Gerçekten onlarla yüzleşiyorsun. Onlara odaklanıyor, onları düşünüyorsun. Peşlerinden koşup onlarla konuşmaya çalışıyorsun. Ne yapman gerekiyor? Buna bir dur demen. Buradan anladığımız, Peygamberimiz’in (sav) kendisine gerçekten saldırgan davranan insanlara olan bağlılığıdır. Bu mesele çok derin, anlamanız gerekiyor. Uzun sürüp sürmeyeceği umurumda değil. Bunu anlatmam gerekiyor.
Biri senden nefret ederse, sana hakaret etse, seni trollese, aşağılasa, seninle dalga geçse onlarla konuşmak ister misin? Hayır. Ve onlar uzaklaşırken, siz de peşlerinden yürüyerek konuşmaya devam eder misiniz? Hayır, çünkü bu sizi nasıl gösterir? Bu sizi acınacak durumda gösterir. Bu sizi zavallı biri gibi gösterir. Umutsuz, saplantılı, yapışkan gibi gösterir. Çünkü onların değerli bir şeyi var. Ve sizi aşağılasalar bile, sadece onlara yapışarak değer buluyorsunuz.
Eğer kendinize saygınız varsa, sizi aşağıladıklarında, şunu söylersiniz: Ben de size meraklı değilim zaten. Uzaklaşmak mı istiyorsun? Engellemek mi istiyorsun? Ben de seni hemen engellerim. Hatta ilk ben engellerim. Çünkü eğer biri uzaklaşırsa, o zaman ben de aynısını yapabilirim. “Sana nasıl yapıldığını göstereyim.”
Yani onlar uzaklaştıklarında, Peygamber (sav) yine de onlardan yüz çevirmiyordu. Ama neden böyle yapıyor? Onların mı değerli bir şeyi var veya kendisinin mi? O’nun (sav) var. Mesele şuna benziyor: Bir çocuk ilaç içmek istemez. Ve annesine dönüp bağırarak uzaklaşır. Anne yine de çocuğun peşinden gider mi? Neden? Anne daha değersiz olduğu için mi? Hayır, sadece sevgisinden ötürü bunu yapıyor. Bu, çocuğun aptal olduğu ve henüz beyninin gelişmediği anlamına gelir. O ilaca ihtiyacı var. O ilacı alması gerekiyor, bu yüzden annesi yine de peşinden koşar.
Rasulullah (sav) onların rahatsız edici davranışlarını ve ona karşı gösterdikleri kötü davranışları görüyor. O’na sırt çeviriyorlardı. Sırt çevirip alay ediyorlardı. Ama O yine de peşlerinden gidiyor, onlarla yüzleşiyordu. Onlar Peygamberimize sırtını dönüyor, O yine de yüzünü dönüyordu.
Ve Allah, “Hayır” dedi. Hayır. Onları sevdiğini biliyorum ama buna bir dur demelisin. Çünkü onlar bunu yapmanın çaresizlikten kaynaklandığını düşünebilirler. Sen de benim elçimsin. Çaresiz değilsin. Allah’ın kimseye ihtiyacı yoktur. Allah’ın kimseye ihtiyacı yoktur. Sen onlardan yüz çevir. Söylenen buydu. Bu herkesten yüz çevir demek değil. Belli başlı insanlardan yüz çevir demek, anladınız mı? Kendileri yüz çeviren insanlardan yüz çevir.
Şimdi, “tevella” bağlılık demekti, hatırladınız mı? Peki onlar hakkında ne öğreniyoruz? Onların yüz çevirmesi başka bir şeydir. Onlar, kendilerini başka bir şeye bağlamak istedikleri için yüz çeviriyorlar. Yani onların bağlılıkları… Ve onların bağlanmak istedikleri şeyler, Peygamber’e (sav) bir daha dönüp bakmamalarına sebep oluyor. Şimdilik bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Ama öyle bir şey ki onlara yapışıyor, ya da onlar o şeye yapışıyor. Bunun sonucunda da Peygamberimize (sav) sırt çeviriyorlar. Yani temelde Allah, Peygambere “sen kovalayan olma” diyor.
Kaçan ve Kovalayan Psikolojisi
Size kaçan ve kovalayan psikolojileri hakkında bir şey aktaracağım. Buna bakabilirsiniz. Yani bunu Google’da ararsanız, bununla ilgili makaleler, tezler bulacaksınız. Kaçan ve kovalayan psikolojisi.
İlişkilerde olan şu: Ebeveyn, çocuk, eş, kim olduğu fark etmez; ilişki problemliyse bazen biri kaçan oluyor, diğeri kovalayan. Sürekli mesajlaşıyorlar: “Neredesin? Ne yapıyorsun?” “Nasıl gidiyor?” “Nasılsın?” “Hey hey hey. Ben aklına geliyor muyum? Seni özledim.” “Özledim.” Özledim demek istedikleri için özledim demiyorlar. Sizin “ben de özledim” demenizi bekliyorlar. Cevabınızın peşinden koşuyorlar. “Beni seviyor musun?” “Evet” demeni bekliyorlar. Değil mi? Çünkü ilgiden besleniyorlar, muhtaçlar. Yani ne oluyorlar? Kovalayan kişi.
Peşinden koştuğunuz kişi ne oluyor? “Allah’ım ya!! Çok sinir bozucu!” “Şu an meşgulüm.” “Konuşamam!” Kaçan kişi oluyorlar. Ve siz ne kadar kovalarsanız, onlar da o kadar kaçıyor. Sonra diyorlar ki: “Bu kadar yapışkan olmayı kesebilir misin?” “Bu kadar takıntılı olmayı bırakabilir misin?” “Bana biraz alan tanır mısın? Nefes almam gerek!” “Çok fazla kovalayıcısın.” “Kaçmaktan yoruldum.” “Allah rızası için beni yalnız bırak.”
Bazen kardeşler bunu yapar. Kız kardeşin mesela: “Napıyosun, napıyosun? Odana gelebilir miyim?” “Senin arkadaşlarınla konuşabilir miyim? Onlar çok havalı.” Büyük kardeş de şöyle: “Benden uzak dur Fatma!!” “Anneee!” “Çok sinir bozucu. Hep peşimde.” “Bana niye bakıyorsun??” Değil mi? Bazı kardeşler böyle.
Şimdi, olan şu ki bu kovalayanlar psikologlara gidiyor. Diyorlar ki: “Neden kaçıp duruyor?” “Niye sürekli kaçıyor?” Psikolog da diyor ki: “Çünkü sen kovalıyorsun. Sebebi bu.” Ne yapman gerekir? Kovalamayı bırakman gerekir. O zaman ne olur, gör bak.
Birdenbire sen kovalamayı bırakıyorsun. İlk birkaç gün ablanız şöyle: Sonunda… Özgürlük. Ama birkaç gün sonra ablanız size gelir ve der ki: “Ne yapıyorsun?” Çünkü neyi özlüyor? Kovalanmayı özlüyor. Çünkü kovalandığında daha değerli olan o idi, sen değil. Kovalamayı bıraktığında, o daha az değerli oluyor. Ve şimdi o duyguyu özlüyor. O yüzden, “Neden durdun, neden kovalamıyorsun?”
— “Hey, bugün ne yapıyorum biliyor musun?”
— “Şu an meşgulüm.”
— “Gerçekten mi? Sen mi meşgulsün? Senin meşguliyetin olduğumu sanıyordum.”
Bu psikoloji kaçanı kibirli yapan bir şeydir. Kaçan kibirli oluyor.
Kovalamayı Bırakmak
Allah, kaçanın boş gururunu beslemek istemiyor. Peygamber’e (sav) diyor ki:
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا
(Fe a’rıd ammen tevellâ an zikrinâ)
(Necm, 29)
Kovalamayı kesmen gerek. Biliyorum ki onları kovalıyorsun çünkü insanlığı seviyorsun, insanlarını seviyorsun. Anlamalarını istiyorsun.
Peki Nuh (as) ne kadar zaman insanların peşinden koştu? 950 yıl. 950! Ve bu arada, sonunda onları kovalamayı bıraktı ve bir gemi inşa etmeye başladı. Bir gemi. Gemiyi inşa ederken artık onları kovalamıyordu. Ve O’nu özlediler. Bu yüzden O’nunla dalga geçmeye geldiler. Onlar peşinden geldiler: “Hey ne yapıyorsun?” “Haha gemi mi yapıyorsun.” Hayırdır, şimdi niye O’nunla uğraşacak zamanın var? Çiftliğine git. Çocuklarınla ilgilen. O’na çok sinir oluyordun ya. O geçerken kıyafetlerini çekerdin. Ve O’nun ortadan kaybolmasını umuyordun. Kulaklarını parmaklarınla tıkıyordun. Gemiyi inşa ederken neden gelip onunla dalga geçiyorsun? Hııı, sen neyi özledin? Kovalanmayı. Bir şeyler eksik. Bir şeyler ters gidiyor.
Yani bu aslında çok güçlü bir ders. Birileri için iyi niyetli olsan ve onlara iyi tavsiyeler veriyor olsan bile, onlar da dinlemiyorsa… Birçok anne gelip “oğluma anlatmaya çalışıyorum” “ama o dinlemiyor. Ben anlatmaya devam ediyorum.” Sürekli anlatıyorum. Hanımefendi, أَعْرِضْ أَعْرِضْ (A’rıd a’rıd). Biraz görmezden gel. İzin ver o sana gelsin. İzin ver de biraz kovalanmamanın eksikliğini hissetsin.
— “Ama ya şöyle olursa…”
— Evet, sanki senin yöntemin işe yarıyor ya.
Sen kovaladıkça o ne yapıyor? Kaçıyor. Daha kötü hale getiriyorsun. Yani أَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا (A’rıd ammen tevellâ an zikrinâ) bunu anlatıyor.