Peygamberimiz (sav) ve İbrahim (as) Arasındaki Bağ

İbrahim (as) hakkında ilk olarak şunu bilmenizi istiyorum: İbrahim Peygamber (as) ve bizim elçimiz Muhammed (sav) arasında bir bağ vardır. Peygamberimizin tüm peygamberler ile bir bağı olsa da —çünkü onun mesajı, tüm peygamberlerin mesajıyla aynıydı— böyle bile olsa yine de bizim peygamberimizle kimin özel bir bağı vardır? İbrahim’in (as). Çok güçlü, ilave özel bir bağ vardır. Yani bizim İbrahim (as) ile bir bağımız var ama daha da önemlisi, kimin İbrahim (as) ile bağı var? Resulullah (sav). Peki.

Bakalım bunu ezbere biliyor musunuz? Allahümme salli ala Muahemmedin ve ala… Sesli söyleyin! A’li Muhammed. Kema salleyte ala İbrahim ve ala a’li İbrahim…

Dua ediyoruz ve Peygamberimiz (sav) için de dua ederiz ve Allah’a deriz ki: Ona rahmet et, şerefini yücelt; aynı —kime yaptığın gibi?— İbrahim’e (as) gibi. Yani duamızda bile, kendimizi kiminle ilişkilendiririz? İbrahim (as) ile… Peygamberimiz ve İbrahim (as) ile. Biz onları da birbiriyle ilişkilendiririz. Bu salavatı söylediğimizde, bunu her ikisi için yaparız. Diğer birçok peygamber olsa da, hangi ikisi bağlantılıdır? Peygamberimiz (sav) ve İbrahim… O zaman, ilk bağ bu.

Eğer size dersem ki: Peygamberimiz (sav) ve İbrahim (as) arasındaki bağ nedir? Cevaplardan birisi: “Allahümme salli ala Muahemmedin ve ala a’li Muhammed. Kema salleyte ala İbrahim ve ala a’li İbrahim. İnneke hamidun mecid.“

Tamam. Birincisi bu. Onunla Peygamberimiz (sav) arasındaki, sizinle paylaşmak istediğim ikinci bağ; ki bu bayağı havalı: Allah peygamberine buyurdu ki, Muhammed Peygamber’e (sav) buyurdu ki… Kur’an’da bir yerde, Allah, bizim peygamberimize (sav) İbrahim’in dinine uymasını söyledi. Allah özel olarak ona söyledi, tamamımıza değil. Tamamımız biliyoruz. Ama O, peygamberine (sav) İbrahim’in (as) dinine uymasını söyledi. İbrahim Peygamber’in dini, aynı zamanda Nuh’un (as) da dini olsa bile, Musa’nın (as) da dini olsa bile, İsa’nın (as) da dini olsa bile… Ama Allah bu ayette bunu bu şekilde söylememiş. Ne demiş? “İbrahim’in dinine uy!”

İslam’ın Beş Şartı ve İbrahim (as)

O zaman sıradaki soru: İslam’ın kaç şartı vardır? Beş.

Onların ne olduğunu bana kim söyleyebilir?

— Oruç, zekat, hac, namaz ve şehadet.

  1. Bir numara, şehadet: Allah’tan başka ilah yoktur.
  2. İkinci, salat (namaz).
  3. Üçüncü, zekat.
  4. Dördüncü, oruç.
  5. Beşinci…

İslam’ın beş şartı var, değil mi? Beş şartın hepsini İbrahim Peygamber’den (as) alıyoruz. Beş şartın hepsini. Size şunu anlatmak istiyorum: İslam’ın beş şartı, adeta İbrahim’in beş esası gibidir. Aynı şey.

Kur’an’da İbrahim’in (as) Yaşlılık Günleri ve Liderlik İmtihanı

İbrahim Peygamber’in ömrünün ne kadarı Kur’an’da geçiyor? Kaç ay? Kaç hafta? Kaç yıl? Ne söylemiştim? Yalnızca birkaç gün.

İki dönem var: Gençlik günleri, yaşlılık günleri. Hepsi bu. Kur’an’da gençlik günlerinin bazıları ve yaşlılık günlerinin bazıları geçer. Kur’an’da sözü edilen günler ya çok ama çok genç olduğu zamana ait ya da hangi günleridir? Çok ama çok yaşlı olduğu günleridir. İkisinin arasına dair neredeyse hiçbir şey yok. Ya çok genç ya çok yaşlı olduğu zamanlar…

Şimdi onun yaşlılık günlerinden biriyle başlayacağım. Bunun, yani Allah’ın Kur’an’da bahsettiği kısmın, son günlerinden biri olduğunu dahi iddia edebiliriz. Allah onu farklı şekillerde imtihan etmişti. İmtihanları tek tek anlatmayacağım ama çok zor imtihanlar var. Ama tüm imtihanlar yapılmış ve o hepsinden geçmişti. Hepsini başarmıştı ve sonunda, Allah onu tebrik ediyordu. Bir bakıma, Allah, onunla ne kadar gurur duyduğunu anlatmıştı diyebiliriz. Allah bunu şöyle ifade etmişti. Allah dedi ki:

وَإِذِ ابْتَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ ۖ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا ۖ

(Ve izibtelâ ibrâhîme rabbuhû bi kelimâtin fe etemmehun, kâle innî câiluke lin nâsi imâmâ)

(Bakara 124)

Rabbi, Efendisi/Sahibi İbrahim’i her tür talimatla imtihan ettiğinde ve mükemmel bir şekilde bunları tamamlayıp, her bir görevden mükemmel puan aldığında, Allah dedi ki: “Seni tüm insanlara bir lider yapıyorum.” Kimin lideri olacaksın? Tüm insanların. Bu çok önemli.

O zaman onun mezuniyet belgesi neymiş? Belgede ne yazıyormuş? Allah’ın İbrahim’e (as) verdiği ödül neymiş? Ne olmasıymış? Verilen ünvan ne? Lider, kime? Tüm insanlığa. Aborjinler, Amerika yerlileri, Avustralyalılar, Afrikalılar, Asyalılar, Çinliler, Japonlar, Hintliler; herkes için… “Seni herkese lider yapacağım.” Allah’ın İbrahim’e (as) söylediği buydu.

Zürriyet İçin İlk Dua ve İlahi Ahit

İbrahim (as) da şöyle diyor:

قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِي ۖ

(Kâle ve min zurriyyetî)

“Peki ya çocuklarım?” dedi.

(Bakara 124)

Allah lider olacaksın derken kimin lideri olacağından bahsetti? Herkesin… Ama İbrahim’in (as) ilk sözü şu olmadı: “Oo, çok teşekkür ederim. Herkesin lideri olduğuma inanamıyorum…” Böyle demek yerine ilk olarak nasıl karşılık verdi? Ne demiştim? “Peki zürriyetim?” Ayrıca zürriyet sadece “çocuklarım” anlamına gelmiyor. “Peki ya benim çocuklarım, onların çocukları, onların çocukları…” anlamına geliyor.

Sanki İbrahim (as) şunu istiyor gibi: İnsanlığın lideri olacaksam bile bunun anlamı onlara Allah’ı anlatmam ve onları yönlendirmemin gerektiğidir. Çünkü onun tüm hayatı Allah ile bir bağlantı kurmak üzerine ve “Ben bir gün öleceğim ve ben öldüğümde başka birisinin onlara Allah’ı anlatması gerekiyor. Başka birisinin lider olması gerekiyor.” Çünkü liderler sonsuza kadar yaşayamaz. Yani düşünüyordu ki: Sadece ben lider olmamalıyım. Başka kim lider olmalı peki? Çocuklarım ve sonra onların çocukları, sonra da onların… Yani liderliğin devamı hakkında endişeleniyordu, anlıyor musunuz? “Eğer tek lider bensem, bu devam etmeyecektir” diye endişelendi.

Bu arada, Nuh’un (as) kıssasını biliyor musunuz arkadaşlar? Eğer Nuh’un (as) kıssasını biliyorsanız, o nasıl kurtulmuştu? Bir gemi ile kurtuldu. Kurtulduktan sonra sonsuza kadar yaşadı mı? Hayır.

Ona tabi olanlar o vefat ettikten sonra da onun yolundan gidiyorlardı. Sonrasında çocukları biraz daha az o yoldan gittiler. Onların çocukları da biraz daha az… Nihayetinde Nuh’a (as) verilen dine ne oldu? Yok oldu…

İbrahim (as) aynı şeyin olmasından endişeleniyordu ve Allah’tan istiyordu ki: İslam’ın varlığını devam ettirmemizin tek yolu —benim aklıma gelen tek yolu— “Benim çocuklarımın müslüman kalması ve lider olması; sonra onların çocuklarının müslüman kalması ve lider olması ve böylece liderliğin devam etmesidir.” Yani Allah’ın “Seni lider yapıyorum” demesi yeterli değil. O yüzden وَمِن ذُرِّيَّتِي ۖ (Ve min zurriyyetî) diyor.

Allah “Elbette ki senin tüm çocukların da lider olacak.” diyebilirdi. Ama Allah’ın söylediği bu değildi. Allah dedi ki:

لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ

(Lâ yenâlu ahdiz zâlimîn)

(Bakara, 124)

“Benim garantim, sözüm, yanlış şeyler yapan insanları kapsamaz —veya onlara ulaşmaz—.” Yani zalimleri, kötü şeyler yapan insanları. Allah İbrahim’e (as) “Çocuklarının bazıları berbat şeyler yapacaklar.” diyor. “Çocuklarının bazıları yanlış şeyler yapacaklar.” Ve bu yanlış şeyler yapan çocuklarının olamayacağı şey ne? Lider olamayacaklar…

İbrahim (as) Allah’ın tüm imtihanlarından geçti. Şimdiyse Allah ona “Sen bir lidersin” dedi. Bir kez lider olduğunda artık Allah’tan özel isteklerde bulunabilir. Dolayısıyla ilk özel isteği şu oldu: “Belki benim çocuklarımı da dahil edersin.” Ve Allah “Hayır” dedi. Çünkü aslında şunu ima ediyordu: Çocuklarının bazıları pek iyi insanlar olmayacaklar ve lider olacaklarına dair sözüm onları kapsamaz, sadece iyi işler yapan insanları kapsar.

Dolayısıyla Kur’an’a göre baban lider olduğu için sen de lider olabilir misin? Hayır.

Peki nasıl lider olursun? İmtihanı geçmelisin ve iyi işler yapmalısın. Peki Kur’an’a göre seni liderlikten mahrum eden nedir? Eğer yanlış şeyler yaparsan, lider olamazsın. Ben bunu size neye dayanarak söylüyorum, hangi kitap? Kur’an.

Kitabı Mukaddes ve Kur’an Arasındaki Fark

Kitabı Mukaddes’te İbrahim’in (as) kıssası var ve Kitabı Mukaddes’te Tanrı İbrahim’e bir söz veriyor: “Senin tüm çocuklarını —belirli bir oğlundan gelenleri— lider yapacağım, hepsini…” Ve daha sonra yine Kitabı Mukaddes’te diyor ki: “Yanlış yapıyor olsalar bile lider olarak kalacaklar. Berbat şeyler yapsalar bile lider olmaya devam edecekler.” Ve İbrahim’in (as) bazı çocukları şuna inanıyor: “Yanlış yapmak bizim için sorun değil, ne kadar yanlış yaptığımız da önemli değil. Biz hala lider olmayı hak ediyoruz.”

Ayrıca Tanrı şunu dedi: “Onlara sadece liderliği vermeyeceğim. Bu toprak onların, onlara ait.” Ve “Ne yaptıkları fark etmez, berbat şeyler yapsalar bile topraklar yine de onlara ait çünkü onlar her zaman lider olacaklar.” Doğru da yapsalar yanlış da yapsalar fark etmez, bununla alakası yok. Eğer yanlış yaparlarsa onlara kızarım. Sorun yok, lider olmaya devam edecekler.

Kur’an aynı şeyi mi söylüyor? Hayır. Kur’an diyor ki: “Tüm bu imtihanları geçtikten sonra Allah ona ‘Sen bir lidersin’ dedi.” O da dedi ki: “Çocuklarımın tamamı da olabilecek mi?” Allah da: “Hayır, tüm çocukların değil çünkü bazıları yanlış işler yapacaklar.” Yani eğer yanlış işler yaparsan lider olamazsın.

Kitabı Mukaddes’ten öğrendiğimizle Kur’an’dan öğrendiğimiz arasındaki farkı görüyor musunuz? Bu çok önemli. Okulunuzdaki bir sürü kişi Hristiyan. Mahallenizdeki arkadaşlarınızdan pek çoğu Yahudi bile olabilir veya Hristiyandır. Bazısı Hristiyan milliyetçisidir vs. Büyüdükçe bunu duyacaksınız ve Tanrı’nın İbrahim’e (as) verdiği sözü de duyacaksınız. Ve dünyada yaşanan pek çok şiddet, mesela Filistin’deki… “Pek çok insan o zulme uğramayı hak etti çünkü Tanrı o toprakları İbrahim’in çocuklarına vaadetti.” Onlar buna inanıyorlar ve buna inandıkları için ne yaparlarsa yapsınlar sorun olmayacağını, çünkü yapmaya hakları olduğunu düşünüyorlar. Çünkü Tanrı onlara o toprakları vaadetti. Yanlış bir şey yapsalar bile sorun değil, çünkü hala lider onlar ve hala o toprağı hak ediyorlar.

Ama Kur’an çok ama çok farklı bir şey söylüyor. Kur’an “Bu topraklar Müslümanlara ait” diye bir şey demiyor veya “Topraklar Araplara ait; Yahudilere, Hristiyanlara ait” diye bir şey de demiyor. Allah topraktan hiç bahsetmiyor bile. Allah’ın bahsettiği şey ne peki? “Ben seni bir lider yapacağım ve eğer çocukların arasında yanlış şeyler yapanlar olursa onlar liderliğe sahip olamayacaklar.”

Kabe, Makam-ı İbrahim ve Temizlik Ahdi

لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِّلنَّاسِ وَأَمْنًا

(Lâ yenâlu ahdiz zâlimîne ve iz cealnel beyte mesâbeten lin nâsi ve emnâ)

(Bakara 125)

Bakara suresindeki aynı kısım bu. Allah burada şöyle diyor… Biliyorsunuz, Allah Kâbe’yi insanların geleceği ve sevap kazanacağı bir yer yaptı ve bu mekan insanların gelip huzur bulabileceği bir yer. Yani Allah Kabe’yi tam olarak huzurun mekanı kıldı.

وَاتَّخِذُوا مِن مَّقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى ۖ

(Vettehızû min makâmi ibrâhîme musallâ)

(Bakara-125)

Ve müslümanlara dedi ki: “Kabe’ye gittiğinizde ve tavaf ettiğinizde bir yerin yanından geçeceksiniz. İşte o yerin adı Makam-ı İbrahimdir.” Buna dair farklı yorumlar da var, ben size bir tanesini verdim. Ve eğer Makam-ı İbrahim’in yakınına gidersen orada namaz kılmalısın. Eğer ebeveynlerinizle beraber Umreye gittiyseniz veya onlar gittiyse, size tavafı bitirdiklerinde ne yaptıklarını söyleyebilirler. Neyin yakınında namaz kılarlar? Makam-ı İbrahim’in… وَاتَّخِذُوا مِن مَّقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى ۖ (Vettehızû min makâmi ibrâhîme musallâ).

Sonrasında Allah şöyle diyor:

وَعَهِدْنَا إِلَىٰ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

(Ve ahidnâ ilâ ibrâhîme ve ismâîle en tahhirâ beytiye lit tâifîne vel âkifîne ver rukkais sucûd)

Allah sonrasında şöyle dedi: “İbrahim’den (as) bir söz aldım.” Allah diyor bunu, “İbrahim’den ve İsmail’den bir söz aldık” diyor. Sadece İbrahim’den değil. Artık konuşmada 2 kişi var. 2 kişi kim? İbrahim ve İsmail. İsmail, İbrahim’in (as) oğlu.

Konuşmanın ilk kısmı “Çocuklarım da lider olabilir mi?” şeklindeydi ve Allah “Hepsi değil” dedi. Hatırlıyorsunuz, değil mi? Ve şimdi de Allah bir söz alıyor ama sadece İbrahim’den almıyor. Başka kimden söz alıyor? İbrahim ve İsmail’den. Bir oğuldan… Ve dedi ki: “İkiniz de benim evimi gelip tavaf edecek insanlar için, çevresinde dolaşacaklar için, وَالْعَاكِفِينَ (Vel âkifîn) burada bir süre kalacak ve sadece ibadet edecek olanlar ve evlerinden ayrılmış olanlar için —itikafa girenler— وَالرُّكَّعِ (Ver rukka’) Rüku edecek olan insanlar için ve Secde edecek olan insanlar için temizlemek ve temiz tutmakla sorumlusunuz.”

Rükü ve sücud terimlerini biliyorsunuz, değil mi? Yarıya kadar eğilme ve yere tam kapanma var ya hani, bunlar rüku ve sücud oluyor. Allah temel olarak İbrahim (as) ve İsmail (as)’a diyordu ki: Bu evi temizlemek zorundasınız, temiz tutmak zorundasınız çünkü burada dünyanın farklı yerlerinden insanlar olacak. Ne yapmak isteyecekler? Tavaf, itikaf, rüku ve sücud… Bunu yapmaları gerekiyor.

Bu arada bu inanılmaz değil mi? Burada, bir mescidde oturuyoruz ve az önce bu yöne doğru namaz kıldık. Neden peki? Kâbe’den dolayı. Kabe orada, peki neden? Kimden dolayı? İbrahim (as)’dan dolayı, değil mi? İbrahim (as) ve oğlu rükü ve secde yapacak insanlar için evi temizlemekle sorumluydu. Şimdi bile, ben başlamadan birkaç dakika önce o işi yaptık. O iş kim tarafından başlatıldı? İbrahim ve İsmail (as) tarafından, değil mi? Az önce yaptık.

Güvenlik ve Rızık (Meyve) Duası

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ

(Ve iz kâle ibrâhîm)

(Bakara 126)

İbrahim (as) zaten bir şey istemişti. Şimdi başka bir isteği var.

رَبِّ اجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا آمِنًا

(Rabbic’al hâzâ beleden âminâ)

(Bakara 126)

diyor. İbrahim (as) bu sefer diyor ki: “Ya Allah, burayı huzurlu bir yer yapar mısın? Bu şehri, Mekke’yi huzurlu bir yer yapar mısın? Benim için?” Sonra diyor ki:

وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ

(Verzuk ehlehû mines semerât)

“…ve burada yaşayan insanlara her çeşit meyveden ver.”

(Bakara 126)

Allah’a ve ahiret gününe inanan insanlara:

مَنْ آمَنَ مِنْهُم بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ

(Men âmene minhum billâhi vel yevmil âhır)

(Bakara 126)

Allah’a ve ahiret gününe inanan her kim varsa…

İbrahim (as) Allah’a diyor ki: “Ya Allah, burayı huzurlu bir yer yap ve burada yaşayan insanlara her çeşit meyveden ver.”

Meyvenin manası nedir? Sizce “Onlara her çeşit meyveden ver” derken neyi kastediyor olabilir? Mekke’de bir meyve bahçesi falan mı istiyor acaba? Sizce ne demek istiyor?

Meyvenin manası: İyi para kazanabilmek, geçimini sağlayabilmek, iyi bir evde yaşayabilmek, evinde güzel yiyeceklerin olması, seyahat edecek kadar paranın olması… Tamam mı? İyi yaşayabilmek. Kısaca, iyi yaşayacak kadar paraya sahip olmak. Bunu anlatan kelime neydi? Servet mi? Servet yeni bir kelime. Eskisi nedir? Meyve.

Eskiden meyve derlerdi. Neden biliyor musunuz? Çünkü günümüzde, market tezgahlarında gördüğümüz meyvelerin market tezgahlarına ulaşmadan önce binlerce km yol katettiğinin farkında değiliz. Ama o zamanlarda ne uçak vardı, ne de kamyon. Avustralya’dan ithal edilen kiviler pazar tezgahlarında sizi beklemezdi. Yani meyvenin olabilmesi için, bahçenin olması lazımdı. Bahçenin olabilmesi için de çok fazla paranın olması lazımdı. Yani meyve aslında çok egzotik bir şeydi. Öylesine markete girip portakalları teker teker elleyip “Bunu beğenmedim, şunu beğendim” diyemezlerdi. Biri bir portakal gördüğü zaman: “Aman Tanrım! Sen portakal mı aldın? Dostum hayat bunlara güzel! Adamın tam iki tane portakalı var!” Hayat o zamanlar böyleydi. Meyve demek iyi para demekti.

Güvenlik ve Meyve Dengesi

İbrahim (as) iki şey istedi: Huzur yani güvenlik ve meyve. Güvenlik ve meyve.

Sizce sadece güvende olsanız ama hiç meyveniz olmazsa ne olur? Sizce ne olur? Bir eviniz var. Tamamen güvenli bir yer. Kapılar kilitli, kimse giremez. Alarm sistemi var. Fakat hiç meyve yok. Ne sorun olabilir?

Eviniz güvende olsa dahi, buzdolabı boşsa, musluktan su akmıyorsa, yiyecek bir şey yoksa ne olur? Ölürsünüz. Peki… Meyveniz varsa ama güvenliğiniz yoksa, o zaman ne olur?

Meyven varsa ama güvende değilsen ölürsün. Güvendeysen ama meyven yoksa ölürsün. İbrahim (as) “Bu yeri güvenli kıl ve buraya pek çok meyve ver” demişti. İki şeyi de istemişti.

Her seçimin odağında ekonomi ve milli güvenlik vardır. Güvenlik ve meyve. Her seçim. Bütün ülkeler iki şey üzerine tartışır: güvenlik ve meyve. Bugüne dek. İç işleri politikası, dışişleri politikası, gümrük vergileri, ticari savaşlar, milli güvenlik, istihbarat, sınır dışı etme, göç politikaları… Bütün bunların özünde ya güvenlik vardır ya da meyve.

Bu harika değil mi? İbrahim’in (as) dehasına bakın. Sadece, “Ya Allah onlara bu iki şeyi ver; bu onlara yeter” dedi. Çünkü hem güvenlikleri hem de meyveleri olursa, güvenlikleri için endişelenmezler. Meyve için de endişelenmezler. Böylece tek endişeleri ne olur? Eğer güvenlik için bir endişeleri kalmazsa, meyve için bir endişeleri kalmazsa, ne için endişelenirler? Tek uğraşları Allah’a ibadet etmek olur.

O sırada Kabe’yi inşa ediyor. İnsanların ibadete odaklanmasını istiyor. Eğer güvende hissetmezlerse ibadete nasıl odaklanacaklar? Eğer yiyecekleri olmazsa ibadete nasıl odaklanacaklar? Yiyecekleri için endişe duyacaklar. Yani insanların dikkati dağılmasın ki Allah’a ibadet edebilsinler.

İkinci Duaya İlahi Cevap

Ve diyor ki:

وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ آمَنَ مِنْهُم بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ

(Verzuk ehlehû mines semerâti men âmene minhum billâhi vel yevmil âhır)

(Bakara 126)

“Onlardan Allah’a inananlara ve onlardan ahiret gününe inananlara, Ey Allah’ım, onlara güven ver ve onlara meyve ver.” Bu sefer “Tüm çocuklarıma güvenlik ve meyve ver” demedi. “Sadece Allah’a ve ahiret gününe inanan çocuklarıma güvenlik ve meyve ver” dedi. Hepsine ver demedi.

Sizce neden hepsine ver demedi? Bu önemli bir soru. Neden “Bütün çocuklarıma ver, yanlış yapsalar bile hepsine güvenlik ver ve hepsine meyve ver.” demedi? Neden sadece “Allah’a inanan ve ahiret gününe inanan çocuklarıma güvenlik ve meyve ver” dedi?

— Çünkü bazı insanlar güvenlik ve yiyecekte hadlerini aşıp onları diğer insanları istismar etmek için kullanabilir.

— Derin!.. Vay canına! Bazıları haddini aşıp bunu suistimal edebilir. Minnettar olmazlar.

Allah İbrahim’ in (as) diğer çocukları ile ilgili ne demişti? İman etmeyen çocuklarını nasıl tarif etmişti? Zalimler. Yani zalimler güvende olursa ve zalimlerin meyveleri olursa ve başarılı olurlarsa, bu başarılarını ne için kullanırlar? İyi şeyler için mi kötü şeyler için mi?

— Kötü şeyler için…

İbrahim (as) kötülüğün yayılmasını istemedi. İyiliğe, çocuklarından bile daha fazla değer veriyor. Yani kötülük yapacak çocukları olursa, onlar için güvenlik ya da meyve istemedi.

Şimdi farklı bir dua ediyor. Diyor ki: “Ey Allah’ım, tamam, bütün çocuklarımı lider yapmayacaksın. En azından iyi olanlar için güvenlik ve meyve sağlar mısın?” Şimdi bakalım Allah ona ne diyor? Allah diyor ki:

قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا

(Kâle ve men kefere fe umettiuhû kalîlâ)

(Bakara 126)

Allah dedi ki: “Bu arada, inanmayan çocuklarına, en kötü şeyleri yapanlara, hatta Allah’a bile inanmayanlara da güzel bir hayat sürmeleri için kısa bir süre izin vereceğim. Onlara da güvenlik vereceğim. Onlara da meyve vereceğim.”

İbrahim (as) ilk seferinde “Bütün çocuklarım lider olabilir mi?” diye sorduğunda Allah ona “Hayır” demişti. Hepsi olmayacak. İkinci sefer İbrahim (as), “Ey Allah’ım sadece iyi çocuklarıma güvenlik ve yemek ver” dediğinde Allah ne dedi? “Hayır, kötü çocuklarına da güvenlik ve yiyecek vereceğim” dedi. فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا (Fe umettiuhû kalîlâ)… Sonra da:

ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَىٰ عَذَابِ النَّارِ ۖ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

(Summe edtarruhû ilâ azâbin nâr, ve bi’sel masîr)

“Ve sonra bu zalim çocuklarını sürükleyeceğim. Onları cehennem ateşine süreceğim. O, gidilecek ne korkunç bir yerdir.”

Kâbe’nin İnşası ve Kabul Edilen Üçüncü Dua

İbrahim (as) iki kez dua etti ve Allah ona iki kez hayır dedi. Öyle değil. İnsan; “Allah’tan bir şey istedim, Allah evet demedi, başka bir cevap verdi… Sanırım istemeyi bırakmalıyım” diye düşünebilir. Çünkü Allah’tan başka bir şey daha istersem büyük ihtimalle ne diyecek? “Hayır!” Ama şimdi izleyin:

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ

(Ve iz yerfeu ibrâhîmul kavâide minel beyti ve ismâîl)

(Bakara 127)

İbrahim (as) evin temelini yükseltirken… İbrahim (as) Kabe’yi temelinden inşa ediyordu. Orada temel zaten vardı. O da o temelleri yükseltiyordu. İsmail de yanında ona yardım ediyordu. Oğlu İsmail.

Şimdi şu duayı dinleyin; üçüncü kez soruyor. İstediği üç şeyi aklınızda tutmanızı istiyorum. İstediği ilk şey neydi? Kimlerin lider olmasını istiyordu? Bütün çocuklarının. İstediği ikinci şey neydi? Kimler için güvenlik ve yiyecek dilemişti? Sadece iyi çocukları için. Aldığı iki cevap da umduğu cevaplar değildi.

Şimdi üçüncü kez istiyor. Ama bu sefer isterken yalnız değil. Üçüncü seferinde yanında İsmail ile beraber soruyor. Şimdi ikisi beraber istiyor. Şunları söylüyorlar:

رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا

(Rabbenâ tekabbel minnâ)

(Bakara 127)

“Efendimiz, Allah’ımız, Rabbimiz… Bu inşayı kabul et, evini inşa etmemizi kabul et. Bu mescidin inşasını kabul et… Bizden kabul et.”

إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

(İnneke entes semîul alîm)

“Şüphesiz her şeyi işiten, her şeyi bilen Sensin.”

(Bakara 127)

“Allah’ım, bu işi bizden kabul buyur.” Çünkü namazınızı kılmış olmanız, Allah’ın namazınızı kabul ettiği anlamına gelmez, değil mi? Haccınızı yapmış olmanız, Allah’ın onu kabul ettiği anlamına gelmez. Sadece bir şey yapmayı değil, Allah’tan onu kabul etmesini istemeliyiz.

Peki. Allah’tan kabul etmesini istedi. Bu sefer Allah hiçbir şey söylemedi. Hayır demedi. “Aslında, henüz kabul etmeyeceğim…” Hayır, böyle demedi, cevap vermedi. Kuralı biliyorsunuzdur. Sükût neyden gelir? Sükût ikrardan gelir. Eğer Allah hiçbir şey demediyse bu ne demek? Evet demek! Demek ki, “Allah’ım bunu bizden kabul buyur.” dediklerinde, Allah kabul etti. Peki.

رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا ۖ إِنَّكَ أَنتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ

(Rabbenâ tekabbel minnâ inneke entes semîul alîmu rabbenâ vec’alnâ muslimeyni lek)

“Allah’ım, Rabbimiz, bizi yani beni ve oğlumu, senin rızan için bizleri Müslümanlardan eyler misin? Bizleri senin rızan için Müslüman eyle. Bizleri senin rızan için Müslüman tut.” Peki. Allah şimdiye kadar bir şey dedi mi? Kabul etmiş gibi geliyor.

وَمِن ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُّسْلِمَةً لَّكَ

(Ve min zurriyyetinâ ummeten muslimeten lek)

“Ve çocuklarımızın çocuklarının çocuklarının çocuklarının çocuklarından en azından bir millet senin için Müslüman kalsın.” En azından bir millet. Hepsi değil. Çünkü zaten hepsi için hayır demiştin. “En azından çocuklarımızdan Senin için Müslüman kalacak bir millet olabilir mi?”

وَأَرِنَا (Ve erinâ). Yani ilk olarak, “Bunu ikimizden de kabul buyur.” diye talep etti, değil mi? Sonra dedi ki: “Bizleri, beni ve İsmail’i, Müslüman kıl, Müslüman tut.” Sonra da: “Çocuklarımızın çocuklarından en azından bir millet…” Ne olsun istedi? Müslüman.

Menâsik ve Son Elçi Duası

وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا

(Ve erinâ menâsikenâ)

“Ve bize haccın uygulamalarının nasıl yapılacağını göster. Nasıl tavaf edeceğimizi göster. Nasıl say yapacağımızı göster. Nasıl namaz kılacağımızı göster. Yapmamız gerekenlerin hepsini göster.”

Çünkü hac bir dizi faaliyettir, değil mi? Bu faaliyetlere menâsik deniyor. Ne deniyormuş? Menâsik. Bunun İngilizcedeki karşılığı, okkalı bir kelime: “ritüel”. Ama siz buna faaliyetler diyebilirsiniz, sorun yok. Ama kelimenin Arapçası önemli. Arapçası neydi? Menâsik.

“Bize doğru faaliyetleri göster.” dedi. أَرِنَا مَنَاسِكَنَا (Erinâ menâsikenâ). Karşınızda bir cami olması, sizin namaz kılmayı bildiğiniz anlamına gelmez. Birisinin size öğretmesi gerekir: Şöyle duracaksın, ellerini böyle kaldıracaksın, ellerini böyle bağlayacaksın, böyle rükûya gideceksin… Bu hareketlerin hepsi neymiş? Menâsik. O zaman hacda da ne var? Menâsik. Yani, Allah’tan istedi: “Allah’ım bize menâsikimizi göster, ritüellerimizi göster, hareketleri göster. Doğru hareketler neler?”

وَتُبْ عَلَيْنَا

(Ve tub aleynâ)

“Ve tövbemizi kabul eyle.”

“Sana tövbe ediyoruz.” Allah hiçbir şey demedi. Bu ne demek oluyor? Allah, bunu da kabul etti.

İbrahim (as) Allah’tan karşılık gelmediğinde, biliyor ki duası kabul edildi. Bu da onu cesaretlendiriyor. Diyor ki: “Eğer Allah bunu kabul ettiyse belki biraz daha istemeliyim.” Bakın, ne yaptı:

  1. Önce dedi ki: “Allah’ım benden ve oğlumdan bunu kabul buyur.” Karşılık gelmedi.
  2. “Peki, çocuklarımızdan da Müslüman bir ümmet gelebilir mi? Müslüman bir millet?” Karşılık gelmedi.
  3. “Bize hangi faaliyetleri yapmamız gerektiğini göster.” Kabul edildi.

“Şimdi daha fazla şey isteme vakti” diye düşündü. Daha fazla şey isteyecek. Bu isteyeceği son şey olacak. İsteyeceği son şey bu. Dedi ki:

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ

(Rabbenâ veb’as fîhim resûlen minhum)

“Rabbimiz bizim çocuklarımızdan —yani sadece benim değil, benim ve kimin? Benim ve İsmail’in— bizim çocuklarımızdan bir gün bir elçi çıkarır mısın?” Çocuklarımızdan gelecek, يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ (Yetlû aleyhim âyâtik) senin ayetlerini okuyacak, onlara senin ayetlerini, sözlerini okuyacak, وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ (Ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh) ve kitabı öğretecek, bir gün onlara hikmeti öğretecek, وَيُزَكِّيهِمْ (Ve yuzekkîhim) ve onları temizleyecek bir elçi gönder. Şüphesiz her şeyi işiten Sensin. Her türlü hikmet sahibi Sensin.

“Allah’ım, senden son bir şey istiyoruz, tüm çocuklarım lider olmasa da, en azından senin kitabını onlara okuyacak bir tanecik elçi verir misin bize? Onlara kuralları, hikmeti öğretecek ve onları temizleyip pak edecek bir elçi? Bunu yapabilir misin?” Allah hiçbir şey demedi. Bu ne demek? Allah kabul etti demek.

Ve binlerce yıl sonra, binlerce yıl sonra, Mekke’de, o evin yakınında doğan bir adam var ve bu adam kırk yaşına geldiğinde Allah ona sözlerini indirmeye başlıyor ki böylece bu sözleri İbrahim’in (as) çocuklarına ve sonra da tüm insanlığa okusun. Kimden bahsediyorum? Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem. Peygamberimiz (s.a.v), Hz. İbrahim’in (as) duasının cevabı.

Bu dua, Hz. İbrahim’in (as) gençliğinde mi yoksa yaşlılığında mı ettiği bir duaydı? Yaşlılığında ettiği bir duaydı. Size okuduğum bu kısım Bakara Suresi’nden…