— Hayır ama doğru, bu söylediklerin batıda büyümüş gençler için çok tanıdık. Hatta doğuda bile, ben de birkaç yıl Lübnan’da okumuştum. Gençler için durum benzer. Hatta senin yolculuğun da benimkine ve buradaki gençlerin yolculuğuna çok benziyor. Eskiden durum buydu, 40 yaş ve üzeri isen mescide gidersin. Kur’an da sadece o yaştakiler içindir. Çünkü kimse Kur’an’ı olması gerektiği şekilde konuşmamıştı. Bu bir konuşma. Bunu sanki Allah sizinle konuşuyormuş gibi uygulayabilirsiniz. Şu söylediğin muhteşem; o görünmez oldu ve Allah konuşuyor gibi oldu.
— Evet, o yok oldu, arka plana geçti.
— Muhteşem, benim de rol modelim olurdu, maşallah.
— Bu sadece manevi bir gerçeküstü deneyim değildi, üzerimde hâlâ psikolojik etkiler var. Ahlak felsefesi, epistomoloji falan hepsi kafamda dönüp duruyordu. Onun bilmediği şey şuydu, o Bakara ve Al-i İmran üzerinden geçerken ben daha gidip ona “Şu konuda ne diyorsun? Bu konuda ne diyorsun?” demeden kafamdaki bütün felsefi soruların cevaplarını veriyordu. Hatta bunu söyleyen o değildi, Kur’an cevap veriyordu. Ben de bunu dinlerken, “Bu problem az önce çözüldü mü? Aa, evet, çözüldü.” Birbiri ardı sıra benim bütün felsefi düğümlerimi çözüyordu. Bu konuşma sırasında Kur’an’ın aynı anda yaptığı diğer bir şey de, sanki birisi sizi tanıyor ve sizi bu kadar iyi tanıdığına inanamıyorsunuz gibi hissettiriyor. Sizinle konuşuyor, siz de “Benim hakkımda bunu sana kim söyledi? Benim hakkımda bunu nereden biliyorsun?”
— Unutmadan araya girmem lazım. Çünkü insanlarla paylaşmam gereken muhteşem iki şeyi hatırlattın. Birçok kişi İslam’a giriyor ya da dönüyor, hangi kelimeyi tercih ederseniz edin. Konuştuğumda hepsinin ortak söylediği şey; “Ben Kur’an okuduğumu sanıyordum ama sonra anladım ki Kur’an beni okuyor.” Gerçekten sizi okuyor ve ruhunuzun derinliklerine dalıyor, değil mi? Sadece buna açık olmanız lazım. Diğeri de, Dr. Jeffrey Lang’ı duymuş muydunuz?
— Elbette.
— Meşhur konuşmasında söylediği bir şeyi hatırlattınız; “Kafamdaki bütün argümanları tuğlalar gibi tek tek kırdı” demişti.
— Evet.
— Çünkü tamamen ateist bir temelden geliyordu. Bu da benzer bir yolculuk. Bunu vurgulamak istiyorum, sizinki de benzerdi değil mi?
— Evet, Dr. Jeffrey Lang’ı gerçekten çok severim, inanılmaz birisi.
— Zakir Naik de öyle.
Arapça ve Kur’an Öğrenme Süreci
— Yani bu deneyimden sonra hem sevinçli hem de çok öfkeliydim. Öfkeliydim, çünkü o zaman 18 belki 18.5 yaşındaydım. Müslüman dünyasındaki yetiştirilme biçimim tamamen beni Kur’an’dan uzaklaştırmış gibi geldi. Allah’ın sizinle konuştuğunu nasıl kimse söylemez yani? Kandırılmış, aldatılmış hissettim, bu yanlış, niye insanlar bunu bilmesin ki? Herkesin bunu bilmesi lazım. İnsanların bunu bilmiyor olması çok üzücü. Programın sonunda o hocanın, öğretmenin yanına gittim, benim kim olduğumu bilmiyordu, sadece yanına gidip “Ben de senin yaptığını yapmak istiyorum, sen ne biliyorsan ben de onu bilmek istiyorum” dedim. O da “Kolay, Arapça öğren” dedi. Söylediği şey buydu. Ben de “Tamam, nasıl Arapça öğrenebilirim?” O da “Haftaya Arapça derslerine başlıyorum” dedi. Sonra haftaya ondan Arapça öğrenmeye başladım.
— Mescitte kurs mu oldu?
— Evet, mescitte kurs oldu. Benim Kur’an ve Arapça takıntım bu şekilde başladı. Arapçayı sadece… Arapçada bir şey öğrendiğimde Kur’an’ı anlama konusunda nasıl ilerlediğimi görmek isterdim. Dönüp dönüp Kur’an’dan kontrol ederdim. Üniversitede kötü bir öğrenciydim. İyi günümde isem B alıyordum, odaklanmakta zorlanıyordum, dikkatim dağılıyordu.
— Çoğumuzdan daha iyi… Ama buna geçmeden önce Arapçayı bire bir özel derslerde mi öğrendin yoksa resmi bir kursta falan mı?
— Hayır, onunla 3 hafta çalıştım.
— Üç hafta?
— Evet. Yoğunlaştırılmış bir kurs veriyordu. Onunla 3 hafta çalıştım sonra… Ders kitabı bile yoktu. Hepsi kafasındaydı. “Bir kitabımız yok mu?” dedim, o da “Tamam” dedi. Ertesi gün geldiğimde… Şu yazıcı kağıtlarını bilirsiniz, tam olarak el yazısı ile 80 sayfalık bir kitap yazmıştı. Fotokopisini çektirip zımbalamıştı. Getirip “İşte kitabınız” dedi. Onu kitap olarak kullandık. Nahiv ve sarfın temellerini ve Kur’an’a nasıl uygulandığını öğrendik. Bunlar olurken kendime “Bu kitabı ezberlemem gerek, daha fazlasını anlamalıyım, daha fazlasını bilmeliyim” diyordum. Çok can sıkıcıydı çünkü, ezberledikçe bilmediğim kelimeler ortaya çıkıyordu. Bilmediğim bir kelime daha, bir kelime daha, bir kelime daha, bir kelime daha… Şu Arapça işini halletmem lazımdı ama tam zamanlı üniversiteye gidiyor, tam zamanlı bir işte çalışıyordum. Ailem üniversite ücretimi karşılayamıyordu. Zaten Pakistan’a gitmişlerdi. O zamanlar yalnız yaşıyordum. Bütün bunları yaparken bulabildiğim her boşlukta ya Kur’an ezberliyordum ya da Arapçada bir konuyu çalışıyordum.
Sonra hocam gitti ve artık yeni bir sorunum vardı. “Şimdi ne yapacağım, ne öğreneceğim?” Eğer Kur’an’da ilerleme kaydetmezsem kazandıklarımı kaybedecekmişim gibi geliyordu. Manevi olarak kazandıklarımı, felsefi olarak kazandıklarımı, kurduğum bu bağlantıyı. Tüm bu bağlantıyı sağlayan Kur’an’dı. Yani bunu kaybedemezdim. Çünkü Kur’an’ı kaybedersem, Allah ile bağlantımı kaybederim gibi geliyordu. Çok çok daha fazlasını istiyordum. Astoria’da bir Arap mahallesine trenle gitmeye başladım. Gerçekten güzel Lübnan dönerleri vardı. İmam falan, orada herkes Arapça konuşuyordu. Ben de gidip…
— Lübnan?
— Gerçek Lübnan döneri.
— Lübnan aksanı biliyor musun?
— Hayır.
— Paçayı kurtardın, biraz Lübnan geçmişim var, seni test edecektim.
— Lütfen yapma.
— İşte bu hidayettir. Hidayetin anlamı bu, değil mi?
— Evet. Allah’ın yol göstermesi, “Men Yurîdiʼl-lâhu bi-hi hayren yufekkihu fiʼd-dîni” (Hadis). Allah birisi için hayır dilerse, o kişide hayır görürse, ona din bilgisi nasip eder. Bu başlı başına bir alan, maşallah.
11 Eylül Sonrası ve Farklı Gruplardan Öğrenme Tavrı
— Subhanallah. 11 Eylül’ün sonunda ilginçtir ki… Ben New York’daydım ve bütün bu karmaşa New York’ta oldu. Müslümanlar özellikle hedef alındı. Bir gazeteci vardı.
— Burada, bizde bile oldu.
— Eminim olmuştur.
— Başörtüleri çekiştirildi, tramvayda falan insanlara saldırıldı.
— Bizde de yetkililerin kapıları falan kırıp girmesi gibi çılgın şeyler oldu.
— Tam ortasındaymışsın, neyse devam et.
— Bu şey olduğunda, bir gazeteci benim üniversitede sohbet verdiğimi duymuş. Gazetecilik bölümünde okuyormuş, editörüne sormuş, -hangi dergi olduğunu unutmuşum-
— Bu sohbet, bir Kur’an çalışması değil mi? Üniversitede yapıyordunuz.
— Evet, üniversitede 4-5 arkadaş bir araya geliyorduk. Benimle röportaj yapmak istedi, ben de “Tamam” dedim. Benimle röportaj yaptı. Bu 11 Eylül’den 2-3 ay sonraydı. Röportaj yaparken sordu; “Sana da insanlar dayanacak bir şeye ihtiyaç duydukları için dine yöneliyor gibi gelmiyor mu? Bazıları uyuşturucuya yöneliyor, başkaları yamaç paraşütüne yöneliyor.”
— Bunu hep yapıyorlar.
— Bu şekilde buradan bir anlam çıkarmaya çalışıyordu. Onunla en ilginç konuşmalarımdan birisini yapmıştım ve bu benim şunu anlamamı sağladı; ya Allah sizi hidayeti ile bağlıyor, ya da çok geç olana kadar kendinizi bağladığınız bir sürü gereksiz şey oluyor. Bu dünyada çekici o kadar çok şey var ki, sizi içine çeker ve yıllar geçse bile anlamazsınız.
Sanırım bu konuşma bana faydası olan şeylerin çoğunluğunu oluşturuyor. Hem manevi hem de entelektüel olarak gelişmemde faydası olan diğer bir şey de hocamın bana öğrettiği bir tavırdı. Bundan gerçekten çok faydalandım. “Kimden fayda gördüğüne takılma, herkesten istifade et, sadece öğren, geliş ve Allah’tan iste, Allah’tan hidayet istemeye devam et, fakat ayrım yapma.” demişti. Allah’ın sana olan yol göstericiliğini küçük görme ve “Şu kişiyi dinlememeliyim çünkü beni yoldan çıkarır, şunu dinlememeliyim.” diye korkma. Hayır, hayır. Allah’ın kitabına bağlıysan ve öğrenmeye kararlıysan Allah sana yol gösterir ama kapıları kapatma.
Bu tavır New York’ta ideolojik olarak zıt kimselerden de bir şeyler öğrenmemi sağladı. Çünkü diğer büyük şehirler gibi New York’ta da çok çeşitlilik var. Bir yerde bir mezhep ya da ideolojiye mensup kişilerin mescidi var, bunun tam zıttı ideolojiye sahip mescit de var. Bunlar kesinlikle bir araya gelmemeli ve hatta birbirlerine kafir ya da yoldan çıkmış diyebilirler.
— Yani Müslüman gruplardan bahsediyorsun.
— Müslüman gruplar. Hatta Müslüman olmayanlar da.
— Gayrimüslimler bile.
— Kendime her yerden öğrenmenin kapılarını açtım. Öğreneceğim. Her şeyi dikkate alacağım ve her şeyi dinleyeceğim. Her şeyi açık bir kalple dinleyeceğim.
Bu benim kendi İslami çalışmalarımda şuna neden oldu; Tebliğ Cemaati’nin bir sohbetinde oturuyordum, sizi şu kadar gün falan Allah yolunda olmaya davet ediyorlar. Ben de “Tamam” dedim. Onların yaptığı şeyi deneyimlemeden onlar hakkında yorum yapamam. Yani gittim.
— Bu aralarına katıldığın ilk grup muydu?
— İçlerinden birisi buydu, aynı anda birçoğuna gidiyordum.
— Neden hepimizde aynı hikaye? Biz de Tebliğ Cemaati ile başlamıştık, babam da.
— Allah onları mükafatlandırsın, oldukça harika bir şey yapmışlardı.
— Subhanallah.
— Sonra bana, Tebliğ Cemaatindeki herkesin nasıl yoldan çıktığını, onların akidesinin kötü olduğunu anlatan başka bir cemaate gittim. Ben de “Tamam, neden kötü olduğunu bilmek istiyorum.” Oturup bir yıl onlarla akide çalıştım. Sonra başka bir gruba katıldım. İsimlerini söylemek istemiyorum ama başka bir gruba katıldım. Onlar da “Bunlar ne yaptığını bilmiyor çünkü hilafeti getirmeye çalışmıyorlar, boşa zaman kaybediyorlar” diyordu. Ben de “Tamam, hadi sizinle hilafeti nasıl getireceğimizi öğreneyim” dedim. Hangi gruba katılsam… Sonra başka bir gruba katıldım. Onlar da “Bütün bu kimseler İslami bir devlet kurmaktan bahsediyor ama kalpleri doğru yolda değil” diyordu. “Kalplerinin temizlenmesi lazım.” Ben de “Tamam, hadi kalp nasıl temizlenirmiş öğreneyim” dedim. Hiçbirine ayrımcılık yapmadım. İyi olsun, kötü olsun, bunların hepsi bir fikir oluşturmamı sağladı. Bu fikir de şuydu; herkesin bir referans noktası, içerisinden dini gördükleri bir mercekleri var. Böyle bir mercek oluşturmuşlar. Bütün İslam görüşlerini de bu mercekten gördükleriyle tanımlamışlar.
— Bence burada olan şu, dikkatimi çekti ki, bütün bu farklı grupları dinlesen bile hemen bir yargıya varmamışsın. Bağnaz bir şekilde hareket edip belli bir çerçevede hareket etmemişsin. İnancına veya yoluna hemen karar vermemişsin. Kendine biraz zaman biraz müddet vermişsin.
— Evet evet.
— Hemen kendini bir yere bağlayıp, o yoldan gidip “En doğrusu bunlar” dememişsin.
Kur’an’ı Merkeze Koymak
— Yani şüpheyle yaklaştım diyemem, mücadele etmeye çalışmadan, şüpheci olmadan kendimi tamamen verip, haydi buna gömülüp, söylenenleri öğreneyim, dedim. Gerçekten ama gerçekten öğrenmek istedim. Gerçekten bu fikirleri içselleştirmiş hissetmek ve sonradan buna tutunup tutunmayacağımı görmek istedim. Hissettiğim diğer şey de şu ki, çılgın kısım burası, hissettiğim şey; o mescitte Kur’an dinlerken hissettiğim şeyi bir daha hissetmedim. Bunu bir daha hissetmedim, o his tekrar gelmedi.
— İlginç, ne hissetmeye başlamıştın?
— Herkesin belirli bir açıyı dine empoze etmeye çalıştığını gördüm. Ama Kur’an’ı merkeze koyarsam o kendisi her meseleye ışık tutabilirdi. Siyer mesela, siyer çalışmak istiyorum ama siyeri Kur’an ışığında çalışmak istiyordum. Sünneti, Kur’an ışığında çalışmak istiyordum. Fıkhı, Kur’an ışığında çalışmak istiyordum. Akideyi, Kur’an ışığında çalışmak istiyordum. Onların yaptığını hissettiğim şey şuydu; bir konuyu tartışıyorlar ve Kur’an söylemeye çalıştıkları şey için bir referans oluyor. Kur’an sadece söylemek istedikleri bölüm 1, 2, 3 için ispat ve delil kaynağıydı. Ama kaynak Kur’an değildi, sadece destekleyici delildi. Kaynak Kur’an ve diğer her şey destekleyici delil olduğunda bu bambaşka bir deneyim, başlama noktası burası.
— Benim bir inancım var ve gidip hangi ayet benim inancımı destekliyor diye aradan seçiyorum.
— Tam olarak bu.
— Gerçek bunun tam tersi olsa bile bununla yoluma devam ediyorum.
— Doğru. Tartıştıkça… Aslında tartışmak değil, konuşmak istiyordum. Ama gerçekten insanları rahatsız etmeye başladım.