Beraberce yürüteceğimiz bu programa katılan herkese hoş geldiniz diyorum. Farklı bir etkinlik olacak ve umuyorum ki birlikte çok faydalanacağız.
Bu derste ve önümüzdeki derslerde İbrahim (a.s.) hakkında konuşacağız. Bunun için buradayız. İbrahim (a.s.) hakkında bir şeyler öğreneceğiz, Kur’an’da aktarılanları ve diğer şeyleri de… Ama başka bir şey ile başlamak isterim.
1. Babalarımızın ve Dedelerimizin Seçimleri
Buraya kaç kişi anne babasıyla beraber geldi? Güzel. Burada kaç kişi babasının nerede doğduğunu biliyor? Tamam, hadi birkaç cevabı dinleyelim. Baban nerede doğdu? Türkistan mı? Peki. Senin baban? Hindistan. Peki, seninki? New Jersey.
New Jersey, Türkistan, Hindistan cevaplarını aldım. Sıradaki soru. Kaç kişi dedesinin nerede doğduğunu biliyor? Dedeniz nerede doğdu, bakalım… Evet, sen delikanlı. Buyur bakalım. Hindistan, peki. Evet? Hindistan… Çok Hindistan var. Herkesin dedesi Hindistan’da mı doğdu? Tamam, peki geri kalanlar? İsimler söyleyin, yerler söyleyin… Burma, Pakistan. Lahore tamam. Bangladeş?
Peki, bir sonraki soruyu sorayım. Şu anda Hindistan’da değilsiniz, Türkistan’da değilsiniz, Pakistan’da değilsiniz; her neredeyseniz, buradasınız. Neden şimdi buradasınız? Yani sonuçta babanız burada doğmadı.
Anlatmaya çalıştığım olay, bunu düşünmenizi istiyorum: Hayatınızın ne kadarı; hayatınızın genel manzarası, yaşadığınız yer, okula gittiğiniz yer, konuştuğunuz dil, yediğiniz yemekler, arkadaş olduğunuz kişiler, gittiğiniz mescid, dininiz… Bunların ne kadarı babanızın yaptığı bir seçimle belirlendi? Veya dedenizin yaptığı… Hayatınızda büyük yeri olan ve eğer babanızın verdiği karar olmasa böyle olmayacak bir şeyler düşünür müsünüz?
Mesela, çoğunuz babasının ABD haricinde bir yerde doğduğunu söyledi. Doğru, değil mi? Yani eğer babanız hiç ABD’ye gelmeseydi, o zaman nerede olurdunuz? Daha önce neredeyseniz orada olurdunuz, değil mi? Aynı şekilde, birçoğunuzun babası bu ülkeye geldi ve sonrasında evlendi veya gelmeden önce. Ama gelmeseydi, belki de aynı kişiyle evlenmeyecekti. Veya birçoğunuzun anne babası belli bir kariyere sahip oldu. Belli bir üniversiteye gitti ve bunun sonucunda belli bir işi oldu ve bunun sonucunda dünyanın başka bir yerine geldi.
Yani bu seçimlerin hepsi, sizin hayatınızda büyük rol oynadı. Değil mi? Düşünür müsünüz; eğer babanız farklı bir seçim yapsaydı, hayat sizin için ne kadar farklı olurdu? Çok farklı olacak bir şey düşünür müsünüz? Bana bir örnek verecek var mı? Evet delikanlı.
— “Eğer babam beni Amerika’ya getirmeseydi sizi göremezdim.”
— Oo sen çok tatlısın. Diyor ki: “Eğer babam bizi Amerika’ya getirmeseydi, sizi burada göremezdim.” Çok tatlı… Bence burada gözden kaçırabileceğin çok daha büyük şeyler var…
Bahsetmek istediğim ilk şey babalarımız. Onları her gün göremeseniz bile, her gün onları düşünemeseniz bile hayatlarımızda nasıl büyük bir rol oynar… Aslında hayatınızın her günü, babanızdan etkilenmiştir. Yıllar öncesinde bir seçim yapmış olsa bile bu seçim bugün hala sizi etkiliyor. Bunu anlıyor musunuz? Eğer daha da geriye giderseniz annenizin bile babanızın yaptığı bir seçim olduğunu ve dedenizin yaptığı bir seçim olduğunu anlayabilirsiniz. Hayatlarınızı etkilemeye başladılar, değil mi? Ve bugün hala etkiliyorlar.
Şimdi mesele şu: Kendimden örnek vereyim, benim ebeveynlerim… Benim babam aslında Hindistan’da doğdu ve sonra Pakistan’a taşındı. Ama onun dedesi Afganistan’da yaşıyordu. Sonra Hindistan’a taşındılar, yani hareket etmeye devam ettiler. Ama eğer dedemin dedesinin dedesinin… diye geriye gitmeye devam ederseniz sizin de diyeceğiniz gibi, mesela siz Güney Asyalısınız, belki Türkistanlı vs. Eğer babam Müslüman, dedem Müslüman, onun babası Müslüman diye yeterince geriye giderseniz ne olacak? Bu kişilerden birisi ne olacak? Birisi gayrimüslim olacak; Budist olacak veya Hindu olacak, değil mi?
Yani birisi zamanın birinde İslam’ı kabul etmeye karar verdi. Genç adamın biri İslam’ı kabul etmeye karar verdi. Genç kadının biri İslam’ı kabul etmeye karar verdi. İslam’ı kabul ettiklerinden dolayı aynı zamanda sonunda kiminle evlendiler? Bir Müslümanla… Ve Müslüman bir çocuk sahibi oldular ve sonrasında onların çocukları, onların çocukları diye giderken şu an sen buradasın. Yani birisi bir seçim yaptı ve bunun sonucu olarak nesiller sonra şu an sen Müslüman bir ailedesin.
Yani sen sadece babanın yaptığı seçimden etkilenmiyorsun, kendinden önceki nesillerin seçimlerinden de etkileniyorsun. Kendisine bağlı olduğun kocaman bir zincir, değil mi? Büyük büyük büyük dedenle hiç tanışmamış olsan bile hala onunla ilişkin var. Kendini tüm bu tarihi geçmişten ayrı tutamazsın. Bu ilk noktayı anladınız mı? Bu çok önemli bir şey, bu ilk şeyi aklınızda tutmanızı istiyorum. İlk şey: Babamızın ve dedemizin etkisidir. Sizinle paylaşmak istediğim ilk şey buydu.
2. Gruplar ve Değişmeyen Kimliğimiz: Aile
Tamam, ikinci meseleyle devam edelim. Size hakkında konuşmak istediğim ikinci şey şu: “Gruplar”.
Hepimiz insanlık adı verilen dev bir grubun parçasıyız, değil mi? Hadi bunu küçük gruplara ayıralım. Daha küçük bir grup olsa bile diyorsun ki: “Ben Houstonluyum” veya “Teksaslıyım, Amerikalıyım”. “İnsanım” demeden önce bunu diyorsun çünkü insan büyük bir grup, değil mi? Biraz daha küçült, biraz daha, biraz daha… Bazen çocuklar belirli bir okul bölgesindeki belirli bir okula gider ve “biz şu okuldanız, biz bu okuldanız” falan derler. Yani bu, kimliklerinin bir parçası olur, değil mi? Tıpkı “ben bu veya şu kasabadanım; bu veya şu gruptanım” gibi…
Her seferinde bir gruba ait olduğunda, o grup senin için bir tür kimlik haline gelir, değil mi? Ne tür bir kimlik en küçüktür? Biz en büyüğüyle başladık: insanlık. Ait olduğun en küçük grup hangisidir? Parçası olduğun en, en küçük grup… Hangisidir o? Evet? Sen kendin bir grup değilsin, tek bir kişisin. Kendin, eğer çoklu kişilik bozukluğun yoksa bir grup değilsin; ayrıca sen ve şeytanın da bir grup oluşturmuyorsunuz.
Parçası olduğunuz en küçük grup hangisidir? Ailen… Ailen de aynı zamanda bir gruptur. Yani “insanlık” olarak adlandırılan grubun bir parçasısınız. Kuzey Amerikalı olarak adlandırılan grubun bir parçasısınız. Amerikalı olarak adlandırılan grubun bir ve Teksas’ın, Houston’un…
Bunların hepsi birer kimliktir ve ilk kimliğiniz ailenizdir. Bunların hangisinden ayrılamayacağınızı düşünüyorsunuz? Her zaman insan olacağınız bariz —umarım—. Peki Amerika’dan taşınabilir misiniz? Birisinin —özellikle bu zamanda— vatandaşlığını kaybetmesi mümkün mü? Kesinlikle mümkün. Birisi önceden Houstonlu olup sonradan Dallas’a taşınabilir mi? Bu mümkün mü? Bu mümkündür, değil mi?
Peki asla değişmeyecek olan kimlik hangisidir? Aileniz. Yani sadece soyadını alma meselesi değil. Anne babanızın biyolojik özelliklerini de aldınız. Genlerinizi onlardan aldınız. Ya annenize ya babanıza veya ikisine birden benziyorsunuz. Ya da gözleriniz dedenizin gözlerine benziyordur. Değil mi? Yani bu asla değişmeyen bir şeydir. Kimliğinizin temel parçalarından biridir.
İlk olarak size birinciyi anlatmıştım. Az önce de ikinciyi anlattım. Size anlattığım ilk şey neydi? Seçimler. Anne babamızın yaptığı seçimler şu anki hayatımızı etkiler. Bahsettiğim ikinci şey, kimliğinizde asla kaçamayacağınız bir şey vardı. Bu neydi? Aileniz, ki o da babanızın babasının babasına doğrudan bağlıdır. Sonunda tüm insanlık bir babadan gelmiştir, bu kimdir? Adem (a.s.), değil mi?
3. Ailemizin Yaşadığı Zorluklar ve Kahramanlarımız
Şimdi üçüncüden bahsedeceğiz. Babanıza şunu sorun: Hayatında en çok gurur duyduğu gün neydi? Annesiyle olanlar da ona sorsun, hayatında en çok gurur duyduğu gün neydi? Siz doğmadan önceki günlerden biri olmalı. “Senin doğduğun gün” diyemezsiniz.
Tamam, delikanlı! Mikrofonu ona uzatır mısınız lütfen? Söyle bana, babanın hayatta en çok gurur duyduğu gün nedir?
— Babam dedi ki, ilk işe başladığı günmüş.
— İlk işi mi? Babanın ilk işi neydi?
— Bilgi teknolojisi.
— Bilgi teknolojisi? Tamam, çok güzel. Başka?
— Mezun olduğu gün…
Peki babanızın ya da annenizin en çok korktuğu gün neydi? Düşünün ve cevap verin. Sen zaten biliyor musun? Haydi söyle bize.
— Annemin annesinin vefat ettiği gün.
— Annenin annesinin vefat ettiği gün mü? Çok korkunç, kötü ve acı verici bir gün olmalı. Bu zordur.
— Annemin vatanından ayrıldığı gün…
Anne babalarımızın epey zorlu hayatları olmuş. Pek çoğunuz güzel evlerde, güzel apartmanlarda yaşıyorsunuz. Arabanız var, çok rahat bir hayatınız var fakat durum hep böyle değildi. Anne babanız için işler çok daha zordu. Yabancı bir ülkeye gelmek çok korkutucuydu. Tanıdığı bütün insanları geride bırakmak da çok korkutucuydu. Ama orada değildiniz. Bunların hiçbirini görmediniz. Çektikleri zorlukları görmediniz. Bu yüzden de o zorlukların yaşanmadığını düşünüyorsunuz. Onları bilmiyorsunuz. Her şey hep böyleydi zaten, değil mi?
Mesela bazılarınız müstakil evlerde yaşıyor. Odanız var ve bazen şunu yapıyorsunuz: “Neden en küçük oda bana kalıyor! İstediğim renge de boyanmamış!” Bilmiyorsunuz. Belki de babanız bir zamanlar bir apartman dairesinde yaşamıştır ve o dairede kalmaya güç yetirmek için gece gündüz çalışan üç başka adamla aynı odayı paylaşmıştır. Bunları bilmiyorsunuz. Tek bildiğiniz, bir odanız var ama daha büyük olmalıydı. Bildiğiniz tek şey bu.
Ama babanızın bu yönünü öğrenirseniz ya da dedenizin… Mesela yakın zamanda kendi dedemle ilgili inanılmaz bir şey öğrendim. Çok olmadı, birkaç yıl önce… Çünkü anne babamla, onların anne babasıyla, dedeleri ve nineleri ile ilgili bilgi sahibi olmak istiyordum. Öğrendiğime göre dedem bir yerden kaçmış. Pakistan’ın kurulduğu ilk zamanlarda Hindistan’dan kaçıyormuş. Trenle Pakistan’a gelmiş. Trenle Pakistan’a geldiği zaman trenleri zorla durdurup içindeki herkesi öldüren radikal gruplar varmış. Dedem ve ninem de —o sırada çok gençler, biri 18 diğeri 19 yaşında— cesetlerin altında saklanmışlar. Kaçabilmek için… Lahor’a varıncaya kadar hayatta kalabilmek için.
Sonra istasyonda iniyorlar ve… Dedem gençken tren istasyonlarında çalışmak için Hindistan’da eğitim almış ve iş bulmuş. Oraya gelir gelmez… Aranızda tren istasyonu işletmeyi bilen ya da istasyon yönetiminden anlayan var mı diye sormuşlar. “Benim deneyimim var” demiş. Onlar da “Tamam, sen istasyon müdürüsün” demiş. İş sahibi olmuş. Hayatı boyunca Lahor Tren İstasyonu’nda müdür olarak görev yapmış. Emekli olup vefat edene kadar. Allah rahmet etsin. Ama eğer o kurtulamasaydı babam da… Çünkü ertesi yıl babam dünyaya gelecekti… Babam da asla burada olmayabilirdi. Benim hayatım bambaşka olabilirdi, hatta bir hayatım olmayabilirdi.
Şunu söylemeye çalışıyorum… Onların başına böylesine inanılmaz, çılgın şeyler gelmiş, hatta bazen korkutucu şeyler… Ve bunların bir kısmını bilmemiz gerekiyor çünkü bunları bilmek, sahip olduğumuz nimetlerin bize nasıl ulaştığını anlamamızı sağlar. Elimizdekilerin bize nasıl geldiğini anlamamızı sağlar.
Bazen, haklarında yeni bir şey öğrenirsiniz ve bir şey fark edersiniz. Siz, belki onların sıradan insanlar olduklarını düşünüyorken aslında ne kadar kahraman olduklarını anlarsınız. Aslında ne kadar müthiş olduklarını anlarsınız. Anne veya babanızla ilgili en güzel şeyleri henüz duymadınız. Anne ve babanızla ilgili şu var ki, onlar yanınıza gelip; “Dinle, sana ne kadar muhteşem olduğumu anlatayım” demezler. Bunu yapmazlar.
Babamız İbrahim (a.s.)
Şimdi neden size bu soruları sorduğumu anlatmaya geçeyim. İbrahim (a.s.), Kur’an’da adı “babamız” olarak geçen sadece iki peygamberden biri. Hangi iki peygambere “babamız” denilmiştir? Adem (a.s.) ve İbrahim (a.s.). Gerçekten onlara babamız denmiştir.
Dinimizin adı İslam’dır. Ama aslında İslam’ın diğer adlarından biri de…
مِلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ
(Millete ebîküm İbrâhîm)
“…babanız İbrahim’in dini…”
(Hac 78)
Babanız İbrahim’in dini… Size babalar ile ilgili ne söylemiştim? Size üç şeyden bahsetmiştim:
- Bu derste size söylediğim ilk şey, babanızın yaptığı seçimlerin hayatınızı ne kadar etkilediğiydi. Hatırladınız mı?
- Size söylediğim ikinci şey, babalarınızın kimliğinizin bir parçası olduğu ve bundan kaçışınızın olmadığıydı.
- Söylediğim üçüncü şey ise, babalarımızın üstesinden geldiği şeylerin kıymetini bilmemiz gerektiğiydi. Bu, bize kendimiz ve bugünümüz hakkında farklı bir bakış açısı kazandıracaktır.
Eğer Allah İbrahim’in (a.s.) bizim babamız olduğunu söylüyorsa, o zaman onun hayatı boyunca yaptığı seçimler kimi etkiliyor? Bizi etkiliyor. İbrahim (a.s.) hakkında hiçbir şey bilmiyor olsanız bile onun yaptığı seçimlerden etkileniyorsunuz.
İbrahim (a.s.) çok uzun bir yaşam sürmüştü. Eğer İncil’deki rivayeti kabul edersek belki yüz yetmiş beş yıl civarı yaşadı. Ya da yüz elli seneden daha fazla yaşadı. Oldukça yaşlıydı. Fakat Kur’an, İbrahim’in (a.s.) hayatının sadece birkaç gününden bahsediyor. Hayatının yüz yetmiş beş yılını, yüz yılını, seksen yılını, hatta yirmi yılını dahi anlatmıyor. Tüm hikâyenin yalnızca birkaç gününden bahsediyor.
Sizce Allah neden sadece bu birkaç günden bahsediyor ve bu günler neden önemli olabilir? Bu konuda bir fikriniz var mı? Evet delikanlı, söyle bakalım.
— Çünkü o günler hayatının en ama en önemli günleriydi.
— Peki, bu günler kimlerin öğrenmesi gereken en önemli günlerdi? Yaptığı tüm seçimler etkiledi bizi ama bazı seçimlerinden Allah, Kur’an’da bahsediyor ve senin de söylediğin gibi bunlar hayatının en önemli günleriydi. Peki, bu bizim için ne anlama geliyor?
— Bence Allah sadece o günlerden bahsediyor çünkü bu günler bizim bugünümüzü etkileyen seçimleri yaptığı günlerdi.
— Oo, şuna bakın. Sevdim bu cevabı.
Ben de demek isterim ki, bu seçimler bizi en çok etkileyen seçimlerdi. Allah bize bu günlerden bahsetmeye karar vermiş. Bunun en iyi tarafı da ne, biliyor musunuz? Bizden önceki insanlar da İbrahim (a.s.)’ı biliyorlardı. Museviler çok daha eski bir dine mensuplar. Museviliğe bağlı olanlar, Peygamberimize (s.a.v) bağlı olanlardan çok daha eski. Musevilik mensupları da İbrahim’in (a.s) babaları olduğuna inanıyorlardı. Fakat Allah’ın bahsettiği günlerin çoğundan haberleri bile yoktu. Kendi kitaplarında dahi bu günlerden bahsedilmiyor. Allah yalnızca bizim kitabımızda bahsediyor bu günlerden.
Dolayısıyla, İbrahim’in (a.s) hayatının bu günlerinden dünya habersizdi ve Allah bize Kur’an’da bu günlerden bahsetmeye karar verdi. Yani ömrü çok uzun olan biri hakkında bir şeyler öğreniyor olsak bile en çok odaklanacağımız yerler Allah’ın bizden odaklanmamızı istediği bu birkaç gün olacak.
Dolayısıyla onun seçimleri bizi derinden etkiliyor. Allah, İbrahim’in (as) bizim babamız olduğunu söylediğine göre, o zaman Müslümanlar olarak ne yaparsak yapalım… Kimliğinizin bazı parçalarından kaçabilirsiniz demiştim; örneğin Houston’dan taşınıp Dallas, Michigan, Detroit, New York veya —Allah korusun— New Jersey sakini olabilirsiniz, değil mi? Fakat Müslüman olduğumuz sürece; bizlerin İbrahim (a.s.) ile bağı, aynı babamızla aramızdaki bağ gibi olacağından bundan asla kaçamayız. Asla kaçamazsınız. İslam, İbrahim (a.s)’dan ayrılamaz, onunla doğrudan bir bağı var.
Üçüncü olarak sizden annenizin veya babanızın hayatlarının en mutlu oldukları, en korktukları ya da en gururlandıkları vs. günleri sormanızı istemiştim. Onlar hakkında daha da çok şey öğreneceksiniz ve öğrendikçe kendinizi daha ciddiye alacaksınız. Babanızın mezun olmak ve iyi bir eğitim almak için ne kadar çok çalıştığını öğrendiğinizde siz de diyeceksiniz ki: “Babam bana ilham oldu, ben de çok iyi bir eğitim alacağım. Çünkü babam öyle yapmıştı.”
Bazen şöyle diyen insanlar çıkar karşınıza: “Babanı tanırdım, çok cömert bir insandı. Bol bol hayır yapar, sadaka verirdi.” Birisi babası hakkında böyle söylendiğini duyarsa ne yapmak isteyecektir? O da hayır yapmak isteyecektir, çünkü babası ona ilham olmuştur.
Kişi her kimliğinde kendine bir kahraman bulur. Mesela, Houstonluyım diyorsanız veya kendinizi bir basketbol hayranıyım diyorsanız, Hakeem Olajuwon sizin kahramanınızdır, değil mi? Çünkü basketbol tarihinde bir böyle bir efsane var. Örneğin, Amerikalı birinin kahramanları Amerika’nın Kurucu Babaları olabilir. Belki Abraham Lincoln, belki John Adams ya da başka biri onun kahramanı olabilir.
Ama Müslüman kimliğine sahipseniz… İlk kimliğiniz ailenizdir, o zaman ailenizdeki kahramanları bulmanız gerekir. Allah Kur’an’da bize İbrahim (a.s.)’ın çocukları diyerek bizleri onurlandırdı. Bu demek oluyor ki bizler İbrahim (a.s.)’ı bir ilham kaynağı olarak görüyoruz; aynı babamız, dedemiz veya büyük dedemiz gibi. Dolayısıyla İbrahim (a.s.)’ın hikâyesi bizim hikâyemizden, benim hikâyemden, senin hikâyenden ayrılamaz bir hâle, birbiriyle bağlı bir hâle geliyor.
Bu söylediğim, bu derste öğrenmenizi istediğim çok ama çok önemli bir şey. Bunlar sadece İbrahim (a.s)’ın bizlerin hayatında neden bu kadar önemli olduğu hakkında bakış açısı kazandırmak içindi…