Size iki farklı İbrahim’den bahsetmiştim, değil mi? Genç ve yaşlı İbrahim (a.s.). Bu, genç İbrahim’in (a.s.) hikâyesinin başı.

وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ آزَرَ

(Ve iz kâle İbrâhîmü li ebîhi Âzer)

“İbrahim (as), babası Âzer’e şöyle demişti:”

Yani, İbrahim’in babası Âzer… Bu arada, şu anda bir çocuk babasıyla konuşuyor. Kim daha bilgilidir? Çocuk mu, baba mı? Baba. Yetişkin olan baba, küçük olan çocuktur. Çocuk, babasına bir şeyler anlatmıyor, babasına bir soru soruyor. Diyor ki:

أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً ۚ

(E tettehizü asnâmen âliheh)

Sen bu heykelleri tanrı olarak mı kabul ediyorsun?

Her birini? Şuradaki heykellerin?

إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

(İnnî erâke ve kavmeke fî dalâlin mübîn)

Ben, seni ve tüm halkını… baba, seni ve buralardaki herkesi, köydeki herkesi, kafası karışmış ve yolunu kaybetmiş olarak görüyorum. Böyle düşünüyorum.

Yani oğul, babasına; babasının kafasının karıştığını ve yoldan şaştığını söylüyor. “Baba, sen hatalısın” demiyor. “Gerçekten de bunu mu yapıyorsun?” diyor. “Şuradaki heykelleri tanrı mı ediniyorsun?”

Soru Sorma Deneyi

Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum… Hadi birlikte bunun deneyini yapalım. Kim buraya gelip deneye katılmak ister? Ben oğul olacağım, sizin baba olmanız gerekiyor. Kim yapacak? Hayır, oğul ben olacağım. Bana baba rolünde oynayacak biri gerek.

— Baba olmak mı istiyorsun? Hadi gel bakalım. Adın ne?

— Ayan.

— Gel bakalım Ayan. Ayan, ben namaz kılmak istemeyen bir oğulmuş gibi yapacağım, tamam mı? Ve senin bana namaz kılmamı söylemen lazım. Ama bana namaz kılmamı, “namaz kıl veya namaz kılman gerekiyor” demeden söylemen lazım. Benim namaz kılmamı sağlamak için başka yollar bulman gerekiyor.

— Baba! Namaz kılmak istemiyorum!

— Ama herkes kılıyor.

— Bana ne herkesten! Ben, kendi duyguları olan bir bireyim!

— Ama kılmak zorundasın…

— Zorundasın mı dedin! Ben hiçbir şey yapmak zorunda değilim! Ne demek “zorundasın”!

— Dinlemek zorundasın…

— Seni dinlemek mi zorundayım? Ama neden!

— Çünkü herkes yapıyor…

— Çünkü ne?

— Çünkü herkes yapıyor.

— Çünkü herkes mi yapıyor? Yani herkes zehir içse, benim de herkesle beraber zehir mi içmem lazım!

Böyle uzun bir liste çıkarabilirim, değil mi?

— Evet? Hı? Neden herkesi dinlemeliyim ki?

— Çünkü bu doğru olan…

— Neden doğru?

— Çünkü herkes… Çünkü babanı dinlemek zorundasın.

— Çünkü babamı mı dinlemek zorundayım? Off. Dinlemeyeceğim!

Zor bir oğul olduğumu biliyorum 🙂

Ben ne yapıyordum? Zor bir evlat olmak dışında? Nasıl iletişim kuruyordum? Ne yapıp durdum? Soru sorup durdum. Sorularım nelerdi? “Neden?” Neden… Neden kılmalıyım? Neden, neden, neden deyip durdum. O mu sorular soruyordu, ben mi? Ben soruyordum.

Peki, baba rolü için birini daha alayım. Ama bu sefer, soru soran siz olacaksınız. Siz yine babasınız, ben yine namaz kılmamaya çalışıyorum; ama benim size sorular yöneltmem yerine siz bana sorular yönelteceksiniz. Anlıyorsunuz değil mi? Yani bana namaz kılmamı söylemeyin, bana sorular sorun. Ne tür sorular soracağınızı kendiniz çözmeniz lazım.

— Adın ne?

— Ahsen.

— Hadi bakalım Ahsen. Namaz kılmak istemiyorum baba.

— Cehenneme mi gitmek istiyorsun?

— Hayır.

— O zaman namaz kıl!

— Tamam! 🙂

Birine bir soru sorduğunuzda, onları yalnızca cevap vermeye değil, sebeplerini sunmaya da zorlamış olursunuz. Kendilerini açıklamak zorunda kalırlar. İlk baba rolümde, onu cevap vermek durumunda bıraktım, değil mi? Ve hep o cevap bulmaya çalıştı: “Ama şöyle, çünkü şöyle…” Sonunda da tükenip, “çünkü ben öyle söylüyorum, ben senin babanım, tamam mı!” dedi. “Kılsan iyi edersin çünkü ben babanım!”

Ama soruyu Ahsen sorduğunda, ki zor bir soruydu… “Cehenneme mi gitmek istiyorsun?” Bunda kimin cevap bulması gerekiyor? Benim. Ben de ona daha zor bir soru sorabilirdim: “Ben cehenneme de inanmıyorum!” “Ben cehenneme de inanmıyorum” deseydim o zaman bana sorun ne olurdu? “Öldükten sonra nereye gideceksin?” Soracağın bir diğer soru bu olurdu: “Öldükten sonra nereye gideceğini düşünüyorsun?” Şöyle derdim: “Bilmiyorum, solucanların sofrasına.”

Biliyorum, bu zor. Ama sorular ne işe yarar? Eğer o sormaya devam ederse, beni giderek daha fazla düşünmeye zorlar değil mi? Çünkü birisine sorular yönelttiğinizde onu neye zorlarsınız? Düşünmeye zorlarsınız. Eğer birisine sadece bir şey yapmasını söylerseniz onlara hiçbir şey düşündürtmemiş olursunuz.

Birkaç saniyeliğine ebeveynlere konuşacağım. Çoğu zaman çocuklarımız şöyleler: “Namaz kılasım yok. Neden her zaman namaz kılmak zorundayız ki! Zaten 2 gün önce kıldım ya!”

“NAMAZINI KILACAKSIN ÇÜNKÜ BEN SANA KILMANI SÖYLÜYORUM!”

Lafa “Allah böyle dedi” diye başlarsın, sonra “cehennem” dersin. Ardından “cehennemden korkmuyor musun?” “Tamam cehennemden endişe etmene gerek yok. Sana şu an bir önizlemesini göstereceğim.”

Ama eğer soru sormak yerine bunu yaparsan, “kılsan iyi edersin çünkü ben sana kılmanı söylüyorum.” dersen çocuğun düşünmesini sağlamış olur musun? Hayır. Düşünmeye teşvik etmemiş olursun.

Düşündürmek İçin Soru Sormak

İbrahim as babasının dinini değiştirmeye çalışmıyor. İbrahim as babasına ne yaptırmaya çalışıyor? Düşündürmeye. Birisinin düşünmesini sağlamanın en iyi yolu onlara sorular sormaktır.

Birkaç hafta önce Paskalya Bayramı vardı. Paskalyada kiliseye gitmeye karar verdim. Kiliseye gittim ve tüm o şarkı söyleme oturumlarında her şeylerinde bulundum. Orada bazı kilise gönüllüleri genç rahipler vardı. Sonra oturup konuştum, onlar benim kim olduğumu bilmiyorlardı. Şöyle dedim: “Kilisede öğrendiğim bazı şeylerle alakalı kafama takılanlar var.” “Siz yanılıyorsunuz, üçleme yanlıştır!” demedim. Sadece “Bazı sorunlar yaşıyorum ve birtakım sorularım var” dedim.

Sonra da bir soru sordum. Onlar da cevap verdiler. O cevap beni başka bir soru sormaya itti. Onlar yine cevap verdiler. Ben sordum onlar cevapladı, ben sordum onlar cevapladı… Sonra sinirlendiler ve şöyle dediler: “Gerçekten akıllı birisin!” Ben de “Hayır sadece YouTube videoları izliyorum.” dedim. Sonrasında “peki ya İslam?” dedim. Şöyleydim: “Evet bu soruları cevaplayabilirim ama bu yine de benim sorularımı gidermiyor. Hâlâ şüphelerim var.”

Çünkü soru sormayı öğrenirseniz, birini beynini kullanması için zorlayabilirsiniz aslında. İbrahim as “Baba sen hatalısın” bile demedi. Dediği şuydu: “Siz bu heykelleri Tanrı olarak mı kabul ediyorsunuz?” Bu babasının, nedenini açıklaması gerektiği anlamına geliyor.

Sonrasında ayrıca dedi ki: “Bence siz şaşırmışsınız.” “Siz şaşırmışsınız” demiyor. “Bence siz şaşırmışsınız” diyor. Yani kendisiyle alakalı konuşuyor, babasıyla alakalı değil. Ne düşündüğü hakkında konuşuyor, babasına diyor ki: “Babacım anladığım kadarıyla, bu davranış herkes için şaşmışlık gibi görünüyor. Anlamamı istiyorsan sorularımı cevapla! Bu kadarını da yapabilirsin. Belki de ben yanılıyorumdur.”

Yani İbrahim (a.s) bunu soru şekline bürüdü. Bir şeyleri soru formuna büründürmeyi öğrenmek zorundasınız. Bir şeyleri soru şeklinde düşünebilmelisiniz.

Herkes bir şey yaptığında —bu çoğu evde olur—:

— Ya ben bu ayakkabıları almak istiyorum.

— Hayır o ayakkabıları alamazsın.

— Neden alamıyorum?

— Neden o ayakkabıları almak istiyorsun?

— Herkes alıyor çünkü! Arkadaşımda var, düşmanımda var, dost görünümlü düşmanımda da var ama ben alamadım.

Peki ama o ayakkabıları istemenin sebebi neydi? “Herkes” bir sebep değildi unuttunuz mu? Çoğunluğun yaptığı doğrudur demen seni koyun yapar. Koyunlar nasıldır bilir misiniz? Bir koyun buradan giderse ikincisi ve üçüncüsü de bu yoldan gider. Dördüncü beşinci derken yüz tane koyun aynı yöne gider. Eğer koyunlardan biri uçurumdan düşerse bilin bakalım diğer koyunlara ne olur? “Mee helal” iken “mee haram” olurlar. Hepsi uçurumdan düşer. Neden? Çünkü sadece takip ediyorlar.

Dolayısıyla “Bir şey istiyorum” dediğinde baban veya annen “neden” diye sorar. “Şey, çünkü bunun Çin’deki bir fabrikada üretilmiş iyi bir ayakkabı olduğunu düşünüyorum. Üzerindeki etiketten dolayı ederinin 5 katını ödeyebilirim.” İşte şimdi iyi bir sebep sundun. “Ama herkes bunu giyiyor!” Bu bir sebep değil di mi?

İbrahim (a.s) herkesin inandığı dine inanabilirdi ve eğer birisi “neden bu dine inanıyorsun” deseydi vereceği cevap ne olurdu? Eğer o dine inansaydı cevabı ne olurdu? “Herkes buna inanıyor çünkü!”

“Herkes bunu yapıyor” diye bir cevap verdiğinde İbrahim’e (a.s) değil diğerlerine benziyorsun. Bizim uyduğumuz kişi İbrahim’dir (a.s). Onun yaptığı seçimler bizim seçimlerimizi etkilemektedir. Onun düşünme biçimi bizim düşünme biçimimiz olmalıdır. Ancak bu şekilde çoğunluk gibi düşünmeyiz. Bir şeyi herkes onu yapıyor diye yapmayız. O şeyi yaparız çünkü soru sormuşuzdur ve cevap bulmuşuzdur. Anlıyor musunuz?

Tamam mı? Burası gerçekten çok önemli. Elini kaldırıyorsun delikanlı, söyle bakalım aklında ne var?

— Bence yanılıyorsun… Diğer tanrılar konusunda yanılıyor olabilirsin. Çünkü bence başka tanrı yok.

— Seni sevdim. Diğer tanrılar konusunda yanılıyorum. Haklısın. Başka tanrı yoktur. La ilahe illAllah. Harika!

Göklerin ve Yerin Krallığı

Babasına o soruyu sordu. Sonra da şunları söyledi. Amacı onlara… toplum olarak neden yanlış yaptıklarını göstermekti. Bu yüzden İbrahim (a.s) bir gösteri düzenledi. Yaptığı şey şuydu; öncesinde, Allah bize şunları söylüyor:

وَكَذَٰلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ

(Ve kezâlike nürî İbrâhîme melekûte’s-semâvâti ve’l-ardı ve li yekûne mine’l-mûkınîn)

Enam 75

İşte bu şekilde Biz İbrahim’e (a.s) bütün göklerin ve bütün yerin krallığını gösterdik. Bir krallık. Bir sürü krallık değil. Bütün göklerin ve bütün yerin tek bir krallığı.

Diğerleri neye inanıyordu? Güneş farklı bir krallık, ay farklı bir krallık, yağmur farklı bir krallık, rüzgarlar farklı bir krallık. Allah dedi ki, biz İbrahim’e (a.s) bütün evrenin ve ötesinin tek bir krallık olduğunu gösterdik. Ve tek bir kral olduğunu. Bir hükümdar. Allah O’na bunları gösterdi.

O da, tüm yaratılışın sadece tek bir kral olduğu durumda anlamlı olduğuna kanaat getirdi. Diğer türlü krallar aralarında sürekli savaşır… Güneş ve Ay kendi aralarında galaksiler arası bir savaşa girer ikisi de yok olurdu. Bir şey olurdu, bir şeyler ters giderdi. Ama her şey ahenk içinde. Bu da demek oluyor ki hepsinin üstünde tek bir hükümdar var ve onları kontrol altında tutuyor. Her şeyi aynı anda idare ediyor. Anlıyor musunuz?

Yıldızlar, Ay ve Güneş: Kaybolan Şeyleri Sevmem

Şimdi de tüm köyüne ne kadar yanlışta olduklarını göstermek istiyor. Öne atılıyor ve bir gösteri düzenliyor. Gösteri de şu:

فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَىٰ كَوْكَبًا ۖ

(Fe lemmâ cenne aleyhi’l-leylü reâ kevkebâ)…

Enam 76

Gece olduğunda gökyüzündeki en parlak ve en büyük yıldızlardan birini gördü. Jüpiter gezegeni bazen yıldıza benzer. Onu gördü ve dedi ki:

قَالَ هَٰذَا رَبِّي ۖ

(Kâle hâzâ rabbî)…

Enam 76

Dedi ki, işte bu benim tanrım! Benim efendim bu!

O yıldızın tanrı olduğuna gerçekten inanıyor mu? Hayır. Kime bir şeyler göstermek istiyor? İnsanlara. O insanlar buna inanıyorlar. Onun çevresindeki insanlar buna zaten inanıyorlar. O da, “Aha işte benim tanrım bu, tabii ki!” diyor.

فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ

(Fe lemmâ efele kâle lâ uhibbü’l-âfilîn)…

Enam 76

Yıldız kaybolunca da “Ben kaybolan şeyleri sevmem” diyor. Kaybolan şeyleri sevmem… Olamaz. Hiç etkilenmedim çünkü kayboldu. Yıldız kayboldu.

Neden İbrahim (a.s) “Kaybolan şeyleri sevmem” dedi? Bunun üstünde biraz düşünelim olur mu?

İbrahim (a.s) diyor ki: “Ben kaybolan şeyleri sevemem.” Diyelim ki birileri yaz tanrısına inanıyor ya da kış tanrısı. Kış o sene gelmese ya da o seneki kış pek güzel geçmese o yıl insanlar “Bu tanrı bu sene benim için gelmedi” der. “O tanrı benim için hiçbir şey yapmadı, o tanrıyla aramda iyi bir ilişki yok çünkü kış hiç de iyi geçmedi.”

Eğer yağmur tanrısına inanıyor olsaydılar… Yağmur tanrısına inansalar ve yağmur yağmasa insanlar ne der? “Ah şu tanrı! Bu ne berbat bir mevsim! Bu tanrının puanı ne kadar düşük! Ona 2 yıldız veriyorum.” Ve tanrılarından biri de, diyelim ki bereket tanrısı olsun. Ya da doğum tanrısı… O yıl da köyde sürüyle bebek doğmuş olsun. O zaman o tanrı 5 yıldız falan alır.

Başka bir deyişle; tanrılar sizin için bir şey yaptıklarında, bu yanınızda olduklarını gösterir. Ama yapmadıklarında tanrılar sizinle değil demektir. Yani tanrıyla arandaki tek bağ, sadece tanrı senin için bir şey yaptığı zaman olur. Senin için bir şey yapmadığı an artık seninle değildir.

İbrahim (a.s) aslında aynı zamanda şunları da söylüyor: “Bunların hiçbiriyle aramda bir bağ olamaz çünkü bunların hiçbiri benimle devamlı ilgilenmiyor. Kalıcı değiller. Hiçbiri kalıcı değil, hepsi geçici varlıklar.” Yıldızlar geçici… Bunu Ay’a da yaptı, Ay da geçici… Bunu Güneş’e de yaptı. Güneş de geçici.

Allah’ın Diğer Tanrılardan Farkı

Ve insanlara gösterdi ki, bizim bağlı olduğumuz biri var ama O, bu şeyler ya da inandıkları tanrıları değil. Bağlı olduğumuz ya da yalnız kendisine bağlanmamız gereken kişi kim? Allah. Diğerlerinden farkı nedir?

Demiştim ki insanların farklı dinleri vardı ve bu dinlerde farklı tanrıları vardı. Bu tanrılarla ilgili bir şey vardı. Bu tanrılar kolaylıkla ne yapardı? Bu tanrılar kolaylıkla öfkelenirdi. Peki sizin için bedavaya bir şey yaparlar mıydı?

— Hayır!

Siz onlar için bir şey yapacaksınız ki onlar da sizin için bir şey yapsın. Sizin için bir şey yapmadan önce mutlaka sizin onlar için bir şey yapmanızı beklerlerdi. Birbirlerini kıskanırlardı.

İbrahim (a.s) Allah’a inanır… O Allah ki:

  1. İlk olarak: Daima kızgın olduğu için O’ndan korkmana ve öfkesini geçirmek için çabalamana gerek yoktur. Allah bu değildir.
  2. İkincisi ve en önemlisi: O’nun için; senin için bir şeyler yaparken yanında, yapmazken yanında değil diyemeyiz. O daima yanındadır. Senin için bir şey yapmadan önce senin onun için bir şeyler yapmanı beklemez.

Bana gözlerimi verdi. Bana tüm uzuvlarımı verdi. Bana anne babamı verdi. Bana aklımı verdi. Bana dilimi verdi. Bana geçimimi sağlama becerisi verdi. Ben O’na bir şey vermiş miydim? Hayır.

Bir bebek dünyaya gelirken o bebeğe annenin içindeyken de dışındayken bakılır. Siz büyürken yapılması gereken onca şey var. Bunlar için herhangi bir ödeme yaptınız mı? Düşünün bakalım bir bacağınız için kaç para verirdiniz? Biraz pahalıdır sanırım. Birinden bana bacağını satmasını istesem… Neyinizi bana satardınız? Tamam iki gözünüzü değil, sadece bir gözünüzü satın. Sadece biri, oyup çıkarırım yerinden. Satmak ister misiniz? Hayır!.. Paha biçilemez değil mi?

Paha biçilemezdir. Peki Allah bunun için bir bedel istedi mi? Ya da Allah; “sana bir göz verdiğime göre artık sen de bana karşılığında…” Bunu söyledi mi? Hayır. İbrahim’in (a.s) inandığı bu tanrı zaten her şeye sahip. O zaten her şeyin hükümdarı. Sizden bir şey istemez çünkü her şey zaten O’na aittir. Diğer krallar sizden bir şeyler ister çünkü her şey onlara ait değildir. Bir şekilde servetlerini arttırmaları gerekir. Ama Allah’ın servetini arttırmaya hiçbir şekilde ihtiyacı yoktur.

Ve O hep oradadır. Her şey yolunda giderken yanında, hayat güzel gidiyorken Allah yanında, hayat kötü gidiyorsa Allah yanında değil diye bir şey yok. Bu kesinlikle doğru değildir. Bu diğer dinlerin bakış açısıdır. Allah asla yok olmaz. Ve diyor ki:

إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ

(İnnî veccehtü vechiye lillezî fetara’s-semâvâti ve’l-ard)

Enam 79

Ben yüzümü sadece O’na dönüyorum… Çünkü şu var ki onlar yüzlerini o heykellere döndürür, önlerinde yere kapanırlardı. Çiçek takarlardı, yiyecek koyarlardı, başka şeyler de… İbrahim (a.s) diyor ki, yüzümü döndüreceğim tek kişi, tüm bunları yaratan kişidir. O’nun yanına herhangi bir mini-tanrı koymayacağım.

وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ

(Ve mâ ene mine’l-müşrikîn)

Söylediği bu. Bu da O’nun neden yalnızca tek bir ilaha inandığını kavmine gösterme şekli. Tek gerçek İlah’a. Diğer ilahlara benzemeyen bir İlah’a.

Tartışmanın İki Yolu: Akıl ve Duygular

Sizce babası bunu duyduğunda, “Dediğin çok mantıklı oğlum, on üç yaşındaki yavrum benim. Çok hikmetli konuştun. İşte şu gördüğün putların hepsini kendi ellerimle parçalamaya hazırım. Sonra da birlikte köydeki diğer putları kıralım.” Babası böyle mi der? Köyüne normal olduğunu düşündükleri her şeyin yanlış olduğunu söylediğinde bu onların zoruna gitmeyecek mi? Evet gidecek. Zorlarına gidecek.

İnsanların zoruna giden bir şey olduğunda iki türlü tepki verirler. Bu da yine öğrenmeniz gereken bir şey. İbrahim (a.s.) insanları düşündürmek için ne yapmıştı? Sorular sormuştu.

Eğer dinlerini savunmak isteselerdi, eğer “Bizim dinimiz doğru.” demek isteselerdi, İbrahim’in (a.s.) onlara yönelttiği sorulara cevap verebilirlerdi. Verecekleri doğru cevap şu olmalıydı: “İşte bu dinin doğru olduğuna dair kanıtımız.” Peki, yanlış cevap ne olurdu? “E, herkes böyle inanıyor.”

“Herkes yapıyor” cümlesi asla hiçbir sorunun doğru cevabı olamaz. Bu arada, gayrimüslimleri bırakın, Müslümanlar da bazen “herkes yapıyor” cümlesini kullanıyorlar mı? Evet. O zaman bunu yaptığımız zaman İbrahim’den (a.s.) ziyade O’nun kavmi gibi davranıyoruz. Değil mi? Size hikâyeyi anlatıyorum çünkü bazen kim gibi davranmamız gerektiğini unutuyoruz. İbrahim (a.s.). Bizim atamız olan o. Bizim atamız İbrahim (a.s.). Onun kavmi, o köydekiler bizim atamız değil. Onlar gibi davranamayız, İbrahim (a.s.) gibi davranmalıyız. Soru soran taraf biz olmalıyız.

Tartışmanın/münakaşa etmenin iki yolu vardır. Soru sorarak ve sorunun cevabını vererek tartışabilirsiniz. Bana fikirlerini söyle ben de kendi fikirlerimi açıklayayım. Mantığını anlat ben de kendi mantığımı anlatayım. Ben bir soru soruyorum, sen de sorumu cevaplıyorsun. Münakaşanın bir yolu bu. Bir diğer yolu ise duyguları kullanmaktır.

Bir yolu aklı kullanmak, diğer yolu da duyguları kullanmak. Çok basit bir şekilde anlatacağım. Tartışmanın iki yolu vardır. Son bir kez daha söylüyorum ki iyice aklınıza kazınsın. Tartışmanın iki yolu var: ya aklı kullanırsın, ya da duyguları.

Duyguları kullanarak bir tartışmaya girdiğinizde şöyle görünür:

— Namaz kılmak istemiyom!

— O namazı kılacaksın çünkü ben senin babanım!

Baba, oğlunda hangi duyguyu oluşturuyor? Korku. Korku bir duygu, değil mi? Eğer baba deseydi ki: “Namaz kılman gerekiyor çünkü Allah bize böyle emretti. Bunun önemli olduğunu düşünmüyorsan gel sana neden önemli olduğunu anlatayım.” Bu duyguları mı yoksa aklı mı kullanarak verilen bir cevap? Aklı kullanarak verilen bir cevap.

Bir tartışmaya girdiğinizde ya aklı kullanırsınız ya da duyguları. Hangisi doğru olan? Duygular mı gerçeğe daha yakın yoksa akıl mı? Akıl daha yakın.

Örneğin, anneniz sizi yemeğe çağırıyor. Siz de gitmeyince diyor ki: “Ne güzel yemekler yaptım, sofraya oturup bir lokma bir şey yemedin.” Anneniz neyi kullanıyor? Suçluluk duygusu? Suçluluk duygusu olabilir, değil mi? Suçluluk duygusunu kullanabilirsiniz, korkuyu kullanabilirsiniz, öfkeyi kullanabilirsiniz, utancı kullanabilirsiniz. Tüm bu duyguları kullanabilirsiniz, değil mi?

İbrahim’in (a.s.) kavmi gelip O’na dedi ki: “Senin için endişeleniyoruz. Garip garip şeyler söylüyorsun. Herkes seni konuşuyor. Bunu kendine yapmanı istemiyoruz. Seni seviyoruz. Burada bu muhteşem tanrılar dururken niye şu görünmeyen tanrıdan bahsedip duruyorsun? Senin neyin var? Çok da güzel bir aileden geliyorsun. Hatta şu putu baban kendi elleriyle yaptı. Babanı böyle kötü gösterdiğin için kendinden utanmıyor musun? Bunu ailene nasıl yaparsın? Bunu kavmine nasıl yaparsın? Artık buna bir son vermelisin.”

İbrahim’i (a.s.) vazgeçirmek için neyi kullanıyorlar? Duyguları. İbrahim (a.s.) aklı mı yoksa duyguları mı kullanmıştı? O zaman dünyada bir çatışma var. Aklı kullananlar ve duyguları kullananlar arasında bir çatışma var. Bunlar iki ayrı şey. İki farklı şey…