleri çok doğal bir şekilde kullanmıştır. Bu yüzden İslam öncesi Arap kültürünü incelemek, alimlerimiz için önemlidir. Çünkü Allah’ın ne zaman bu tür ifadeleri kullandığını görmek isterler.

Ama diğer insanlar için… Allah Kur’an’ın, dünyanın dört bir yanına çok hızlı yayılacağını bildiğinden bazı örneklerin belirsiz olmamasını, ayrıntılı ve açık bir şekilde ifade edilmesini sağladı. Bu örnekler detaylı bir şekilde açıklandı.

Peki, bütün bu örneklerin ortak noktası nedir? Unutmamanızı istediğim yer burası; hepsi bir sahne çizer. Tıpkı bir resim gibi, hatta günümüzde bir film karesi gibi düşünülebilir. Eski çağlarda belki bir resim derdiniz ama aslında bu, hareketli bir görüntü.

Örneğin bir sonraki derste, çölde birinin karanlık, soğuk ve korkutucu bir ortamda birkaç taşı ya da çubuğu birbirine sürterek çölün orta yerinde ateş yakmaya çalıştığını göreceksiniz. Bu kişi, tehlike arttıkça daha da çaresizleşir; hipotermiye girebilir veya çevredeki yırtıcı hayvanlar, yılanlar veya başka tehlikelerle karşı karşıya kalabilir. Etrafında ne tür tehlikelerin olduğunu bilmez. Bu yüzden bir an önce ateşi yakmak için gerçekten çabalıyor ve sonunda ateşi yakmayı başarıyor.

Sonrasında sahne başlıyor. Bu küçük bir sahne ve artık bu sahneyi hatırlamak kolay. Ancak, bu 17. ayet; ondan önce Allah süregelen birçok şeyden bahsediyor ve sonra bu sahneyi getiriyor. Şimdi, bu sahnede hangi kısmın, öncesindeki hangi ayetleri hatırlattığını anlamak size kalmış. Böylece tüm bu derslerle kolayca zihinsel bir bağlantı kurabilirsiniz. Ve bu sahne, artık Kur’an’ın kalıcı bir dersi haline gelir. O görüntü, başlı başına bir derse dönüşür.

Sinek Örneği

İnşallah birkaç ders boyunca Kur’an’daki birçok örneği inceleyeceğiz. Aklıma gelen ilk örneklerden biri, Allah’ın sahte tanrıları tasvir etmesidir. İnsanlar putlara taparlardı ve bu putların arkasında ruhlar olduğuna veya Tanrı’nın çocuklarını temsil ettiklerine inanırlardı. Bu tür başka birçok delice fikirleri vardı. Bu putların önünde hayvanlar kurban ederlerdi, kanlarını putların önüne dökerlerdi, süt getirip koyarlardı, putlara çiçekler koyarlardı ve bu tür saygı gösterileri yaparlardı. Mumlar falan yakarlardı.

Sorun şu ki, çiçekler, kan, yiyecek ve süt gibi şeyler neleri çekerler? Sinekleri çekerler. Değil mi, sinekleri çekerler.

Mesela ben bir turist olarak tapınağa gitsem, birinin büyük saygıyla oraya bir bardak çikolatalı süt koyduğunu görsem ve “Aa, ben de çikolatalı sütü severim,” deyip içmeye kalksam, muhtemelen dövülürdüm, belki de öldürülürdüm. “Buna dokunamazsın, bu kutsaldır, bu ahşap veya mermer puta aittir.” derlerdi.

Ama sinek gelir, üzerine konar ve ne yapar? “Bu güzel görünüyor, biraz alacağım,” der ve sonra uçar gider. Tapınan zavallı kişi, “Hey, hey, bu benim Tanrım için, senin için değil, lütfen bırak,” der. “Dinimi mahvetmeyi bırak, Tanrım senin bu yiyeceği yemeni engelleyecek kadar güçlü değil.”

Sinek ne yapıyor? Sinek aslında onların dinini yerle bir ediyor. Her sinek, onların dinini yıkıyor.

Allah ne yapıyor? Allah, sahte tanrılardan bahsediyor ve sonra bir sineğin yiyeceği alıp götürme örneğini veriyor. Sadece bu noktayı vurgulamak için. Tamam, bu dini, bu dinin tarihini, teolojisini, felsefesini, argümanlarını falan her şeyi konuşabilirsiniz, ya da sadece sineği hatırlayabilirsiniz, problem çözüldü.

İşte Allah’ın Kur’an’da yaptığı budur. Allah, çok çarpıcı ve etkileyici örnekler kullanır. Bu örnekler, güçlü imgeler olur ve bu imgeler zihninizde kalır. Bu imgeleri zihninizde tutmak istersiniz ve bu imgelerle kurulan bağlantılar, Kur’an’da birçok dersi oluşturur.

Bu örneklerin bazıları kısa, bazıları ise daha detaylıdır, ancak hepsi çok stratejiktir. Mesela Bakara, Kur’an’daki en uzun suredir ve ilk cüzün tamamı, Bakara Suresi’nin yarısı bile değildir. Şimdiye kadar sadece iki örnek gördük hepsi bu. Geri kalan kısımlar örnek değildi, metin devam ediyordu ve Bakara’nın sonuna kadar sadece birkaç örnek daha göreceksiniz. Bu da Allah’ın örnekleri sürekli kullanmadığını, onları çok seçici ve çok stratejik bir şekilde kullandığını gösterir. Bu, Kur’an’ın stillerinden, öğretim yöntemlerinden biridir.

Bir Öğretim Yöntemi Olarak Örnekler

Bu derste paylaşacağım son şey, örneklerin bir başka amacı. Bu derste birkaç amacından bahsettim ama örneklerin son bir amacı var ki bu, herkesin bir tür öğrenim sürecinden geçtiği gerçeğidir. Hepiniz bir şekilde bir sınıfta bulundunuz. Hatta bazıları üniversitede veya lisede okuyor. Matematik, fen, tarih gibi farklı konularda öğretmenleriniz var.

Sıradan bir öğretmen ile harika bir öğretmen arasındaki farkı biliyor musunuz? Harika bir öğretmen size gerçekten çok iyi örnekler verebilir. Öğretmen bir şeyi anlatırken öğrenci; “anlamadım, kavrayamadım” der. Öğretmen de “Durun, bu örneğe bakalım, bu örneği inceleyelim” der. Öğrenciler hala anlamazsa, öğretmen başka bir örnek verir ve bu kez mantıklı gelmeye başlar. Hatta bu öğretmen, “Sınavda bu soruyu görürseniz, bu örneği hatırlayın” der. “Bu örneği hatırlayın, kafanızda canlandırın bu şekilde bu soruyu nasıl çözeceğinizi bileceksiniz.” Harika bir öğretmen, harika örnekler verebilir.

Örnek, öğretmene bir fayda sağlamaz. Öğretmen zaten konuyu bilir, örnek kullanmasına gerek yoktur. Öğretmen sadece konuyu anlatıp geçebilir. Böyle yapan öğretmenleriniz de vardır. Sadece kitaptan okurlar veya sadece anlatıp geçer, hiç örnek vermez, hiçbir açıklama yapmazlar. “Sınav Cuma günü.” إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ (İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn). Gerisi size kalır.

Ama bir örnek, sonra bir örnek daha, sonra bir örnek daha veren öğretmenler, alıştırma, alıştırma, örnek, örnek, örnek veren öğretmenler ne yapar? Öğrenciyi önemserler. Bilirler ki bunlar öğrencinin akademik hayatını kurtarabilecek örneklerdir. Bu örnekler, öğrenci için hayati önem taşır.

Allah azze ve celle alimdir. عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ (Görünmeyeni de görüneni de bilen). Allah, her şeyi bilir. İlginçtir ki Allah;

وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

(Ve yadribullâhul emsâle linnâsi vallâhu bikülli şey’in alîm)

“Allah, insanlar için örnekler verirken kendisi zaten her şeyi bilir.”

(Nur, 35)

der. Çok güzel bir ifade. Zaten her şeyi bilen birinin örneğe ihtiyacı yoktur. Örnekler, bilmeye ve anlamaya ihtiyaç duyanlar içindir.

Bahsettiğim son şeylerin anlamı şuydu; Allah, Kur’an’da bize sadece bilgi vermiyor, Allah, Kur’an’da bize sadece hikmet veya rehberlik sunmuyor. Allah, Kur’an’da bize öğretiyor. Öğretmek ile anlatmak birbirinden farklı şeylerdir.

İyi bir öğretmen, öğrencisinin başarısını gerçekten önemser. İyi bir öğretmen, öğrencisi için en iyi örneği seçer, çünkü bu örneğin öğrencinin aklında kalacağını ve zor sınavı geçmesine yardımcı olacağını bilir. Öğretmen, müfredatı planlarken özellikle örnekler üzerinde titizlikle durur. Allah, bize son kitabını verdiğinde, kendisi bile

عَلَّمَ الْقُرْآنَ

(Allemel Kur’ân)

“Kur’an’ı öğretti”

(Rahman, 2)

olarak tanımlar.

Tarih boyunca herhangi bir şey öğreten herhangi birileri, belirli teknikler kullanmışlardır. Kullandıkları en önemli tekniklerden birisi de aslında örneklerdir. Öğretim tekniklerinden biri olarak örnekler, Allah’ın Kur’an’da kullandığı çok temel ve çok önemli parçalardır. Çünkü örneklerin öğrencilere birçok faydası vardır:

  1. Kavramı anlamayı kolaylaştırır.
  2. Kavramı hatırlamayı kolaylaştırır.

Eğer ayrıntıları hatırlamazsanız, sadece resmi hatırlayın; sahnenin her parçası, unuttuğunuz her öğeyi size hatırlatır. Bu yüzden, hem anlamak hem de hafızada tutmak için mükemmeldir.

Bu yöntem mükemmeldir çünkü aynı zamanda bir dahaki sefere etrafta dolaşırken, birinin ateş yakmaya çalıştığını, bir kibrit veya çakmak yaktığını gördüğünüzde ya da anneniz ocağın altını yaktığında aniden aklınıza geliverir;

مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا

(Meseluhum kemeselillezistevkade nârâ)

(Bakara, 17)

Aman ya Rabbî dersiniz ve o anı hatırlarsınız. Bu, kendiliğinden bir tekrar olur çünkü bu görüntüler sürekli karşınıza çıkar.

Bir dahaki sefere yemeğinizin üzerine konmuş bir sinek gördüğünüzde, “Aa, Allah’ın bunun hakkında ne dediğini hatırlıyorum” dersiniz. Bunun en acayip yanı da nedir biliyor musunuz? Bir ilim meclisinde değilsinizdir, bir mescitte değilsinizdir, Kur’an okumuyorsunuzdur, oturmuş yemeğinizi yiyorsunuzdur ve bir sinek Allah’ın ayetini hatırlamanıza vesile olabilir.

Bir örneğin sağladığı şey, işte budur. Bu, Allah’ın bize verdiği derin bir nimettir. Allah’ın örneklerle mesajlarını anlamamızı ve hatırlamamızı kolaylaştırır. Bununla birlikte ilk bölümümüzü tamamlıyoruz.