Yani şimdi bu duyuru yapılmış, en azından İblis’in duyuruyu işittiğini biliyoruz. İblis bu duyuruyu işittiğinde Adem’in üç şeyden yaratıldığını biliyordu. Bu üç şeyi söylemeye devam edeceğim ki kafanıza iyice yerleşsin. Üç şey, üç şey, üç şey.

Fakat şunu biliyoruz ki Allah bize bunu söylüyor. Şeytan secde etmeyi reddettiğinde, Allah’a dönüp;

قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ

(Kâle ene hayrun minhu halaktenî min nârin ve halaktehu min tîn)

(Sad, 76)

سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى

(Sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî)

(Hicr, 29)

demedi. Bunları demedi. “Beni ateşten yarattın onu ise çamurdan” dedi.

Toprak o üç şeyden sadece biri, değil mi? İki şey daha var ve o diğer iki şeyi de biliyordu. O “tasviya”yı yani insanoğlunun dengesini biliyordu. Ayrıca insanoğlunun içinde olan ruhu da biliyordu. Fakat Allah’a “onu çamurdan yarattın” diye şikayet ettiğinde, diğer iki şeyi bilmiyormuş gibi davrandı, fakat biliyordu, üçünü de biliyordu.

Bu derste, kısa zamanda vurgulamak istediğim en önemli nokta bu. Adem aleyhisselam kıssasında yüzlerce ders var fakat umarım bugün bu dersin hakkını birazcık da olsa vererek anlatabilirim.

Şeytan o iki şeyi inkar ettiğinde ikisinin olduğunu da biliyordu. Eğer bu iki şeyi kabul ederse, insanoğlunun aslında nasıl bir muhteşem bir şey olduğunu kabul edeceğini biliyordu. Fakat sadece topraktan, çamurdan yaratıldığını kabul ettiğinde, Adem’in bir attan ne farkı olacaktı ki? Adem’in bir inekten, bir maymundan ne farkı kalırdı ki?

Onlar yemek yiyor, bu da yemek yiyor. Onlar yuva yapıyor, bu da yuva yapıyor. Onlar ürüyor, bu da ürüyor. “O sadece evrimleşmiş bir hayvan, hepsi bu. İki ayağının üstünde durabiliyor, büyük marifet! Ne olmuş yani? O sadece evrimleşmiş bir tür. Başka bir numarası yok. Bunda başka bir şey yok.”

Bizim varlığımıza ait üç öğeden ikisini bilerek inkâr ediyor. İkisini yok sayıyor. Eğer kabul ederse Allah’ın insana verdiği üstünlüğü ve muhteşemliği de kabul etmek zorunda kalacak. İnsanlıktan nefret ediyor. Bu üstünlüğü bize verdiği için Allah’ı suçluyor.

Sadece Adem’in (as) başarısızlığını görmek için yemin etmiyor. Bildiğiniz gibi eğer Adem’den nefret ederseniz ve Adem’i cennetten kovulmasını sağlarsanız şöyle olmalısınız: “Tamam halletitm ve intikamımı aldım, daha iyi hissediyorum.” Hayır, o iyi hissetmiyor: “Şimdi de çocuklarını cennetten alıkoyacağım, ailesini alıkoyacağım. Onların çocuklarını da alıkoyacağım. Onların çocuklarını da…”

İnsanoğlunu defalarca ve tekrar tekrar mahvetmeye devam ediyor. Ama öfkesinin şiddeti azalmıyor. İntikam aldıktan sonra veya yıkıma uğrattıktan sonra kendini daha iyi hissetmiyor. Daha iyi hissetmiyor.

Öz Saygı ve Değersizlik Krizi

Bu yüzden mesele, insanoğlunu nasıl mahvettiğidir. Bizi mahvetmek için çok fazla şey yapıyor fakat yaptığı en önemli şeylerden biri açıkçası —şimdi dersin asıl konusuna geliyorum— bu bölümden ve Kur’an’ın bu ayetinden ögrendiğimiz şeylerden birisi de; İblis, insanoğlunu değerli bir şey olarak kabul etmedi. O’nun en büyük başarısı, en büyük başarılarından biri bizi aslında değerli olmadığımıza ikna edebilmesi.

Bir insan olarak aslında öz saygı, kendine değer verme ve saygı duyma gerçekten günümüz dünyasının en büyük krizlerinden birisi. Sosyoloji dünyasındaki insanlar, psikoloji dünyasındaki insanlar, dünyanın her yerinde aileler kendisini hiçbir şekilde değerli görmeyen insanlar kriziyle karşı karşıyalar.

“Bir mesleğim vardı, şimdi emekli oldum. Kimse benim fikrime saygı duymuyor. Değersizim, tüm gün evde oturuyorum, oğlumun işi var, kızım uzakta bir okula gidiyor, ben ise işe yaramazın tekiyim. Herkese yük oluyorum.” Değersiz olduğunu düşünerek evde oturan yaşlı bir adam var: “Yapabildiğim tek şey mescide gidip gelmek. İçimdeki bu değersizlikle yaşıyorum. Ölsem daha iyi.” Bunlar, içinde olup söylemediği düşünceler, bazen de söylüyor, bazen bahsediyor. Bu değersizlikle yaşıyor.

Genç bir adam bu değersizlikle yaşıyor: “Kardeşim mezun oldu, kuzenim işe girdi, herkesin durumu iyi, bu zaten evlendi, bir de bana bak, hiçbir şeyim yok. Bunların hiçbirini başaramadım. Off onca yılı boşa harcadım, bunu yapmalıydım, şunu yapmalıydım, herkes ezik olduğumu söylüyor, gerçekten ezik olmalıyım.”

İblis ne yapmak ister? Bu şeyleri çevrendeki ve hayatındaki insanlara söyletmek istiyor. Onlar da sana, seni değersiz hissettirecek bu şeyleri söylerler. Ne yaptıklarının farkında bile değiller, fark etmezler. Fakat “evet belki de değersizim” diye düşünmeye başladığında üstünde bu etkiye sahip oluyorlar. “Belki de o kadar önemli değilim, hiçbir şeyim. Ben bir hiçim.”

Başkalarının Onayını Aramak

Düşük özgüveninizi beslediğinizde ve kendinize değer vermediğinizde düşündüğünüz tek şey “Sadece başkası bana değer verirse değerli olurum” olur. “Eğer biri onaylarsa o zaman değerim olur.”

O yüzden bir selfie çekeyim, filtrelerle yeterince oynadığımdan emin olayım ve internete koyup birinin “like atmasını” veya şu ifadelerden birini koymasını bekleyeyim. En azından bir maşallah ya da onun gibi bir şeyler yazsalar. Çünkü eğer birileri beğenirse biraz değerim olur. Tamam, şimdi daha fazla değere ihtiyacım var. Çünkü tekrar değersizleştim, iki gündür bir şey paylaşmadım. Tekrar geri dönüp kendimi değerli hissetmeliyim.

Kendine yeterince değer vermediğinde, o değeri her zaman bir yerlerde, birilerinde ararsın. Her zaman birinin onayına ihtiyaç duyarsın, her zaman birinin iltifatına ihtiyaç duyarsın. “Hiçbir şey söylemedin, yorum yapmadın, ne düşünüyorsun? Ne düşünüyorsun? Sence ne yapmalıyım? Bu konuda ne düşünüyorsun? Şu konuda ne düşünüyorsun?” Sürekli birinin fikrini sorarsın çünkü bu olmadan değersizsin.

Sonra korkarsın… Özgüvenin az olduğunda haklarına sahip çıkamazsın. İnsanlar seni çiğneyebilir, aşağılayabilirler ve sen bunları hak ettiğini düşünürsün, zaten pisliğim, dersin. “Yani olmam gereken bu, daha kötüsünü bile hak ediyorum.” Dahası, Şeytan bazen bunları hayatına sokar ve ona şunu söyle, der: “Hey! Ne biliyor musun? Sana köpek gibi davrandım ama sen daha kötüsünü hak etmiştin. O yüzden böyle davrandığım için mutlu bile olmalısın. Tamam mı? Böyle davrandığım için şanslı bile sayılırsın.”

Bunları yeterince duyduğunda ne olur? İçselleştirmeye başlarsın, çünkü insanoğlu bir şeyi ilk seferinde reddetse bile, yeterince duyduğunda ondan etkilenmeye başlar. Kendini öyle görmeye başlarsın, sadece başkalarına değil kendine de kin tutmaya başlarsın. İçindeki bu öfkenin dışa vurumu: “Benim fikrimin önemi yok. Başka herkesin görüşü önemli. Sesim güzel değil, başkalarının sesi daha güzel. Varlığım bir yük, başkasına sunabileceğim hiçbir şey yok.”

Bunu beslemeye başlaman şeytanın büyük bir zaferidir. Çünkü şeytan der ki: “Ben ne demiştim? Ben de tam olarak bunu söyledim. Bu çamurdan ibaret. Ona baksana ne dengesi, ne ruhu?”

Allah’ın İnsana Verdiği Şeref

Peki Allah ne yaptı? Biz bu dünyaya gelmeden bile önce bize ve babamıza verilenlerden dolayı… Vücutlarımızı yaratıp bunun üstüne “tesviye” ve onun üstüne de ruh ekledi. Allah bize, yarattığı tüm varlıkların üstünde bir şeref verdi. Allah’ın yarattığı tüm varlıklar bizi Allah’ın bir mucizesi olarak görüyor. Bütün melekler Allah’ın yaptığına hayranlık duyarak secdeye kapanıyor, Allah’ın yaratışına hayretle… Cennetteki melekler senden etkilendi fakat sen kendinden etkilenmiyorsun. Değersiz olduğunu düşünüyorsun.

Allah Kur’an’da der ki:

وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِىٓ ءَادَمَ

(Ve lekad kerremnâ benî âdem)

“Ademoğullarını onurlandırdık.”

(İsra, 70)

Ademoğullarını onurlandırdık. Bu ayet bana ne ögretti biliyor musunuz, şunu ögretti: başkasından onay aramak zorunda değilim. İyi bir iş çıkarıp çıkarmadığıma bakabilirim.

Eleştiriyi Gelişim Fırsatı Olarak Görmek

Çıkıp da bu dersi “kimsenin fikrine ihtiyacım yok” diye anlamamalısınız. Şimdi eve gidip tüm tuzu yemeğe dökeyim. Pişirdikten sonra tadı nasıl diye sorduğumda, “senin fikrin benim için önemli değil çünkü beni Allah onurlandırdı,” diyemem. Söylediğim bu değil, kesinlikle böyle bir şey söylemiyorum. Birbirimizi düzeltmeye ihtiyacımız var.

Bu arada kendine değer verdiğinde, eleştirilmek aşağılanma değildir. Kendine gerçekten saygı duyduğunda, kendi değerini gerçekten fark ettiğinde, biri seni eleştirip “hey, bunu yanlış söylüyorsun veya bunu geliştirmelisin ya da bu daha iyi olabilir” dediğinde o zaman kendimi geliştirmem için iyilik yapıyorlardır. Hakarete uğruyormuşum gibi hissetmem.

Eğer kendine verdiğin değer düşükse eleştiri seni daha aşağı çekiyormuş gibi hissettirir. Fakat bu duygu, kendine değer verdiğinde, Allah’ın sana verdiği değeri fark ettiğinde, ortadan kaybolur. Sonrasında düzeltme ve eleştiriyi bir fırsat olarak görmeye başlarsın, gelişmek için bir fırsat, artık aşağılayıcı olmaz.