Ellerinden gelenin en iyisini yapanlar… Yani kastettiğim, teheccüde kalkan insanlar. Yılda en az bir kere umreye gidenler. Birçok kere hacca gidenler. Çok fazla sadaka verenler. Her gün camiye gidenler. Günde beş vakit ya da en azından sabah ve yatsı namazlarını camide kılanlar. Bunlar mesela sürekli zikir yaparlar. Manevi olarak yüksek standartları olan ihsan ehlidir. Bunlar ehl-i ihsandırlar.
Bu 32. ayet cennetin en yüksek mertebesine gidecek insanları tanımlar: El-Husna. El-Hüsna’nın manası, ondan daha güzel bir şeyin olmamasıdır. Ayette açıklananlar, o cennete girecek kişilerdir. Ne dendiğini anlayabilesiniz diye düz çevirisini yapacağım.
الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ
(Ellezîne yectenibûne kebâirel ismi vel fevâhış)
“Büyük günahlardan ve her türlü çirkinlikten uzak durup sakınabilenler”
(Necm, 32)
إِلَّا اللَّمَمَ
(İllel lemem)
“ufak tefek kusurlar dışında”
Ara sıra olan hatalar dışında, orada burada yaşanan ufak yanlışlar dışında.
إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ
(İnne rabbeke vâsiul mağfireh)
“Hiç şüphe yok ki senin Rabbinin affediciliği geniştir”
هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ
(Hüve a’lemu biküm iz enşeeküm minel ard)
Sizi topraktan var ettiğinde de hakkınızda daha iyi bilgiye sahipti.
وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ
(Ve iz entüm ecinnetün fî butûni ümmehâtiküm)
“Annelerinizin karnındayken kimse sizi bilmezken de sizi daha iyi tanıyordu”
فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ
(Fe lâ tüzekkû enfüseküm)
O yüzden kendinizi arınmış olarak düşünmeyin.
هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَىٰ
(Hüve a’lemu bimenittekâ)
Kimin takvalı olduğunu Rabbin daha iyi bilir.
Ayet bu. Bu ayeti açıklamak için sayfalarca yazmak gerekiyor. Bu ayette olanları anlamanız lazım.
İhsan Ehli ve Ufak Tefek Kusurlar
Önceki ayet ihsan ehli insanlar hakkındaydı:
الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى
(Ellezîne ahsenû bil hüsnâ)
(Necm, 31)
İhsan ehli olanlar şimdi en iyi amellerle tanımlanacak, değil mi? En iyi ameller nelermiş peki? “Büyük günahlara sapmazlar.” Kimseyi öldürmezler. Haram yemezler. Büyük günahları işlemezler. Ama bazen hata yaparlar.
إِلَّا اللَّمَمَ (İllel lemem) bazen yanlış yaparlar demek. Büyük günahlar değil ama bazen bir şeyler olabilir. Bazen sinirlenirler, orada burada başkasının gıybetini ederler. Bakmamaları gereken bir yere bakarlar. Konuşmamaları gereken şeyleri konuşurlar. Hatalar yaparlar yani.
Klasik tefsirciler bu ayetteki hataları açıklarken 13 yaş üstü, hatta belki 17 yaş üstü şeylerden bahsediyorlar. Şey dersiniz: “Nee, bu sahabenin Kur’an tefsiri mi? Ne?! Başkaları İbn Kesir’in bunları söylediğini biliyor mu?” Açıp okumaya başlayınca şöyle oluyorum: Burayı sesli okumasam iyi olur. Aslında bu hataların ne olduğuyla ilgili detaya giriyorlar. Bu hatalar bir ton estağfurullahtan oluşuyor. Size söylüyorum, birçok estağfurullah var.
Peki tefsir kitabında neden böyle şeyler var? Bu insanlar neden bunları anlatıyor? “Neden bu kadar ‘liberaller’? İslam’ın muhafazakâr olduğunu düşünmüştüm.” Çünkü bildiğiniz gibi siyah ve beyazlardan ibaret bir dünyamız var: Liberal/Muhafazakâr. Ve eğer iyi bir Müslüman isen muhafazakâr olman gerek. Cehenneme gideceksen de liberal olman gerekli.
Sorun şu ki, Kur’an ne liberal ne de muhafazakârdır. Kur’an dengelidir. Kur’an insanlara indirilmiştir, insanlar mükemmel değildir ve hata yaparlar. Sırf hata yaptılar diye Allah insanların umudunu yok etmiyor. “En iyisini yapamazsın, sen hata yaptın!! Sen ihsan ehli olamazsın. Şu yaptığına bak!” Hayır, Allah insanları silip atmıyor. Allah diyor ki: “Tamam, ellerinden geleni yaptılar. Büyük günahlardan uzak durdular ama hata da yaptılar.” Hataya düştüklerinde de bu sürekli bir hata olmuyor. Anlık hatalar. Hata yapıyorlar ama sonra devam ediyorlar. Hemen sonrasında da ekliyor:
إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ
(İnne rabbeke vâsiul mağfireh)
“Rabbinin affı çok geniştir.”
“Rabbinin affı çok geniştir.”
Allah’ın Geniş Affediciliği ve İnsanların Yargılayıcılığı
Bu ne demek biliyor musunuz? Dinin acımasız olduğunu iddia ediyoruz. Din katıdır, din yargılayıcıdır diyoruz. Dinden uzaklaşmak istediğimiz için bugünlerde ne oluyor biliyor musunuz? İnsanoğlu hiç olmadığı kadar yargılayıcı hale geldi. Allah’ın affediciliği geniştir. İnsanların affediciliği de oldukça daralmıştır. Çünkü Allah’tan uzaklaşmışlardır.
Şimdilerde ne oluyor biliyor musun? Milyonlarca video: “bir narsistle nasıl başa çıkılır”, “Toksik bir insanla nasıl başa çıkılır.” “Toksik bir eşiniz varsa, bunu izleyin.” “Toksik bir annen varsa bunu izle.” “Aman Allah’ım, benim annem de toksik. Kuzenim de toksik. Kardeşim toksik. Kocam toksik. Karım toksik. Allah’ım, toksik bir çöp yığınında yaşıyorum. Tehlikeli madde giysisi satın almam lazım. Etrafımdaki herkes toksik.” Ve tüm o toksik insanlar aynı toksik videoyu izliyor ve sana toksik diyorlar. Şu an yaşadığımız dünya böyle değil mi?
Ve bu arada, birine narsist dediğinizde, birinin narsist olduğunu ilan ettiğinizde, birine toksik dediğinde, bunun ne anlama geldiğini biliyorsun, değil mi? Bu haftalık mı toksikler yoksa sonsuza kadar mı? “Oh, bu toksik bir insan.” Bu, toksik olarak ölecek demektir. Narsist olarak ölecek. Bir kere onları etiketlerseniz, onları bir günah ile ilişkilendirirseniz, bir hata ile tanımlarsanız, bir kere bu etiketleri yapıştırsanız sanki derileriymiş gibi bu etiketleri taşırlar. Artık öyle olmak zorundadırlar. Biz de bu tür davranışlara liberalleşme diyoruz. Bunlar liberallik ise din de baskıcı oluyor. İkiyüzlülüğü ve ironiyi görüyor musunuz?
Allah basitçe ne diyor? Allah ne söylüyor? Allah diyor ki, en iyi insanlar o muazzam ‘şeyi’ başarabilenlerdir. O muazzam şey nedir? “Onlar büyük günahlardan sakınırlar.” Bu kişiler bütün gece namaz kılmıyor, pazartesi perşembe orucu tutmuyor. Her sene umreye gitmiyorlar. Bütün arkadaşlarından uzaklaşmıyorlar. Sürekli ağlamıyorlar. Bunların hiçbirini yapmıyorlar. Sadece büyük günahlardan sakınıyorlar.
Peki sonrası? “Ah evet, birazcık yoldan çıkabilirler.” “Ne? Bir saniye, bu hiç ihsana ermiş gibi durmuyor. Daha çok toksik bir şeyler yapıyorlar gibi görünüyor. Onlar yoldan çıkmış! Ne! Sen nasıl… Öyle kişiler bu ayetin bir parçası olamazlar.” Evet, buna sen değil Allah karar veriyor. Sonra diyorlar ki: “Ne, hayır, ben bu kadar hoşgörülü olamam.” Evet, doğru, sen öyle affedici değilsin.
إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ
(İnne rabbeke vâsiul mağfireh)
“Senin Rabb’inin affı geniştir”
Bu da, affımızın geniş olmadığının ilginç bir göstergesi. Bu din, insanlara rahmet kapılarını açmak için geldi.
Allah o iyileri tanımlıyor ve sahabe de öyle. Bildiğiniz gibi En’am suresinde bir ayet vardır:
وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُم بِظُلْمٍ
(Ve lem yelbisû îmânehüm bi zulm)
(En’am, 82)
Allah inananları tanımlıyor ve diyor ki: “İman edenler ve imanlarına yanlış bir şey yaparak zulüm bulaştırmayanlar.” Yanlış bir şey yaparak… Bunun üzerine sahabe şöyle tepki verdi: “Bittik biz. Hiç kimse cennete gidemeyecek.” Çünkü ayet diyor ki, onlar inanırlar ve imanlarını yanlış bir şey yaparak bozmazlar. Hepsi insan. Birçok yanlış şey yaptılar. O zaman ne olacak? Peygamber efendimize (sav) gidiyorlar: “Herkes yanlış şeyler yapıyor.”
Hayır, hayır, Allah burada kastedilen zulmün şirk olduğunu söylüyor. Büyük günah işlemiyorlar. Esas zulüm şirktir.
إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
(İnneş şirke le zulmün azîm)
(Lokman, 13)
Allah’ın o ayette kastettiği şirktir. Peygamberimiz bunu açıklıyor ve sahabe şöyle rahatlıyor; biz de “ohh tamam” diyoruz.
Aşırı Uçlar ve Nefsin Hevası
Biliyor musunuz, 20 yıl kadar oldu, Kur’an üzerine çalışıyorum. Gençliğimde dinlediğim hutbeler, konuşmalar, yaptığım okumalar uzun zaman bana şöyle hissettirdi: Büyük ihtimalle ben cehenneme gideceğim, birçoğunuz da aynı şekilde. Muhtemelen. Başaramayacağız. Yeterince iyi değiliz. Bu düşüncelerin sebebi de sürekli harika insanlarla kıyaslanmamız. Çok açık ki ben bir Ebu Bekir (ra) değilim. Siz de Ömer (ra) değilsiniz. Sen de Fatma (ra) değilsin, Ayşe (ra) değilsin. E o zaman kısaca biz o büyük ‘barbekü’ için yaratılmışız. Sonra onca yıl dinlediğim hutbelerde sürekli, sürekli tekrarlanan şey: Tüm o muhteşem insanlar çoktan öldüler. O yüzden şimdi elimizde sadece sen varsın.
Tüm bunları siz de duydunuz mu bilmiyorum. Ama ben kesinlikle duydum. Tekrar tekrar dinledim. Kinayeyi biliyorsunuz değil mi? Bir şeyi açıkça söylemeden ima etmek. Birçok yerde açıkça olmasa da bunlar söyleniyor. Ve “Allah o kişiye karşı öfkelenir”, “Allah bunu cezalandıracak”, “Allah sana bunun hesabını soracak”, “Müslümanların yaptığına bak” (??), “Allah cezalandıracak, cezalandıracak, cezalandıracak.” “Bak bu haram, bak şu haram, bak o haram.” “Hmm… Allah beni cezalandıracak. Sanırım başaramayacağım. Durumum çok vahim gibi.”
Bir sürü delil de getiriyorlar. Birçok ayet ve hadis alıntılıyorlar. Sıra cehennem ayetlerine gelince birden sesleri yükseliyor. Ne zaman cehenneme konu gelse seslerinin yükseldiğini fark ettiniz mi? Hatip çok kibar biri bile olsa: “Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh. Nasılsınız? Elhamdülillah. Maşallah.” Sonra hutbe verirken: “İnnel hamde lillah, nahmedûhû ve nesteînûhû.” “Sana ne oldu??” Sadece ses tonunla bile herkesi cehenneme yolladın.
Biliyor musunuz sonra başka bir şey daha keşfettim. Yani fark ettiğim bir İslam anlatısı, hatta bir çeşit İslami okumalarda bile şunu fark ettim ki “çok muhtemeldir ki cehenneme gideceksin” fikri var. Sonra da buna zıt bakış açısını gördüm, bu bakış açısına bir tepki olarak ortaya çıkmış. Her harekete aynı düzeyde ama karşıt bir tepki olur: “Peygamber (sav) insanları çok seviyordu. Allah bizi çok seviyor. Biz de kendimizi çok sevmeliyiz. Allah affeder. Hoş görelim. Kabullenelim. El ele tutuşalım. Günahkârı bağrımıza basalım. Kucak açalım.” Günahımızı da kucaklayalım. Çünkü İslam rahmet dini. Biz de merhametli olmalıyız. Merhamet, merhamet, merhamet. Allah er-Rahman’dır.
Yani bir uç “herkes cehenneme gidecek” derken, ortaya eşit ama karşıt tepki çıkıyor ki ne diyor? “Herrrkess cennete gidecek. Bu bir parti.” Ve ben de… Biliyor musunuz, bir şey fark edersiniz, tüm bunlar:
مَا تَهْوَى الْأَنفُسُ
(Mâ tehvel enfüs)
(Necm, 23)
“Zan” ve “nefsin hevası”.
Bunu %100 garantiyle söylemiyorum ama psikoloji öğrencisi olarak, cehennemden çokça bahseden kişilerin sağlıklı bir kişisel hayata sahip olmadıklarını gördüm. Hayatlarında çok şey oluyor ve onlara kızıyorlar, bu da minberde ortaya çıkıyor. Şaka yapmıyorum, ciddiyim bu konuda. Ciddi bir mesele. Sohbet ile eğitim veren hanımlar var. Cennete gitmenizin ne kadar zor olduğundan bahsediyorlar. Onlar da kişisel yaşamlarında çok depresifler. Duyguları kirlenmeye başlıyor. Bunu fark etmiyorlar bile ama depresyonları din anlayışlarını da kirletmeye başlıyor. Bozuyor. O an konuşan Kur’an değil. Kur’an’a söylemek istediklerimi söyleten benim. Kur’an’dan alıntı yapıyorum ama aslında kendi düşüncelerimi anlatıyorum. Kur’an’ın benim kendi versiyonumu anlatıyorum.
Bazen Allah inanılmaz derecede sevgi doludur. Bazen de inanılmaz korkunçtur. Allah’ın bu iki yönü de vardır. Allah bazen bazı kapıları açar. Ben o “hata”lardan ve Allah’ın affedeceğinden bahsederken okuyan birileri rahatsız oldu: “Ne yapıyor, herkesi liberal yapmaya mı çalışıyor?” Neden biliyor musunuz? Sizin konfor alanınız muhafazakâr tarafta. Aynı zamanda okuyan bazı liberal tarafa meyilli olanlar da diyor ki: “Sonunda biri benim doğrularımı konuşuyor.” Çünkü bu nedir biliyor musunuz? Bu bizim kendi hevamız, rahat ettiği ya da rahatsız olduğu şeyleri arıyor.
Ama siz de ben de Allah’ın kelamına teslim olmayı öğrenmeliyiz. Yani Allah’ın ne dediğini anlatırken sizin bu konuda ne düşüneceğinizi dert etmemeliyim. Çünkü içinizden bazıları Allah’ın söylediklerinden rahatsız olacak. Bazılarınız Allah’ın gerçekte ne dediğini dinlemeye alışık değil. Eğer bunları dikkate almaya başlarsam bu da benim heva ve nefsim olur. يَنطِقُ عَنِ الْهَوَىٰ (Yentıku anil hevâ) ben olurum (hevasından konuşmak) ( Necm,3). Ağzımı açmadan önce sizin ne hissedeceğinizi düşünürüm. Bunu yapamam. “Bu meseleyi konuşamam, başka bir şey anlatmalıyım.” Şimdi eğer Kur’an hakkında konuşacaksam olabildiğince dürüst olmam gerekir. Sizin duygularınız ve konfor alanınızı bu konuda düşünemem.
Rahmet Kapıları ve Halid bin Velid Örneği
Allah rahmet kapılarını açarsa açar. Bazılarının hata yapmasına müsaade ediyorsa o hatalar yapılabilir. Hepimiz insanız. İnsanların ayağı kayabilir. Hepimiz utanç verici şeyler yapmışızdır. Ama düzelmez değiliz. Ama insanlara göre siz ıslah olmazsınız. Ve sırf insanlar… İnsanlar gelip size şöyle diyecek: “Allah seni hiçbir zaman affetmeyecek, farkındasın değil mi? Asla affetmez.” Gerçekten mi? Allah sana email mi yolladı? Allah’ın o kişiyi affetmeyeceğine dair bilgiyi nereden aldın? Nereden geldi bu bilgi?
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى ٱلْغَيْبِ
(Ve mâ kânallâhu li yutliaküm alel ğayb)
“Allah size gaybın bilgisini verecek değildir.”
(Ali İmran, 179)
Peki sana bu bilgi nereden geldi? Allah bir önceki ayette diyor ki;
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ
(İnne rabbeke hüve a’lemu bimen dalle an sebîlih)
(Necm, 30)
Halid bin Velid’in 70 sahabenin ölümünden sorumlu olduğunu biliyor musunuz? Bunu biliyorsunuz değil mi? Halid bin Velid. 70 sahabe. Uhud savaşında. Az daha peygamberimiz de öldürülüyordu. Peygamberimiz yüzünün üç noktasından yaralandı. Uhud savaşında kimin yüzünden Peygamberimizin ağzını mızrak delmişti? Halid bin Velid’in.
Aile üyelerinin ölümünden sorumlu Halid bin Velid ile beraber namaz kılan insanlar vardı. Hatta bazen namazda onlara imam bile oluyordu. Bunları biliyorsunuz değil mi? Ve o kişiler ona bakıp travmatize olmuyordu. Çünkü içlerinde bir şey vardı. إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ (İnne rabbeke vâsiul mağfireh) ayetini anlamışlardı (Necm, 32). “Yaptığını asla unutmam” demiyorlardı. “Senin büyük bir komutan olduğunu biliyorum. Ama bu büyük komutanlığın bir zamanlar canımızı çok yaktı. Yaptıklarını affetmek istemiyorum.”
Tüm bu kıssaları okuyoruz. Bu tarihi, bu Kur’an’ı okuyoruz. Ama sonra onları duraklatıp hayatımıza devam ediyoruz. Farklı standartlar. İşte değiştirmemiz gereken şey bu. Bu değişmeli.
Kur’an’da İhsan Kavramı
İhsan şöyle tanımlanır, bu dersi bununla kapatacağım. İhsan, müslüman aleminde belirli bir şekilde tanımlanıyor. İnsanlara göre ihsan, birinin belli bir şekilde görünmesidir, belirli bir üslupla konuşmasıdır, belli seviyede bilgiye sahip olmasıdır, ilmiyle belli düzeyde amel etmesidir, yani kısaca dışarıdan görünebilen şeylerdir. İhsan.
Ama Kur’an’daki ihsan, çok daha ulaşılabilir konumda. Çok daha fazla gerçekçi. Tamam, ben müslümanım ama nasıl muhsin olabilirim? Ben müslümanım, bazı hatalar yaparım, günahlar işlerim. Nasıl muhsin olabilirim? Tamam o zaman, büyük günahlardan uzak dur yeter. Bazen hatalar yaparsın, sadece hemen toparlamaya bak, tekrar kontrolü eline al. Devam et. Günaha bağımlı olma. Aynı günaha takılı kalma. Ama bu yolculukta bile bir yerlerde tökezleyeceksin. Bunlar olur, sorun değil.