“Bu herkese fazla mı gelecek? Çünkü bu bilgiler çok fazla.” demiştim. Gerçekten ilgili çok az kişi bulabileceğimizi düşünmüştüm, belki imamlar falan bu tarz işlerle ilgilenir diye düşünmüştüm. Şimdiye kadarki en inanılmaz, en hoş sürprizdi.
Şunu söyleyebilirim, bu ayet üzerinde ya da ayetin bu kısmında izleyicilerimle aralıksız 1.5 saat, bir saat kırk beş dakika vakit geçirmişizdir sadece bu ayet üzerinde. Bunu yaparken ben ve dinleyen herkes gözyaşlarına boğuldu.
Nouman Ali Khan Kur’an Haftası Hakkında
İlk ”Kur’an Haftası” deneyiminiz nasıldı?
İlk ”Kur’an Haftası” karanlığa kurşun sıkmak gibi bir şeydi. Bu konuda çok gergindim. Bunun sebebi de şuydu: Seyircilerimin daha kısa videolar izlediğini biliyordum; yirmi dakikalık bir hutbe veya en fazla kırk dakikalık yahut bir saatlik bir ders ama bizimkisi haftada her gün iki buçuk, üç saat süren derslerdi ve bir Arapça dersi gibi de değildi. Arapça derslerinde ben bir dizi soru soruyorum, onlar cevaplıyorlar. Bu bir şekil sohbetti. Ortamı nasıl canlı tutacağımı biliyordum ama bu detaylı bir Kur’an çalışmasıydı, dolayısıyla konferans veren bendim, onlar sözümü kesmiyorlardı ve değinmek istediğim birçok farklı şey vardı.
Arapça öğretmek için iyi bir sistem, metod geliştirmiştim. İlk seferinde şöyleydim, “Hayır, Kur’an’ı derinlemesine incelemek için sistemli bir yaklaşım geliştirmemiz gerek.” Kelime analizi, tefsir karşılaştırması, din karşılaştırması, dışarıdan gelen sorular ile birlikte sanki benim koyduğum düzenli bir sistem vardı.
“Bu herkese fazla mı gelecek? Çünkü bu bilgiler çok fazla.” demiştim. Resmen karanlığa kurşun sıkmaktı bu. Gerçekten ilgili çok az kişi bulabileceğimizi düşünmüştüm, belki imamlar falan bu tarz işlerle ilgilenir diye düşünmüştüm ve Glasgow’daki ilk Kur’an Haftası; şimdiye kadarki en inanılmaz, en hoş sürprizdi. Çünkü dinleyenler üniversite öğrencileriydi, liseliler, çocuklar, Kur’an hocaları, imamlar, gençler, aktivistler, hatiplerdi. Yelpaze çok genişti. Oradaki sorular ve etkileşim inanılmazdı. Şöyle düşündüm: “Bu gerçekten işe yarayabilen bir şey.”
Benim bunları yapmamdaki amaç, aslında “Kur’an’ı detaylıca incelemek sadece alimlere mahsustur.” düşüncesini kırmaktı. Bir sure hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmanız iyidir ama bu ekstra bir şeydir, dinimizin temellerinden değil. Ben de; eğer Allah birçok yerde Kur’an’ı tefekkür etmenin kalpler için önemli olduğunu söylüyorsa nasıl biz önemli olmadığını düşünebiliriz? Değil mi? Ama insanları bunaltmadan bunu vermenin bir yolu yok ve bence bu çok iyi bir ilk denemeydi. Bu, beni bunun bir kurum haline gelip sürdürülmesi gerektiği konusunda çok cesaretlendirdi.
”Kur’an’a Derin Bakış” serisinin formatını neden değiştirdiniz?
Bakara Suresi’nin ve Amme cüzününün eski formatı -Bu arada ikisi de çok ayrı formatlardı.- Amme cüzünü aslında birkaç sene boyunca camide işledim. İlk kez yaptığımda haftalık ders halkası şeklindeydi. Bakara suresi Ramazan’da haftanın her günüydü, sonra birkaç yıl boyunca haftalık olarak devam etti ve tek bir topluluktaydı ama çalışmayı bitirdiğim surelerden sonra 51. sure Zariyat’tan ileri doğru gitme kararı aldım. İlk olarak dört sayfa veya daha az olan, incelenebilecek çok sure vardı; temelde, kabataslak fikir buydu.
Fark ettim ki kamera karşısında oturmak yerine ve bunu tek bir yerde yapmak yerine neden her sureyi canlı bir izleyici kitlesinin, daha önce böyle bir şeyi deneyimlememiş yeni bir izleyici kitlesinin karşısına çıkmak için eşsiz bir fırsat olarak kullanmayalım ve neden onlara bu deneyimi yaşatıp bundan ne çıkacağını görmeyelim? Bayyinah ve benim için aslında evde oturup kamera açmak ve bu işi yapmak çok daha kolaydı ama İskoçya deneyimim bana şunu gösterdi ki: bu yapılanlar günün birinde bu toplumlarda filizlenecek bir tohum ve seyahat ettikçe bunu tasdik ettim.
“Kur’an Haftası”na gelen insanlar tanıyorum ki Kur’an derslerine, Arapça derslerine, İslami derslere çok ciddi bir bağlılığın başlangıcı oldular. Bu da öyle bir şeye dönüştü ki yalnızca kendi gelişimleri değil Kur’an halkaları, podcastler, tartışmalar, aile okuma halkaları başlattılar. Farklı topluluklarda Kur’an’dan ilham alan gerçekten harika bir hareketlilik başladı. Çünkü onlar “Kur’an Haftası”na katıldılar ve her şeyi başlatan kıvılcım da buydu. Bunlar sadaka-i cariye için inanılmaz bir fırsat bence.
Son ”Kur’an Haftası” deneyiminizi ilki ile nasıl kıyaslarsınız?
Dediğim gibi, ilk ”Kur’an Haftası”nı Glasgow/ İskoçya’da gerçekleştirdik ve Zariyat Suresi’ni işledik. Son ”Kur’an Haftası”nda da Kıyamet Suresi’ni işledik ve sonuncusu ile alakalı itiraf etmem gereken iki şey var.
Birincisi şu, Los Angeles’taydım, Amerikan halkı ve seyahat tecrübelerime göre Los Angeleslılar en rahat halk diyordum. Hiçbir şeyi ciddiye almıyorlar, akışına bırakıyorlar. Saat 07:00’de program olsa 08:00’de geliyorlar. ”Biliyorsunuz çok trafik var, çok zor” falan yaparlar. Böyle varsayıyordum ve diğeri Kıyamet Suresi, hazırlık yapmak için sadece birkaç haftam vardı; kendi kendime şey diyordum: “Bu sure sadece bir buçuk sayfa, yani kolay olacaktır. Bence bunu iki hafta hazırlanarak halledebilirim.” Çok geçmeden kafama dank etti ki; iki hafta hiç de yeterli değilmiş. Sure için bu iki hafta boyunca çalıştığım süre, tüm ekiple birlikte tam zamanlı üç hafta boyunca çalıştığımızdan daha uzundu. İşte bu ikisini hafife almışım.
Los Angeles’ta Kral Fahad mescidindeki etkileşim benzersizdi. Gördüğüm en güzel şey, dikkatimi çeken birkaç şey vardı:
Nöroloji alanında doktora yapan bir arkadaş vardı, özellikle bilinç konusunda çalışıyordu ve Kıyamet Suresi, vicdan azabı konusu ile başladı. Vicdan kavramı hakkında çok konuştum ve bunun bizim İslami literatürümüzde nasıl ele alındığından, Hristiyan geleneğinde nasıl ele alındığından, Yahudi geleneğinde, felsefe geleneğinde, bilim geleneğinde, bilim camiasında neler olduğundan çokça bahsettim. Bu adam, geçmişini bilmiyorum, orada oturmuş ağzı açık halde ”Size göstermem gereken bir şey var!” dedi ve bu konudaki doktora çalışmalarını; Kur’an’ın, araştırmalarıyla nasıl paralellik gösterdiğini paylaşmaya başladı. Bu benim için inanılmazdı.
Bu ilginç hikayelerden ikincisi; programa katılan kıdemli bir hanım vardı, “Bir şey söylemem gerek.” dedi çünkü soru cevap oturumu yapıyorduk.
— “Size bir şey söylemem lazım.”
— “Nedir?” dedim.
— “Mısır’daki El Ezher Üniversitesinden mezun oldum.” dedi.
Kadın Ezher Üniversitesinden yaklaşık 30 sene önce mezun olmuş. Yıllardır Los Angeles’taki çocuklara Kur’an dersi veriyormuş. “Yaptığınız şey çok kıymetli.” dedi. “Benzersiz bir şey ve devam etmeli. Elimden geldiğince size yardım etmek istiyorum.” dedi. Ben de “İşte bu, sonunda yardımcı olmak isteyen bir hanım hoca buldum.” dedim.
İşte insanlarla bu şekilde bağlantı kurmak. Minesota’dan bir grup üniversiteli genç, daha doğrusu mezunlar vardı. Minesota’da da bir ”Kur’an Haftası” yapmıştım ve karşıda oturan tanıdık yüzler vardı.
— “Gençler, burada ne yapıyorsunuz?” dedim.
— “Bu ‘Kur’an Haftası’, bu kaçırılmaz.” dediler. “Ne zamandır Amerika’da yoksunuz!” dediler.
İkisi de uçakla buraya gelmişler. Kur’an’ı düşünmek üzerine bir podcast bile başlatmışlar.
Bunun ilk ”Kur’an Haftası” dersinden farklı olan tarafı, artık değişik yollarla meyvelerini ve neyin doğup neye dönüştüğünü görüyor olmaya başlamamdı. ”Kur’an Hafta”sında gerçekten dikkatimi çeken olay buydu galiba.
Üzerinde çalıştığınız en zorlayıcı sure neydi?
Farklı Sureler, Farklı Zorluklar
Şimdiye dek çalışması en zor olan surelerden birisi, çok farklı bilim dallarından yararlanılması gereken Mümtehine Suresi idi. Çünkü Allah’ın Mümtehine Suresi’nde ne demek istediğini derinlemesine anlamak için tarih, siyaset, hukuk, dil bilimi, bağlam gibi çok fazla şeyin kesişmesi gerekiyordu ve gerçekten harikaydı. Sidney de güzel bir deneyimdi.
Kişisel tefekkür açısından çok zorlayıcı olan sure Teğabun Suresi idi. En azından şimdiye kadar çalıştıklarım arasında kesinlikle en faydalı surelerden birisiydi. Çok özel olduğunu hep biliyordum ama o çalışmada, o surenin bende bile bıraktığı etki çok özeldi.
Teğabun Suresi, Kur’an’da hiçbir yerde bahsetmediği şekilde musibetten bahsediyor. “Allah, musibetten öncesini de, musibet anını da, musibet sonrasını da bilir. Allah benim anladıklarımı da, anlamadıklarımı da, bildiklerimi de bilmediklerimi de bilir. Allah bu musibetin bu dünyada, öteki dünyada veya her ikisinde nasıl bir nimete dönüşeceğini bilir. Ben bunların hiçbirini bilemem, bunların hepsini bilen sadece Allah’tır.”
Sadece Allah’ın ilmi ile huzur bulmak… Derinlemesine çalışmak istedim çünkü:
وَمَآ أَصَٰبَكُم مِّن مُّصِيبَةٖ
(Ve mâ esâbekum min musîbeh)
ayeti Kur’an’da çok kez geçiyor. Allah neden (musibet) “مُصِيبَةٍ (Musîbeh)” kelimesini kullanıyor? Kur’an trajediden nasıl bahsediyor?
Her insanın hayatında trajediler vardır. Toplumlarda trajedi var, dünyada trajedi var. Trajedi bir insanın içinde olabilir, gözle görünür olabilir, dünyada yaşanıyor olabilir. Savaş gibi, soykırım gibi şeyler, değil mi? Peki Kur’an bu sorunu nasıl ele alıyor? Şahsen benim trajedik şeylerle olan ilişkime bakarsak, ”Allah bundan nasıl bahsediyor, nerede bahsediyor?” O’nun Teğabun Suresi’ndeki ifade ediş biçimini es geçmeyeceğim, bundan bahsetmekten vazgeçmeyeceğim.
Çok etkileyiciydi çünkü genellikle bu çalışmalar aynı zamanda oldukça akademiktir. Şunu söyleyebilirim, bu ayet üzerinde ya da ayetin bu kısmında izleyicilerimle aralıksız 1.5 saat, bir saat kırk beş dakika vakit geçirmişizdir sadece bu ayet üzerinde. Bunu yaparken ben ve dinleyen herkes gözyaşlarına boğuldu. İnsanlar bana gelip dediler ki, “Ben bir evladımı kaybettim ve hiçbir şeyin bu ayet kadar yardımı dokunmadı.” Başka birileri geldi ve dedi ki, “Daha önce trajediyi hiç bu şekilde anlamamıştım.”
İnsanların tamamen dilleri tutulmuştu, sadece “İşte buna ihtiyacım vardı, gerçekten ihtiyacım olan şeyin bu olduğunu biliyordum ve dünyanın da buna ihtiyacı var!” Ben de “Haklısınız, tüm dünyanın buna ihtiyacı var!” Bu ayete ihtiyacımız vardı, evet.
İşbirliği Yaparak Öğrenme
Bir konuda uzman olmadan nasıl kendinizden emin bir şekilde o konuyu yorumlayabiliyorsunuz?
Başkaları hakkında bir şey diyemem ama işbirliği yaparak öğrenme konusundaki şiddetli ihtiyacın daha fazla farkına vardım. Özellikle mesele Kur’an tefekkürü olduğunda. Belirli alanlarda uzman olan insanlardan faydalanmak ve onların bilgilerinden istifade etmek, ve yeri geldiğinde hakkını vermek… Ben bir siyaset, siyaset felsefesi öğrencisiyim ama bunda uzman olduğum anlamına gelmez. Ben, psikolojiyle, arka plan psikolojisi ile ilgileniyorum ama bu hiçbir şekilde psikolojide uzman olduğum anlamına gelmez. Teknik olarak hiçbir konuda uzman değilim.
Şu anda yapmaya çalıştığım şey farklı bilim dallarından insanlarla bir araya gelip derin müzakereler yapmak ve Kur’an’dan belirli bir ayet veya ifade ile ilgili bir problem, soru ya da merak ortaya koymak. “Burada ne görüyorsun? Bu sorulara nasıl yanıt verirsin?” Ardından bazı görüşlerini alıp, dokümante edip, grup olarak tartışmak.
”Kur’an Haftası”na hazırlık olarak grup müzakerelerinin faydalarından biri de bir fikre yönelik sorular veya eleştiriler. Belki düşünüp bir sonuca varıyorum ve bir eleştiri geliyor ve ben de “Vay be, hiç böyle düşünmemiştim.” Sonra bu yeni bir tartışma konusu oluyor. Bazen en güzeli de tüm grubun kafasının allak bullak olması. Hiçbirimiz cevabı bulamıyoruz. Sonra bir başkasına gidip “Hey, bizim bu konuda beynimiz durdu. Bize yardımcı olabilir misin?” diyoruz.
Amaç “son söz” (Kur’an) hakkında son sözü söylemeye çalışmam değil. ”Kur’an Haftası” için dileklerim, canı gönülden şunu istiyorum ki bu birine bir kıvılcım olsun ve bu kıvılcımla gerçekten bir şeyler yapsın ki ayetin derinliklerine dokunabileyim.. Her ne kadar derinlemesine çalıştığımızı düşünsem de dört sayfalık veya bir buçuk sayfalık, 2 ila 4 sayfa için harcadığım toplam süre, birkaç hafta içinde en az yaklaşık yüz saati buluyor. Grup saatlerini söylemiyorum bile. Üstüne üstlük bir de “Kur’an Haftası”nın kendi içindeki mesaisi var. Ders günü, sabah namazından ikindiye kadar çalıştıktan sonra derse gidiyorum. Yani ”Kur’an Haftası”nın kendisi içerisinde 50-60 saat. Ama bu saatler, beni ayetin dokunabileceğini düşündüğüm yerlere götürüyor.
Sonra, samimiyetle inanıyorum ki bu çalışmaların üzerine birisi gelecek ve diyecek ki “Ben hiç böyle düşünmemiştim ama bu beni bambaşka yerlere götürdü ve bana Kur’an’dan ilham alan bir keşif dünyasının kapılarını araladı.” Aynı şu nörolog gibi mesela veya karşılaştığım başkaları gibi. İşte bunu ümit ediyorum, otorite olup son sözü söylemek değil aksine tefsirin ve Kur’an çalışmalarının zenginliğinin dünyaya neler kazandırabileceğini göstermek.
Kur’an’ın Zenginliği ve Dönüştürücü Gücü
”Kur’an Haftası” boyunca hissettiğiniz baskın duygu neydi?”
Bendeki baskın duygu, Kur’an’ın zenginliği karşısında duyduğum hayranlık ve bilinçaltımda Kur’an’ı küçümseme ihtimalimin verdiği suçluluk. “Evet, Kıyamet Suresi ahiretten bahseder. Bundan bahseden farklı sureler de var, kolay olacak.” Hayır, olmayacak. Defalarca gördüm ki, nasıl oluyorsa bilinçaltımda şöyle bir düşünce geliyor: “Bu sure de önceki surelerde geçen şeyleri söylüyor zaten. Yani çok şey yapmaya gerek yok…”
Bunun yerine her surenin göklerden gelmiş, kendi güzelliği ve tarzı içinde eşsiz ilahi bir hediye olduğunu düşünmek. Allah aşkına, hiç iki tane bebeğe bakıp da ikisinin aynı olduğunu söyler miydiniz? Bunu Allah’ın yarattığı hiçbir şeye yapmazsınız. Tüm o eşsizlik, güzellik, inceliğe bakarak… Değil mi? Biz şunu yapmıyoruz, başkalarını bilemem de ben bunu Kur’an için yeterince yapmıyorum.
Her ne zaman başka bir sureye geçsem ilk düşüncem şu oluyor: “Sakın küçümseme!” Bunu kendime söylüyorum ama yine de bir parçam “Ama bu da neredeyse aynı şey.” der gibi oluyor. Ardından çalışmayla beraber derinine dalınca tokat yemiş gibi oluyorum. Bak! Aynı değiller. Evet Allah’ım, sürekli unutuyorum.
Birisi bu… İkincisi ise bu kitabın bir değişim meydana getirmek konusunda ne kadar güçlü olduğu. Bana gelen his şu: İnceleyebileceğin şeyler var, entelektüel meraklar var, bunlar hakkında öğrenebileceklerin var ve bunlar büyüleyici şeyler. Kur’an sadece büyüleyici bir şey değil. Kur’an dönüştürme potansiyeline sahip bir şey. Bir sureye derinlemesine dalmak ya da Kur’an’ı, hatta bir ayeti bile tefekkür etmek; tüm bir hayat için dönüştürücü olabilir, bir kişi için dönüştürücü olabilir, bütün bir aile için olabilir ve yayılarak toplum için, dünya için bile dönüştürücü olabilir.
Bu kelamın yapabileceklerini küçümsemeyin ve “Kur’an çalışmaları imanımızı kuvvetlendirir, bizi Allah’a yaklaştırır” gerçeğini görmezden gelmeyeceğim. Kur’an bunu yapar ve bunu daha fazlasını yapmak için kullanır. Kur’an’ın bu el değmemiş gücünü, bilinç dünyamıza geri getirmemiz gerekiyor. İşte ”Kur’an Haftası”nın bana yapmamda yardımcı olduğunu hissettiğim şey bu.