Arzulardan kaynaklanır, insanların sevdikleri şeylerden kaynaklanır. Sevdiğiniz şey düşünme biçiminizi belirlediği zaman, işte o zaman yanlış fikirler oluşturmaya başlarsınız.
“Batan yıldıza ant olsun ki, Arkadaşınız sapkın ve azgın değil.”
(Necm 1-2)
Bir Ayette İki Muhatap
Şimdi:
إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ
(İn yettebiûne illaz zann)
“Onlar zandan başka bir şeye uymuyorlar.”
(Necm-23)
Allah’ın açıklaması bu: “Onlar zandan başka bir şeye uymuyorlar.” Bununla ilgili sorun şu ki; ayet “onlar” diyerek başlamadı. Ayet “siz” kelimesi ile başladı. “Bu isimleri siz ve atalarınız verdi.” dedi, “Allah onlara bir yetki vermedi.” Ve sonra “Onlar sadece zanna uyuyorlar.” dedi.
Burada Allah’ın ne demesini bekleriz? إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ (İn tettebiûne illaz zann) “Siz zandan başkasına uymuyorsunuz.” Çünkü konuşma “siz”inle idi. Yani “siz”den neye geçiş oldu? “Onlar”a.
Bunu en azından 3., 4. sınıfı bitirmiş çocuklar bilir ki; “ben” ve “biz” birinci kişi, “siz” ne? İkinci kişi. “O” ve “onlar” üçüncü kişi. Yani ikinci kişiden üçüncü kişiye geçtik. Birisi ile konuşuyorsanız bu ikinci kişidir. Üçüncü kişi ise burada olmadıkları anlamına gelir.
Eğer seninle konuşurken, “Anlaman gerekiyor, anlaman gerekiyor.” dersem ve sonra buraya dönüp “Anlamıyorlar.” desem, bu ne demek biliyor musunuz? Artık size zaman ayırmaya değmez. Artık sizinle konuşmam bitti, artık sizinle konuşmuyorum, artık sizin hakkınızda konuşuyorum.
Bazılarınızın birden fazla çocuğu var. Bazen çocuklarınız, özellikle kızlarınız arabanın arkasında birbiri ile kavga eder:
— Baba, birisine camı kapatmasını söyler misin?
— Diğeri de: Baba, o birisine söyle, benim hava almam lazım.
— Ya, geçen sefer birisi camı kapatmamıştı ve ben kapatmak zorunda kalmıştım.
Birisi, birisi, birisi ve siz: “Aman Allah’ım sadece konuşun birbirinizle!” Neden birbirleriyle konuşmuyorlar, neden birbirlerine “birisi” diyorlar? Birbirlerine kızgınlar.
“Siz”den “onlar”a geçtiğinizde bu neyin ifadesi? Umursamamak, bu insanlarla konuşmaya bile değmez. İnanmaya değmeyecek fikirlere inanıyorsunuz, hiçbir değeri olmayan atalarınızı takip ediyorsunuz. Diğer bir ifadeyle, “Muhatap alınmayı bile hak etmiyorsunuz.” Sadece görmezden gelinmeniz lazım.
Peki, soru şu ki; eğer onlara hitap etmiyorsa kiminle konuşuyor? Peygamber (s.a.v.) ile konuşuyor, müminlerle konuşuyor. Onlara dönüp diyor ki; bu arada, bu insanlarla ilgili bilmeniz gereken şey: إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ (İn yettebiûne illaz zann). Bir ayette iki muhatap var. Bir ayetin içinde iki muhatap. Başta müşrikler muhatap, sonra müminler ve Resulallah (s.a.v.) muhatap.
Zan ve Heva: Düşünceleri Yönlendiren Duygular
إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ
(İn yettebiûne illaz zann)
“Onlar zandan başkasına uymuyorlar.”
Burada bahsedilen, anlamanızı istediğim iki şey var. İkisini de tercüme edeceğim ki aradaki zıtlıkları görebilesiniz. Zandan başka bir şeye uymuyorlar ve nefisleri neyi severse. Zanlarına ve sevdiklerine uyuyorlar. Tamam, zan ve sevgi. Neden iki şeyden bahsedildiğini anlamanızı istiyorum.
Zan, akılla ilgili bir şey. Trafik olmayacağını zannediyordum. Havanın güzel olacağını zannediyordum. Bu düşünce ile ilgili, zanlar düşüncelerle ilgili. Ama sevgi, düşüncelerle ilgili değil. Sevgi ne ile ilgili? Hisler, duygular. Sevgi duygularla ilgilidir.
Eleştirinin bir kısmı onların düşünceleriyle ilgili ve eleştirinin diğer kısmı ise onların duyguları ile ilgili. İkincisini aynı zamanda “atıf beyan” sayabilirsiniz. Sanki şöyle diyor: “Bu düşünceler aslında bu duygulardan kaynaklanıyor.” Duygular, düşünceleri dikte ediyor.
Sizlerden kaç kişi araştırma alanında çalışıyor? Araştırma alanında iseniz, araştırmadan daha çok prestijleri ile ilgilenen profesörler, entellektüeller görürsünüz. Tezlerinin yanlış olması duygularını inciteceği için araştırmayı durdururlar. Araştırmanın başka yöne gitmesi yüzünden finansman durursa onların işleri bozulacaktır. Bunlar harika düşüncelere sahip insanlar fakat bu düşünceler ne tarafından teslim alınmış? Duygular. Açgözlülük, ego gibi duygular düşünceyi durdurur. Birisini kızdıracağı için gerçekten bazı konuları öğrenmeniz veya araştırmanız yasaklanabilir.
Başka bir deyişle, evet, insanlar entellektüel yaratıklar olmakla gurur duyarlar ama yaptıklarımızın çoğunu yönlendiren şey nedir? Duygularımız. Neyi seviyorsanız, neyi seviyorlarsa.
Şimdi, daha önce hiç olmadığı kadar fikir patlamasının olduğu bir zamandayız. Müşrikler için kolaydı, onların sadece birkaç putu vardı. Bizim youtube’da sonsuz sayıda putumuz var. Tiktok, instagram, facebook… Fikir patlaması söz konusu. Felsefe patlaması var. Adaletin, cinsiyetin, doğru ve yanlışın, ailenin, özgürlüğün, gerçekliğin nasıl tanımlanacağı konusunda yeni gelişmeler var. Her şey herkes tarafından sorgulanıyor ve bütün bu fikirler birbiri ile çarpışıyor.
Eskiden 1 numaralı şirk şu kıtadaydı, 2 numaralı şirk diğer kıtadaydı. Şimdi ise şirk panayırı, bütün fikirler birbiri ile çarpışıyor. Her çeşit “zan” var. Fakat bütün bu “zan”lar nereden geliyor biliyor musunuz?
وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ
(Ve mâ tehvel enfüs)
(Necm-23)
Arzulardan kaynaklanıyor, insanların sevdiği şeylerden kaynaklanıyor. Sevdiğiniz şey düşünme biçiminizi belirlediği zaman, işte o zaman yanlış fikirler oluşturmaya başlarsınız.
Bu Allah’ın bize verdiği çok güçlü felsefi bir gerçek. İnsanlar aslında kendilerine uygun fikirler geliştirirler. Kendilerine uygun felsefeler geliştirirler. Ve bugünlerde Amerika’da aşırı sol ve aşırı sağcı muhafazakarlar ve liberal sağcılar var diyebilirsiniz. Ve siz de “Müslümanlar daha çok muhafazakarlar gibi.” diyebilirsiniz. Hayır, aslında değiliz. “Liberaller gibiyiz.” Hayır, aslında değiliz. Çünkü hepsinin fikirleri kendi isteklerine göre diğeri ile zıt. Hedef doğruyu bulmak değil, hedef arzular. Her birinin arkasında hala bir ajandası var.
وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ
(Ve mâ tehvel enfüs)
(Necm-23)
“Heva”yı daha önce konuştuk, hatırlayın “heva” aşağı düşmek demek ve “heva” aşağılık şeylere duyulan bir tür sevgi. Bunlar yüksek felsefi hakikatlere, adalete duyulan aşk değil. Hayır bu kendini sevmek, sadece kendini sevmek: وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ (Ve mâ tehvel enfüs) (Necm-23).
Aslında nihai tanrı bu. Nihai tanrı putlar değil, nefsin istekleri. Putlar sadece nefsin isteklerinin bir yansıması, hepsi bu. Size bahsetmiştim, mesela hinduların Lakshmi adında zenginlik tanrıları var… Zenginlik tanrısı. Neden o zenginlik tanrısı? Zenginliği kim istiyor? Siz, o yüzden zenginlik tanrınız var. Zengin olmak için gerekeni yaparsın, yani en iyisi bir Lakshmin olsun. Çünkü sağlık sigortan veya araç sigortan yok, Lakshmin var. Tanrıları bölümlere ayırıyorsun, kulluğu bölümlere ayırıyorsun. Çünkü bu senin isteklerin üzerine bina edilmiş. Ve bütün bu mitolojileri geliştirdin, bütün bunları yaptın.
Ve bu Şeyh Sohaib’in bana söylediği bir şeydi, size aktaracağıma söz verdim. أَصْحَابِ الْفِيلِ (Ashâbil fîl) i bilirsiniz, şimdi bizim “eshabul feeling (duygular)”imiz var. Çok güzel, gözümün önünde “eshabul feelings (duygular)”… Tam burada.
Seçici Öfke ve Nefsin İlahlaştırılması
Bu duygular başka ne yapar biliyor musunuz? Ben buna seçici öfke diyorum. Bu ne demek biliyor musunuz? Müslümanlar… Hindular ve Hristiyanlar hakkında konuşmayı unutalım, hadi kendimiz hakkında konuşalım dostum. Tedebbur, benim ve sizin için.
Birisi Peygamber’imize (s.a.v.) hakaret etti, ooh bu çok… Bir arabayı yakmam lazım. En azından bir mağazayı kırmalıyım. Bir şeyler yapmalıyız, birisi Resulallah’ı (s.a.v.) aşağılayıcı olabilecek bir şey söyledi. Tamam, ama kadınlara mirasta payı verilmiyor ve çocuklar açlıktan ölüyor ve yolsuzluk çok yaygın ve insanlar din adına birbirlerini öldürüyor ve İslam’ın yok etmek için geldiği her türlü yozlaşma var ve kız çocukları hala bir yük olarak görülüyor ve kız çocuğunu canlı canlı gömmek ile aynı olan zorla evlendirmeler oluyor. Bütün bunlar oluyor ama “Birileri Peygamber’e (s.a.v.) hakaret etti!” Bütün bunlar Peygamber’e (s.a.v.) hakaret değil miydi? Bütün bunlar Kur’an’a hakaret değil miydi?
Çok fazla öfkemiz var ama son derece seçici. Çünkü bu daha uygun, bu مَا تَهْوَى الْأَنفُسُ (Mâ tehvel enfüs) (Necm-23). Diğeri eve çok yakın… Çok yakın.
Gerçekten içki satmanın haram olduğu hakkında hutbe okursa kovulacak imamlar var batı dünyasında. “Haram kazanmayın.” deseler işlerini kaybedebilirler. Neden? Çünkü mescide gelen bağışlar öyle bir müessesenin sahibinden geldi, maşallah, tebarekallah. Yani, bu ne peki? Bu aslında kendisine kulluk ettiğin, kıbleye dönüp 5 defa namaz kıldığın ilah değil. Senin asıl ilahın sana para kazandıran işyerin. وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ (Ve mâ tehvel enfüs) (Necm-23), senin asıl ilahın bu. Bu ilaha kulluk ederken, Kur’an’ı vahyeden İlahı susturmaya çalışıyorsun: وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ (Ve mâ tehvel enfüs) (Necm-23).
Bu ayetleri okuyup, “Aah bu kafirler eskiden çok hevasına düşkünmüş. Elhamdulillah Allah bize İslam’ı nasip etti.” Evet, nasip etti, trajedi de şu ki; buna rağmen bunu yapıyoruz.
İlk kısım onların zanna uydukları idi, değil mi? Zannı nasıl ortadan kaldırırsınız? Zannı, ilimle yok edersiniz… Zannı, ilimle yok edersiniz. Bazen ne oluyor? İnsanlar hurafelere inanıyor, müslümanlar hurafelere inanıyor ve siz onlara bunun hurafe olduğunu açıklarsam değişirler diye düşünüyorsunuz. Çünkü yanlış bir varsayımları varsa ve ben onlara bilgi verirsem düzelirler. Ve sonra bana gelip “Üstad, babam şirk yapıyor ve ona bunu yapmamasını söyledim ve bana kızdı, ne yapmalıyım? Ona Hakkı anlattım ve sonra o bana tokat attı.”
Çünkü onun zannı sadece bilgi ile iyileştirilemez. Bu zannın arkasında Allah’ın söylediği bir şey var: وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ (Ve mâ tehvel enfüs) (Necm-23). Onun arzu ettiği, onun sevdiği bir şey var. Sorunun köküne inmiyorsun, sadece insanlara eğitim vererek her şeyin değişeceğini sanıyorsun. Allah, kelimenin tam anlamıyla kalbin peşine düşüyor, meselenin kalbine: وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ (Ve mâ tehvel enfüs) (Necm-23).
Ve sonra son sözler, bunlar o kadar çarpıcı ki. Bu arada, bu ayete bakarken kendimize işaret ediyoruz:
أَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَىٰ أَنفُسُكُمُ
(Efeküllemâ câeküm resûlün bimâ lâ tehvâ enfüsüküm)
Aynı kelime.
اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ
(İstekbertüm fe ferîkan kezzebtüm ve ferîkan taktülûn)
(Bakara-87)
Bakara suresinde İsrailoğullarına diyor ki: “Size ne zaman bir peygamber hoşlanmadığınız şeylerle gelse…” Allah bize ne diyor? Allah diyor ki; bazen vahiy hoşlanmadığımız şeyler söyler. Tanımlarımıza aykırıdır, kültürümüze aykırıdır, eğilimlerimize aykırıdır. “Ve ne zaman böyle olsa siz kibirli oluyorsunuz” (Bakara-87). Hayır, hayır, hayır, tamam ne söylediyse söyledi ama “Hadi, cidden mi?” Allah’ın sözünün üzerine kendi sözünüzü koyuyorsunuz: اسْتَكْبَرْتُمْ (İstekbertüm). “Ve sonra o kimselere yalancı demeye başlıyorsunuz ve hatta öldürmek istiyorsunuz… ve kibirlisiniz” (Bakara-87).
Bu İsrailoğullarının yaptığı, ama bugün pek İsrailoğullarının tarifi gibi gelmiyor. Ümmette oldukça yaygın bir olgu gibi geliyor.
Nihai Yol Gösterici: El-Hüdâ
Şimdi, trajedi:
وَلَقَدْ جَاءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَىٰ
(Ve lekad câehüm min rabbihimül hüdâ)
(Necm-23)
الْهُدَىٰ (Elhüdâ). Rablerinden nihai yol gösterici gelmişken… Bu çoktan geldi. Bunu açmayı istemediler, okumayı istemediler, açsalar bile seçici oldular. “Hadi bunu bereket için okuyalım.”
Hangi ülkedeydim, Allah’ım haritam tamamen darmadağın… Almanya’daydı. Helal restoran arıyordum. Dalga geçmiyorum, aradım, bir tane buldum ve orası bir Pakistan restoranıydı. Bayramınız mübarek olsun, kendime bir sarımsaklı ekmek ve körili tavuk alacaktım, çok iyi olacaktı.
Restorana girdim, kocaman bir bar ve barın ortasında bir ayna var ve aynanın üzerinde Ayetel Kürsi var. Ben de… Vaay… Bu oldukça şaşırtıcı. Bu aynı anda cennet ve cehennem gibi. Allah bunu korusun. Bu adamın kafasında bir şey var: “Biliyorum yanlış bir şey yapıyorum ama hala inanıyorum. Allah’tan gelen berekete hala ihtiyacım var. Yani bunu buraya koyarak ve Allah’a saygımı göstererek kendimce, benim zannımca hislerimi takip edebilir ve alkol ile para kazanabilirim.”
Bunu görüyor musunuz?
إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ
(İn yettebiûne illaz zanne ve mâ tehvel enfüs)
(Necm-23)
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰ
(Ve lekad câehüm min rabbihimül hüdâ)
(Necm-23)
Buraya ikisini yazdım: “fima sebek fi fevrikum haza”. Allah başından beri yol gösterici gönderiyor ve sonuncusunu şimdi gönderdi. ٱلْهُدَىٰ (Elhüdâ) yı şimdi gönderdi. Daha fazla ne isteyebilirsin ki?
Dersten önce tefekkür ediyordum. Araba sürerken beynimi ders notlarına kapatıyorum ve sadece düşünüyorum, sadece gökyüzüne ve yola bakıyorum. Tam bu sırada kafama gelen düşünce beni şaşkına çevirdi. Neydi biliyor musunuz?
Giriş kısmında Allah’ın yıldızlardan bahsettiğini gördük. Ve yıldızların ışıkları var ama ışıklarını zar zor görebiliyorsunuz. Dünyayı aydınlatmaya yetmiyor ama güneş çıktığında, sadece tek bir güneş ve aydınlanıyor. Önceki peygamberlerin öğretileri, onlar hayattayken güneştiler ve sonra bu peygamberlerin öğretilerinin ışıkları gitgide azaldı, sanki her biri bir yıldız gibi oldu. Geriye bir şeyler kaldı ama uzakta bir yıldız gibi. Anlıyor musunuz? İçinde bazı iyi şeyler var ama etrafı karanlıkla çevrili.
Ve bir an merak ettim, acaba ben Kur’an’dan önceki bir zamanda doğmuş olsaydım ve yol gösterici arıyor olsaydım, ne yapacaktım? Bir yol gösterici bulmuş olsam bile, küçücük bir yıldız burada, küçücük bir yıldız şurada olacaktı ve bu dünyamı aydınlatmayacaktı: وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰ (Ve lekad câehüm min rabbihimül hüdâ) (Necm-23). Son ışık ve son yol gösterici geldi, şimdi bu dünyanın ve sonrakinin gerçekliğinin ne olduğunu görebilirsiniz. Hala nasıl “zanna ve hevaya” tabi oluyorsun, bu nasıl mümkün?
Bu ayetin trajedisi şu ki; Allah bunu tüm eleştiriler ile aynı ayetin içine koydu. Ayrı bir ayet olabilirdi: وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰ (Ve lekad câehüm min rabbihimül hüdâ) (Necm-23). Ama aynı ayetin içine koydu. Allah sana bunu verdi ve sen bunu yapıyorsun. Ne yaptığınıza bir bakın, ne yaptığınıza bir bakın.
Bir benzetme yapacağım. Soyut noktaları, soyut fikirleri daha iyi anlamanıza yarayan aptalca örnekler vermeyi seviyorum. İşte bu dersin aptalca benzetmesi: Anneme bir mutfak yapıyorum, yepyeni bir mutfak. Her şey hazır ve o gidip Walmart’tan portatif ocak alıyor ve oturma odasında çalıştırıyor. Bunu yapmadı, sadece uyduruyorum tamam mı? Duyarsa beni öldürür. Ama her neyse, açıyor ve neredeyse evi yakacak oluyor. “Anne, orada koca bir mutfak var! Ne yapıyorsun, bu ne? Onun orada olmasının bir sebebi var, bu hiç mantıklı değil.”
Sana yol gösterici gelmiş ve sen ne yaptığına bak. Allah sana bir akıl vermiş, Allah sana bir kalp vermiş. Allah seni hidayete meylettirmiş ve ona mükemmel bir karşılık olan Kur’an’ını vermiş. Nereye gidiyorsun? Kelimesi kelimesine Allah bu soruyu sordu:
أَيْنَ تَذْهَبُونَ
(Eyne tezhebûn)
“Nereye gidiyorsun?”
(Tekvir-26)
“Nereye gidiyorsun?”
Hepimizin ayağı kayar, bunu hepimiz yaşıyoruz, bu sadece bizi utandırmak, suçlamak için değil. İnsanız, ayağımız kayar ve düşeriz ve batırırız. Bazen gerçekten ciddi şekilde berbat ederiz ve Allah bu ayetlerde bundan bahsedecek.
Çünkü, size demiştim, bu dinler, bu uydurdukları isimler, bunlardan herhangi birinin ahiretle bir ilgisi var mıydı? Onların dininde ahiret ile ilgili herhangi bir şey duydunuz mu? Dinleri ne hakkında gibi görünüyor? Bu hayat. Bu hayatta istedikleri nedir? Sevdikleri şeyler. Bu isimler nereden geldi? Bu dünyada istedikleri şeylerden. Sonraki hayat kavramı yok. Ahirete inanıyorlardı ama sanki yokmuş gibiydi.
Neden olmadığını ve ahirete inanmamak ile bu isimleri uydurmanın veya ahirete inanmakla birlikte bunu yapmanın bağlantısını anlayacağız. İşte Allah bunu açıklayacak ve sonra bu surenin bir sonraki bölümünü anlayacağız.