İslam’ın Şartları ve İbrahim (a.s.)

Şimdiye kadar geldiğimiz yerden size birkaç soru sorayım. Size; Allah’ın, Peygamberimize İbrahim’in dinine uymasını söylediği yeri gösterin demiştim. Nahl Suresi, 123. ayet…

ثُمَّ اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ اَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ اِبْرٰهِيمَ حَنِيفًاۜ وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ

(Sümme evhaynâ ileyke enittebi’ millete İbrâhîme hanîfâ, ve mâ kâne mine’l-müşrikîn)

— İslam’ın kaç şartı var?

— Beş!

Her biri İbrahim (a.s)’a dek uzanır.

1. Şehadet

İlk şart, İbrahim (a.s)’a nasıl uzanıyor?

— Enam 79 mu? Tamam, hadi sana bir şans vereyim. Beğendim. Bunu kabul edeceğim. Bunu kızların hanesine yazıyorum. Evet, tamam.

اِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ

(İnnî veccehtü vechiye lillezî fetara’s-semâvâti ve’l-ard)…

2. Namaz

Namaz… İbrahim’e dek uzanır. Namaz ve İbrahim (a.s)… Kıldığımız namazın; İbrahim (a.s) ile ilişkili olduğunu nereden biliyoruz? Daha fazla kaldırırsan omzunu çıkaracaksın 🙂 Evet delikanlı.

— Allah (Sübhanehu ve Teala) İbrahim (a.s)’a Kabe’de namaz için… Orayı secde edenler… Rüku edenler için temizlemesini emretti.

— Tamam bu iyi bir cevap.

Rüku ve secdeden, İbrahim (a.s) ile ilişkili olarak bahsediliyor. Daha fazlası da var… Bakara Suresi’nde geçiyor. Size bir ipucu vereceğim. Bu bir dua.

Şu dua:

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِيۖ

(Rabbi’calnî mukîme’s-salâti ve min zürriyyetî)

(İbrahim 40)

رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتِيۖ (Rabbi’calnî mukîme’s-salâti ve min zürriyyetî) İbrahim (a.s)’ın bir duasıdır. “Allah’ım, beni namazı yerine getiren birisi yap. Çocuklarımdan da.” Yani biz namazı yerine getirmeye çalıştığımızda, aslında İbrahim (a.s)’ın duasını gerçekleştiriyoruz.

3. Zekat

Şehadet ve namaz tamam. Sıradaki hangisi? Zekat. Bu soru zorlardan. Zekatın İbrahim (a.s) ile ilişkisi…

Zekat sorusunu sona bırakacağım. Kendinizin bulmanıza izin vereceğim.

4. Oruç

Hadi daha kolay olana geçelim. Oruç… Oruç neden İbrahim (a.s.) ile ilişkilidir? Bunda size yardım edeceğim.

— Biz neden oruç tutarız? Ne zaman oruç tutarız?

— Ramazan’da!

— Peki neden özellikle ramazanda oruç tutarız? Onu özel kılan ne? Ramazan’ı özel kılan nedir? O Kur’an’ın vahyedildiği ay.

Kabe’nin inşasını tamamladığında, İbrahim (a.s)’ın ettiği dua neydi? “Onlara bir elçi gönder… ” Bunu hatırlıyor musunuz? Ki bu elçi ne yapsın? “Onlara Kitap’ı öğretsin…” Kitap’ı öğreten bir elçi…

— Hangi kitaptan bahsediyor?

— Kur’an!

— Peki, Kur’an ne zaman indi?

— Ramazan’da!

Biz, Ramazan’da, Kur’an indiği için oruç tutuyoruz. Ve Kur’an, kimin duası vesilesiyle indi? İbrahim (a.s)’ın. Yani biz, İbrahim (a.s)’ın duasının cevaplanışını kutladığımız için Ramazan’da oruç tutuyoruz. Bağlantıyı anladınız mı?

5. Hac ve Zekatın Cevabı

Şehadeti anladık, namazı anladık ama zekatı tam olarak anlayamadık. Orucu anladık.

Haccın ne olduğunu kim olmadan bilemiyoruz? İbrahim (as). Çünkü Kabe’den dolayı, Kabe’yi o inşa etti bu kadar kolay. Peki hangisi kaldı? Zekat öyle doğrudan değil ama o da var. İbrahim (as)’ın oğlu, Kabe’yi onunla beraber inşa eden kimdi? İsmail! Allah Kur’an’da İsmail (as) hakkında dedi ki:

يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِ

(Ye’muru ehlehû bi’s-salâti ve’z-zekâh)

(Meryem 55)

İsmail (as) ailesine sürekli namazı kılmalarını ve zekatı vermelerini söylerdi. Dolayısıyla İsmail (as) aracılığıyla -ki o doğrudan İbrahim (as)’a dayanıyor- zekat bile o aileye dayanıyor. Yani İbrahim (as)’ın ailesine. Yani İslam’ın 5 şartının tamamı doğrudan İbrahim (as)’a dayanıyor.

Öğrenme Zihniyeti Üzerine

Bir önceki derste zor bir soru sordum

— “Soru şuydu: Neden peygamberimiz Muhammed (sav) İbrahim peygamberin de yapmasına rağmen putları yıktı?”

— İbrahim (as) putları yıktığında herkesin göreceğini düşünüyordu ama Peygamber Muhammed (sav) herkesin görme imkanının sağlanması için bekliyordu. Bundan dolayı Mekke’deki putları yıktı. Saldırı gibiydi. O zaman geldiğinde yıktı çünkü herkes izliyordu.

Tam olarak değil ama bunun hakkındaki düşünce şeklini beğendim.

…Hayır hayır, onun yaptığını yapma. Bu sabrın tam zıttı, benim seçmeme izin verin ve çocuklar ben sizin bir şeyler öğrenmenizi istiyorum ve hepiniz dikkatli dinleyin.

Söz hakkı verildiği zaman bazen bazı çocuklar özel olduğunu hissediyorlar. Ve seçilmeyen diğer çocuklar şöyle düşünüyor: “off ben seçilmedim… Hiçbir zaman seçilmiyorum!” veya “Keşke ben de öyle cesur olsaydım. Elimi asla kaldırmayacağım. Bu utanç verici çünkü yanlış cevap verirsem herkes bana güler ya da cevabı bilmiyorsam herkes bana bakar.” Diğer çocuklar şöyle: “Yanlış cevap vermek umrumda değil çünkü “Ben seçildim, ben seçilmiş kişiyim!” İnsanlar henüz bunun ne demek olduğunu bilmiyor!”

Mesele şu ki eğer özel hissetmek veya utanmamak için bir yerde oturursan hiçbir zaman bir şey öğrenemeyeceksin şu anda da, büyüdüğünde de. Öğrenmek için bir yere gitmek istediğinde eğer cevabı biliyorsan ve eğer bir şey deniyorsan mesela bazı insanlar ailelerini gururlandırmayı dener veya beni memnun etmeyi dener. Beni memnun etmek soruyu cevaplandırmak için iyi bir sebep değil.

Ve pek çok zaman birçok ülkede insanların ne yaptığını biliyor musunuz? Testte iyi bir skor elde ederler, soruyu cevaplarlar, ev ödevini yaparlar çünkü ebeveynlerini memnun etmeye çalışırlar, öğretmenini memnun etmeye çalışırlar. Öğretmenini gururlandırmak öğrenmek için bir sebep değildir. Kendini geliştirmek, yeni bir şey öğrenmek işte sebep bu! En büyük sebep bu!

Hiç kimse gurur duymasa bile ve bu çeşit bir düşünceniz varsa, seçilmeseniz, başkası seçilse bile yine de onların cevaplarından öğrenebilirsiniz. Her zaman öğrenirsiniz asla (öğrenmekten) mahrum kalmazsınız. Seçilmediğiniz için daha az özel hissetmezsiniz. Elinizi kaldırmadığınız için daha az kendinizden emin hissetmezsiniz. Bunların hiçbiri önemli değildir. En sonunda önemli olan bir şey öğrenecek olmanızdır.

Yani sizden istediğim: herhangi bir sınıfta nasıl hissedeceğiniz hakkında düşünme şeklinizi değiştirmenizdir. Sadece benim sınıfımda değil herhangi bir sınıfta. Sürekli yetişkinlere öğretiyorum ve yetişkin olanlar bile ellerini kaldırmaktan, soru sormaktan çok korkuyorlar. Çünkü “diğer insanlar beni eleştirecekler” diye düşünüyorlar. Eğer eleştirilmekten endişeleniyorsan o zaman artık öğrenmekle ilgilenmiyorsun demektir. Aklına her ne soru gelirse sormaya ve utanmaya razı olmalısın. Sorun yok…

Ve yanlış cevap vermekten, testten kalmaktan veya hayal kırıklığı yaratan bir puandan korkmamalısın. İnsanlar bana geliyor ve diyor ki: “Hocam, biliyorum testten kaldım benim hakkımda çok büyük hayal kırıklığına uğramış olmalısınız” Ben de diyorum ki: “Senin puanınla öyle duygusal bağım yok. Ve gerçekten puanına duygusal bir yatırımım olmadı.”

Esasen eğer bir testten 40 aldıysan bunun anlamı o yanlış yaptığın sorulara odaklanman gerektiğidir. Çünkü test sana nereleri daha iyi öğrenmen gerektiğini gösterdi. Yani kötü bir test iyi bir eğitimdir. Kötü bir test her zaman iyi bir eğitimdir. Ama eğer sen kötü testin bir aşağılama, bir hayal kırıklığı, bir başarısızlık olduğunu düşünürsen o zaman eğitimin ne olduğunu bilmiyorsun demektir. Asıl meseleyi kaçırdın demektir.

Dolayısıyla kendini kanıtlamak için, özel hissetmek için burada değilsin. Öğrenmek için buradasın. Bu tamamen farklı bir zihin yapısı. Onur ve utanma pencerenin dışında. Bu çocuklarda olduğu gibi yetişkinlerde de geçerli…

Peygamberimiz (s.a.v.) Neden Mekke’de Putları Kırmadı?

Hadi İbrahim (as) hakkındaki şu soruyu cevaplayın: Ben cevap vermek istiyorum, olur mu?

Bence İbrahim (as)’ın durumu şu -Allah en doğrusunu bilir- Allah ona İslam’ı temsil etmesi için diğer tüm peygamberlerinkinden farklı bir yol verdi. Nuh (as) yüzyıllar boyunca anlattı. İbrahim’in (as) halkıyla işi bittiğinde henüz gençti. Yani onca putu darmadağın ettiğinde gencecik bir delikanlıydı. Nuh’dan (a.s) çok farklı değil mi? Çok daha farklı bir yaklaşım.

Diğer peygamberlerin hiçbiri, bir şey öğretmek için heykel veya put yıkmadı. Kim hariç? İbrahim (a.s). Diğer peygamberlerin hiçbiri bir şeyleri işaret edip: “Tanrı bu olmalı, tanrı şu olmalı!.. Vazgeçtim, bunlar tanrı olamaz!” demedi. Kim hariç diğer peygamberler bunu yapmadı? İbrahim (a.s). Onu sorguya çektiklerinde “Şu büyük olana sorun!” dedi. Diğer peygamberlerin hiçbiri böyle konuşmadı. Kimse böyle konuşmadı.

O, İslâm Davası’nı daha önce kimsenin sunmadığı bir biçimde sundu. Şahsen, ona özel bir izin verildiğini iddia ediyorum. Allah İslâm’ı bu şekilde sunması için ona özel yetki vermiştir. Allah böyle bir izni başka hiçbir peygambere vermemiştir.

Ona mahsus olan başka şeyler de var. Başka hiçbir peygambere “kendi başına millet” denmemiştir. Onun şahsı için “millet” ifadesi kullanıldı. Allah diğer peygamberlerinin hiçbirinden, İbrahim’den (a.s) istediği fedâkarlıkları istemedi. Yan, ateşe atla… Kendi çocuğunu kurban et vs. Diğer peygamberlerin hiçbiri bu duruma düşmedi yani İbrahim’in (as) pozisyonuna.

Yani İbrahim’in (as) hayatının bazı bölümlerinde öyle şeyler vardı ki Peygamberimiz ﷺ (Sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke’de iken bile anlamıştı ki İbrahim (as) putları kırmış olsa dahi bu, “İbrahim (as) yaptı, ben de bunu yapacağım” diyebileceği bir şey değildi. Allah’ın ona, İbrahim’in (a.s) dininin izinden git, demesine rağmen. Ama yapmadı. Üstelik bunu yapmanın tam zamanıydı. Davet, değil mi? İbrahim (as) da davet ediyordu. Rasul ﷺ (Sallallâhu aleyhi ve sellem) de davet ediyordu. Kimsenin fark etmediği bir anda putları kırmıştı. O da aynını yapabilirdi ama yapmadı.

Peki Rasulallah ﷺ (Sallallâhu aleyhi ve sellem) da sonunda putları yok etmedi mi? Evet ama arada büyük bir fark var. Devasa bir fark var. Rasulallah ﷺ (Sallallâhu aleyhi ve sellem) o putları Mekke’nin fethinden sonra yok etmişti. O putlar neredeydi? Kâbe’nin etrafındaydılar. Peki Kâbe ilk inşa edildiğinde bir tapınak mıydı yoksa mescid miydi? Başlangıçta, ilk amaç bir tapınak olması mı yoksa bir mescid olması mıydı? Onu kim inşa etti? İbrahim (a.s)

Yani işin özünde, bir mescidi temizledi. Putları yıkmak aslında mescidi temizlemekti. Allah İbrahim (as) ve oğluna, ikiniz evimi pisliklerden arındırın, dememiş miydi? Oraya gelip tavâf edenler için, rukû edenler için:

وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّٓائِفِينَ وَالْقَٓائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

(Ve tahhir beytiye li’t-tâifîne ve’l-kâimîne ve’r-rukka’i’s-sücûd)

(Hac 26)

Evimi arındırın. Rasul ﷺ (Sallallâhu aleyhi ve sellem) ne yaptı? Herhangi bir tapınağa gidip orayı yıkmadı. Bir mescidi temizledi. Allah’ın evini şirkten temizledi, yaptığı bu değil mi?

Müslümanlar nihayetinde dünyaya yayıldı. Müslümanlar İran’a yayıldı, Hindistan’a yayıldı… Müslümanlar başka yerlere de yayıldı. Güneydoğu Asya’ya, bugünkü Malezya ve Endonezya’ya yayıldı. Singapur’a yayıldı. Ve buraların çoğunda hala tapınak var. Hindu tapınakları, Budist tapınakları var. Heykeller var. Müslümanlar oralara gitti, değil mi? Oralara gidip tapınakları yıktık mı? Hayır. Hayır, yıkmadık.

Çünkü, iddiasını bu şekilde ortaya koymak, argümanını bu şekilde öne sürmek sadece İbrahim’e (as) tanınan bir ayrıcalıktı. Bu İbrahim’e (as) has bir durumdu. Bunu da iyice anlamamız gerekiyor. İbrahim’in (as) yaşadığı pek çok şey sadece ona mahsustu.

İbrahim (a.s.)’ın Babasına Hitabı ve Saygı

Şimdi genç İbrahim’den yaşlı İbrahim’e geçiyoruz. Çünkü elimizde bu ikisinin arasına dair neredeyse hiçbir şey yok. Genç İbrahimimiz var ve sonra yaşlı İbrahimimiz var.

İbrahim (as) babasına ne demişti, hatırlıyor musunuz? Aklınızda kalan bir şey var mı?

Babasının hatalarını düzeltti. Sorular sordu… Ona zor sorular sordu. Ona, yolunu kaybettiğini düşünüyorum, dedi. Şeytanın izinden gitme, izin ver sana doğru yolu göstereyim, dedi. Sonunun cehennem olmasını istemiyorum, dedi. Sonunda şeytanın yanına düşmeni istemiyorum, dedi. Babası olmasına rağmen ona bir sürü acımasız şey söyledi. Ama sözlerine başlamadan önce hangi kelimeleri kullandı? يَـٰٓأَبَتِ (Yâ ebet) “Baba, seni seviyorum.”

Bu size, İbrahim’in (as) kendi sebeplerini anlatırken kullandığı tarz ile ilgili ne söylüyor? Karşısındaki kişi sevdiği biriyse ve bu kişi yanlış şeyler yapıyor olsa dahi..? Aynı fikirde olmamakta bir sıkıntı yok. Ama aynı fikirde olmadığımız zamanlarda saygısızca davranamayız. İbrahim’in (as) babası put yapan biri olsa da, İbrahim (as) ona saygı göstermeyi unutmadı. Onunla saygılı bir şekilde konuştu.

Sizler büyüdükçe bir takım psikolojik ve hormonal değişimler geçireceksiniz. Kızlar ve erkekler. Bir zaman gelecek ve “ergen” olacaksınız.

Ergen olduğunuzda anne babanız sizden bir şey yapmanızı isterse… Anne babanız sizden bir şey istediğinde ergenlik çağındaysanız, verdiğiniz ilk karşılık şöyle oluyor: “Bana emir veremezsin! Artık 16 yaşındayım! Ben bir bireyim! Daha önce kişisel alan diye bir şey duymadın mı hiç? Öf, anne!” Bunun gibi şeyler. Anne babanla aranda bir takım çatışmalar yaşayabilirsin. Ama neyi asla elden bırakmaman lazım? Saygı.

Özellikle buradaki çocukların sorunu… Sizler Amerika’da yaşıyorsunuz. Eğer bu konuşmayı Pakistan, Özbekistan, Türkiye’de veya başka bir yerde yapıyor olsaydım, farklı bir konuşma olurdu. Fakat çocukların Amerika’da büyütülmesinden bahsediyorum. Amerika’da, bizler saygıyı öğrenmiyoruz. Saygıyı öğrenmiyoruz. Öğretmenlere saygı göstermeyi öğrenmiyorsunuz. Marketteki kişiye saygı göstermeyi öğrenmiyorsunuz. Benzin istasyonunda çalışan adama saygı göstermeyi öğrenmiyorsunuz. Kimseye saygı göstermeyi öğrenmiyorsunuz. Kimsenin kimseye saygısı yok.

Sadece karşılıklı etkileşimde bulunuyorsunuz ve siz Müslüman olarak kendinize saygıyı, etrafınızdakilere saygıyı, yaşlılara saygıyı, saygılı iletişimi yeniden canlandırmanız gerekiyor. Amerika’da sadece söz konusu ‘öz-saygı’ olduğunda saygıdan bahsediyoruz. “Bana böyle saygısızlık yapamazsın.” Bildiğimiz tek saygı bu.

Öfkeli, sinirli hissettiğinizde veya birinin düşüncesine katılmadığınızda dahi bunu saygıyla yapmayı öğrenmelisiniz. Saygıyla şikâyette bulunabilmelisiniz. Bir yanlışı saygıyla düzeltebilmelisiniz. Bir yanlışınızın saygıyla düzeltilmesine izin verebilmelisiniz. Buna ihtiyacınız var.

Bu, Allah’ın Kur’an’a yanlışlıkla koyduğu bir şey değil. Buraya koydu çünkü size söylediğim gibi İbrahim (as)’ın yaptığı her bir seçim bizlerin bir parçası. Kimliğimizin bir parçası oluyor. Yüz elli küsur yıllık hayatından Allah söylediği bu cümleyi bize aktarıyorsa, “Babacım, seni seviyorum” kısmını çıkarmayıp koyduysa, orada olmasının bir nedeni var. O yüzden bundan bir şeyler öğreneceğiz.

Bu arada Yusuf (as) da kendi babasına hitap ederken aynı kelimeleri kullandı. Fakat Yusuf (as)’ın babası bir peygamberdi. İbrahim (a.s.) aynı kelimeleri babasına hitap ederken kullandı. Onun babası ise put yapan biriydi. O yüzden en iyi babaya da sahip olsanız en kötü babaya da, her türlü ona saygı göstermeniz gerekiyor. Bu harika, değil mi? Aynı kelimeler: يَـٰٓأَبَتِ يَـٰٓأَبَتِ (Yâ ebet, yâ ebet) Aynı kelimeler. İki peygamber ve birbirinden çok farklı iki baba. Buna rağmen aynı saygı ifadelerini kullanıyorlar.

O yüzden “Saygımı kazanırlarsa onlara saygı gösteririm.” demiyoruz. “Benim saygımı hak etmiyorlar.” Hayır, bazı şeylerin ‘kazanılmasını’ beklemenize gerek yok. Yaptıklarının saygıya değer olduğunu düşünmeseniz bile saygılı bir şekilde konuşmanız gerekiyor.

İbrahim (as)’ın babası ne yapıyor? Put yapıp satıyor. Saygıdeğer bir şey mi yapıyor? Hayır. Allah’ın nazarında saygıdeğer değil. Yine de ona saygı gösteriyor mu? Evet. Bu oldukça ağır bir ders. Oldukça ağır bir ders. Amerika’da olduğumuz için her şey yalnızca karşılıklı etkileşimden ibaret. “Saygı görürsem saygı gösteririm.” “Bana bir şey verirsen sana bir şey veririm.” Değil mi? Ama bu din (imiz) de böyle değil. Bazı şeyleri Allah yapmanı istediği için yaparsın.

Soru-Cevap ve Ergenlik Kavramı

Evet, genç adam.

— Kur’an’da nerede İbrahim (as)’ın tek bir Allah’a ibadet etmesi söyleniyor?

— Bu sonuca İbrahim (as) kendi vardı. Bu En’am suresinde geçiyor. Yıldızları, güneşi ve ayı gösterip kendi kendine beyan etti: “Ben bunların hepsini yaratana dönüyorum ve O’na hiç kimseyi asla ortak koşmayacağım. Hiçbir ortak, hiçbir tanrıyı O’nun yanına koymayacağım. Sadece Allah’a ibadet edeceğim.” Tamam mı? Yani En’am suresinde geçiyor.

Yaşlı İbrahim (as)’a geçmeye hazır mıyız? Evet… Evet canım, söyleyin. İkiniz de.

— “Muhammed (sav)’ın neden putları kırmadığı hakkında düşüncem: Allah ona emretmediği için.”

— ” Güzel, evet. Çok güzel.”

— “Bir ergen ile bir çocuk arasındaki fark ne?”

Farkını bazen ben de anlamıyorum. Ama ciddi olmak gerekirse ergen, yetişkindir. Bu yüzden onlara ona göre konuşmalı, ona göre saygı göstermeli ve ona göre sorumluluk vermeliyiz. Bir yetişkin gibi davranmalılar ve eğer onlara yetişkinmiş gibi davranmazsanız bunu yapmayacaklardır.

Bu yalnızca onlara birer yetişkinmiş gibi saygı göstermekle ilgili değil. Bir yetişkine sorumluluk yüklercesine onlara sorumluluk yüklemelisiniz. Onlara sorumluluk ve beklenti yüklemelisiniz, aynı bir yetişkine yüklediğiniz gibi. Onlara yetişkin gibi davranmalı, onları yetişkin sohbetlerine dâhil etmelisiniz.

Bir buluşmada 20’li yaşlarda gençlerle oturuyordum. Yaşça biraz büyük olanlar onlardan sürekli “Bu çocuklar, bu çocuklar..” diye bahsediyordu. Ben de dedim ki: “Öncelikle, onlar çocuk değil, yetişkinler. Özel bir kategoriye ait değiller. Çünkü o “çocuklardan” herhangi birisi, Allah korusun bir araba kazası yapsa veya bir suç işlese hâkim, “Aman canım, bunlar sadece çocuk.” mu diyecek? Ne olarak yargılanacaklar? Bir yetişkin olarak. Din (imiz) e göre yanlış bir şey yapsalar ve Allah onları sorguya çekse, bir çocuk olarak mı sorguya çekecek bir yetişkin olarak mı? O zaman, Allah’ın nazarında da, mahkemenin nazarında da birer yetişkinseler neden Müslüman toplumun nazarında çocuklar? Bu saçmalığı nereden çıkardık?”

İşte bu yüzden olgun davranmadıklarında bu kısmen onların kısmen de onları çocuk olduklarına ikna ettiğimizden dolayı bizim suçumuz. Onları yanlış bir şeye ikna ediyoruz…