Allah El-İnsan‘dan bahsederken, Kur’an’da sürekli tekrarlanan belirli bir tema: iyi şeyler olduğunda tepkimiz ne olur ve kötü şeyler olduğunda tepkimiz ne olur? İki tür tepki vardır. Esasen, iyiye ve kötüye tepkimiz: Hayatınızda iyi şeyler olduğunda nasıl tepki verirsiniz? Kötü şeyler olduğunda nasıl tepki verirsiniz?
Bunu düşününce, çoğu insan iyiyle veya kötüyle sınandığında nasıl başarısız olur? Çünkü ikisi de birer imtihandır.
Zorluk ve Nimet Karşısında İnsanın Tepkileri
وَإِذَا مَسَّ ٱلْإِنسَٰنَ ٱلضُّرُّ دَعَانَا لِجَنۢبِهِۦٓ أَوْ قَاعِدًا أَوْ قَآئِمًا
(Ve izâ messel insâned durru deânâ li cenbihî ev kâiden ev kâimâ)
(Yunus, 12)
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُۥ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَآ إِلَىٰ ضُرٍّ مَّسَّهُۥ كَذَٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
(Fe lemmâ keşefnâ anhu durrehû merre keen lem yed’unâ ilâ durrin messehû kezâlike zuyyine lil musrifîne mâ kânû ya’melûn)
İnsana bir zarar dokunduğunda, zor zamanlar geldiğinde, bir belaya uğradığında, imtihan edildiğinde Allah diyor ki: yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak bize dua eder. Yani her an: “Allahım, ne olur yardım et. Allahım bu sorunu çöz. Babamı iyileştir ya da çocuğumu iyileştir. Bana şifa ver. Allah’ım şu mahkeme sorununu çöz. Borçlarımızı hafiflet, sağlığımıza kavuştur.” Sorun ne olursa olsun sürekli Allah’tan istersiniz. “Allahım buna, şuna, ona ihtiyacım var. Rahatlığa, ferahlığa, kurtulmaya ihtiyacım var.” Durmaksızın.
Allah da diyor ki:
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُۥ
(Fe lemmâ keşefnâ anhu durreh)
Biz ondan sıkıntısını kaldırır kaldırmaz:
مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَآ إِلَىٰ ضُرٍّ مَّسَّهُۥ
(Merre keen lem yed’unâ ilâ durrin messeh)
Sanki kendisini mahveden bir bela uğramamış gibi dolanır durur.
— Sen çok üzgün…
— +Yoo ben gayet iyiyim. Sorun yok, iyiyim.
Sanki bütün o dualar, Allah’a olan bütün o tevazu yok oluyor. Aynı şekilde Allah ile olan ilişkiniz de yok oluyor. “Duaya ihtiyacım yok. Şimdi iyiyim. Yani dua kötü zamanlar için, iyi zamanlar için değil.” Bu birinci tür tepki.
وَلَئِنْ أَذَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِنَّا رَحْمَةً
(Ve le in ezaknel insâne minnâ rahmeh)
(Hud, 9)
ثُمَّ نَزَعْنَٰهَا
(Summe neza’nâhâ)
Diğer tür tepki. İnsanoğluna rahmetimizden biraz tattırınca, sadece bizden kaynaklanan. Biraz güzel zamanlar, biraz rahatlık, biraz mutluluk. Birazcık mutlu olursunuz, sonra bunu geri alırız.
ثُمَّ نَزَعْنَٰهَا
(Summe neza’nâhâ)
Allah diyor ki: Yaşadığın o güzelliklere sen hak kazanmadın. Sağlığım, sağlığınız, benim param, sizin paranız, evim… Sahip olduğum ne varsa, sevdiğim kim varsa, hayatımdaki kişiler, hayatımdaki şeyler ve kendi varlığım benim değil. Allah onları ben kazandığım için değil, kendi katından bir rahmetle verdi. Ve böylece benim değil, aslında O’nun olanın bir kısmını geri alıyor. Ben bunları kazanmadım. Ama geri aldığında:
إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسٌ كَفُورٌ
(İnnehû le yeûsun kefûr)
Tamamen umutsuzluğa kapılır, fazlasıyla depresifleşir. “Hayatımda hiç iyi bir şey yok. İyi de nedir? Neden mutlu olayım ki? Mutlu olmak için hiçbir nedenim yok. Ben neler yaşadım biliyor musun? Ne acılar çekiyorum biliyor musun?” Ve tamamen olumsuza odaklanıyorsunuz. Ve sonuç olarak, çok depresif olduğun ve olumsuza odaklandığın için, minnettar olamazsın. İşte bu yüzden anlamlı bir süreç var. كَفُورٌ (Kefûr) İyi bir şey olduğunu inkar ederek son derece nankör. Bilirsiniz, “Bana nasıl şükretmem gerektiğiyle ilgili bir şey deme. Duymak istemiyorum.”
وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ أَعْرَضَ
(Ve izâ enamnâ alel insâni a’rada)
(İsra, 83)
وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ
(Ve neâ bi cânibih)
Sonra diğer tepki. Allah diyor ki: İnsanoğlunu nimet, lüks ve konforla donattığımız zaman, hemen bizi görmezden gelir. أَعْرَضَ (yüz çevirmek). Bizi yok sayar. وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ (Ve neâ bi cânibih) = Yan döner.
Bu şöyle bir şey: İyi günler geçirirken, “Güzel yatırımlar yaptım arkadaş. Oldukça iyi çıktı.” Hiç Allah’tan bahsetmek yok. Allah, “Bunu sana ben verdim ama sen yüzünü bana dönmüyorsun bile” diyor. Hepsi senin marifetinmiş gibi sırt çeviriyorsun.
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ كَانَ يَـُٔوسُۥا
(Ve izâ messehuş şerru kâne yeûsâ)
(İsra, 83)
Ve ona bir zarar uğradığında, zor zamanlar geldiğinde, tüm umutlarını tamamen yitirir.
وَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ضُرّٞ دَعَا رَبَّهُۥ مُنِيبًا إِلَيۡهِ
(Ve izâ messel insâne durrun deâ rabbehû munîben ileyh)
(Zümer, 8)
Başına bir sıkıntı gelince, Rabbine yönelir, O’na dua eder.
ثُمَّ إِذَا خَوَّلَهُۥ نِعۡمَةُۥ مِّنۡهُ نَسِيَ مَا كَانَ يَدۡعُوٓاْ إِلَيۡهِ مِن قَبۡلُ
(Summe izâ havvelehû ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kabl)
Sonra Allah, onu lüks ve lütuf ile kuşattığı zaman her şeyi unutur. Daha önce kime yalvardığını, dua ettiğini unutur.
وَجَعَلَ لِلَّهِ أَندَادُۥا
(Ve ceale lillâhi endâdâ)
Bununla da kalmayıp, Allah’a başka varlıkları da rakip yapar. Bu sadece Allah’tan başkasına ibadet ettiği anlamına gelmez; aslında Allah’tan başkasını sevmeye, Allah’tan başkasına bağlanmaya başlar. Önceden her zaman dua ederdi, ama şimdi kendine, zevklerine ya da başka bir şeye yönelir. Kalbinde Allah’a artık başka şeyler rakip olmaya başlar. Ayet bunu ima ediyor.
لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِۦ
(Li yudılle an sebîlih)
Yani kendisi sapmış olmakla kalmıyor, başkalarını da Allah yolundan saptırıyor. Allah diyor ki:
قُلۡ تَمَتَّعۡ بِكُفۡرِكَ قَلِيلًا
(Kul temetta’ bi kufrike kalîlâ)
Burayı anlamak çok önemli. Allah bu ayette esasında bir mümini tarif ediyor. Zor zamanlar geçirdiğinde Allah’a dua eden mümin. Onlar dua ettiğinde, etrafında bunu görenler neye motive oluyorlar? Allah’a dua etmeye. Darda olup da Allah’a dua eden birini gördüğünüzde, siz de Allah’a yaklaşmak istersiniz. Zor zamanlar geçirdiklerinde sizin rol modeliniz oluyorlar.
Sonra o ettikleri duayı unutuyorlar. Allah’ı da unutuyorlar. Zorluklardan kurtulup da Allah onlara güzel günler nasip edince, Allah’ı unutuyorlar. Duayı tamamen terk edip, Allah’a karşı mütevaziliklerini yitiriyorlar. Böylece sadece onlar sapmış olmuyorlar. Diğer insanlar da onları rol model olarak görmüyor muydu? Onları görüp dua etmeye teşvik etmişlerdi kendilerini. Şimdi rol modelleri dibe vurduğunda, onlar da gidiyor.
لِّيُضِلَّ عَن سَبِيلِهِۦ
(Li yudılle an sebîlih)
Allah diyor ki:
قُلۡ تَمَتَّعۡ بِكُفۡرِكَ قَلِيلًا
(Kul temetta’ bi kufrike kalîlâ)
Nankörlüğünün tadını biraz daha çıkarsan iyi olur çünkü sen cehennem ehlindensin. Allah böyle insanlara karşı çok sinirli. Allah bizi onlar gibi olmaktan korusun.
فَإِذَا مَسَّ ٱلۡإِنسَٰنَ ضُرّٞ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلۡنَٰهُ نِعۡمَةُۥ مِّنَّا قَالَ إِنَّمَآ أُوتِيتُهُۥ عَلَىٰ عِلۡمِۭ
(Fe izâ messel insâne durrun deânâ summe izâ havvelnâhu ni’meten minnâ kâle innemâ ûtîtuhû alâ ilm)
(Zümer, 49)
Diyor ki: Sıkıntı geldiğinde bize dua eder. Onu nimetlerle donattığımızda, tamamen örttüğümüzde ve sardığımızda, “Bütün bu nimetler, sahip olduğum ilimden dolayı bana geldi” der. “Bunlar bana verildi çünkü ben bir dahiyim. Sebep bu.”
بَلۡ هِيَ فِتۡنَةٞ
(Bel hiye fitneh)
Bu sadece bir imtihandı. Hayattaki hiçbir şeyi çok zeki olduğun için elde etmiyorsun. Hepsi sadece imtihan.
وَلَٰكِنَّ أَكۡثَرَهُمۡ لَا يَعۡلَمُونَ
(Ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn)
Çoğu bunu bilmiyor bile.
Dua ve İlişkide Materyalizm
لَّا يَسۡـَٔمُ ٱلۡإِنسَٰنُ مِن دُعَآءِ ٱلۡخَيۡرِ
(Lâ yes’emul insânu min duâil hayr)
(Fussilet, 49)
İnsanlarda başka bir eğilim daha var. Bazı insanlar Allah’tan güzellikler istemeye bayılırlar. Allah ile aralarında olan tek ilişki bu. “O kıyafeti alabileyim diye Allah’a dua ediyorum. O spor ayakkabıları alabileyim diye Allah’a dua ediyorum. Allah’a dua ediyorum, şu yeni çıkan Nintendo şeyi neydi? Konsol. Bayramda konsol için dua ediyorum, hatta bayramdan önce olsun. Allah’ım bayram bir an önce gelsin. Allah’ım ihtiyacım var.” Allah’a eşyalar için dua etmek. Her zaman bunun için dua etmek.
— Hey hey! Allah’a dua ettiğin tek mesele bunlar mı?
— Nee! Allah’a dua etmem gerekmiyor mu? Bu şekilde dindar biri oluyorum.
Sen dindarca materyalistsin. Değil mi? Allah’a sadece eşyalar, ürünler için dua ediyorsun. Ve Allah’a şöyle dua ediyorsun: “Allah’ım beni sınavdan geçir, geçir, geçir.” Sonra geçemiyorsun. Allah’a dua ettiğin şeyler hep dünya ile ilgili. Peki sen dünyalık istediğinde Allah her zaman onu veriyor mu? Hayır. O şeye ulaşamıyorsun.
Sonra ne oluyor?
وَإِن مَّسَّهُ ٱلشَّرُّ فَيَـُٔوسٞ قَنُوطٞ
(Ve in messehuş şerru fe yeûsun kanût)
Sadece dünyalık şeyler istiyorsun ve Allah da vermiyor. Sonra da tamamen umutsuz oluyorsun. Tamamen depresif. “Off… Zaten dua etmenin ne anlamı var ki? Dua ettim ama yine de sınavı geçemedim. Dua ettim ama yine de… Elde etmek istediğime ulaşamadım. E o zaman dua ne işe yarıyor? Denedim ama bende işe yaramıyor.” Sonunda: “Dua etmeyince çok daha iyi. Daha mutluyum.” Nasıl mutlusun biliyorum. Anlıyorum seni. Ama bu da meyilli olduğumuz başka bir tepki. Bu da bizim kaybımız.
وَإِذَآ أَنۡعَمۡنَا عَلَى ٱلۡإِنسَٰنِ أَعۡرَضَ وَنَـَٔا بِجَانِبِهِۦ وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ فَذُو دُعَآءٍ عَرِيضٖ
(Ve izâ enamnâ alel insâni a’rada ve neâ bi cânibihî ve izâ messehuş şerru fe zû duâin arîd)
(Fussilet, 51)
Diğer bir meyil. Diyor ki: İnsana iyilik bahşettiğimizde görmezden gelir, sırt çevirir. Şey gibi, “Hayat güzel. Kimin Allah’a ihtiyacı var ki?” Kelimenin tam anlamıyla şöyle diyen insanlarla tanıştım: “İyi bir işim var, sağlıklıyım, arabam var, kariyerim var, ailemle mutluyum. İyi görünüyorum. İyi hissediyorum. İyi para kazanıyorum v.b Ne diye dine ihtiyacım olsun ki? O’na neden ihtiyaç duyayım. İhtiyacım olan her şeye sahibim. Yani din, ihtiyacı olan insanlar içindir. Benim ihtiyacım yok.”
Allah diyor, ben onu nimetlerle donattığımda beni görmezden gelip, yan dönüyor. Sonra diyor ki:
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ
(Ve izâ messehuş şerr)
Bir diğer insan türü: Ona bir zarar dokunduğunda:
فَذُو دُعَاءٍ عَرِيضٍ
(Fe zû duâin arîd)
Uzun, tafsilatlı dualar eder. Aralıksız dualar. Sonra geri dönüp gelir ve dualar etmeye başlar. Allah burada iki yüzlülüğü, münafıklığı anlatıyor gibi. Bu şöyle bir insan türüdür; güzel günler geri geldiğinde yine ne olacak? “Peki, ben dine o günlerde ihtiyaç duyuyorum. Şimdi eski halime dönebilirim.”
فَإِنْ أَعْرَضُوا فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا إِنْ عَلَيْكَ إِلَّا الْبَلَاغُ وَإِنَّا إِذَا أَذَقْنَا الْإِنسَانَ مِنَّا رَحْمَةً فَرِحَ بِهَا وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ فَإِنَّ الْإِنسَانَ كَفُورٌ
(Fe in a’radû fe mâ erselnâke aleyhim hafîzâ, in aleyke illel belâğ, ve innâ izâ ezaknel insâne minnâ rahmeten feriha bihâ, ve in tusıbhum seyyietun bi mâ kaddemet eydîhim fe innel insâne kefûr)
(Şura, 48)
Allah, Peygamberi’ne (sav) diyor ki: Eğer seni görmezden gelip sırt çevirirlerse, Biz seni onlara göz kulak olman için göndermedik. Sana düşen sadece mesajı iletmektir. Biz insana katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman, birazcık bile olsa aşırı sevinir. فَرِحَ بِهَا (Feriha bihâ) Geçici mutluluk. Kendi günahlarından dolayı başına bir felaket gelse, kendi yaptıkları yüzünden, o zaman insanlar son derece nankör olma eğilimindedir. Allah’ın onlara verdiği tüm o güzellikler unutulur.
Fecr Suresi ve Nuh (as) Örneği
Ve elbette bu, daha önce Fecr Suresi’ndeki bir meselede bahsettiğimiz eğilimdir.
إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ
(İzâ mebtelâhu rabbuhû fe ekremehû ve na’amehû fe yekûlu rabbî ekremen)
(Fecr, 15)
فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ
(Fe kadere aleyhi rızkahû fe yekûlu rabbî ehânen)
(Fecr, 16)
Allah ona güzellikler verdiğinde der ki: “Allah bana çok iyilik yapıyor. Allah beni neden onurlandırıyor biliyor musunuz? Bana verdiği şu malıma mülküme bakın. Nelerim var bir bakın. Bunlar Allah’ın beni sevdiğinin göstergesi.” Bunlardan bazılarını geri alınca da der ki: “Allah beni sevmiyor, benden nefret ediyor. Bana neler yaptığına bir baksana.” رَبِّي أَهَانَنِ (Rabbim beni alçalttı) Bir şeyler geri alınınca şöyle dersin: “Bana karşı nesi var bilmiyorum ama beni sefalete sürüklemeyi seviyor. Sadece beni küçük düşürmeyi seviyor.”
Peygamberlerin tutumunun bu olduğunu düşünebiliyor musunuz? Nuh (as) 950 yıl boyunca her gün Allah hakkında neler söylerdi? رَبِّي أَكْرَمَنِ (Rabbî ekremen) mi? (Rabbim bana cömert davrandı) Yoksa رَبِّي أَهَانَنِ (Rabbî ehânen) mi? (Rabbim beni önemsemedi) (Fecr, 15-16) Allah’ın en şanlı elçilerinden birine hakaret edildi, alay edildi, üzerine tükürüldü. Her gün. Nesiller boyunca. Eğer birinin “Allah benden nefret ediyor, bana belalar veriyor, beni küçük düşürmeyi seviyor” deme hakkı olsaydı, bu Nuh (as) gibi biri olurdu. O, Allah azze ve celle söylüyor, Ulul Azm Peygamberlerden biriydi. En azimli peygamberlerden biri. En şerefli peygamberlerden biri.
Neden insanların ya da kendimizin sebep olduğu zorluklarımız “Allah başıma bunları getirdi” diye anlaşılıyor? “Allah beni alçalttı.” Bilirsiniz ya. “Allah’ın bana iyi davranmasının tek yolu, dünya hayatımın daha iyi hale gelmesidir. Allah’ın benim için iyi olduğunu bilmemin tek yolu bu.” Yani Allah ile olan ilişkimizde bile materyalist olduk. Bu ilişkinin manevi olması gerekiyordu ama ilişkinin kendisi, maddi parametrelere dayalı hale geldi.